Direnişler, yürüyüşler, itirazlar ve yeni bir toplum

Bugünkü bağımlı liberal ekonomi Cumhuriyet dönemine göre o kadar sapkın dönemeçlere girdi ki değişim artık kesinlikle köktenci olmalı. Şuna, buna bir iki itirazın dışında direniş topyekûn olmalı

Direnişler, yürüyüşler, itirazlar ve yeni bir toplum

Direnişler, yürüyüşler, karşı çıkışlar, itirazlar, açlık grevleri… Özellikle kadın cinayetleri ve ekolojik cinayetler konusunda direnmeli, itiraz edilmeli. Demokrasi bunu gerektiriyor.

Betonlaşan, nefes almakta zorluk çeken büyük kentlerde sayıları fazla olmasa da direnişler, sesini duyurma odakları sıkça görülüyor; ama bildiğimiz ele geçirilmiş, palyaço medyada pek sözü edilmiyor. Etmezler de çünkü görevleri bu.

Sivil toplum örgütlerinden sendikalara, kimi bireysel girişimlerden örgütlü toplumsal kuruluşlara kadar haksızlıkları, sömürüyü duyurma çabaları yılmadan devam ediyor.

Ancak tüm bu hareketler emeğin katkısıyla olmalı. Alın terini silmeden kavga başarılı olmaz. Özellikle giderek taşeronlaşan iş yaşamında mücadeleyi örgütlemek zorlaşıyor.

Tüm bu eylemler iktidarın sürekli baskı, zorlama, hapsetme önlemlerine karşın yer yer görülmekte; sürekliliği yok. Yine de mücadeleye katılan tüm kadın ve erkekleri kutlamak gerek. Bugün cesaret çok önemli bir öğe, özellikle virüs ortamında. Virüs bunalımı örtüyor.

Tutuklama, gözaltılar her gün diz boyu ama ses yine de çıkıyor, çıkmalı ve çıkacak.

İktidarın sert tutumu karşısında aralıklarla görülen bu eylemler giderek otoriterleşen davranışlar karşısında yılmamakla birlikte çağa aykırı, çağın gerisine düşen anlayışın hatalarını düzeltemiyor. İktidar hiç mi hiç dikkate almadığı gibi ele geçirdiği tüm kurumlar ve araçlarla bu tür eylemleri “hain, dış merkezli, bölücü, terörist” ilan etmekte geç kalmıyor. Odak hep iktidarın dışında tutuluyor.

Bir Ayasofya bin eylemi örtüyor, bin kusuru saklıyor. Toplumsal ve iktisadi sorunları arka düzleme itiyor.

Daha fazla ne yapılabilir? Daha fazla ne istenebilir? Yapılmalı ve istenmeli yoksa bu ülke geleceğini yakında kaybedecek. Ülkemize yabancı olacağız. Kamplara bölüneceğiz ama bu kez çitlerin içinde yaşayacağız. Meydanlar tarikatlara kalacak.

Bugünkü bağımlı liberal ekonomi Cumhuriyet dönemine göre o kadar sapkın dönemeçlere girdi ki değişim artık kesinlikle köktenci olmalı. Şuna, buna bir iki itirazın dışında direniş topyekûn olmalı. Boğulan birini kurtarmak değil, batan gemiyi kurtarmak söz konusu. Sapkın dönemeçler marjinal değil; yıllardır bilinçli şekilde adım adım ve kapitalizmin merkezlerinde hazırlanarak geldi. Ergin Yıldızoğlu’nun pasif karşı devrimle yıllardır uyardığı sorun varlığımızla, varolmamızla ilgili. Toplumsal, laik cumhuriyetçi, etik, hukuki yapı çöküyor. İktidar dikkati dağıtmakta ve başka yere çevirmekte; sorun yaratıp çözüm sunmakta; duyguya ve özellikle “milli” duygulara sığınmakta; isyan yerine suçluluğu koyup mağdur rolüne girmekte; haberi geciktirip tutarlılığını kaybettirmekte; istediği ve genelde popülist ve yalan haberleri öne çıkarmakta; halkı çocuk yerine koyup ona göre konuşmakta. Eğitim körleştikçe tarikatlar çoğalıyor ve ters akıntıda kürek çekmeye başlıyor gençler, yoruluyor, kaçıyorlar. Gençlere verdiği eğitimle cahil ve ahmak bir kuşak yaratılmakta; taraftarlarını soytarılığa, kavgaya, lümpenliğe itmekte ve insanları kendini tanıdıklarından daha iyi tanıdıkları konusunda çok başarılı olduklarını söylemektedirler.

1923’te başlayan Cumhuriyetçi politikayı yeni yüzyıla taşıyan bir iktidar gelemedi bu ülkeye. Kısa sürede ise bu işi yapmak zor. Geri viteste yıllardır gidiyoruz.

Bilime dayalı, iktisadi ve toplumsal ilerlemeye ve çevreye saygılı kalkınmayı sağlamaya yönelik ise hiç değil; aksine varolan sağlam temeli yıkmak; tramvaya binip yeni bir temel peşinde koşmak söz konusu.

Temel sarsıldı; bu kesin ama “battık, geri dönüş yok” demenin de anlamı yok.

İşte kimi eylemler az da olsa dikkati çekmeyi başarıyor. Felaket birkaç kişiyle, birkaç örgütle, odayla, baroyla ilgili değil. Tüm toplum yapısıyla ilgili.

Toplumla, çevreyle, insanımızla, emekle olan ilişkimizde alt üst oluşu gerektiriyor. Hafifletici, geçici çözümler artık yetersiz.

Toplumu her yönden saran siyasal İslamcı siyaset ve onun liberal yıkım politikalarıyla uçurumun kenarına gelmiş durumdayız.

Eşitsizlik her alanda, ama maske takın ve sakın konuşmayın, nefes almayın.

Fakirlik, fukaralığın açık seçik olması dışında ayrıca adaletsiz, hukuksuz insanımız. Bu düzen toplumu çürütüyor; vergisinden ihalesine, liyakatten eğitime, ilkokuldan üniversiteye, tarımdan sanayiye yayılan kokuların önünden geçilmiyor. Toplumu parçalıyorlar, intiharın eşiğine getiriyorlar. Gerginleştiriyorlar. Özgürlükler bir bir elden çıkıyor; düşüncesini açıklayan gözaltında alınıyor, hapse tıkılıyor ve Cumartesi Anneleri’nin yıllardır söylediği gibi “kayboluyorlar”.

Nereye gideceğimizi biliyor muyuz? İktidar da biliyor mu?

Ulus, vatan kayboluyor; din toplumu, şeyhülislam geliyor ve vaaz verebiliyor.

Artık yalanlar bile gizlenmiyor ve insanlar inanıyor.

Eğitim almayandan nasıl bilim beklersin? Köy Enstitüleri’nin gerisine düşmüş üniversiteden nasıl bir katkı beklersin?

Kültür sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmeyenden nasıl bir politika beklersin? Tiyatrolar, dans merkezleri çoğalacak mı sanıyorsun?

Ekonomiyi sadece faiz gözlüğüyle görenlerden nasıl bir kalkınma beklersin?

Muhalefet medyada hep “Niye böyle yapmıyorlar, uyaran yok mu, yine yanlış yaptılar” gibi yorumlar çıkıyor. Niye yoruyorsunuz kendinizi? Hep öyle yapacaklar; çünkü istedikleri islami-siyasi-liberal toplum yapısına ulaşmak için iktidara geldiler ve amaçlarına gitmeye çalışıyorlar.

Demokrasiye inanmayan ama iktidara gelmek için demokrasiyi kullananlardan ne bekliyorsunuz?

Seçtikleri yolun çözüm değil, sorunlu olduğunu hepimiz biliyoruz. Sorun birlikte ne yapabiliriz sorusu?

Bildiklerinden çok fazlasını söylüyorlar ama bildikleri sınırlı, belirli bir dünyaya ve biraz da öbür dünyaya ait.

Bilim insanından az bilen ama kendilerinden emin olanlara “kunduracı ayakkabısıyla sınırlıdır” denir.

Soru sorduklarında hep aynı soruları sorarlar ve hep aynı yanıtları verirler. Başka soru, başka yanıt aramazlar. Çünkü akıl sınırlı, dünyaları sınırlı. Bir kazığa bağlanmış olarak çevresinde dönüp duruyorlar, bizi de döndürüyorlar.

Direnişler, mücadeleler bizi kazıktan kurtarmalı ve yeni bir dünyanın kapılarını aralamalı.

Nereye gideceğimiz kadar nasıl gideceğimizi de önemli ve kolektif olarak bilmek zorundayız.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur