Meryem Şeriatmedari’yi koruyalım, İstanbul Sözleşmesi’ni yaşatalım

Eğer Türkiye’de en temel demokratik hakları savunan bir iktidar olsaydı Meryem’in başka bir ülkeye gönderilmesi söz konusu bile edilemezdi. Ama, İran’la yakın işbirliği içinde bir hükümet var ve İranlı hak savunucuları, demokratlar Türkiye’den sık sık geriye İran’a gönderiliyorlar ve ağır cezalarla karşılaşıyorlar. Meryem Şeriatmedari’yi korumak hem kadınların hem kadın-erkek bütün demokratların boynunun borcudur

Meryem Şeriatmedari’yi koruyalım, İstanbul Sözleşmesi’ni yaşatalım

Fransız-İranlı gazeteci Freidoune Sahabjani 1994’te best-seller olan “Soraya M’nin Taşlanması: Gerçek Bir Hikaye” adlı bir kitap yazdı. Soraya M. İran’da, eşini aldatmakla suçlanan bir kadındı ve şeriat kurallarına göre yargılandığı mahkeme taşlanarak öldürülmesine karar verdi. Soraya, 1986’da, Kupaye köyünde, köy meydanında toplananlar tarafından beline kadar gömüldüğü çukurda taşlanarak öldürüldü. Kitap Soraya’nın hikayesini anlatıyor. Daha sonra 2008’de İranlı-Amerikalı yönetmen Cyrus Nowrasteh aynı adla kitabın filmini yaptı. Kitap ve arkasından film büyük yankılar uyandırdı ve bu inanılmaz, insanlığın karanlık çağlarında benzeri görülebilecek zulme dikkat çekti.

1979’daki İslam Devrimi’nden sonra kabul edilen İslami Ceza Yasası kadınlara karş�� özellikle acımasız olmasıyla biliniyor. 1980-2009 arasında 150 kişi taşlanarak öldürüldü. Bunlardan sadece 124’ünün cinsiyeti biliniyor ve bunların da yüzde 44’ü (55’i) kadın.[1]

İran idam cezasının olduğu ve gerçek sayı tam olarak bilinemese de çok sayıda idamın yapıldığı bir ülke. Uluslararası Af Örgütü, 2019’da 20 ülkede 657 idamın olduğunu belirtiyor ve en çok sayıda idamın sırasıyla Çin, İran, Suudi Arabistan, Irak ve Mısır’da gerçekleştiğini söylüyor. Yani İran dünyada Çin’den sonra en çok insanın idam edildiği ülke. İran’da idam edilenlerin sayısı 2018’de 253’ken 2019’da ‘en az’ 251 olmuş. Bunlardan 13’ü toplanan halk tarafından seyredilen idamlar olmuş.

Erkekler kadınların ‘sahibi’ olunca

İran’daki faşist molla rejimi kadınları en yakın erkek akrabalarının vesayeti altında görüyor: koca, dede, baba, erkek kardeş, amca vasi olabilecek erkekler, tabi toplumun vasisi de mollaların kendileri. İnsan hakları aktivisti Marjan Greenblatt, Newsweek’teki yazısında kısa bir süre önce meydana gelen korkunç bir cinayeti anlatıyor. “Geçen ay, 13 yaşındaki Romina Ashraf uykusundayken, babası odasına girdi ve bir orakla kafasını kesti. Uzun saçlarını, bir ip gibi orağa sararak çocuğunun kesilmiş kafasını orağa oturttu; bir erkek arkadaşı olduğu için aileye utanç getiren kızını ortadan kaldırdığını ve ailenin ‘onurunu’ kurtardığını ilan etmek için mahalleye çıktı.”[2]

Yazılanlara göre, “Baba tutuklandı, fakat yasaya göre maktulün vasisi olduğu için idam cezasıyla yargılanmayacak. Yürürlükteki yasaya göre 10 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacak.”[3]

Greenblatt devamla, “İslam Devrimi sonrası çıkarılan yasaların dikte ettiği gibi, erkek kardeşler, babalar ve kocalar hayatlarındaki kadınların ‘sahibi’ olmaya devam ediyorlar. Paralarının ve evlilik seçimlerinin karar vericileri olmalarına müsade edilerek kadınların kaderlerinin bekçisi olarak ortaya çıktılar ve canlarını almak için hem yargıç hem cellat olarak davranıyorlar.” … “1979 Devrimi’nin başlamasıyla, İranlı kadınlar yasa önündeki eşitliklerini ve kendi kaderlerini tayin haklarını giderek kaybettiler. Mahkemelerde, kadınlar erkeklerin yarısı değerindedirler; toplumda ise sıklıkla başkalarının mülkü olarak görülüyorlar.”

