Hamide Yiğit: Hem Suriye hem de Libya’da pazarlık için Rusya ile İdlip’te kılıçlar mı çekilecek?

"Türkiye’nin bu yoğun sevkiyatlarla uzun vadede ne kurguladığını tahmin etmek zor, ama öyle görünüyor ki, bu hareketlilik basit bir restleşmeden ibaret değildir. Yani ufukta yine İdlip savaşı var..."

Hamide Yiğit: Hem Suriye hem de Libya’da pazarlık için Rusya ile İdlip’te kılıçlar mı çekilecek?

Hamide Yiğit, Suriye ve Libya’daki gelişmelere ilişkin yazısında, son günlerde Rus savaş uçaklarının İdlip ve Lazkiye kırsalındaki cihatçı hedefleri yeniden vurmaya başladığına dikkat çekerek “Bölgedeki bu tırmanışın, Türkiye’nin Libya’daki Hafter güçlerine karşı sağladığı ilerlemenin ve özellikle Watiyye üssünde Rus hava savunma sistemlerini hedeflenmesinin ardından gelmesi dikkat çekti. Rusya’nın İdlip cephesindeki bu baskın saldırısı, Türkiye’ye bir ‘uyarı’ olarak yorumlandı” değerlendirmesinde bulundu.

“Ufukta yine İdlip savaşı var”

TSK’nin de son günlerde İdlip’e büyük askeri sevkiyatlar yapmaya başladığını belirten Yiğit, “Bütün bu hazırlıklar, Suriye ile ertelenmiş olan bir savaş için mi, yoksa hem Suriye hem de Libya dosyasını pazarlık etmek için Rusya ile İdlip’te kılıçlar mı çekilecek?” diye sordu.

Yiğit, bu hareketliliğin basit bir restleşmeden ibaret olmadığını kaydederek “Yani ufukta yine İdlip savaşı var” dedi.

“Rusya Türkiye’ye, Libya’nın faturasını İdlip’te kesebilir”

Hamide Yiğit ayrıca, Suriye’nin “bölgedeki terör tehdidini kalıcı olarak sonlandırma” isteğine Rusların onay verdiği yönünde genel bir kanı olduğunu belirterek “Belli ki Rusya, bundan böyle bu işi Türkiye’ye bırakmama ve bir daha taviz vermeme eğilimindedir. Bu yüzden deniliyor ki Rusya Türkiye’ye, Libya’nın faturasını İdlip’te kesebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı Suriyeli muhaliflerin, Türkiye’nin Suriye’yi “arka bahçesi” olarak gördüğünü söylediğini ve Libya’ya açılmasını eleştirdiğini ifade eden Yiğit, şunları kaydetti:

Türkiye yanlısı cihatçı grupların kendi aralarındaki rant kavgasının giderek genişlemesinden de anlaşılacağı gibi, Türkiye’nin hepsini kontrol etme yeteneği artık sanıldığı gibi güçlü değildir. İkincisi, Türkiye’nin Libya hayalleri uğruna bu cihatçıları Suriye’den taşımasının açığa çıkardığı öfke de görünür hale gelmiştir. Bütün bunlardan dolayı İdlib’de biriken cihatçı tehdit Libya kadar uzak değil, Türkiye’nin hemen yanı başındadır ve patlamaya hazır olarak duruyor. 

Hamide Yiğit’in, Artı Gerçek’te “Sevkiyatlar ertelenmiş bir savaşın hazırlığı mı, Ruslar Türkiye’ye Libya’nın faturasını İdlib’de keser mi?” başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:


