Öteki kahraman Arkadaş Z. Özger belgeseli: Gecikmiş bir tanışma için “Merhaba Canım”

Yönetmenliğini gazeteci ve belgeselci Ulaş Tosun’un üstlendiği bağımsız bir belgesel olan “Merhaba Canım” şair Arkadaş Z. Özger’in 25 y��llık yaşam serüvenini anlatıyor. Pandemi sonrası vizyona girmesi planlanan belgeselin yönetmeni Ulaş Tosun ile belgesele dair merak edilenleri konuştuk

Öteki kahraman Arkadaş Z. Özger belgeseli: Gecikmiş bir tanışma için “Merhaba Canım”

5 Mayıs 1973 yılında henüz 25 yaşındayken hayatını kaybeden Arkadaş Z. Özger’in ötekilikle temas eden yaşamını anlatan belgesel “Merhaba Canım” adını şairin 1970 yılında Dost Dergisi’nde yayımlanan ve tartışma yaratan “Merhaba Canım” şiirinden alıyor. Belgesel ile bir ilke imza atan Ulaş Tosun, kendi merak ettiklerini öğrenmek isteyen insanların da olabileceğini varsayarak belgesel çekimine başladıklarını anlattı. Belgesel için entelektüellerin ve devrimcilerin dâhil olduğu toplumun “öteki” karşısındaki tavırlarına temas ettiğini belirten Tosun, ortaya çıkan portreye karşı etrafından telkinler almasına karşın projeyi koruma refleksi geliştirerek görünür olmamaya çabaladığını aktardı. Fakat bir noktadan sonra maddi kaynakların tükenmesiyle kamuoyuna dayanışma çağrısında bulunduklarını ve bu süreçte Arkadaş Z. Özger’i tanımak isteyen ve sahiplenen binlerce insanın ilgisiyle karşılaştıklarını ifade etti.

Pandemi sonrası vizyona girmesi planlanan belgeselin yönetmeni Ulaş Tosun ile belgesele dair merak edilenleri konuştuk.

Şair Arkadaş Z. Özger’in sizde yeri nedir?

Arkadaş Z. Özger’in hafızamda yeri çocukluk evimde başlar. O’nu, misafir odasında kitaplıkta, kırmızı kapaklı “Sevdadır” (Mayıs Yayınları /1986) kitabının üstündeki vesikalık fotoğrafından bilirim. O yıllarda kitapların hiçbirini okumasam da, onu diğer kitaplardan daha çok severdim, sanırım fotoğraftaki yüzü ve Arkadaş ismini sevmiştim. O kitap, sendikal çalışmalarda bulunan öğretmen bir akrabamızın gözaltına alındığı haberini öğrendiğimiz gün, tıpkı Ruhi Su ve Zülfü Livaneli’nin doldurma kasetleri ile Nazım Hikmet’in kitapları gibi sobada yakıldı. Yakılan şeylere üzülmemiştim çünkü hikâyesini bildiğimiz akrabalarımız; benzer kitap, kasetler yüzünden örgüt üyesi sayılmış, işkence görmüş ve hapis yatmıştı.

90’lı yılların ortalarında İstanbul Üniversitesi’ne kayıt yaptırdığımda Alevi-Kürt kültürel işaretlerini taşıyan önceki kuşaklar gibi kendimi sol kantinde buldum. Her zaman gergin ve duman altı bu mekânda, Arkadaş’ın kitabı gibi, kırmızı fon üzerine öldürülen gençlerin vesikalık bozması fotoğraflarından yapılan afişler hiç eksik olmazdı. Afişlere her yenisi eklendiğinde, üniversitenin koridorlarında Arkadaş Z. Özger’in şiirini bağırırdık.

“şimdi dingin gövdende

uğultuyla büyüyen sessizlik

birgün benim elimde

patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla

göğsümde taşıyayım seni

gövdem gövdene can olsun”

Mezuniyetten yıllar sonra bir üniversite nostaljisi olarak satın aldığım kitaplar arasında, Arkadaş Z. Özger’den artık fotoğrafı kullanılmayan “Sevdadır” (Mayıs Yayınları 2002) vardı. Sayfaları karıştırırken “Merhaba Canım”a rastladım.

“hayat trajik bir homoseksüeldir

bence bütün homoseksüeller adonistir biraz

çünki bütün sarhoşluklar biraz

freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum

düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve

bir gün elbette

zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)

Şiirler aktıkça Arkadaş’ın tanıdığımı sandığım çocukluk arkadaşımdan başka biri olduğunu gördüm ve onunla ilgili bölük pörçük anlatıların daha fazlasını öğrenmek istedim.

Arkadaş Z. Özger’in çeşitli şiirleri sanatçılar tarafından yorumlanıyor. Mayıs Yayınları tarafından her yıl adına şiir ödülü düzenleniyor. Ancak daha önce bir belgesel çekimi gerçekleşmedi. Belgesel çekme ihtiyacınız nereden doğdu?

Arkadaş’ı Mayıs Yayınları da dâhil birçok yayında anılarını yazan isimlerden dinlemek ancak bu defa artık sorulması gerekenleri de sorarak dinlemek istedim, benim merak ettiklerimi öğrenmek isteyen insanların da olabileceğini varsayarak bir biyografi oluşturmak istedim. Her görüşme yeni anlatıcılara ulaşma şansı yarattı böylelikle Tuğrul Eryılmaz, Eşber Yağmurdereli, Mehmet Savaş Dizdar gibi anlatıları Arkadaş’ı tanımak için önem taşıyan çok fazla isme ulaşabildik.

Bahsettiğiniz isimlerin yanı sıra yayınlanan fragmanlarda Arkadaş Z. Özger ile yolu bir şekilde kesişmiş pek çok ismin belgeselde yer aldığını görüyoruz. Aynı zamanda senelerce onun hakkında bilinen yanlışların gün yüzüne çıkacağı söyleniyor. Belgesel tam olarak ne anlatıyor?

Belgesel, Arkadaş Z. Özger’in kimliğinde yok sayma eğilimi gösterilen noktaları da barındıran, kısacık bir hayatı anlatıyor. Bunu oluştururken resmi tarih anlatılarıyla yetinmediği için entelektüellerin ve devrimcilerin dâhil olduğu toplumun “öteki” karşısındaki tavırlarına da temas ediyor.

Bağımsız bir belgesel olan “Merhaba Canım”ın 3 yıllık bir sürece yayılan 5 farklı şehirde yapılan görüşmelerde 50 yıllık görsel/yazınsal arşivlerin taranması sonucu ortaya çıktığını biliyoruz. Ayrıca herhangi bir özel fon desteği ve devletten destek almadan belgesel çekimi gerçekleştirdiniz. Belgesel hazırlık sürecinden bahseder misiniz?

Belgeselin hazırlık süreci Arkadaş Z. Özger ve 68 kuşağı sosyo-kültürel yapısı hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla araştırmalarla başladı. Ancak 68 kuşağı ve devamındaki akımlarla ilgili bilgiler genelde ya karalama ya da güzellemeler şeklinde olduğu için birçok şeyi mülakatlarda öğrenebildik. Yani hazırlık süreci ve üretim süreci keskin biçimde birbirinden ayrışmış şekilde olmadı.

Ekip olarak Arkadaş Z. Özger’in portresinin, farklılığa tahammülsüzlüğün ve nefret söylemlerinin artış gösterdiği bu dönemde belgeselin tamamlanabilmesi için kamuoyuna dayanışma çağrısında bulundunuz. Fongogo aracılığıyla bir destek kampanyası açtınız. Bu kampanya sürecinde neler yaşadınız?

Bu belgesel henüz fikir aşamasındayken dahi benim kafamda canlanan kahraman bir ötekiydi. Görüşmelerde de hemen her anlatı bunu pekiştirdi. Etrafımdaki insanlara oluşan portreden bahsettiğimde, “Bu konuya girme konusunda biraz düşün vb.” şeklinde çok fazla telkin aldım. Bu gibi durumlar bende sansür istediğinden çok projeyi koruma refleksi geliştirdi ve bitene kadar görünür olmama ihtiyatına neden oldu. Fakat bir noktadan sonra maddi kaynaklarımız tükendi ve destek aramak zorunda kaldık. Bu destek arayışı görünür olma halini doğurdu ve önce afişi sonra fragmanı yayınladık. Bu süreç çok heyecanlıydı, aldığımız olumsuz tepkiler Arkadaş’ı tanımak isteyen ve sahiplenen binlerce insanın ilgisi karşısında gündem oluşturamadı.

COVID-19 salgını sebebiyle sinema sektörü durduruldu. Bu süreçte “Merhaba Canım” belgeselini takip edenler nasıl bir yol izleyeceğinizi merak ediyor.

Türkiye’de belgesel süreçleri büyük oranda sinema sektöründen bağımsız bir seyir izliyor. Çok az sayıdaki belgesel dışında vizyon aracılığıyla izleyiciye ulaşma mümkün olmuyor. Genelde festivaller ve çeşitli STK’lerin organize ettiği gösterimlerle izleyici buluşması gerçekleşiyor. Biz de öncelikle bu yolu deneyebiliriz ama bunun için biraz daha vakte ihtiyacımız var. Pandemi sonrasında güncel takvimimiz 2020 içinde filmi tamamlamak şeklini aldı, hedefimiz bu.

Söyleşi daha önce Akdeniz Üniversitesi öğrencilerinin çıkardığı VHS sinema dergisinde yayımlanmıştır.

Söyleşi: Nur Kaplan