Aleyna Çakır olayının kronolojisi: Çürümüş iktidarın çatlaklarını zorlayan bir kadın cinayeti

Aylardır gündemde olan bir kadın cinayetinin baş şüphelisi olduğu halde dokunulmayan, Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’yle verdiği pozları arkasına alıp Süleyman Soylu’ya çağrı yapan, Berat Albayrak’ın televizyonunu şikâyet eden, AKP’li medya organlarını karşı karşıya getiren çete artıkları bu gücü nereden alıyor? Ya da iktidarın bunlara borcu ne?

Aleyna Çakır olayının kronolojisi: Çürümüş iktidarın çatlaklarını zorlayan bir kadın cinayeti

İntihar ettiği söylenen ancak öldürüldüğü yönünde kuvvetli şüpheler olan iki kadın…

Olası cinayetlerin potansiyel şüphelisi olan ancak daha önce birlikte poz verdikleri iktidar üyelerine seslenip polis tarafından korunan erkekler…

Adalet talebi yargı tarafından karşılanmayınca televizyon programlarına umut bağlayan, bu kez AKP iktidarı içi farklı kanatların karşı karşıya geldiği bir medya kavgasının ortasında kalan bir aile…

Aylardır gündemde olan bir kadın cinayetinin baş şüphelisi olduğu halde dokunulmayan, Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’yle verdiği pozları arkasına alıp Süleyman Soylu’ya çağrı yapan, Berat Albayrak’ın televizyonunu şikâyet eden, AKP’li medya organlarını karşı karşıya getiren çete artıkları bu gücü nereden alıyor? Ya da iktidarın bunlara borcu ne?

İktidarın da verdiği güçle, kadına yönelik şiddetin kadın cinayetlerinin faili olan erkekler bunların üstünü vatan-millet edebiyatıyla kapatmaya çalışıyor. Kameralarda Soylu’ya seslenip bayrak altında poz vererek kendini aklamaya çalışan erkekler devlet tarafından korunuyor.

Yukarıdan aşağı teşvik edilen bu çürümenin örnek bir vakası olarak Aleyna Çakır olayına dair tüm gelişmeleri baştan sona derledik.

Aleyna Çakır olayının kronolojisi

Ümitcan Uygun, 3 Haziran Çarşamba sabahı polisi arayarak, kız arkadaşı olduğunu söylediği Aleyna Çakır’ı evinde ölü bulduğunu söyledi. 21 yaşındaki genç kadın gerçek adı Sema Esen olduğu halde sosyal medyada Aleyna Çakır adını kullanıyordu ve kamuoyu da onu bu adla tanıdı.

Polis, ihbar sonrası gittiği evde Aleyna Çakır’ın cesedini buldu. Demirören Haber Ajansı’nın (DHA) haberleştirdiği raporda, Çakır’ın boynunda bornoz kuşağı olduğu, yüzüstü yatar halde bulunduğu, elleri ve bacaklarında morluklar bulunduğu bilgisi yer alıyordu.

Polis, kayıtlara ‘intihar’ olarak geçen olayın ardından ifadesini aldığı 22 yaşındaki Ümitcan Uygun’u serbest bıraktı.

Daha sonra Ümitcan Uygun’un, yaklaşık bir buçuk ay önce Aleyna Çakır’a şiddet uyguladıktan sonra genç kadını yerde baygın yatarken görüntülediği Instagram canlı yayınının kayıtları ortaya çıktı.

Aleyna Çakır’ın 17 Nisan’daki olayın ardından polise giderek şikâyette bulunduğu, koruma talep ettiği, Ümitcan Uygun’a bir ay uzaklaştırma cezası verildiği, Uygun’un da polise ifade verdiği günlerde Instagram hesabındaki görüntüleri sildiği anlaşıldı. Ancak görüntüler Uygun silmeden önce indirilmişti ve daha sonra sosyal medyada paylaşılacaktı.

Bir süre sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da bir açıklama yaparak “17 Nisan’da Aleyna Çakır’ın darp edilmesiyle 3 Haziran’daki ölümü arasında bağlantı bulunmadığını” savundu.

Ancak 30 Haziran’da, olayın intihar olmayabileceğine dair verilerin yer aldığı bir otopsi raporu oluşturuldu. Ailesi, Aleyna Çakır’ın otopsi sonucuna da dayanarak, daha önce kızlarına şiddet uygulayan Uygun’un cinayeti işlediğini iddia etti.

Aile, Müge Anlı’nın programına katılarak önce otopsi raporunu yayımladı. Ardından Aleyna Çakır’ın komşusu tarafından kaydedilmiş, öldürülmeden önce çığlıklar attığı bir ses kaydı ortaya çıktı. Çakır’ın babası Anlı’nın programında “Seni duymuyorlar kızım devlet büyükleri. Elinizi niye uzatmıyorsunuz?” diye ağladı. Ardından Müge Anlı, konuyu programında işlemeye başladı. Anlı kendisinin ve ekibinin Ümitcan Uygun tarafından tehdit edildiğini de açıkladı.

Aile, Müge Anlı’nın programında 8 Eylül’de, yani otopsi raporunun oluşturulmasından 2 ay sonra gelen adli tıp raporunu açıkladı. Aleyna Çakır’ın ailesinin aktardığına göre, adli tıp raporunda genç kadının intihar ettiği yazılıydı. Öte yandan Çakır’ın tırnaklarında ve vajinal bölgesinde bir erkeğe ait DNA bulgusuna rastlanmıştı. Raporun ardından Çakır’ın avukatları Ümitcan Uygun’un tutuklanması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaptı. Çakır’ın avukatlarından Umur Yıldırım, savcılığın bulguların kime ait olduğunu tespit etmek üzere harekete geçmediğini söyledi. Ümitcan Uygun ise bağlandığı bir programda suçsuz olduğunu iddia etti.

Bu sırada sosyal medyada kadınlar #ÜmitcanUygunTutuklansın etiketi ile çok sayıda mesaj paylaştı.

17 Eylül Perşembe günü Müge Anlı, konuyla ilgili soruşturma açıldığını, yaklaşık 20 kişinin de benzer iddialarda bulunmak için yayına bağlanmak istediğini, bu kişilerin ifadelerinin de soruşturmaya dahil edileceğini söyledi. Yine aynı gün Ümitcan Uygun’un annesi Gülay Uygun, son günlerde hakkında çıkan iddiaların ardından Ankara’da ormanlık alanda yakınları tarafından başından vurulmuş halde ölü bulundu. Ailesi, sabah evden çıkan Gülay Uygun’a ulaşamadıklarını belirterek akşam saatlerinde polise haber verdi ancak Uygun polisten önce yakınları tarafından bulundu.

Gülay Uygun’un yurt anneliği yaptığı Sosyal Hizmetler yurdunda 18 yaşını dolduran genç kadınları oğlunun da dahil olduğu bir çete üzerinden fuhuşa zorladığı iddia edilmiş ve iddialar üzerine bakanlık soruşturma başlatmıştı.

Annesinin hayatını kaybettiği yerde Ümitcan Uygun, babası ve avukatları kameralara konuşarak, Gülay Uygun’un ardında bir not bırakarak intihar ettiğini söyledi.

Annenin ölümü sonrası Ümitcan Uygun canlı yayında Aleyna Çakır’ın babasını kızına tecavüz etmekle suçladı, annesinin ölümünden Müge Anlı’yı sorumlu tuttu. Ümitcan Uygun’un babası da “Has ülkücü” olduğunu söyleyerek Süleyman Soylu’ya seslendi. Ümitcan Uygun’un avukatı da “Olayların çözüleceği yer televizyonlar değil, adliyelerdir. Bu açıkça Müge Anlı terörüdür” dedi.

Müge Anlı ise ilk yayınında anneye üzüldüğünü ama bunca zaman gündem olan bu konunun kendisiyle ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını söyledi.

Uygun ailesinin Soylu’yu referans göstererek Müge Anlı’yı hedef göstermesinin ardından iktidar medyasından farklı sesler yükseldi. Yeni Akit, “Müge Anlı rezaleti! Sen devlet misin?”  başlığıyla çıkarken Sabah-ATV cephesi de Anlı’yı savunmak üzere harekete geçti. Sabah Gazetesi iki gün üst üste “Müge Anlı’yı yedirmeyiz” ve “Türkiye Müge Anlı’yı izledi” sürmanşetleriyle çıktı. Böylece Albayrak ailesi tarafa dönüştü.

Daha sonra, savcılığın talimatıyla olayı araştıran polis, Gülay Uygun’un olay yerine nasıl gittiğini tespit için evi ve çevresindeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Yapılan inceleme sonrası Gülay Uygun’un sabah saatlerinden evinden çıktıktan sonra bindiği taksi tespit edildi. Polisin taksiciye ulaştığı ve ifadesini aldığı öğrenildi. Öte yandan, olay yerinde bulunan tabancanın ruhsatsız olduğu ve kime ait olduğunun belirlenemediği belirtildi.

19 Eylül’de ise Abdülhamit Gül, bir canlı yayında Müge Anlı’yı kastederek “Savcı bir TV programcısı değildir. Savcı, hakim adaleti yerine getirmeye çalışan bir yargı mensubudur. Varsa bir delilin arkadaş, yeri adliyedir, karakoldur” diyerek gerilimde Albayrakların medya grubuna karşı yeni bir cephe açtı.

22 Eylül’de, Müge Anlı’nın ATV’de yayımlanan programında farklı konular işlemesi de sosyal medyada, Anlı’nın olayın peşini bıraktığı şeklinde eleştirilere konu oldu.

23 Eylül’de sonuçları açıklanan kriminal incelemelerde Gülay Uygun’un elinde silaha ait atış artığına rastlandığı fakat tabancada Gülay Uygun’a ait parmak izi bulunamadığı belirtildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olay yerinde bulunan tabancanın ölüme yol açan tabanca olduğunu; kovan, tabanca ve telefon kayıtlarının incelemesinin devam ettiğini açıkladı.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur