Yapay Zekâ ve iklim değişikliği: Onlar nasıl ilişkilidir ve bu hususta ne yapabiliriz? – Roel Dobbe & Meredith Whittaker

Bilim oldukça net: eğer mevcut salınım düzeyleri aynı kalırsa, Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nde belirlenen karbon bütçesini 8 buçuk yıl içerisinde harcamış olacağız. Ondan sonra, yaşanabilir bir gezegen bulmak neredeyse imkânsız olacak

Yapay Zekâ ve iklim değişikliği: Onlar nasıl ilişkilidir ve bu hususta ne yapabiliriz? – Roel Dobbe & Meredith Whittaker

20 Eylül 2019’da 12 teknoloji firmasından işçiler küresel iklim grevine katıldılar, iklim değişikliğinde teknolojinin rolünü vurguladılar ve “2030 itibariyle sıfır karbon salınımı, fosil yakıt şirketleriyle sıfır sözleşme, iklim değişikliğini inkâr lobisine veya diğer çabalara sıfır fon ve iklim mültecileri ile ön saftaki topluluklara sıfır zarar” talebinde bulundular.

Bu, bazı insanları şaşırtmış olabilir, çünkü teknolojinin iklim krizine katkısı nadiren kabul ediliyor. Kuşkusuz, sanayi çoğunlukla yeşil politika vurgularını, sürdürebilirlik girişimlerini ve Yapay Zekâ (YZ) ve diğer gelişmiş teknolojilerin iklim sorunlarına çözümler sunduğu bir geleceği pazarlıyor.

Ancak hikâyenin başka bir yönü var. Bu yazıda YZ’nin ve teknoloji sanayinin iklim değişikliğindeki rolüne ilişkin neyi bilip bilmediğimizi özetlemeye çalışacağız ve karar vericilerin bu ölçü dışı etkiyi ele alabilecekleri yolları tartışacağız.

Küresel hesaplamanın iklim maliyeti

Teknoloji sanayi, hesaplama altyapısının kullandığı kayda değer enerji nedeniyle eleştiriyle karşılaşıyor. Buna yanıt olarak çoğu büyük teknoloji şirketi, veri merkezlerini daha verimli yaptı ve kısmen bile olsa bu merkezlerin yenilenebilir enerji kullanmasını sağlamaya çabaladılar. Söz etmekten çekinmedikleri değişiklikleri, bir pazarlama ve genel bir tantana ile de duyurdular.

Bu değişiklikler doğru yönde bir adım, ancak sorunu ele almaktan oldukça uzak. Çoğu büyük teknoloji şirketi ağırlıklı olarak fosil yakıtlara dayanıyor ve verimlilik hedefi vaatleri kamu denetimine ve doğrulamaya açık değil.

Araştırmacılar Lotfi Belkhir ve Ahmet Elmeligi, 2020 itibariyle teknoloji sektörünün küresel sera etkisine katkısının %3,0-3,6 civarında olacağını öngörüyor, 2007’de sektörün ürettiğinin iki katından daha fazla (Belkhir ve Elmeligi, 2018). 2020 için tahmin edilen havacılık sanayinin küresel ayak izi ile karşılaştırılabilir ve dünyada çevreyi kirletmede beşinci sıradaki Japonya’dan daha büyük. Veri merkezleri bu ayak izinin %45’ini (2010 yılında %33’tü), ağ altyapısı da %24’ünü oluşturuyor.

Birkaç somut örneğe bakalım: Greenpeace’in 2017 Temiz Tıklama raporu, başlıca akış şirketleri Amazon Prime, HBO ve Netflix’in %22’den daha az yenilenebilir enerji kullandığını gösteriyor. Ve dünyadaki veri merkezlerinin en çok yoğunlaştığı yer olan Kuzey Virjinya’nın elektriğini sadece %1’ini yenilenebilir enerjiden elde eden bir firma sağlıyor (Cook vd., 2017).

Büyük ihtimalle bu sayılar daha da kötüleşecek. Veri trafiği ve depolamadaki son otuz yılda gerçekleşen üssel artışın süreceğini varsayan Belkhir ve Elmeligi teknoloji sanayinin karbon ayak izinin 2040 yılında %14’e ulaşabileceğini tahmin ediyor, bu oran “bütün ulaştırma sektörünün mevcut göreceli katkısının yarısından daha fazlasına tekabül ediyor” ve ABD’nin mevcut göreceli katkısından daha fazla.

“Nesnelerin İnternet’ini” gerçekleştirmeyi amaçlayan 5G ağların ve savurgan kripto para madenciliğinin ortaya çıkışıyla birlikte, veri toplama ve trafiği zaten artan bir ivme kazanmış durumda (Hazas vd., 2016). 5G antenlerin, 4G öncüllerinden çok daha fazla enerji harcamasına ek olarak, 5G uygulaması, otonom sürüş ve uzaktan robotla cerrahi gibi karbon yoğun teknolojilerin yaygınlaşmasına körükle gitmeye hazır.

YZ teknolojiyi kirletiyor

YZ alanında “daha büyük daha iyi” şeklinde egemen bir görüş var. Başka bir ifadeyle, kitlesel hesaplamadan yararlanan YZ modelleri daha “iyi” ve daha doğru olarak kabul ediliyor. Alphabet’in Deepmind birimindeki Seçkin Araştırmacı Bilim İnsanı Rich Sutton bu durumu şu şekilde ifade ediyor: “hesaplamadan yararlanan yöntemler nihayetinde, büyük bir farkla, en etkili olanlardır”.

Bu söylem kendiliğinden kusurlu olduğu gibi, varsayımları sanayi çapında YZ modellerinin geliştirilmesi için artan bir hesaplama kullanımını tahrik ediyor. Geçtiğimiz yıl, OpenAI “2012 yılından beri, en büyük YZ eğitimi için yapılan çalıştırmalarda kullanılan hesaplama miktarı 3 buçuk ayda bir ikiye katlanacak şekilde üssel olarak artmaktadır (karşılaştıracak olursak, Moore Yasası’nın ikiye katlanma süresi 18 aydır)” şeklinde bildiriyor. Gözlemleri geliştiricilerin “durmadan daha fazla yongayı paralel olarak kullanmanın yollarını buluyorlar ve bunu yapmak için gerekli ekonomik maliyeti ödemeye hazır” olduklarını gösteriyor.

Ve YZ hesaplamaya daha fazla dayandıkça, karbon ayak izi, dikkate değer sonuçlarla birlikte artıyor. Massachusetts, Amherst Üniversitesi’nin yakın bir zamanda yaptığı bir çalışma büyük doğal dil işleme modelinin eğitilmesinin karbon ayak izini tahminlemişti. Emma Strubell ve eş yazarları bu tek YZ modelini eğitmenin 300000 kilogram karbondioksit salınımı ürettiğini bildirdi (Strubell vd., 2019). Bu yaklaşık olarak New York ve Pekin arasında 125 gidiş geliş uçuşa denk.

YZ ve fosil yakıt sanayi

Büyük miktardaki iklim etkilerine ek olarak büyük YZ şirketleri, YZ hizmetlerini petrol ve gaz şirketlerine agresif bir şekilde pazarlıyorlar, petrol üretimi ve kaynak çıkarmayı en uygun hale getirmek ve hızlandırmak için yardım öneriyorlar. Amazon, “Sonraki Petrol Yatağını Makine Öğrenmesi ile Saniyeler İçerisinde Tahmin Etme” gibi programlarla petrol ve gaz sanayideki olası müşterilerini cezbediyor. Microsoft, “Petrol ve Gaz’ı YZ ile Güçlendirme” başlıklı bir etkinlik düzenledi, Google Cloud, fosil yakıt şirketleriyle çalışmaya adanmış kendi Enerji dikey çözümüne sahip. Ve toplumun yenilenebilir enerjiye geçişine yardımcı olmak üzere yola çıkan bir YZ şirketi olan C3 IoT şimdi Royal Dutch Shell, Baker Hughes ve Engie gibi büyük petrol ve gaz şirketlerine fosil yakıt çıkarmalarını hızlandırmak için yardımcı oluyor.

Yakınlarda Guardian büyük teknolojinin fosil yakıt piyasasını sürdürmekteki rolünü incelemişti. Bu inceleme teknoloji şirketlerinin iklim mevzuatına karşı etkin kampanya yürüten ve iklim değişikliği inkârını teşvik eden örgütlere yatırım yaptığı muazzam miktarlardaki parayı aydınlatmıştı.

Şeffafsızlık ve gizleme

Araştırmacılar ve karar vericiler teknolojinin iklim ayak izini açıklaması için çaba gösterdiğinde ne kadar az bilginin mevcut olduğu ortaya çıkıyor. Gönüllü şirket açıklamalarına bel bağlamak zorunda kalıyorlar, teknolojinin gerçek enerji kullanımının ayrıntılı bir muhasebesini yapmaları için gerekli bilgiye bir erişimleri olmuyor.

Belkhir ve Elmeligi, yukarıda söz ettiğimiz çalışmada, bu sinir bozucu erişim ve bilgi eksikliğini ve araştırma açısından sonuçlarını inceliyorlar (Belkhir ve Elmeligi, 2018). Basitçe kamuya açık veri oldukça az ve teknoloji şirketlerinin böyle bir bilgiyi yayınlamaları için hiçbir teşvik yok. Sağlam sonuçlara varmak için gerekli bilgi olmadan Belkhir ve Elmeligi 2018 veri merkezi enerji tüketimini, 2008 verisini kullanarak tahmin etmek zorunda kalmış. Bu kullanabilecekleri tek veriydi, halbuki son on yılda, hem hesaplamanın boyutu hem de bu hesaplamaya güç sağlayan teknolojiler köklü bir şekilde değişti.

Greenpeace raporunun yazarları da benzer gözlemlerde bulunuyorlar. Verimlilik ölçütleri sanayi tarafından hevesli bir şekilde benimsenirken, “şu temel soruyu aydınlatabilecek […] daha yeni ölçütler kapsamında çok az şirket bildirim yapıyor: Ne kadar kirli enerji kullanılıyor ve hangi şirketler buluta güç sağlamak için temiz enerji tercih ediyor?”

Greenpeace raporunda teknoloji şirketlerinden veri merkezi enerji etkisine ilişkin, veri merkezi tesislerinin büyüklüğü ve kullandıkları yenilenebilir yüzdesi gibi dolambaçsız bilgi yayınlamalarını istiyor. “Çoğu şirketin süregiden şeffaflık eksikliği […] sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliği için önemli bir tehdit olmaya devam ediyor” diye belirtiyorlar. Rapor ayrıca kurumsal sürdürülebilirlik sayılarının olduğundan daha iyi gözükmesi için birçok kestirme yolun hâlâ kullanıldığını da gösteriyor (Cook vd., 2017, bkz. s. 39).

Amazon Web Hizmetleri (AWS) küresel bulut hizmetleri (veya “hizmet olarak altyapı”) piyasasının yarısına yakınına hizmet ediyor. Bunun anlamı milyonlarca işletmenin ve teknoloji şirketinin (veri depolama ve hesaplamayı da içeren) çevrimiçi faaliyetleri için bu platforma dayandığıdır. Greenpeace raporu, aşikâr sorumluluklarına rağmen şirketin “muazzam faaliyetlerinin enerji ayak izi hakkında neredeyse tamamen saydamlıktan uzak” kaldığını ifade ediyor. Bu, o halde, AWS altyapısına dayanan milyonlarca kuruluşun kendi enerji ve karbon ayak izini hesaplamasını ve bildirmesini imkânsız kılıyor. Bu gibi bir şeffafsızlığın etkisi sadece büyük teknoloji şirketlerini sorumlu kılmamızı engellemesi değil. Dijital teknolojiye dayanan bütün sektörlerde ve kuruluşlarda anlamlı bir enerji muhasebesi için de çok önemli bir engel oluşturuyor.

Politika düşünceleri

Teknoloji sanayinin iklim değişikliğine kayda değer katkısı düşünüldüğünde, politika üretenlerin teknolojinin iklime etkisine daha fazla dikkat etmesi iyi olacaktır. Bu da bizi kilit soruya götürüyor: iklim politikası teknolojiyi nasıl daha iyi bir şekilde hesaba katabilir?

Teknoloji duyarlı iklim politikası ve iklim duyarlı teknoloji politikası doğrultusunda ilk izleği sağladığına inandığımız yedi öneri taslağı hazırladık.

1. Şeffaflığı şart koşmak

Düzenleyiciler, Greenpeace ve diğer savunuculara dayanmak yerine, şirketlerin tam bir enerji ve karbon şeffaflığı sağlamasını zorunlu kılmalıdır.

Bir teknoloji şirketinin iklim etkisine yönelik bütün bilgisi kamuya açık olmalıdır ve API, hesaplama çevrimleri ve diğer altyapı kaynaklarını müşterilerle platform kullanıcılarını, kendi kullanımları hakkında bilgilendirecek biçimlerde hesaplanabilmelidir.

“Doğruluk ve ilişkili ölçümlerin yanı sıra [enerji] verimliliği[ni] de bir değerlendirme ölçütü yapmayı” öneren YZ araştırmacılarına katılıyoruz. Bu araştırmacılar kayan noktalı işlemlerin (gerek duyulan hesaplamaların fiili sayısı) modelleri ve (eğitim) yöntemlerini karşılaştırmak için asıl ölçüt olarak tekrar geri getirilmesini öne sürüyorlar (Schwartz vd., 2019). Bu, sıklıkla raporlanan bir algoritmayı çalıştırmak için gerekli donanım kullanımı ve süre ölçütlerini tamamlayan, memnuniyetle karşılanan bir ölçüm olacaktır.

Çeşitli hesaplama birimleri (işlem başına, eğitim döngüsü başına, bulut müşterisi veya kullanıcı başına, tesis başına vb.) karşısında gerçek enerji kullanımını hesaplamak da, ne kadar karbon salınımına tekabül ettiğini bulmak da kolaydır. Bu tür bilgiyi düzenleyicilere, kamuya ve YZ programlama dilleri ve bulut hizmetlerinin arayüzlerinin bir parçası olarak sağlamak daha geniş bir farkındalığın, düzenlemenin bilgilendirilmesinin ve araştırmacılarla geliştiricileri daha bilinçli ve sorumlu kararlar almaya yönelik olarak teşvik etmenin ilk adımıdır.

2. “Tüm kademeleriyle tedarik zincirini” hesaba katmak

YZ oluşturmak ve büyük ölçekli teknik sistemler üretmek için gereken enerji kullanımını anlamak sadece ilk adım. Teknolojinin gerçek çevresel etkisini açıklamak için, (ekonomistlerin sıklıkla “dışsallıklar” olarak adlandırdığını içeren) bütün teknoloji ekosistemine daha geniş bir şekilde bakmamız gerekiyor.

AI Now eş kurucusu Kate Crawford ve Profesör Vladan Joler 2018 yılındaki “Bir YZ Sisteminin Anatomisi” başlıklı makalelerinde tek bir Amazon Echo ürününü, bu şık ve görünürde basit olan nesnenin geliştirilmesi, üretilmesi, bakımı ve sonunda atılması için gerekli çevresel ve emek kaynaklarını aydınlatmak için incelediler (Crawford ve Joler, 2018). Oluşturdukları harita, Echo üretmek için gerekli küresel tedarik zincirlerini, çevre üzerindeki doğal madde çıkarmaya yönelik bütün etkileriyle birlikte gösteriyor. Bu fosil yakıt çıkarmayla birlikte yongalar için gerekli madenciliğin hayli ötesine geçiyor ve eğitim veri kümelerinin etiketlenmesi için sömürülen insan emeği ve planlı eskitme için tasarlanmış tüketici cihazları tarafından üretilen kayda değer atığı da içeriyor.

Bir “tüm kademeleriyle tedarik zinciri” anlayışı olmadan, teknolojinin küresel iklim etkisini tamamen açıklayamayız.

3. Verimlilikle yetinmemek, geri tepme etkisine dikkat etmek

Belirli bir süreç veya hizmetteki verimlilik kazanımlarının, bu aynı süreç veya hizmete bağımlılığımızı, büyümenin bu kazanımları ortadan kaldırabileceği bir ölçüde arttırmaya yol açabileceği uzun zamandır bilinen bir şey. Bu olguya geri tepme etkisi adı veriliyor.

Örneğin, Birleşik Krallık’taki araştırmacılar uygulama tabanlı araç paylaşımında kayda değer geri tepme etkilerini, daha verimli araç paylaşımının arabaların daha fazla kullanımına yol açtığına işaret ederek gösterdiler. “Araç paylaşımından beklenen (sıkışıklık, hava kalitesi, karbondioksit salınımları ve sesi içeren) birikmiş toplumsal yararları %52’den %73’e ve karbondioksit salınım azalmasını %68’den %77’ye ortadan kaldırıyor” (Coulombel vd., 2019).

Hesaplamadaki verimlilik çabalarının iklim kazanımlarına değil de, hesaplamaya artan bir bağımlılığa yol açacağı konusunda tedbirli olmakta haklıyız. Aslında buna ilişkin kanıtı on yıllardır görüyoruz. 1997’den 2017’ye küresel internet trafiği 1,7 milyon kat arttı, her yıl iki kattan daha fazla bir artış, hâlbuki mikroyongalar iki kat verimli hale sadece iki yılda geldiler (Moore Yasası).

Büyük iklim çöküşünü engellemek için karbon salınımlarının dizginlenmesi gerektiğini biliyoruz. Verimlilik oranları önemli olsa da, gerçek enerji hesabı mutlak sayılar gerektiriyor. Bunun anlamı daha verimli teknik altyapıların geri tepme etkilerini anlamak ve bunların fosil yakıt tüketiminde bir artışa yol açmaması için gerekli adımları atmaktır.

4. “Enerji ile ilgili olmayan politika” çözümlemesini standart uygulama haline getirmek

Şu anda YZ, iklim etkisi hesaplanmadan, neredeyse tüm politika alanları boyunca stratejik bir öncelik olarak katılıyor. Bu noktada enerji ile ilgili olmayan politika denilenin önemini görüyoruz. Bu terim görünüşte iklim veya enerji kullanımıyla ilgisiz gibi duran ama bununla birlikte iklime çok derin etkileri olan politikaları tanımlayan bir terim.

Birleşik Krallık’ta, on üç enerji olmayan sektörü inceleyen güncel bir araştırma, bu politikaların enerjiye etkisinin ne ölçüde olduğunu anlamaya çalıştı. Yazarlar, tarım veya nakliye gibi enerji olmayan sektörlerde politika önerilerinin genellikle iklim etkisini hesaplamadığını buldular. Bütün “sanayi, işletme ve yenilikçilik” politika belgelerinde, “enerji ile ilgili olmayan politikaların enerji sistemleri üzerine etkisine yönelik özel bir çözümlemeyi sadece biri yapıyor” sonucuna vardılar (Cox vd., 2016).

YZ ve büyük ölçekli teknik altyapının oldukça dikkate değer çevresel maliyetleri var. Ve bu yüzden, YZ enerji olmayan politika alanına bütünleştirildiğinde, politika uygulamasının standart bir parçası olarak enerji ve iklim etkileri hesaplanmalıdır.

5. Teknoloji düzenlemeleri ve yeşil yeni düzen politika oluşturmanın bütünleştirilmesi

Biz bunu yazarken, yeni Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu, teknoloji şirketlerinin işleyişlerinin düzenlenmesini düşünüyor ve iddialı iklim anlaşmalarının nasıl gerçekleştirileceğine bakıyordu. Bildiğimiz kadarıyla, bu iki politika alanı birbirinden ayrı ekip ve komitelerde tartışılıyor. Teknolojinin iklim etkisini düşündüğümüzde, teknoloji ve iklim politikalarının bütünleştirilmesi oldukça acil ve geç kalınmış durumda. Avrupa Komiserleri Timmermans ve Vestager, iklim ve teknoloji düzenlemeleri için 100 günlük plan taslaklarını oluşturmaya başladıkları için bu önemli bağlantıyı oluşturacak bir fırsata sahipler.

6. YZ’nin fosil yakıt çıkarmayı hızlandırmak için kullanılmasını dizginlemek

Büyük teknoloji şirketlerinin sağladığı YZ, petrol ve gaz keşiflerini ve kazılarını hızlandırmak için kullanılıyor, bu da iklim değişikliğini etkili bir şekilde hızlandırıyor.

Araştırmacılar McGlade ve Ekins’in 2015 tarihli çığır açıcı makalelerinde belirttikleri gibi, “2°C hedefine ulaşmak için, petrol kaynaklarının üçte biri, gaz rezervlerinin yarısı ve mevcut kömür rezervlerinin %80’inden fazlasının 2010’dan 2050’ye kadar kullanılmaması gerekiyor”. Başka bir ifadeyle, Paris İklim Araştırması’nın belirlediği asgari hedefe ulaşmak için, fosil yakıt rezervleri toprakta kalmalıdır.

Bu hedefin ivediliği düşünüldüğünde, karar vericilerin, teknoloji şirketlerinin petrol sondajı ve kazısını hızlandırmasını durdurma konusunda üstlenmeleri gereken bir rol var. YZ’nin fosil yakıt çıkarmak için kullanımını dizginleyen düzenleme kaçınılmazdır.

7. YZ kullanımının iklim göçmenlerini dışlamasının ve onlara zarar vermesinin üzerine gitmek

İklim biliminin, İklim Değişimi için Uluslararası Panel’de ortaklaşıldığı gibi, en iyi tahmini bizimle geri dönüşsüz ekolojik çöküş arasında duran karbon bütçesi bakiyesinin hepsini harcamamız için sadece 8 buçuk yılımız kaldığı şeklinde.

Bu arada, iklim felaketi gezegendeki milyonlarca insan için halihazırda yayılıyor. Sadece 2019’un ilk yarısında, rekor sayıda, 7 milyon insan şiddetli hava şartları nedeniyle yerinden edilmiş durumda. Beyaz olmayanlar, yoksullar ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayanlar iklim değişikliğinin ön saflarında yer alıyorlar. Bunlar, karbon salınımı konusunda en büyük sorumluluğu taşıyan zengin ülke ve bireylerden sığınak ve desteğe gerek duyacak olan topluluklar.

Bunun yerine, teknoloji sanayinin de yardımıyla bir dışlama deseninin ortaya çıktığını görüyoruz. Amazon, Palantir ve diğer şirketler ABD’deki savunmasız topluluklara ve ABD sınırında korunma ve sığınma arayan insanlara yönelik kolluk, gözetim ve izleme için teknolojilerini satıyorlar. Bu teknolojiler, muhtaçları dışlamak ve en çok sorumlu olanları sorumluluktan korumak için tasarlanmış altyapının merkezinde yer alıyorlar.

İklim değişikliği hususları konusunda teknoloji sanayiyi sorumlu tutmayı sürdürmek için dürüst ve kapsayıcı bir yaklaşım, bu savunmasız topluluklara zarar veren izleme ve gözetim teknolojilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına son vermeyi içermeli ve hatta ilk adım bu olmalıdır.

Eylem çağrısı

Bilim oldukça net: eğer mevcut salınım düzeyleri aynı kalırsa, Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nde belirlenen karbon bütçesini 8 buçuk yıl içerisinde harcamış olacağız. Ondan sonra, yaşanabilir bir gezegeni temin etmek neredeyse imkânsız olacaktır.

Ne yazık ki, sorunda kayda değer bir görev üstlenen teknoloji sanayiden, salınımları dizginlemeye yönelik pek bir faaliyet göremiyoruz.

Sıfır karbon topluma dönüşümü gerçekleştirmek, kayda değer bir yapısal dönüşüm gerektiriyor ama harekete geçmek için hâlâ zamanımız var. Politika üretenler, teknoloji işçileri ve akademisyenlerin teknolojiyi sorumlu tutmakta öncü olma fırsatı var ve çok daha acil fazla bir görev yok.


Yazarlar, bu yazının araştırılması ve yazılması sırasında sağladıkları katkı için AI Now’daki meslektaşlarına teşekkür eder. Bu yazıda sergilenen doğrultuda çalışan kişileri de çalışmalarını, raporlarını, makaleleri ve fikirlerini Twitter’da (lütfen #AIandClimate, @roeldobbe, @mer__edith, @AINowInstitute ile birlikte) paylaşmaya davet ediyoruz.

Atıf vermek için: Dobbe, R. and Whittaker, M. (2019). AI and Climate Change: How they’re connected, and what we can do about it. AI Now Institute. Retrieved from https://medium.com/@ainowinstitute.

Kaynaklar

[medium.com’daki İngilizce orijinalinden Tahir Emre Kalaycı tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]