Suriye’de oluşan yeni dengeler ve Ankara’nın çözümsüzlüğü

Ankara, Moskova ile çatışmayı göze alarak kabul edilen ortak protokole uymamayı sürdürebilir mi? Bunun kolay olmadığı yakın dönemde görüldü. Ankara’nın Moskova ile ilişkilerini değiştirmeye yönelmesi için öncelikli olarak ABD’yi yanına alması gerekir. Ancak bu destek ABD'nin Türkiye için Rusya'yla çatışması biçiminde olmayacak. Böylesi bir durumda Ankara, Moskova’yı nasıl dengeleyecek? Ankara’da bu sorunun yanıtı yok

Suriye’de oluşan yeni dengeler ve Ankara’nın çözümsüzlüğü

Koronavirüs nedeniyle nispeten gölgede kalan ancak belirlenen stratejilerin kesintisizce uygulandığı Suriye’deki gelişmeler üzerine yeni değerlendirmelere ihtiyaç olduğu açıktır.  Suriye’deki gelişmeler hem ABD ve Rusya gibi küresel etki gücüne sahip devletlerin ne yapmak istedikleri hem de Türkiye ve İran’ın bundan sonra alacakları askeri ve politik pozisyonun yeniden değerlendirilmesi açısından önem kazanmaktadır.

İran, Moskova’nın planına uyumlu bir politika izleyecek

İran, Suriye üzerindeki askeri ve politik etkisini kaybetmek istemese de özellikle Ortadoğu stratejisini sahada fiilen uygulayan General Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi dengeleri etkiledi. Birkaç adım geri atmak zorunda kalan İran, bundan sonra Suriye’de Rusya’nın belirlediği stratejiye çok daha fazla uyum gösterecek. Şam üzerinde kurduğu politik hâkimiyetinde belirli bir gerileme yaşasa da Suriye’de bütünüyle çekilmesi hiçbir şekilde söz konusu olmayacak. Aynı şekilde Rusya, kara operasyonunda İran’ın oynadığı rolün farkındadır ve bundan yararlanmaya devam edecektir. Burada önemli olan İran ile Esad rejimi arasındaki dengenin Rusya’nın isteğine uygun olarak yeniden kurulması ve Rusya’nın ABD ve İsrail ile kurmaya çalıştığı dengeyi bozmamasıdır. Eğer İran, Rusya’nın Suriye planına dahil olmadan farklı bir güç olarak hareket ederse, ABD ve İsrail tarafından çok daha ciddi saldırılarla karşı karşıya kalacaktır. Aynı şekilde Esad, İran ile olan politik ilişkilerini Rusya’nın istediği doğrultuda sınırlamazsa 2021’deki seçimlerde yeniden cumhurbaşkanı olması tehlikeye girebilir. İdlip’te Rusya’nın belirlediği ve uygulamaya koyduğu askeri planın Tahran ve Şam tarafından koşulsuz kabul edilmiş olması, her iki gücün ikna olduğunu gösteriyor.

Moskova Esad’tan vazgeçer mi?

Esad bugüne kadar Moskova’nın askeri ve politik planlarına uygun davrandığı için kazanan olarak ön plana çıktı. Bu nedenle özellikle Rusya’nın belirlediği İdlip politikasını boşa çıkartacak adımlardan kaçınmaktadır. Rusya’nın izni olmadan veya sınırlarını birlikte belirlemeden herhangi kara harekâtına başvurmaz. İran kontrolündeki milis güçlerinin Halep çevresinden ve M-5 yolu üzerinden güç biriktirmesi, bütünüyle Rusya’nın önümüzdeki Temmuz-Ağustos aylarında merkezinde Heyet-i Tahrir’uş Şam’ın olduğu Radikal İslamcı Örgütlere yönelik bir operasyon başlatma olasılığıyla ilgilidir. Yani Moskova-Tahran-Şam merkezli ortak bir hareket planı söz konusudur.

Şam-Tahran-Moskova dengesi bakımından gündeme getirilen bir nokta da Esad’ın yerine bir başka ismin getirilmesi olasılığının kamuoyunda tartışılmasıdır. Bölgesel ilişkilerde her politik ve askeri değişiklik olasılık dahilindedir. En zayıf olasılığın bir anda ön plana çıkarak belirleyici hale gelmesi mümkündür. Ancak Moskova’nın Esad’ın yerine yeni bir adayı çıkartmasının politik bir gerekçesi bulunmuyor. Birincisi, Suriye meselesinin temel sorunu kişiler değildir. İkincisi Esad 9 yıllık savaşın sembol ismi olarak ön plana çıktı. Üçüncüsü ve en önemlisi de Esad, Putin’in belirlediği stratejinin dışında hiçbir adım atmadığı gibi bütünüyle uyumlu bir çalışma yürütüyor. Putin’in Şam’a gidip Esad ile birlikte Emevi Camii’ni ziyaret ederek oradan İstanbul’a geçip Erdoğan ile görüşmesi, Esad’a verilen büyük bir destek olarak okundu. Rusya’nın meselesi Şam’da kimin oturduğu değil, Akdeniz stratejisi açısından Suriye’nin taşıdığı önemdir. Rusya’nın Akdeniz’deki kalıcılığı için kara ve deniz üslerini tahsis eden biri olan Esad’ın politik olarak tasfiye edilmesini gerektiren bir durum yok.

ABD, Irak ve Suriye politikasını yeniden şekillendiriyor

ABD’nin Irak ve Suriye stratejisi esasen uygulanmaya devam ediyor. Küçük bir kısım değişikliklerin olması pekâlâ mümkün. Irak’ın değişik bölgelerindeki askeri gücünü Süleymaniye, Erbil ve Duhok bölgelerine çeken ABD, Bağdat’taki iç politik dengelerin alacağı biçim ve İran’a karşı belirlenecek tutuma bağlı olarak Irak Kürdistan Bölgesi’nin stratejik konumunu yeniden belirleyecek gibi görünüyor. Önümüzdeki süreçte ABD, askeri güçlerine yönelik saldırılara girişen Haşdi Şabi’ye karşı askeri operasyonlara yönelebilir. Kerkük dahil olmak üzere tartışmalı bölgelere Peşmerge’nin girmesini sağlayarak dengelerde Güney Kürdistan lehine yeni bir değişikliğe gidebilir. Bölgedeki Patriot füzelerini aktifleştirmesi, Irak Kürdistan Bölgesi’ni İran’a karşı bir askeri üs olarak daha aktif kullanacağını gösteriyor. Bütün bunların politik anlamı, fiilen bağımsız olan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin devletleşme sürecini hızlandırabileceğidir.

ABD-Rusya arasında fikir birliği: Rojava’nın statüsü

ABD ve Rusya’nın, Suriye’nin politik geleceği için hazırlanacak olan anayasada Kürtlerin politik statüsünün netleştirilmesi konusunda anlayış birliği içerisinde oldukları anlaşılıyor. ABD, orta ve uzun vadede tek merkezli bir Suriye’nin kalıcı olmayacağını düşünüyor ve bu nedenle Fırat’ın doğusunu kontrol ederek olası bir ayrışmayı aktif olarak desteklemeyi planlıyor. Bu planın Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki gelişmelerle doğrudan bir bağı olduğunu unutmamak gerekir. Bir başka yazının konusu olmakla birlikte ABD’nin Rojava ve Güney Kürdistan (IKBY) için belirlediği strateji doğrultusunda Kamışlı-Erbil-Kandil arasındaki ilişkilerin ve dengelerin nasıl şekilleneceği önem kazanmaktadır.

İdlip çıkmazında Türkiye

Suriye’de özellikle İdlip’teki gelişmelerden en çok etkilenen veya etkilenecek olanın Türkiye olduğu açıktır. Türkiye’nin bekasını İdlip’le eş gören, “İdlip’i kaybetmek Hatay’ı kaybetmektir” diyen stratejinin çöküşü artık çok daha fazla belirginleşiyor.

Moskova ile Ankara’nın İdlip rekabeti, 5 Mart 2020 tarihinde Moskova’da Putin’in, Erdoğan ile yaptığı ikili özel görüşmede Rusya’nın açık üstünlüğüyle noktalandı. Rusya, bütün şartlarını Türkiye’ye kabul ettirdi. ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ kavramı Türkiye tarafından resmen kabul edildi. Rusya’nın, BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist görülen Heyeti Tahrir Şam’a (HTŞ) karşı operasyonlara devam edileceği şartı protokole girdi. M-5 otobanının Suriye ordusunda kalması, M-4 otobanının ise Türk ve Rus askeri güçleri tarafından kontrol edilmesi, M-4 otobanının kuzeyine doğru 6 km derinliğinin Türk ordu birlikleri, Güney’e doğru 6 km derinliğinin ise Rus askeri güçleri tarafından kontrol edilmesi karar altına alındı.