Bir hafta önce kamuoyunun gündemini AKP’nin Libya savaşı meşgul etmişti, şimdi tekrar İdlib’de yükselen gerilimi konuşuyoruz. Son zamanlarda söylenegelen şey şuydu; Türkiye’nin dış politikasını takip edenler, projeksiyonu bir Libya’ya bir Suriye’ye tutmak zorunda kalacaklar. Öyle de oluyor. Şu an kapıda yine İdlib gerilimi var. Rus hava saldırılarının yeniden görülmesi ve Türkiye’nin artan sevkiyatları, İdlib’de askeri operasyonların yeniden başlayacağına işaret ediyor. Moskova’da ateşkes mutabakatının imzalandığı 5 Mart’tan bu yana Rusya ilk kez İdlib’de hava saldırıları gerçekleştirmeye başladı. Geçtiğimiz hafta sonu Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Kubeyna ve el Hadda tepelerini hedef aldı. Cebel Zaviye’de cihatçı grupların saldırıları ve Suriye ordusunun geri püskürtme hamleleri zaten belli aralıklarla devam ediyordu. Ancak ateşkesten sonra Rus savaş uçaklarının cihatçı hedefleri vurmaya başlaması dikkat çekti. Lazkiye’nin kuzey kırsallarındaki cihatçı hedeflerin yanı sıra, İdlib güneyinden batı Halep hattına kadar mevzileri vuruldu. Bölgedeki bu tırmanışın, Türkiye’nin Libya’daki Hafter güçlerine karşı sağladığı ilerlemenin ve özellikle Watiyye üssünde Rus hava savunma sistemlerini hedeflenmesinin ardından gelmesi dikkat çekti. Rusya’nın İdlib cephesindeki bu baskın saldırısı, Türkiye’ye bir “uyarı” olarak yorumlandı. Çünkü İdlib cephelerinin tekrar açılabileceğine dair sinyalleri barındıran bu hamleler, ateşkesin ömrünün nihayete erebileceğinin mesajıydı.

Türkiye de bunu görmüş olmalı ki, son günlerde İdlib’e benzeri görülmemiş askeri sevkiyatlar başlattı. Önce 23 Mayıs’ta Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türkiye-Suriye sınırını ziyaret etti. Beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal ile birlikte Hatay’a giderek Suriye sınırına geçen Akar’ın bu ziyaretinden sonra, sınır hattına hava savunma sistemi kuruldu. Bu sisteminin kurulmasının, sadece yaklaşmakta olan bir savaşın öngörülmüş olmasıyla açıklanabileceği söylendi. Nitekim sonrasındaki gelişmeler bunu doğrulayan nitelikteydi. Çünkü Türkiye’nin İdlib’de görülmemiş bir hazırlığın içine girdiğine şahit olduk. 100’ün üzerinde askeri araç sevkiyatları günlerce devam etti, ama bu sevkiyatlar öncekilerden farklıydı. 16 saldırı ve savunma aracının yanı sıra bu kez TSK İdlib’de, ABD yapımı bir MIM23-HAWK orta menzil hava savunma sistemi de kurdu. Ayrıca İdlib bölgesindeki kontrol noktalarına 6 adet M110 A2-203 mm obüs sevk edildi. Basında çıkan haberlere göre, son 10 gün içinde İslahiye’deki 106 Topçu Alayı’ndan Hatay’a nakledilen bu ağır silahlar ilk kez Suriye topraklarına giriyor. Böylelikle TSK, İdlib’de Orta Menzilden – Yüksek İrtifa’ya kadar koruma sağlayabilen mini bir hava savunma şemsiyesi kurmuş oldu.

Bütün bu hazırlıklar, Suriye ile ertelenmiş olan bir savaş için mi, yoksa hem Suriye hem de Libya dosyasını pazarlık etmek için Rusya ile İdlib’de kılıçlar mı çekilecek? Türkiye’nin bu yoğun sevkiyatlarla uzun vadede ne kurguladığını tahmin etmek zor, ama öyle görünüyor ki, bu hareketlilik basit bir restleşmeden ibaret değildir. Yani ufukta yine İdlib savaşı var… Hatta sahadaki cihatçıların da bu yönde hazırlıklarını tamamladıklarını görüyoruz. Geçtiğimiz Salı günü Türkiye yanlısı Suriye Kurtuluş Cephesi, Cebel Zaviye’nin doğusunda yer alan köy ve beldeleri “askeri bölge” ilan etti. Sivillerin bu bölgeyi derhal boşaltmaları ve Çarşamba gününden itibaren hiçbir sivilin buralara giriş yapmaması istendi. SMO’ya bağlı askeri kaynaklar, Suriye ordusu ile Rusya’nın bölgedeki artan takviyelerinin yaklaşmakta olan bir savaşın habercisi olması sebebiyle bu kararın alındığını söylüyorlar. İlan edilen askeri bölge, Cebel Zaviye’nin doğusunda yer alan Benin-Farkiye arasındaki köy ve kasabaları kapsıyor. Rus savaş uçakları da bu bölgeye yoğunlaşmış durumda. Ama gelişmeler bununla da sınırlı değil. Bunu Rusya’nın Suriye Hava Kuvvetleri’ni güçlendirme hamleleri takip etti.

Suriye ve Libya hava sahasında Türk İHA’larına karşı Rus jetleri

Rusya, Suriye hava gücünün manevra kabiliyetini pekiştirmek üzere Şam’a askeri desteğini genişletti. Rus Savunma Bakanlığı, Suriye Hava Kuvvetleri’ni güçlendirme kararı aldığını açıkladıktan sonra geçtiğimiz hafta içinde, yeni modifiye edilmiş bir grup MiG-29 jeti Şam’a teslim edildi. Keza buna paralel olarak Hafter güçlerini desteklemek için Rusya’nın Suriye üzerinden Libya’ya 8 savaş uçağı gönderdiği basına yansımıştı. Şimdi Hafter güçlerine teslim edilen MiG-29 savaş uçağının sayısının 16’ya yükseldiği söyleniyor. Yani Rusya eşzamanlı olarak hem Libya Ulusal Ordusu’nu hem de Suriye ordusunu MİG-29 jetleriyle donattı.

Yakın zamanda medyanın gündeme taşıdığı “Putin Esad’dan vaz mı geçiyor?” konusu uzun bir süre zihinleri meşgul ederken, şimdi Putin’in “terörle savaşta Esad’a olan desteğini en yüksek seviyeye taşıması” konuşuluyor. Peki, bu ne anlama geliyor? Putin’in Esad’la askeri ilişkilerini genişletmesine yol açan üç sebepten söz ediliyor. Birinci sebep, Esad’a yönelik tüm medya kampanyalarını boşa çıkartmaktır. Bunun için Putin, Şam Büyükelçisi Yefimov Aleksandr Vladimiroviç’i, “Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi için Rusya’nın olağanüstü ve tam yetkili özel temsilcisi” olarak atadı. Bu adımla, Suriye-Rusya ilişkilerini sorgulatmayı hedefleyen ABD ve müttefiklerinin beklentilerine aksi bir yanıt verilmiş oldu.

İkincisi, ABD’nin Sezar Yasası’na karşı Suriye ekonomisine bir miktar nefes aldıracak bir ortak eylem planını hayata geçirmektir. Bu planın birinci ayağı, büyük bir kısmı Fırat’ın doğusunda olan, Halep ve Kamışlı arasında bulunan M4 otoyolunun sivil ve ticari trafik akışına açılmasıdır. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki son askeri harekâtıyla birlikte ABD tarafından ulaşıma kapatılan M4 otoyolu, yedi aylık aradan sonra Rus güçleri tarafından tekrar hizmete açıldı. Planın ikinci ayağı ise İdlib bölgesindeki M4 ve M5 otoyollarının tamamen açılmasıdır. Bilindiği üzere Moskova mutabakatıyla Rus-Türk ortak devriyelerine açılan M4 otoyolunun cihatçılardan arındırılması ve her iki ülke garantörlüğünde ticari ulaşımın güvenliğinin sağlanması bekleniyordu. Ancak bu konuda henüz bir yol alınmış değil ve bölgede hâlâ çatışmalı süreç devam ediyor. Lübnanlı yazar Abbas Daher’e göre Rusya, Suriye’nin ekonomisine soluk aldıracak olan bu iki yolu açmakta kararlı görünüyor. Önümüzdeki iki ay içinde İdlib’i işgalden kurtaracak bir askeri savaş hazırlığı var bunun için…

Rusya’nın Suriye Hava Kuvvetleri’ni güçlendirme kararının altında yatan üçüncü sebebe gelince; bu adım, yaklaşmakta olan Doğu Akdeniz üzerindeki küresel çatışmalara da bir hazırlık olarak görülüyor. Askeri strateji uzmanı Muhammed Abbas’a göre, “Rusya-Suriye işbirliğindeki genişlemenin bu aşamada hız kazanması, yaklaşmakta olan Doğu Akdeniz üzerindeki küresel hegemonya savaşlarının Suriye’ye yansıyacak olan tehditlerin seviyesini gösteriyor. Çünkü halihazırda terörle savaşını sürdüren Suriye’nin Doğu Akdeniz’deki kapışmalardan en fazla etkilenmesi bekleniyor. Giderek tırmanan bölgesel ve küresel tehditler, Moskova ile Şam’ın askeri işbirliğini en üst düzeye taşımak için çaba göstermelerini gerekli kıldı.” Çünkü Abbas’a göre Suriye’nin terörle savaşı kritik bir aşamaya doğru ilerliyor. Bunun için Suriye Hava Kuvvetleri güçlendirilerek, bütün terör örgütleri ve dış destekçileriyle yüzleşecek seviyeye ulaştırılmış oldu. Bu gelişmeler ışığında şu anda konuşulan şey, daha yakın gibi görünen İdlib savaşıdır.

Rusların Hmeymim üssündeki gelişmiş savaş uçakları şu anda Suriye’nin üslerine aktarılmış durumda ve hızlıca pilot eğitimleri gerçekleştiriliyor. Bu acelenin yaklaşan İdlib savaşıyla doğrudan ilgili olduğunu tahmin etmek zor değil. Genel kanı, “Suriye’nin bölgedeki terör tehdidini kalıcı olarak sonlandırma isteğine artık Rusların onay verdikleri” yönündedir. Belli ki Rusya, bundan böyle bu işi Türkiye’ye bırakmama ve bir daha taviz vermeme eğilimindedir. Bu yüzden deniliyor ki Rusya Türkiye’ye, Libya’nın faturasını İdlib’de kesebilir?

Muhalifler rahatsız: İdlib, Erdoğan’ın hayallerinin bedelini ödüyor!

Suriye’nin bir yandan İdlib’e ve diğer yandan Rakka’nın güney kırsalına girmek için hemen şimdi harekete geçebileceği söyleniyor. Çünkü yazar Daher’e göre, Türkiye’nin Trablus hükümetinin yanında savaşmaları için 17.000 militanını kuzey ve batı Suriye’den çekmek zorunda kalması, Suriye ordusu ve müttefikleri için önemli bir fırsat oluşturuyor. Sadece bu da değil. Türkiye’nin ilgisini tümüyle Libya’ya yöneltmesinden dolayı muhaliflerin duydukları hoşnutsuzluğu da eklemek gerekir. Son zamanlarda Libya’ya paralı asker taşıyarak Suriye’deki militan gücünü zayıflattığı gerekçesiyle Türkiye’ye yönelik eleştiriler de artmaya başladı. Kimi muhaliflerin dediği şu; Rusya, Libya’nın bedelini Türkiye’ye ödetmeye hazırlanıyor. Bu konuda iki şeyi hedefliyor. Birincisi, Suriye ve Libya dosyalarını tek dosyada birleştirmek, ikinci olarak her iki ülkede de Türkiye’nin önünde duracağını ve geri adım atmayacağını göstermek istiyor…

Fakat “Türkiye’nin de Rusların önüne geçmeyi hedeflediğini, ama bunu Libya yerine İdlib sahasında gerçekleştirmek istediğini” ileri sürenler var. Adı geçen muhalif kaynak, Türkiye’nin İdlib’e yönelik askeri sevkiyatının yoğunluğunu bu teze bağlıyor. Çünkü Türkiye açısından “Rusya ile karşı karşıya gelmek için İdlib sahası Libya’dan daha kolay olacaktır”!.. Şundan dolayı daha kolay: Türkiye’nin Libya müdahalesi, ABD ile Batı ittifakını böldü ve AB’yi karşısına aldı. Libya’da Türkiye’yi Rusya karşısında destekleyen bir ittifak yok. Aksine, Fas asıllı Alman yazar Hasan Zendend’in dediği gibi “Erdoğan’ın Libya’daki fetihleri Batı’yı fazlasıyla provoke ediyor!” Bu yüzden AB ülkeleri, BM Güvenlik Konseyi’nin silah ambargosunun denetlenmesi için “İrini” operasyonunu başlattılar ve şu anda Akdeniz’de Türk gemilerini takibe almış durumdalar. Ama buna karşın Türkiye’nin Suriye ve özellikle İdlib’deki mevcut pozisyonunu koruması konusunda hepsi birden destek veriyorlar. Ne zaman Suriye ordusunun İdlib operasyonu başlasa, Türkiye’nin yükselttiği “sivil felaket-insani dram” söylemlerine ABD ve AB’nin hemen karşılık verdiğini ve Türkiye’ye siyasi destek sunduklarını gördük. Türkiye, İdlib sahasında yine batıdan destek alabileceğini düşünüyor. Hatta bu kez önceki naif destekten daha fazlasını bekliyor. Buna Türkiye yanlısı muhalif grupların da inandıklarını görüyoruz. Çünkü bir Ahrar’uş Şam liderinin tezine göre, “Suriye üzerinden yürütülen vekâlet savaşı yeni safhaya giriyor ve bunun için İdlib önemli bir fırsat olarak görülüyor.

Buradan bakınca, kimi Türkiye yanlısı grupların yaklaşmakta olan İdlib savaşından ve Türkiye’nin bu yoğun sevkiyatlarından beklentileri oldukça yüksek görünüyor. Hatta uluslararası topluma çağrılarını şimdiden başlattılar bile… TSK’ya bağlı Suriye Milli Ordusu-SMO’nun Fırat Kalkanı bölgesindeki askeri lideri Mustafa Secari, Twitter hesabında yaptığı paylaşımda ”rejim içinden doğrulanmış bilgiler ve sahadaki gelişmeler gösteriyor ki, İdlib savaşı hazırlıkları var. Rejim Babül Hava’ya ulaşmak amacıyla yeni bir savaş hazırlığı içindedir” diyor ve olası bir “insani felaket” konusunda uyarılarını yapıyor. Diyor ki, “savaşın patlak vermesi durumunda bölgede 4 milyondan fazla Suriyeli vatandaşın hayatının tehlikeye girmemesi için uluslararası topluma daha ciddi önlemler almaları için bu bir çağrıdır.”

