Aykan Sever: “Bu oyun sonuçta Azerbaycan’ın başına örülmüş bir çoraba da dönüşebilir”

"Türkiye'nin yeni bir paylaşım oyununu denemeyeceği düşünülemez. Hatta bölge için köklü yıkım denilebilecek bu politikalara her iki ülkede de var olan iç anlaşmazlıklar nedeniyle taraftar bile bulması mümkün"

Aykan Sever: “Bu oyun sonuçta Azerbaycan’ın başına örülmüş bir çoraba da dönüşebilir”

Güney Kafkasya ve özel olarak Ermenistan’daki gelişmeleri yakından takip eden Aykan Sever’le Azerbaycan ve Ermenistan arasında patlak veren çatışmaların nedenleri ve olası sonuçları üzerine konuştuk.

Türkiye’de mevcut iktidarın emperyal heveslerine dikkat çeken Sever, Azerbaycan’la dayanışma adı altında yürütülen siyasetin Azerbaycan’ın doğal kaynaklarının gaspı da dahil olmak üzere Azeriler aleyhine sonuçlar üretebileceğini belirtiyor.

Sendika.Org: Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşananları karşılıklı propagandanın gölgesinde izlemeye çalışıyoruz. Gerçekte yaşanan ne? Kim haklı ya da bu savaşın haklısı haksızı ne?

Aykan Sever: Sovyetler Birliği döneminde çözülemeyen (Güney Kafkasya’da olduğu gibi başından itibaren yanlış politikalarla körüklenen) milliyetler sorunu, Güney Kafkasya özelinde 90’lı yıllarda gelişen savaş ve ayrışma süreciyle kronikleşmiş bir olguya dönüştü.

Bugün ise Dağlık Karabağ meselesinin devam etmekte olan post-modern karakterli yeniden paylaşım savaşının gölgesinde cereyan eden haliyle karşı karşıyayız. Zamanda geri gidemeyeceğimize göre soruna bugün çare üretmek zorundayız.

Her iki tarafa hâkim olan politik anlayış da sorunu müzakere ederek çözmenin belli tavizler vermekten geçtiğinin farkında, kendi iktidarlarını ayakta tutmak için barışçıl adımlara şans tanımıyorlar. Özetle yaşanan mevcut sorunun asıl kaynağı her iki tarafa da hâkim olan milliyetçi bakış açısıdır.

Milliyetçilik olanı da farklı tarif etmenin aracı oluyor mesela Azeri tarafı durumu “işgale karşı bir savaş” diye tanımlarken Ermeni tarafı “kendi kaderini tayin etmiş toprakları, vatanımızı işgal etmeye çalışanlara karşı bir savaş” diye tanımlıyor.

Aynı zamanda bu yaşananlar bölgede hegemonik olmak isteyen yeniden paylaşım savaşının Türkiye dahil belli başlı aktörlerine politika yapma olanağı veriyor. Rusya, ABD, Türkiye ve Çin başta olmak üzere bölgeye dönük şu ya da bu biçimde etkili olmak isteyen güçler de bu zemini kullanıyor.

Burada bugün yaşananlardan çok ayrı bir sorun gibi dursa da 1915’te yaşanan Ermeni Soykırımı’nın gerçekte bugün yaşananlarda da tayin edici bir önemi olduğunu unutmayalım.

Çatışmaların görünürdeki nedeni Dağlık Karabağ anlaşmazlığı ancak bugün özel olarak çatışmayı tetikleyen şey ne?

Temmuz ayında daha kuzeyde Tavuş bölgesindeki çatışmasından Azeri tarafı kendini yenik çıkmış hissetti. Türkiye bunu fırsat bilip aralık vermeksizin Azerbaycan üzerindeki etkisini artırmak üzere harekete geçti. Hem Nahçıvan hem de Azerbaycan ana karasında on günden fazla süren tatbikat yaptılar. Bu tür egzersizler sonra da sürdü. Ermenistan tarafı da daha çok Rusya ile ortaklaşan tatbikatlara devam etti. Kısaca şunu söylemek mümkün her iki taraf da yeni bir çatışmanın olmasının kaçınılmazlığının farkındaydı ve buna hazırlandılar.

Diğer önemli bir gelişmeyse Türkiye’nin coğrafyanın batısında emperyal politikaları açısından görece hüsran diyebileceğimiz bir durumu yaşıyor olması. Sendika.Org’un haberine de yansıdığı üzere bir aydan fazladır Ermeni basını Suriye’den çetelerin Azerbaycan’a taşındığını yazıyordu. 2016’da da 4 günlük çatışmada da olduğu gibi Türkiye’nin savaşı Güney Kafkasya’ya taşıması için çok sayıda motivasyonu var.

Türkiye’nin dahli ne boyutta ve ne kadar etkili? Yine Suriye ve Libya’daki gibi bir tür Türk-Rus dengesi kurarak yeni bir paylaşım oyunu kurulabilir mi?

Türkiye 90’lı yıllardaki çatışmalardan beri bir biçimde sorunun doğrudan muhataplarından oldu. Son yıllardaki çatışmalarda da Azerilerin yanında yer aldı. Her konuda destek verdi. Son çatışmada Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a uluslararası topluma dönük “Türkiye’nin olası bir müdahalesini durdurmak için nüfuzunuzu kullanın” çağrısı yaptıracak kadar ürküntü yarattığını düşünürsek Türkiye’nin bu işin içindeki rolü daha açık görünür.

Türkiye’nin yeni bir paylaşım oyununu denemeyeceği düşünülemez. Hatta bölge için köklü yıkım denilebilecek bu politikalara her iki ülkede de var olan iç anlaşmazlıklar nedeniyle taraftar bile bulması mümkün. Ama böylesi bir oyun sonuçta Azerbaycan’ın başına örülmüş bir çoraba da dönüşebilir. Yani aslında saldırılan Dağlık Karabağ olsa da hikâyenin sonu Azerbaycan’ın doğal kaynaklarının Türkiye tarafından gasp edilmesiyle de sonuçlanabilir. Türkiye’nin Aliev yönetiminden pek de hoşnut olduğunu sanmıyorum. Azeri halkının çoğunluğunun Şii olduğunu, Suriye’den taşınan cihadistlerle kan uyuşmazlıklarının olacağı şimdiden görülebilir. Özetle Türkiye çatışmaların yardımıyla Azerbaycan’ı Rusya’nın etki alanından çıkarmaya çalışabilir. Hem de bunu “gardaşlarımız ne istiyorsa yaparız” diyerek.

Tabii böyle bir gelişme olasılığına karşı ABD, Rusya gibi güçlerin ne tür politikalar geliştireceği önemli.

Türkiye özellikle 2020 başından bu yana Rusya karşısında NATO ilişkilerine vurgu yapan bir çizgiye yöneliyor. Kafkasya’daki yeni gerilimde Rusya karşısında NATO ekseninden mi güç alınacak? Kafkasya’yı kuşatan uluslararası denge nedir ve Türkiye’nin hareket aralığı nedir?

Evet Türkiye yönetimi NATO’yu burada destek olarak kullanmaya çalışabilir ama bunun NATO’da ne kadar karşılık bulacağı bir hayli şüpheli. NATO içinde Trump yönetimi, belki Türkiye’ye “özel borçlar”ı olan bazı ülkeler, bürokratlar hariç kimseden destek bulma olasılığı yok. Bu konuda sadece şöyle bir aralık var, Ermenistan’a karşı değilse de savaşın/yıkımın İran ya da Kuzey Kafkasya’ya taşınma olasılığını görürlerse NATO’da böyle bir desteği bulabilir. Fakat bölgede kendini daha belirgin bir biçimde gösteren Rusya-Çin ve İran gibi güçlerin askeri varlığı bu işlere seyirci kalmaz.

Kafkas halklarının çıkarlarını gözeten adil bir çözüm mümkün mü? Azerbaycan ve Ermenistan’da bunun dinamikleri var mı? Çözüm için ne yapmalı?

Bence mümkün. Bu çoğumuza şimdi bir ütopya gibi gelebilecek bir federasyonun kurulmasından geçiyor.  1918’de kısa bir dönem yaşasa da Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti adı altında Gürcistan-Ermenistan ve Azerbaycan ortaklığı mümkün oldu. Bu tabii sadece bir adım olabilir ama birlikte yaşamak için sınırların kaldırılması sadece bir iyi niyet değil aynı zamanda köklü politik çözümlerin de yolunu açacaktır. Geçmişte Sovyetler Birliği döneminde de bu kısmen mümkün oldu. Bugün Gürcistan’ın güneyinde bu üç halk bir arada yaşıyor.

Bunun ötesinde şu an pratikte AGİT Minsk grubunun tartışmalı beş bölgenin Azerbaycan’a verilmesi, Ermenistan-Dağlık Karabağ arasındaki iki bağlantı bölgesinin de Ermenistan tarafında kalmasına dönük bir önerisi var. İmzalanacak bir barış anlaşmasıyla beraber bu önerinin kabulü kuşkusuz bir ilerlemeye yol açar.

Gerek Ermenistan gerekse de Azerbaycan tarafında barışı savunan ortak çözümler arayan gençler var. Henüz yeterince güçlü değiller ama bu konuda mücadele ediyorlar. Zamanla milliyetçi bakış açılarını aşındıracaklardır buna eminim. Özellikle Ermenistan gibi gençlerin iki yıl askerlik yapmak zorunda olduğu yerlerde bu daha mümkün.

“Biz ne yapabiliriz?” sorusu özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu atmosfer nedeniyle kolay yanıtlanabilecek bir mesele değil. Fakat ilk elden Türkiye’nin başka halklar için kan, zulüm demek olan emperyal politikalarına karşı çıkmak, barışı savunmak şart. Bir de belki uzun vadede şöyle bir soru sormak mümkün: Güney Kafkasya halklarıyla ortak bir yaşamı nasıl kurabiliriz?

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur