Gençlik örgütleri ile söyleşi: “Suruç Katliamı, gençler ile ezilenler arasındaki bağı koparmaya yönelikti”

Suruç Katliamı'nda yaşamını yitirenler 5. yıldönümünde anılır ve adalet talebi bir dizi etkinlikle dillendirilirken Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’ndan Deniz Bahçeci ve Öğrenci Kolektifleri’nden Umut Yıldız ile konuştuk. Gençlik örgütleri, hiçbir tutuklu sanığın olmadığı hatta davacıların suçlu muamelesi gördüğü dava sürecinde yaşanan adaletsizliklere dikkat çekerek katliamın yıldönümünde düzenlenecek anmalara çağrı yapıyor

Gençlik örgütleri ile söyleşi: “Suruç Katliamı, gençler ile ezilenler arasındaki bağı koparmaya yönelikti”

SGDF’nin (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) 19-24 Temmuz 2015 tarihleri arasında Kobanê’de, “Beraber Savunduk, Beraber İnşa Ediyoruz” şiarıyla gerçekleştirmek istediği ‘inşa kampanyası’ çerçevesinde SGDF üyeleri, anarşistler, siyasi parti temsilcileri ve yaşam hakkı savunucuları 19 Temmuz 2015 tarihinde yola çıkmıştı. Grup, 20 Temmuz 2015 günü öğle vaktinde Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nde bir cihatçı tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırıya uğramış, 33 kişi hayatını kaybederken yüzden fazla kişi de yaralanmıştı.

Katliama giden siyasi atmosferi, inşa kampanyasının amaçlarını ve iktidarın hedef aldığı gençlik hareketini Suruç Katliamı’nın yıldönümünde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’ndan Deniz Bahçeci ve Öğrenci Kolektifleri’nden Umut Yıldız ile konuştuk.

Gençlik örgütleri, hem katliamın ardından geçen 5 yılı hem de yıldönümünde Kadıköy’de yapacakları buluşmayı anlattılar.

“Direnişi bir devrim gerçeği, yeşermekte olan başka bir toplumsal gerçeklikle birleştirmek istemiştik”

Katliamın öncesinde nasıl bir siyasi atmosfer vardı, SGDF’nin “inşa kampanyası” nasıl bir siyasi durum içerisinde ortaya çıktı?

Deniz Bahçeci: Hafızamızı tazelemek açısından 2015’ten biraz geriye gidersek eğer, tüm dünyada otoriter, faşist rejimlere karşı ezilenlerin öfkesinin sokağa taştığı bir zaman aralığı geçirdik. Özellikle 2008’den sonra Occupy Wall Street, Arap Baharı, Türkiye için ‘ODTÜ Ayakta’ eylemleri ile başlayan Gezi ile milyonlarca insanın öfkesinin sel gibi sokağa taştığı bir atmosfer geçirdik. Bunlar aslında toplamda bir arayışın ürünüydü. Gezi’yi de bunun buradaki bir yansıması olarak gördük. Biz de Gezi’nin çocukları olarak bu siyasi atmosferin içinde yeşerdik.

2012’de Rojava’da halkçı demokratik bir devrim oldu. IŞİD barbarlığı Ezidileri, Kürtleri, Türkmenleri katlederken, kadınları köle pazarlarında satarken Kobanê kenti yine IŞİD’in kuşatması altındaydı. Bu kuşatma özellikle 2015’te iyice yoğunlaşmıştı. Hem Türkiye’nin batısından, dünyanın farklı uluslarından devrimciler enternasyonalist bir sorumlulukla halklarla dayanışmak ve IŞİD’e karşı verilen savaşmak için Kobanê’ye mücadele etmeye gitti. Daha önce Sosyalist Gençlik saflarında mücadele eden ve mücadelenin farklı ihtiyaçlarını görerek oraya giden ve ölümsüzleşen arkadaşlarımız oldu.

2015’in ilk aylarında sınır nöbetleri oluyordu. Bizler de oradaki insanlarla sınır nöbetlerine katılıyorduk. Bu kampanyanın ihtiyacı da orada açığa çıktı. Hatta kampanyamızın “Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz” sloganı da bu sınır nöbetlerinin birisinde ortaya çıktı.

Kampanyanın amacı neydi? Sadece bir yardım kampanyası olmaktan öte, aynı zamanda köprü olma amacı nasıl ortaya çıktı?

DB: Yaz aylarında bu kampanyanın yapılması için çalışmalara başladık. Bu kampanyayı temelde Gezi’nin çocukları ile Kobanê halkı ile buluşturmak için yaptık. “Hiçbir şey olmaz” denilen bir kuşak olarak, “Artık devrimler geçmişte kaldı” denildiği bir siyasi atmosferde insanların arayışı güçlü bir toplumsal öfke ile buluştu. Biz bu toplumsal öfkeyi ve direnişi bir devrim gerçeği, yeşermekte olan başka bir toplumsal gerçeklikle birleştirmek istemiştik. Kobanê’yi yeniden inşa etme fikri bu şekilde çıktı. Denizler daha önce Zap’a gitmişlerdi. Bir köprü inşa etmişlerdi. Biz de tarihsel bir atıf yaparak yine halklar arasında tarihsel bir köprü görevi üstlenmek için yola çıkmıştık. Kampanya o dönem çok fazla ilgi gördü. Çok fazla toplumsal kesimden bize ulaşanlar oldu.

İnsanları bu yolculuğu çıkartan çok farklı nedenler vardı. Bazıları belgesel çekmek için gelmek istiyordu. Bazıları sadece farklı bir gerçekle buluşmak istiyordu. Bazıları ise elinden gelen bir şeyi yapmak için, orada bulunmak, devrimin içinde yer almak istiyordu. Karadeniz’den, Ege’den, Akdeniz’den, Kürdistan’dan birçok genç devrimci bizimle iletişime geçerek Kobanê’ye gelmek istediğini belirtti. Oraya gelemeyen insanlarda bir şekilde destek sunmaya çalıştı.

Çünkü biz bir olanaksızlık içinde bu kampanyayı örgütlemeye çalıştık. Bir çocuk parkı götürdük, inşa çalışmaları için bizimle iletişime geçen mühendisler oldu. Yeniden inşa kampanyasının böyle bir zemini oluştu.

19 Temmuz’da birçok kentten yola çıktık. O gün yola çıkmamızın nedeni de Rojava Devrimi’nin yıldönümü olmasıydı. 20 Temmuz sabahı zaten Amara Kültür Merkezi’ndeydik. 20 Temmuz günü SGDF’nin inşa kampanyasını, Kobanê’deki insanlarla buluşmak isteyenleri hedef alan saldırı, Gezi’nin çocuklarını Kobanê halkı ile buluşturacak köprüye düzenlenen bir saldırıdır. Şovenizmin yükseltmesi devletin resmi çizgisi olmuştur hep. Gezi’de birçok halktan insanın birlikte mücadele etmesi bu şovenizmin kırılması için bir adım oldu. Daha önce Kobanê’nin adını bile duymayan gencin orası için mücadele etmek istemesi güçlü bir devrimci sorumluluk örneğiydi.

Katliam Kobanê’de, ulaşmak istediğiniz kentte nasıl karşılandı, tepkileri neler oldu?

DB: Katliam bu acıyı daha önce yaşamış olanlarda derin bir öfke ve üzüntü yarattı. Kobanê halkının tepkisi buydu. Sizi hiç tanımayan bir topluluk, gençler, kadınlar, sizinle buluşmaya gelirken sizin mücadelenize ortak olmaya gelirken katliama maruz kalıyorlar. Bu Kobanê halkında çok büyük bir öfke yarattı.

Bu yıl sosyal medyada Kobanêli gençlerin videoları yayımlandı. Videoda şunu söylüyorlar:

Suruç’ta katledilen 33 düş yolcusu bizim için mücadele etmeye geliyordu. Biz o yıllarda aha çocuktuk ve şimdi biz artık büyüdük. Onların izinden biz gidiyoruz.

Bu bizim için çok anlamlı. 5 yıl önce çocuk olan gençlerin, şimdi “Onların izinden gidiyoruz” demesinin bizim için anlamı büyük. Devrim inancının farklı coğrafyalarda yeşermesi, onların düşlerinin gerçekten yaşadığının bir göstergesi.

“Arkadaşlarımız polisin sağlık ekiplerini engellemesi nedeniyle hayatını kaybetti”

Suruç Katliamı’nın üzerinden tam 5 yıl geçti. “Suruç için adalet, herkes için adalet” talebi nasıl yanıtlandı? Dava şu anda ne aşamada?

DB: Türkiye’nin tarihi maalesef katliamlarla dolu. Rejim değişmediği sürece de katliamlar çeşitli biçimlerde hep yer almaya devam edecek. Suruç bunun özgün örneklerinden bir tanesi. Hem gençlik hareketi tarihinin en katlı katliamlarından biri hem de daha önce basın açıklamasına bombalı bir saldırı hem Türkiye’de hem de dünyada çok sık rastlanan bir saldırı biçimi değil.

Bu adaletsizlik katliamın ilk anından itibaren başladı. Saldırı sonrası polis araçları ambulansların gelmesini engellediği ya da geç gelmelerine neden olduğu için hayatını kaybeden arkadaşlarımız oldu. Hastaneye gidemediği için hayatını kaybeden arkadaşlarımız oldu.

Dava 18 ay boyunca açılmadı. Gizlilik kararı vardı dava üzerinde. “Suruç için adalet, herkes için adalet” kampanyasının “Dava dosyasının üzerindeki gizlilik kararının kaldırılması” ,“Ankara ve Suruç Katliamı arasındaki bağlantıların ortaya çıkarılması” gibi temel talepleri vardı. 5 yıl geçmesine rağmen dava sürecinde halen bir ilerleme yok.

“Mahkeme heyetinden sanık muamelesi görüyoruz”

18 ayından ardından dava görülmeye başladıktan sonra da adaletsizlikler devam etti. Dava Urfa’da bir cezaevi kampüsünün içerisinde görülüyor. Davayı takip etmek isteyenler çok sayıda arama noktasından geçiriliyor. Telefon, cüzdan gibi kişisel eşyalarımız içeri alınmıyor. Davanın bir tanığı, tarafıyız ancak mahkeme heyeti tarafından sanık muamelesi görüyoruz. Jandarma ve kolluk mahkeme salonunda silahlarıyla bulunuyor. Bu baskı, davayı takip ettirmeme isteğinin tezahürü.

Suruç davasından tutuklu kimse yok şu anda. Sanıklardan biri tutuklu o da Ankara Katliamı davasından dolayı tutuklu. Katliam günü IŞİD bayrağı ile yakalanan Abdullah Ömer Arslan hakkında bir işlem yapılmadı. Katliamdan dolayı ceza alan tek kişi Suruç İlçe Emniyet Müdürü. O da 7 bin 500 TL para cezası aldı. Neredeyse 4 yıl boyunca katliamda yaralananlar ve hayatını kaybeden arkadaşlarımızın aileleri, eşyaları alamadı.

Mahkeme heyeti sürekli değişiyor. Neredeyse 2-3 duruşmada bir heyet değişiyor. Bazı konular yeniden inceleniyor ve süreç keyfi bir şekilde uzatılıyor. Sanıklar bilinçli olarak duruşmaya getirilmiyor ve ifade vermiyor. Bu duruma da mahkeme heyetinin sanıklara yönelik “Nerede ifade vermek istiyorsun, ifade vermeyecek misin?” şeklindeki yönlendirici sözleri neden oluyor.

Duruşma sonrası başka bir kaos ve adaletsizlik ortaya çıkıyor. Dava çıkışı bizi dışarıda kalabalık bir kolluk kuvveti ve TOMA’lar bekliyor. Önceki duruşmalarda davanın durumuna yönelik çeşitli açıklamalar yapıyorduk. Bir süre sonra orası öyle bir abluka altına alındı ki hiçbir şeye izin vermemeye başladılar.

“Davutoğlu katliamın sorumlularındandır”

Dönemin başbakanı Davutoğlu son zamanlarda 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşananlara yönelik açıklamalar yapıyor, günah çıkarıyor. Gençlik örgütleri ne düşünüyor bu konuda?

DB: “7 Haziran-1 Kasım arası defterler açılırsa kimse insan yüzüne çıkamaz” demişti. Aslında o dönemin başbakanı ve katliamın doğrudan siyasi sorumlusu. Zamanının yol arkadaşlarıyla yaşadığı çelişkiler nedeniyle kendini aklamaya çalışıyor. Ancak biz bu katliamın siyasi sorumlularının, o dönemin siyasi temsilcileri olduğunu biliyoruz. Kendilerini bu şekilde aklamaya çalışamazlar. Davutoğlu’na “Bu katliamlar ne uğruna yapıldı. 7 Haziran – 1 Kasım arasında ne oldu? Bunları açıkla” diyoruz.

Türkiye’nin siyasi tarihi bakımından çok kritik bir zaman aralığı o dönem. Kendisini aklama çabasını kabul etmiyoruz. Katliamdan birkaç hafta sonra bir televizyon programında dalga geçer gibi “Canlı bombayı yakaladık” dedi. Ortaya çıkan istihbarat raporlarına ilişkin de pervasızca “Eyleme geçmeden yakalayamıyoruz” demişti.

Katliamın üzerinden 5 yıl geçti. O günlerde çocuk olanlar bugün artık gençler. Bir jenerasyon değişti. Suruç’u tüm gençlerin ortak davası haline getirmek istediğinizi söylüyorsunuz. Bu yönde ne gibi çalışmalarınız var?

Umut Yıldız: Herkes için adalet sözü tam olarak bunu kapsıyor. Rabia Naz için adalet isterken, Gülistan Doku için, Berkin için adalet isterken, tam olarak bunu anlatmak istiyoruz. Memleketin dört bir yanındaki adaletsizliklerden çok farklı değil. Onların öncülü, ilki, hala etkisi altında olduğumuz saldırı sürecinin bir başlangıcı. O yüzden toplumun her yarasında bir kabuğu var aslında Suruç’un.

Bu memleketteki tüm adaletsizliklere karşı adalet isterken, Suruç’u gözardı etmemiş oluyoruz. Geçen yılki Suruç anması bir önceki seneye göre çok kalabalıktı. Suruç Katliamı’nın yapılmasının ve sonrasında üzerinin örtülmesinin sebeplerinden birisi de bu. SGDF’nin hedef alındığı bir saldırı ama özellikle tüm gençlik örgütlerinin, gençliğin adaletsizliklerle olan memleketin tüm sorunları ile olan bağını koparmaya yönelik bir saldırı olarak nitelendiriyoruz bu durumu.

Denizlerin yaptığı Devrimci Gençlik Köprüsü tam olarak bunu karşılayan bir örnek. Çünkü orada da Zap Suyu gücünü Erziki’nin suyundan alır. Gençlik de tam olarak bunu gösterir. Memleketti devrimci, ilerici, demokratik kurumlar tüm gücünü gençlikten alır. O yüzden devlet direkt olarak gençliğin memleketteki adaletsizliklerle sorunlarla bağını kopartmak istiyor. Suruç Katliamı’nın böyle bir özel anlamı da var bizim için.

DB: AKP tek başına iktidar olamayınca yeniden bir inşa ve restorasyon sürecine girdi. Amed’deki (Diyarbakır) HDP mitingine saldırı, Suruç bunun başlangıcı olmuştu. O tarihten beri de OHAL, KHK rejimiyle daha faşist dalganın yükselmekte olduğu, savaşın çeşitli biçimler sürdüğü bir dönem geçiriyoruz.

Bu da doğal olarak toplumsal mücadeleye ve gençlik hareketine çeşitli etkilerde bulunuyor. Onun hareket tarzını, eylemselliğini, mücadele ile kurduğu ilişkiyi değiştiriyor, dönüştürüyor. Gençlik örgütlerinin pratiğine bu anlamda hem toplumsal hareketlerin önünü açan hem de gençlik hareketine yön veren bir biçimde gelişiyor.

Örneğin şu an sokakta yürüyüş yapamıyorsunuz. Engelleniyorsunuz. Ancak Suruç için İstanbul’un birçok yerinde yürüyüşler yapabiliyoruz. Herkes için adalet talep edebiliyoruz. Bu ablukayı delmeye çalışıyoruz ve bir saha açmayı hedefliyoruz.

Jenerasyon değişiyor. Devlet sürekli unutturmaya, hafızaları silmeye çalışıyor. Bunu kimi zaman meydanları yıkarak, tarihi yanlış yazarak ya da hedefi yanlış göstererek yapıyor. Bu anlamda biz sadece sokakta değil çeşitli mücadele araç ve biçimlerinde buluşarak gençliğin en geniş kesimlerine hem Suruç’u anlatmayı hem de katliamın gerçek sorumlularının kimler olduğunu hatırlatmayı görev kabul ediyoruz.

20 Temmuz eylemlerinde geride kalan 5 yıl boyunca şunu gördük. Bütün yıl boyunca hiçbir eyleme katılmayan ama sadece Suruç için o gün yürüyüşe gelen insanlar var. Böyle bir çeperin oluşması Suruç Katliamı’nın toplumsallığına da işaret ediyor.

“Arkadaşlarımızın barış ve kardeşlik düşleri gerçek olacak”

UY: Başta gençler olmak üzere, Suruç’u hala unutmayan, Suruç’un acısını acısını, kinini, öfkesini hala içinde yaşatan herkesi 20 Temmuz saat 19.00’da Kadıköy Süreyya Operası’na bekliyoruz. Önceki yıllarda söylediğimiz sözü tekrarlamak için orada olacağız:

Artık siz susacaksınız devrimciler konuşacak, gençler konuşacak. Artık siz duracaksınız devrimciler yürüyecek. Artık sizler devrimcilerin yürüdüğü yollarda bombalar patlatamayacaksınız. Artık bizim arkadaşlarımızın barış ve kardeşlik düşleri gerçek olacak.

Söyleşi: Ozan Cırık