Rejim iflas etti ve bunun farkında… – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

AKP rejimi, kalıcılığına kendisi de inanmıyor, “her an yıkılma” korkusuyla yaşıyor. Altın kaplama mobilyaları, Sarayları, servetini sergileme merakı, “üst akıl” paranoyası hep bu, bilinç dışından, günlük yaşama sızan korkunun biçimleri değil mi? 

Rejim iflas etti ve bunun farkında… – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

Ekonomi yönetimi, dış politika, Covid-19 salgını karşısındaki yetersizlikleri artık saklanamayan bu rejim iflas etmiştir, “kendisi” de bunun farkındadır, siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarının, kültür alanında getirmeye çalıştığı yasaklar, uyguladığı simgesel ve fiziki şiddet işte bu iflasın ürünleridir.

Gerçekten de rejimin, Cumhuriyetin kültürel mirasına sadık kalmakta “inat eden” Tele 1 kanalını sık sık karartması, sendika.org sitesinin siyasi nedenlerle engellenmesinin dünya rekorunu kırması, sosyalist yayınların, Kürt siyasi hareketinin “adalete ilişkin konuları konuşma kanallarının” biteviye tıkanması bu iflası sergiliyor.

İstikrar, huzur yok

Yalnızca, derinleşen ekonomik kriz, ağırlaşan siyasi-kültürel baskı, kontrolden çıkmış bir Covid-19 salgını altında yaşamaya çalışan halk için değil, bu rejim için de artık istikrar ve huzur yok.

Bu rejimin, egemen sınıfının ekonomik çıkarlarıyla, genel olarak halkın refahının (iş, aş özgürlük), özel olarak da Türkiye kapitalizminin sermaye birikim sürecinin gereksinimleri (üretkenlik, kâr oranları, üretim ve tüketim) arasındaki uçurumun, dolayısıyla krizin derinleşmeye devam etmesi bir yana rejim, geleceğini güvenceye alamadığını dehşetle görüyor.

Kültürü, en geniş tanımıyla “davranışsal tarzların gelecek kuşaklara genetik olmayan yollarla aktarılması” olarak tanımlarsak bir siyasal iktidarın geleceğini güvenceye alabilmesi için yalnızca ekonomik kaynaklarının değil, daha da önemlisi kültürel egemenliğinin yeniden üretimini güvenceye alması gerekeceğini görebiliriz.

Kültürel egemenliğin yeniden üretimi, önce “yeni rejimin” ekonomik ve siyasi gereksinimlerine uygun kültürel biçimlerin, kurumların ve araçların, pratiklerin üretimini başarmayı gerektirir. Örneğin, Osmanlının enkazı üzerinde kurulan Cumhuriyet, Türkiye kapitalizminin yeniden üretimi için gereken kültürel egemenliği, laiklik, “demokratikleşme”, bilime ve akılcılığa önem veren eğitim sistemi ve “kalkınma” alanlarındaki reformlarla başlayan, canlı sanatsal pratiklerle desteklenen süreç içinde, yüzyılın sonuna kadar korumayı başarmıştı. Bu kültürel yeniden-üretimin mirası büyük ölçüde varlığını sürdürmeye ve siyasal İslamın iktidarının AKP rejiminin geleceğini tehdit etmeye devam ediyor.

Ürün yoksa, baskı ve şiddet kaçınılmaz

Siyasal İslamın AKP rejiminin kurmaya çalıştığı kültürel “eko-sistem”, belki ana muhalefet partisinin dilini, siyaset tarzını şekillendiriyor ama Cumhuriyet rejiminin kültürel mirasının yerine geçecek yeni kültürel ürünleri, kurumları (Milli Eğitim tam bir fiyaskodur) üretemiyor. Cumhuriyetin, müflis Osmanlı İmparatorluğu’nun, çok zayıf da olsa kültürel mirasını, kendi üretim süreçlerine katmaktan çekinmemesi, yeninin, modern, akılcı olanın özgüveninden kaynaklanıyordu.

Özgüven yerlerde sürünüyor

Siyasal İslamın “yeni” rejimi Cumhuriyetin kültürel mirasını kendi yeniden üretim süreçlerine katamıyor. Çünkü, Siyasal İslamın sanat ve edebiyat alanı tam bir “çorak ülkedir”. Gelecek kuşaklara aktarmak istediği davranışsal tavırlar yeni ve modern, akılcı değil, kapitalizm öncesine ait, günümüz kapitalizminin ekonomik, teknolojik gereksinimleriyle uyumsuz antikalıklardır.

Siyasal İslamın “kültürel iktidarsızlığı” kesin ve kalıcıdır. Geriye, Cumhuriyetin kültürel mirasını, bu mirasın geçmişe yönelik eleştirilerini “konuşulabilir olanın” (siyaset rejiminin özgürlükler alanının) sınırlarının dışına itmeyi denemek kalıyor. Diğer bir deyişle, şiddet uygulayarak susturmak: “Kültürel alanda egemenlik kuramıyorsak, istibdat kurarız!”

AKP rejimi, kalıcılığına kendisi de inanmıyor, “her an yıkılma” korkusuyla yaşıyor. Altın kaplama mobilyaları, Sarayları, servetini sergileme merakı, “üst akıl” paranoyası hep bu, bilinç dışından, günlük yaşama sızan korkunun biçimleri değil mi?

Rejimin özgüveni artık, bir TV dizindeki kurmaca karaktere ilişkin sosyal medya mesajını “kişinin hatırasına” hakaret gibi bir suçlama ile mahkemeye taşıyacak, tarikat şeyhlerinin çocuklara yönelik cinsel taciz olaylarına ilişkin haberleri yasaklamaya varacak bir düzeye gerilemiştir.

Rejim iflas etti ve bunun farkında. Bu rejim gitmeden istikrar ve huzur yok!

Kaynak: Cumhuriyet