Meryem’in öyküsü

Meryem Şeriatmedari işte böyle bir toplumda bir grup cesur kadının 2018 yılında başlattığı ‘Beyaz Çarşamba’ adı verilen, zorunlu başörtüsüne karşı eylemlere katıldı. (İran’da kadınlar sokağa başörtüsüz çıkamıyorlar. Sadece başörtüsü olması yetmiyor, başörtüsünün kurallarda belirtildiği gibi takılması gerekiyor. Aksi taktirde ‘Ahlak Polisi’ denilen kadın ve erkek zebellahlar sokak ortasında başörtüsünü beğenmedikleri kadınları tartaklıyorlar, isterlerse tutukluyorlar.) Tahran’da yüksek bir yere çıkarak beyaz başörtüsünü bir çubuğun ucuna takıp salladı. Bu eylemlere katıldığı için gözaltına alınan Meryem daha sonra serbest bırakıldı ve Hürriyet’in haberine (Hürriyet, 11.09.2020) göre turist vizesiyle Türkiye’deyken 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

7 Eylül günü Denizli’de kimlik kontrolü sırasında, vizesinin süresi geçtiği için gözaltına alınıp sosyal medyadaki desteğin ardından serbest bırakılan Meryem’e, “İl Göç İşleri İdaresi Müdürlüğü tarafından Türkiye’yi kendi isteği ile terk etmesi için ‘terke davet’ yapıldığı öğrenildi.” (Hürriyet) Meryem’e sahip çıkan Denizli Barosu’ndan Avukat Mukaddes Künarlıoğlu, “kararın iptali için Denizli İdari Mahkemesi’ne başvuracaklarını söyledi.”

Eğer Türkiye’de en temel demokratik hakları savunan bir iktidar olsaydı Meryem’in başka bir ülkeye gönderilmesi söz konusu bile edilemezdi. Ama, İran’la yakın işbirliği içinde bir hükümet var ve İranlı hak savunucuları, demokratlar Türkiye’den sık sık geriye İran’a gönderiliyorlar ve ağır cezalarla karşılaşıyorlar. Cihatçılara, Hamas üyelerine yurttaşlık verildiğini ise gazetelerde okuyoruz.

Uluslararası hesaplar

Meryem, hem İstanbul Sözleşmesi ile uyum için çıkarılan 6284 sayılı yasa hem de İstanbul Sözleşmesi gereğince isterse Türkiye’de kalabilmeli. Sözleşme’nin “Göç ve İltica” başlıklı VII. Bölümü’nün “Geri Göndermeme” başlıklı 61. Maddesinin 1. ve 2. Bentleri, Meryem ve Meryem durumundaki kadınların korunmasına ilişkindir. 2. bent, “Taraflar statüsü ve ikamet durumuna bakılmaksızın korumaya muhtaç, kadına yönelik şiddet mağdurlarının hayatlarının risk altında bulunabileceği veya insanlık dışı muameleye veya cezalandırılmaya maruz kalabilecekleri hiçbir ülkeye hiçbir durum altında iade edilemeyeceklerini güvence altına almak üzere gerekli siyasal veya diğer önlemleri alacaklardır” diyor.

Medyascope TV’de Feminist Bakış Açısı programını sunan Berrin Sönmez, “İstanbul Sözleşmesi uluslararası rekabetin malzemesi mi?” başlıklı 38. programında, İran’ın Sözleşme’yi reddetmesi için AKP iktidarını desteklediğini, “Türkiye’deki İran’a yakın radikal dinci grupların lobi çalışması yaptığını” söyledi. Sönmez’in söyledikleri Meryem’in durumuyla birleştirildiğinde daha iyi anlaşılıyor. Sözleşme’nin iptali halinde sadece Türkiye’deki kadınlar değil, komşularımızdan gelen, baskı altındaki kadınlar da kaybedecekler. (Polonya ve Macaristan’ın İstanbul Sözleşmesi’ne itirazlarından birisi de bu madde.) Kadın düşmanı mollalar rejimi ve İstanbul Sözleşmesi!!! Siyahla beyazı yan yana koymak gibi bir şey!

Meryem Şeriatmedari’yi korumak hem kadınların hem kadın-erkek bütün demokratların boynunun borcudur diye düşünüyorum.

Dipnotlar:

[1] Stoning Women in the Islamic Republic of Iran: Is It Holy War or Gender Violence, Hamid R Kusha and Nawal H Anwar, Arts and Sciences Journal, 2014)

[2] Marjaan Greenblatt, Newsweek, 7 Eylül 2020

[3] Jackie Salo, New York Post, 27 Mayıs 2020

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur