Ekim Devrimi’nin Türkiye’deki yankısı

100 Yılın Ötesinde Ekim Devrimi ve Türkiye kitabı Erden Akbulut ve Erol Ülker imzasını taşıyor. Ekim Devrimi’nin Osmanlı topraklarından nasıl göründüğünü, Osmanlı Hariciyesinin, sürgündeki İttihatçıların, Kuvayı Milliye’nin ve bu topraklardaki farklı siyasi hareketlerin, etnik grupların devrimden nasıl etkilendiklerini ele alıyor

Ekim Devrimi’nin Türkiye’deki yankısı

Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV) geçtiğimiz günlerde etkileyici bir çalışmayı daha okuyucularıyla buluşturdu: 100 Yılın Ötesinde Ekim Devrimi ve Türkiye. Kitap Erden Akbulut ve Erol Ülker imzasını taşıyor ve kolektif bir çalışma. Dokuz ayrı makaleden oluşuyor. Ekim Devrimi’nin Osmanlı topraklarından nasıl göründüğünü, Osmanlı Hariciyesinin, sürgündeki İttihatçıların, Kuvayı Milliye’nin ve bu topraklardaki farklı siyasi hareketlerin, etnik grupların devrimden nasıl etkilendiklerini ele alıyor. Lenin’le tanışan Osmanlı basını devrimi nasıl karşılıyor? Nihayet komünistler Ekim Devrimi’yle ve Komintern’le nasıl bir bağ içindeler?.. sol hareketler hangi koşullardadır ve komünist hareketlerin, TKP’nin biçimlenmesi nasıl ve hangi koşullar içinde gerçekleşti? Devrim bu süreçler üzerinde nasıl ve ne düzeyde etkili oldu? Zafer Toprak, Cengiz Yolcu, Alexander E. Balistreri, Pınar Üre, Alp Yenen, Samuel J. Hirst, Erden Akbulut ve Erol Ülker’in birbirini tamamlayan makaleleri bu soruları ele alıyor.

100 yıl öncesini araştıran kitap elbette belgeler üzerinden yürüyor ve her bir makale sağlam belgelere dayanıyor.

Zafer Toprak ilk makalesinde Osmanlı basınında Lenin’i inceliyor. Lenin’le ilgili Osmanlı basınında yayınlanan ilk biyografik bilgi olan ve 1917 Aralık ayında Sabah gazetesinde yayınlanan Lenin Kimdir? başlıklı yazının tamamı da makale ekinde veriliyor. Darülmuallimin-i Aliyye muallimlerinden Aziz Bey ile Yusuf Akçura’nın devrim arifesinde İsviçre’de yaptıkları ve Vakit ile Tasvir-i Efkâr gazetelerinde yayınlanan Lenin ile mülakat; Aydınlık’ta yayınlanan Lenin ve Leninizm başlıklı risale, Lenin üzerine yazılan yazılar ve Nâzım Hikmet’in Ustamızın Ölümü şiiri inceleniyor. Orijinal haliyle makale ekine alınan üç saat süren uzun mülâkatı kaleme alan Aziz Bey, Lenin’in düşüncelerinin yanında “çehre ve kıyafetini” de tasvir ediyor:

“Odasına girdiğimiz zaman vakit bu mühim adamın maişetindeki sadeliğe karşı hayret ve taaccüp içinde kaldık. Çünkü odada demir bir karyola üzerine konulmuş adi bir yatak ile iki iskemle ve bir de ufak masadan başka hiçbir şey yoktu. (…) Lenin, kırk kırk beş yaşlarında kuvvetli, tamü’l-aza ve tamü’s-sıhhe bir adamdır. Boyu orta, sakalı yok ve bıyıkları kesikti.(…) Sade ve temiz kıyafeti ve güzel olmamakla beraber çirkin de olmayan siması ile insanda hoş bir tesir ika’ ediyordu.”

Toprak ikinci makalesinde ise Aydınlık’ta yazan “kadın Marksist feminist”lerin birbirinden ilginç yazılarını, Aydınlık’ın kadın hareketine ve devrim içindeki rolüne bakışını inceliyor. Leman Sadrettin, Şaziye Sabiha, Fevziye ve Neriman’ın Aydınlık’ta yayınlanan gözlemlerini makale ekinde okuyucuya sunuyor.

Cengiz Yolcu’nun, Osmanlı Hariciyesinin Ekim Devrimi’ni nasıl takip ettiğini, Samuel J. Hirst’in ise GeorgiyÇiçerin, Sovyet dış politikası ve Türk ihtilalini ele alan yazıları karşılıklı olarak iki devletin yaklaşımlarını, politikalarını irdeliyor. Alp Yenen İttihatçılar ve Asya’da “devrimci diplomasi”yi ele alıyor. Sürgündeki Enver, Talat ve Cemal paşaların biraz da çaresizce sürdürmeye çalıştıkları siyasi girişimler, arayışlar ve bunların dramatik sonuçları belgelere dayanılarak aktarılıyor. En az bu saydıklarım kadar merak uyandıran bir diğer makale de, Pınar Üre’nin devrimin ardından Beyaz Ordu’yu ve Rus diasporasında sürdürülen devrim karşıtı siyaseti inceliyor. Beyaz Ordu generallerinin, dünyanın dört bir yanına dağılan Rusların sefalet, çile ve emekte birleştiğini söyleyen Denikin’in, geleneksel monarşik düzenin geçmişin tozlu raflarına kaldırıldığını gerçekçi bir şekilde kabul eden Vrangel’in uluslararası diplomasinin soğuk koridorlarında sona eren hazin hikâyelerini, Beyaz Rusların yönelimlerini, Beyaz Ordu’nun moralini yüksek tutmak ve askerler arasında devrimci propagandanın yayılması amacıyla yürütülen basın faaliyetlerini ayrıntılı olarak ele alıyor, dikkat çekici çıkarsamalara ulaşıyor.

Kitapta yer alan çok özgün bir çalışma Alexander E. Balistreri imzasını taşıyor: Devrimin Sınırdaki Yankıları: Kars’ın 1917’si.Kapsamlı ve titiz bir araştırmaya dayanan bu etkileyici makale yıllarca Çarlık Rusyası sınırları içinde kalan Kars’ın dokunaklı bir tasvirini veriyor:

“Güneşli bir gün. Ağaç yok, onun yerine yeni dikilmiş elektrik direkleri gökyüzünü tellerle örüyor. Şapkası ve eteğiyle şık giyinmiş güler yüzlü bir kız… Esmer bir Rus askeri, dimdik dikilirken… şüpheyle karışık bir merakla bakıyor. Askerin arkasında sıraya dizilmiş on, on beş esmer erkek duruyor. Boyunları bükük, üzerlerine eprimiş, eprimekten yamanmış şalvar ve yelekler var.”

1917 öncesinde ve sırasında Kars Oblastı’nda ortaya çıkan etnik cemiyetler, millî kongreler ve komiteler, bunların faaliyetleri ve birbirleriyle olan ilişkilerinin seyri, silahlanma, terör ve Kars Müslümanları… Uzun, ayrıntılı ama bir çırpıda okunabilen akıcı ve etkileyici bir çalışma.

Kitaptaki önemli bir makale de Erden Akbulut’a ait. Akbulut, Ekim Devrimi sürecini de ele alıyor ama makalenin asıl yüzük taşı Osmanlı topraklarında -savaş sırasında- komünist hareketin biçimlenişinin irdelendiği bölümler. Makalede, komünist hareketin birkaç koldan yürüyüp geldiği, 10 Eylül 1920’de Bakü’de gerçekleştirilen Türkiye İştirakiyun Teşkilatları Kongresi’nin -Mustafa Suphi kolunun- niteliği, bir diğer kol olan Ankara’daki Türkiye Halk İştirakiyunFırkası’nın (THİF) ve bir üçüncü kol olarak da Dr. Şefik Hüsnü’nün yer aldığı 3. Enternasyonal Grubu veya daha yaygın adıyla İstanbul Komünist Grubu’nun(İKG) oluşumu, Beynelmilel İşçiler İttihadı (Bİİ) ve bütün bu örgütlenmelerin Komintern’le bağları ve ilişkileri ele alınıyor. Şubat 1925’te İstanbul Akaretlerde yapılan ve TKP’nin 2. Kongresi olarak anılan kongreyle, TKP’nin 10 Eylül 1920’de başlayan çok kollu kuruluş sürecinin son halini aldığı saptaması yapılıyor. Akbulut, TKP’nin kuruluşu sürecine dair özlü ve ufuk açıcı bir perspektif veriyor. Savaş sürecinde boy gösteren komünist hareketin oluşumu ve gelişiminde “Oktobr Devrimi’yle açılan sosyalist/komünist aydınlanmanın” rolüne çok çarpıcı vurgu yapıyor:

“Türkiye komünist hareketinin ilk kurucuları, Marksizm tartışmaları içinde, işçi sınıfı ve emekçi hareketin gündelik mücadelesiyle yoğrulmuş değildi. Esas itibariyle gözlerini o dönemin kutup yıldızına, Sovyet Devrimi’ne dikmiş, yepyeni bir denizde yol almaya çalışan gencecik, henüz acemi taka reisleriydi.”

Kitabın son makalesinde Erol Ülker, Mütareke döneminin başlarında İstanbul’daki sol hareketleri inceliyor.Ülker merceğini, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) iktidardan düştüğü dönemde İstanbul’da ortaya çıkan sol, sosyalist ve komünist hareketlere tutuyor. Ülker’in makalesi bir bakıma Akbulut’un makalesini solun İstanbul koluyla bütünlüyor/destekliyor ve kimi sonuçlara varıyor.

100 Yılın Ötesinde Ekim Devrimi ve Türkiye, ana hatlarıyla aktarmaya çalıştığım içeriğine ilişkin detaylar, sağlam belge ve bilgiye dayanan tezlerle devrimin Türkiye’deki yankısını açıklıkla ortaya koyan bütünlüklü bir çalışma. Gerçek bir katkı.

Sendika.Org