Homo sapiens’in besini toplumsal bir olguya dönüştürme kapasitesi fark yarattı – Florian Bardou

Kimi sabit düşünceleri ve özellikle “paleo rejimi” gibi etobur kavramları çürütmek mümkün. Güney Afrika'da arkeolojik kalıntıları ile dikkat çeken bir mağara olan Border mağarasında, Fransız-Güney Afrikalı araştırmacılardan oluşan bir ekip, karbonlaşmış ve 170.000 yıl öncesine ait elli adet yumruyu toprak altından çıkardı

Homo sapiens’in besini toplumsal bir olguya dönüştürme kapasitesi fark yarattı – Florian Bardou

Paleoarkeolog Francesco d’Errico Libération gazetesi için 170.000 yıl önce insanın tükettiği ve Güney Afrika’da bulunan en eski pişmiş yumru kökler hakkında görüşlerini sundu.

Kimi sabit düşünceleri ve özellikle “paleo rejimi” gibi etobur kavramları çürütmek mümkün. Güney Afrika’da arkeolojik kalıntıları ile dikkat çeken bir mağara olan Border mağarasında, Fransız-Güney Afrikalı araştırmacılardan oluşan bir ekip, karbonlaşmış ve 170.000 yıl öncesine ait elli adet yumruyu toprak altından çıkardı. Cuma günü Science (Bilim) adlı dergide yayınlanan bir makalenin konusu olan bu buluş, anatomik olarak modern ilk insanların pişmiş bitki tükettiklerini gösterdi ki, bu da sonuçta avcılık ve göçebeliğin rastlantısallığı karşısında istikrarlı bir beslenme kaynağının var olduğunu gösterdi. Gerçekten de yeraltındaki kökleri olan ve köksaplar dediğimiz Hypoxis angustifolia adı verilen jeofiz bitkisi piştikten sonra daha iyi çiğneniyor ve hazmediliyor. Ama özellikle, çok miktarda tüketildiğinde, ilginç bir karbonhidrat katkısı sağlıyor ve böylece yetersiz beslenmeye karşı iyi bir ilaç oluyor. Bununla birlikte, bu perhizin kanıtlarını bulmak gerekiyordu çünkü İsrail veya Güney Afrika’daki önceki kazılarda Paleolitik insanın dişleri üzerinde bunları yediklerinin izleri ya da yenilebilir jeofillerin fosil tohumları bulunmuştu. Bordo Üniversitesi’nden Paleoarkeolog Francesco d’Errico yazarı olduğu bu buluş hakkında ayrıntıları anlatıyor.

Bu fosil köksapları nasıl buldunuz?

F.d’E. Fosilleşmekten çok karbonlaşmış halde idiler. Teyakkuz halindeydik çünkü Border mağarası bitkisel kalıntıların ve genelde çok kırılgan olan kalıntıların korunması açısından olağanüstü bir alan. Tüm bu kalıntılar aynı akşamüzeri laboratuvarda mikroskop altında incelendi. Bu sayede ilk köksapın keşfinin yapıldığı gün, çok kırılgan olan bu siyah boncuklara zarar vermemek için yapılan kazı yöntemini bu buluşa göre uyarlama imkânı bulduk.

170.000 yıl öncesine ait olmaları sizi şaşırttı mı? Bu size ne gibi fikir veriyor?

F.d’E. O kadar da şaşırtıcı değil. Avrupa’da Neandertallerin yumru kök tükettiğini biliyoruz. Bizi burada şaşırtan şey, mevcut jeofit bitkilerine kıyasla, kimliklerinin rafine edilmesini mümkün kılan iyi koruma durumlarıdır.

Tarih öncesi insanların bitki tükettiklerine dair neden bu kadar çok az iz ya da ipucu bulundu?

F.d’E. Organik madde, kuru veya çok nemli ortamlar dışında zayıf bir şekilde korunur ve eğer tarih öncesi insanlar bir bölgeye bitki veya diğer meyveleri getirdiyse, muhtemelen onları yakmaktan çok tüketiyorlardı ki bu da onların korunmasını sağlayabilirdi. Bu zorluğa karşın, tarih öncesi insanların bitki tüketmesi hakkındaki bilgilerimiz son on yılda Border mağarası gibi olağanüstü yerler ve diş taşının incelenmesi gibi yeni çözümleme teknikleri sayesinde önemli oranda arttı.

Genel olarak, ilk modern insanların beslenme rejimi nasıldı?

F.d’E. Bu şüphesiz nüfusun yaşadığı Afrika bölgelerine, sahile veya tatlı su kaynaklarına olan yakınlıklarına göre değişiyordu. Buna ek olarak, 300.000 yıl boyunca modern anatomik özelliklerin görüldüğü bu kıtada bu beslenme rejimi şüphesiz değişti.

Nihayetinde bu otobur ve etobur diyet adım adım türümüzün dünyanın farklı kıtalarını kolonileştirmesini mi sağladı?

F.d’E. Hayır, öyle düşünmüyorum. Dengeli bir beslenme arayışı hayvan dünyasıyla geniş çapta paylaştığımız bir davranış. Farkı yaratan belki de bazı modern nüfusların yiyecekleri daha sosyal ve son derece kültürel bir gerçeğe dönüştürme, daha karmaşık kuralları izleyerek paylaşma kapasitesi ve böylece grup içinde daha fazla uyum, komşu ve uzak gruplarla daha fazla bağlılık oluşturma ve yeni reçeteler yaratmasıdır. Ayrıca yeni tarifleri denemenin yanı sıra, bunları başkalarıyla değiştirip belirli yiyecekleri sembolik ve dini olaylarla ilişkilendirme yeteneğiyle de ilgilidir. Köksapların yemek pişirmek için toplanması ve muhtemelen grubun diğer üyeleriyle paylaşılması bu uzun sürecin bir yönüdür.

[Libération gazetesinde 2 Ocak 2020 tarihinde yayımlanan Fransızca orijinalinden İsmail Kılınç tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]