Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı işbirliğiyle üniversitelileri sömürüyor

Tarihin gerçeklerini ellerindeki emekle ortaya çıkaran işçiler, öğrenciler ve akademisyenler; haklarını olanı da ancak kendi elleriyle almak zorunda!

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı işbirliğiyle üniversitelileri sömürüyor

“Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı işbirliğiyle genç gönüllüleri tarihe dokunmaya devam ediyor” başlığıyla propagandası yapılan bir kampanya var. Ben bu kampanya kapsamında, Arkeoloji öğrencisi olarak, 2019 yaz aylarında Patara Antik Kenti’nde kazı çalışmalarına katıldım.

Verimli bir kazı deneyiminin ardından 2020 Kazı Sezonu’na girerken “Genç Gönüllüler” isimli bu kampanyanın başka bir boyutunu görmeye başlıyoruz. İki bakanlık, birlikte kazılarda ciddi emekler harcayan üniversitelileri sistematik olarak sömürecek bir sisteme hız verdi. Kazı çalışmalarına gitmek “zorunda” olan üniversiteliler için, iki bakanlık ve bazı kazı başkanlıklarının çapraz ateşinde kalmak kaçınılmaz.

Ama öncelikle kazılar üniversiteliler için neden önemli, bunun hakkında üç beş kelam etmek gerekir.

Kazı çalışmaları üniversitelilerin olmazsa olmazı

Bir kazı/yüzey araştırması faaliyeti başta arkeoloji öğrencisi olmak üzere; sanat tarihi, tarih, restorasyon, mimari restorasyon, mimarlık, harita gibi bölümlerde okuyanlar için ciddi bir deneyim deposudur. Lisans eğitimi sırasında bu çalışmalara katılmak, teorik eğitimin yanı sıra bize hem mesleği (teknik detaylarını) öğretir, hem de tarihi korumak ve açığa çıkarmak adına kültür varlığının ne olduğunu kavramamızı sağlar.

Bunun dışında diğer bir önemiyse, lisans eğitimi alan bir üniversiteli 4 yıllık eğitimi boyunca bilgi üretim süreçlerinin tam göbeğinde yer alır. Kazı/yüzey araştırması faaliyetlerinin mesleki sorunları bir yana[1] üniversiteliler açısından tam bir emek sömürü alanlarıdır.

Bir kazı faaliyetinde üniversiteliler yeri geldiğinde bir işçi, yeri geldiğinde bir arkeolog kadar çok emek harcıyor. Bu emeğin karşılığı var mı? Yalnızca “deneyim edinebilme şansına ulaşmak.” Bakanlık tarafından üniversitelilere bir ödenek açılıyor mu? Hayır. Kazı Başkanlıklarına ihtiyacı olan ödenek veriliyor mu? Hayır. Ama her sene Kültür ve Turizm Bakanlığı “Yüzlerce antik kent kazdık. Turizme açtık. Ne paralar kazandık…” diye propagandasını pekala yapıyor.

Şimdi bu sömürü iki bakanlık eliyle kalıcılaşmaya başlıyor.

Kazılarda çalışan üniversiteliler hep “gönüllü” olsun

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı “Genç Gönüllüler” kapsamında bir kampanya yürütüyor. Kampanyaya dahil olan kazı başkanlıkları “gönüllü” üniversitelilere katılım kanalı açıyor. Bu katılım ise internet sitesinden[2] yayınlanıyor. Buraya kadar her şey güzel görünüyor.

Her kazı kenti koşulu neyse bunu orada belirtiyor. 2019 Kazı Sezonu’nda sayısı azken, 2020 Kazı Sezonu’nda bu kazıların sayısı çoğaldı. Çoğaldı ancak yol, yemek, konaklama konuları kazıların tercihlerine göre belirleniyor. Bakanlık kazıya ödenek vermiyor olabilir, ancak kazı başvurusu açan akademisyenler de üniversitelilere bu olanakları sağlamayabiliyor. Bazı çok duyarlı kazı başkanlıkları[3] “pandemi koşulları” bahanesiyle konaklama ve yemek ihtiyaçlarını bile karşılamıyor. Taşın üzerinde mi uyuyacağız, çukur açıp tuvaletimizi orada mı yapacağız, derede mi yıkanacağız? Hiçbiri de bunları dert etmemiş.

Üniversiteliler bilimsel bilgi üretimi için bu dediklerimi de yapar! Ama emeğimizin sömürülmesine artık ses çıkarmanın vakti geldi. Çünkü üniversiteliler bir yandan üniversitede emek harcarken, bir yandan da üniversitede barınabilmek için başka işlerde de çalışmak zorunda. Çünkü üniversiteliler yazın kazılarda, inşaatlarda, stajlarda çalışırken; dönem içerisinde de ev kirasını, faturalarını ve yemeğini karşılayabilmek için kentin içerisinde çeşitli işlerde çalışma zorunda.

Köle değil, üniversiteliyiz!

Pandemi koşulları bazı kazı başkanlıklarınca ve bakanlık için resmen bulunmaz nimet. Hep sömürünün dozu artıyor, hem de kültür varlıklarını turizme açmak için gerekli asgari faaliyetler hallediliyor. Kültür varlıklarından üretilecek bilimsel bilginin niteliği, oraya katılacak üniversitelilerin bilgi üretim sürecine katkısı ve edineceği deneyim ikinci planda kalıyor.

Kazılarda çalışan yüzlerce üniversiteli var. Üniversitelilerin bu çalışmalara katılma nedeni tarihin “tozlu” sayfalarının tozunu dumana katmak. Tarihin gerçekliğini ortaya çıkarmaya çalışmak. Bunun akademik çalışmalarını yapmaya aday olmak.

Tatil isteseydik antik kentin yanına bir çadır atar yatardık. Ancak bu coğrafyanın tarihini, bir ırka veya erk’e dayandırmadan, ortaya çıkarmak boynumuzun borcudur. Biz bu yüzden kazılarda çalışıyoruz.

Her kazı başkanlığı böyle değil. Mesele, Patara deneyimimde ve Miletos Antik Kenti Kazıları’nda faaliyet açısından yaşamsal tüm koşullar sağlanıyor. Sağlanamadığı bazı kazılarda da kazıya öğrenci alınmıyor. Kazı başkanlıkları açısında durum bu kadar net olmalıdır.

Üniversiteliler mesleklerini icra edebilmek için bu kazılara gitmek zorundadır. Bu durum, sömürü kanalını açıyor. Bir yandan da akademisyenler bu durumu değiştirecek bir müdahalede bulunmaktan çekiniyor. Müdahalenin ötesinde bu konudan söz bile etmiyorlar çoğu zaman. Kazıların ekonomik yetersizliğinin altında hem üniversiteliler hem de akademisyenler eziliyor.

Tarihin gerçeklerini ellerindeki emekle ortaya çıkaran işçiler, öğrenciler ve akademisyenler; haklarını olanı da ancak kendi elleriyle almak zorunda!

Deniz Can Sarıkaya – MSGSÜ Arkeoloji Bölümü öğrencisi

Kazılar Dairesi Başkanlığı’nın kampanyaya dair tanıtım videosu: https://twitter.com/kazilar_/status/1280818508801155072?s=20

[1] Bu kısım akademisyenlerin ve meslek gruplarının tartışmaya açması gereken ama açmaya cesaret edemediği yerdir.

[2] https://gencgonulluler.gov.tr/

[3] 17 kazıdan; 2 tanesi yol/yemek/konaklama tamamen karşılarken, 6 tanesi hiçbir şeyi karşılamıyor. Bunlardan bazıları Parion Antik Kenti, Magnesia Antik Kenti, Eski Smyrna Antik Kenti…