Ama kimi muhalifler ve muhalif-severler, Türkiye’nin Suriye’yi arka bahçesi olarak gördüğünü söylüyor ve Libya’ya açılmasını eleştiriyorlar. Diyorlar ki, “Türkiye, Rusya ile yaptığı anlaşmalar uğruna İdlib’in önemli bir bölümündeki insanların evlerini terk etmelerine göz yumdu… İdlib’de Türkiye sınırından birkaç kilometre uzakta yakıt sıkıntısı çekilirken Ankara, yüzlerce kilometre uzaklıktaki Libya’nın enerji kaynaklarına daha fazla ilgi gösteriyor… Suriyeli savaşçıların çoğunu Suriye Demokratik Güçleri-SDG ile savaşmaları için taşıdı, şimdi de Türkiye’nin savaşı için Libya’ya gönderiyor… Bu gidişle İdlib, Ankara’nın küresel hayallerinin bedelini ödemeye devam edecek!” Şimdi kimi muhaliflerin temel kaygısı, “Türkiye Libya’ya karşılık İdlib’i kurban eder mi” üzerinde yoğunlaşmış durumdadır. Bu da mümkün görülüyor, çünkü Erdoğan’ın Libya ile ilgili hayalleri sadece Trablus’tan ibaret değildir. Kuzey Afrika ve Somali’ye kadar bütün sahil ve Afrika boynuzu üzerinde geniş fetihçi hayaller söz konusudur. Libya da bütün bu kurgular için önemli bir sıçrama tahtasıdır. O yüzden kimi muhalifler, Erdoğan’ın Libya ile ilgili büyük anlaşmalar karşılığında İdlib’in düşmesine izin verme ihtimali konusunda kaygılılar. Çünkü bu açıdan bakıldığında bunun “kazançlı bir takas” sayılacağını düşünüyorlar…

Sultan’ın hayalleri varsa, Sezar’ın da çıkarları var!..

Varsayalım ki “kazançlı takas” kurgusu var. Lakin bunun Türkiye açısından “kazanç” sayılabilecek hiçbir yanının olmayacağı açıktır. Çünkü her şeyden önce Türkiye yanlısı cihatçı grupların kendi aralarındaki rant kavgasının giderek genişlemesinden de anlaşılacağı gibi, Türkiye’nin hepsini kontrol etme yeteneği artık sanıldığı gibi güçlü değildir. İkincisi, Türkiye’nin Libya hayalleri uğruna bu cihatçıları Suriye’den taşımasının açığa çıkardığı öfke de görünür hale gelmiştir. Bütün bunlardan dolayı İdlib’de biriken cihatçı tehdit Libya kadar uzak değil, Türkiye’nin hemen yanı başındadır ve patlamaya hazır olarak duruyor.

Diğer yandan Rusya’nın böyle bir takasa kapı aralayacağını kim söyleyebilir? Eğer bu yönde hayaller geliştiriliyorsa, muhtemel ki bunun dayanaklarını, “Rusya’nın Türkiye’yi karşısına almak istemeyeceği” tezi oluşturuyor. Evet, geçmişte defalarca görüldü ki Rusya, Türkiye ile doğrudan çatışmaktan hep kaçındı, hatta Şam yönetimini kızdıracak kadar tavizler de verdi. Ama son zamanlardaki yorumlarda şunun söylediğini görüyoruz; “Rus sabrı sonsuz değildir!..”

Ürdünlü Siyaset Bilimci Orayb el Rentavi’ye göre, “Türkiye şu aşamada Rusların esnekliğini tekrar test edecek bir durumda değildir ve herhangi bir Türk hatası, Ankara açısından sadece Suriye’de değil, aynı zamanda Libya ve Doğu Akdeniz’de de “en kötü senaryoya” yol açabilir. Çünkü yazara göre “Sultan’ın hayalleri varsa, Sezar’ın da çıkarları var” ve sırf Türkiye’yi yanında tutmak için bunlardan vazgeçecek değil… Ayrıca Türkiye’nin taahhüt ettiği “radikalleri ılımlılardan ayırma” meselesini Ruslar son günlerde daha sık dile getirir oldular. Yani sıklıkla AKP’ye görevini hatırlatıyorlar.

Türkiye İdlib’deki ‘radikaller’ meselesini nasıl çözecek?

Özellikle Moskova mutabakatı gereği M4 otoyolu üzerinde başlayan ortak devriyeler, ilk günden itibaren çeşitli engellemelerle karşı karşıya… Kimi zaman yol kesme, kimi zaman çatışma biçiminde süregelen engellemeler ilkin daha çok Rus devriyelerine yönelik iken, sonraları doğrudan TSK’ya karşı yapılmaya başlandı. Öyle ki, 27 Mayıs Cisril Şuğur kırsalı el Gassaniye’de devriye gezen TSK konvoyu patlayıcılarla hedef alındı. O gün ilk kez uzun mesafe devriye turu yapılmıştı. Daha önce de Mart ortalarında yine TSK devriyeleri mayınlarla hedef alınmış ve iki asker yaşamını yitirmişti. Milli Savunma Bakanlığı o zaman askerlerin ölümüne sebep olan bu saldırının, isim vermeden “radikal unsurlar” tarafından gerçekleştirildiğini söylemişti. Oysa saldırıyı yapanlar, Hürras-ül Din adlı El-Kaideci grubun militanlarıydı. Yine iki askerin yaşamını yitirdiği bu son saldırı için MSB bu kez ne isim verdi ne de “radikal unsur” dedi… Fakat ilginçtir, Perşembe günü Trablus hükümeti lideri Fayez Serrac’ın Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya geldiğinde AKP medyası, iki liderin hem Libya hem Suriye’yi görüşeceklerini yazdılar ve Suriye için şu ifadeleri kullandılar: “Ateşkesin korunduğu ancak zaman zaman rejim unsurlarını ihlalleri ve radikallerin provokasyonuna sahne olan İdlib ile ilgili olarak, ateşkes kararına uyulması yönünde sahadaki taraflara uyarı yapılması bekleniyor.” Görüldüğü “radikal unsurlar” ifadesi tekrar kullanılmaya başlandı. Üstelik “sahadaki taraflara” uyarı yapılmasından söz ediliyor. Sahada kimler var? Bir tarafta Suriye ordusu var, diğer tarafta ise Türkiye yanlısı gruplarla birlikte, ateşkes kapsamında yer almayan HTŞ ve bilumum El-Kaideci örgütler var… Bu durumda Türkiye örneğin Türkistan İslam Partisi’ni yahut HTŞ’yi mi uyaracak?

Bu konuda Suriye Ulusal Uzlaşma Komisyonu üyesi Omar Rahmon Twitter hesabında, bomba etkisi yaratacak bir iddiayı paylaştı. Rahmon’a göre; “Türk istihbaratı İdlib’deki grupların liderleriyle Reyhanlı’da toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda istihbarat üyeleri HTŞ’ye en geç 1,5 ay içerisinde kendini feshetmesini ve bütün karargâhlarını Türk güçlerine devretmesini emrettiler.

Hal böyleyken şu anda İdlib’e savaş teçhizatı taşıyan AKP’nin Suriye’de yeniden savaş davulları çalmaya hazırlandığı belli. Ancak İdlib’de hava savunma sistemi kuracak kadar yoğunluk kazanan bu hazırlıkla Türkiye “radikallerle” mi savaşacak? Eğer HTŞ çatısının dağıtılmasıyla ilgili iddia doğruysa, bu zaten başlı başına apayrı bir bela olmakla birlikte, verilen sürenin bitimine yakın biz zamana kadar bunu doğrulamak pek mümkün görünmüyor. Ama şu anda yoğun sevkiyatlar var ve bu da tekrar bir İdlib savaşına hazırlık olarak görülüyor. Bu durumda AKP, Libya’da tadına varılan lokal zaferin verdiği cesaretle ve üstelik hazır Libya’da ABD desteğini bahşetmişken, Rusya’yı karşısına almaya mı hazırlanıyor? Eğer niyet buysa ve yine “NATO’daki vazgeçilmez müttefik” olduğuna güvenerek Rusya’yla karşı karşıya gelmeyi planlıyorsa, İdlib’in bir önceki “acı reçetesi” tekrarlanabilir, ama bu kez yeni ateşkesler de olmayabilir… İşte o zaman Doğu Akdeniz’e pirince giderken yanı başında duran İdlib’deki bulgurdan olabilir… Ve var olan mülteci yüküne bir milyon daha ekleyebilir… Üstüne cihatçıların öfkesi de cabası!..


Sendika.Org