5 Mart 2020’den sonraki iki hafta içinde 12 km alanda, özellikle Heyeti Tahrir Şam’a ve Türkistan İslam Partisi’ne bağ silahlı güçlerin çıkartılması kararı uygulanacaktı. Ancak Türkiye, M-4 yolun kontrolünü henüz sağlayamadı ve hatta HŞT, Türk-Rus devriye geçişlerini engelliyor, saldırılar yapıyor. Arada yaklaşık iki aylık bir süre geçmesine rağmen henüz somut bir ilerleme yok. TSK birlikleri M-4 otobanının kuzeyindeki 6 km’lik alanda hiçbir ilerleme sağlamadı ya da sağlayamadı. Moskova ise kendisi ciddi bir operasyona yönelmek yerine ısrarla ortak protokolün uygulanmasını Türk yetkililerden talep ediyor.

Ankara’nın uygulamak istediği plan

Ankara’nın amacı, HTŞ’ye silah bıraktırıp isim değişikliğine gitmesini ve Türkiye’nin belirlediği muhalifler grubuna katılmasını sağlamaktır. Böylelikle İdlip’i bir anda muhaliflerin merkezi haline getirerek politik sürece dâhil etmek ve orada kalıcı olmayı garantiye almaktır. Ancak bu planın uygulanması pek mümkün görünmüyor. Birincisi HTŞ, El Kaide/El Nusra geleneğini temsil ediyor. Silah bırakarak Türkiye’nin desteklediği muhaliflere tabi olması son derece zor. İkincisi HTŞ farklı gruplardan oluşuyor. Silah bırakması veya isim değiştirmesi parçalanmasını kaçınılmaz kılır ve İdlip’teki kaos çok daha farklı boyutlara gelir. Üçüncüsü ise HŞT’nin İdlip’te şehir merkezinde kurduğu bir ‘İslamcı hükümet’ var. Bu gücü kaybetmek istemez. Dördüncüsü, Türkiye’nin izlediği siyasete karşı artık ciddi bir güvensizlikleri oluşmuş durumda ve silah bırakıldığı durumda HTŞ liderlerinin fiziki tasfiyesinin kaçınılmaz olacağını görüyorlar.

Türkiye’nin geriye kalan iki yolu var. Ya M-4 otobanının 6 km kuzeyini Rusya’ya bırakıp bölgenin bütünüyle Rusya hakimiyetine girmesini koşulsuz kabul etmektir. Bu durum Rusya’nın hava desteğiyle Suriye ordusunun İdlip şehir merkezini ve Hatay sınır bölgelerini tamamen kontrol altına alması sonucunu doğurur. Şam-HTŞ çatışması Türkiye’ye doğru yeni bir göç dalgasını kaçınılmaz kılar. Bunun iç siyasetteki yansıması hükümet için en riskli durumu oluşturuyor.

Ya da TSK birliklerinin HTŞ’ye karşı askeri bir operasyona yönelmesidir. HTŞ ile bölgedeki TSK birlikleri arasında belirli aralıklarla çatışmaların olduğu biliniyor. HTŞ, Türkiye’nin ileri sürdüğü şartları kabul etmediğini ve gerekirse direneceğini açıkça deklare etti. İktidarı destekleyen medyada HTŞ için ‘radikal terörist gruplar’ kavramları kullanılmaya başlandı. Bunun politik arka planı, HTŞ ile olası çatışmalara karşı içte oluşabilecek tepkileri minimum düzeyde tutma çabasıdır. TSK birliklerinin HTŞ ile çatışması, savaşın İdlip’ten Hatay’a taşınmasıdır. Türkiye’nin özellikle sınır bölgelerinde etkili olan Radikal İslamcı Örgütlerin yapacağı eylemlerin gerçekten bir ‘beka’ meselesi yaratacağı açıktır.

Protokole uygun davranmayan Ankara nasıl bir hamle yapabilir?

Moskova, Ankara’nın 5 Mart 2020’de kabul ettiği protokole uygun davranarak yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyor. Ankara’nın önümüzdeki iki ay içerisinde Rusya ile karşı karşıya geleceğine dair çok sayıda veri var. Eğer Rusya yeniden operasyon kararı alırsa bu İdlip şehir merkezi dahil olmak üzere bütün İdlip’in denetim altına alınmasına yol açacaktır. Kara hazırlıklarının da bu yönde olduğu görülüyor.

Peki, Ankara, Moskova ile çatışmayı göze alarak kabul edilen ortak protokole uymamayı sürdürebilir mi? Bunun çok kolay olmadığı yakın dönemde görüldü. Ankara’nın Moskova ile ilişkilerini değiştirmeye yönelmesi için öncelikli olarak ABD’yi yanına alması gerekir. Bu olmadan hiçbir adım atamaz, atacağı her adım ciddi askeri, politik ve ekonomik sonuçları doğurur.

ABD’nin talepleri çok açık: S-400’ler hiçbir şekilde aktifleştirilmeyecek. Suriye’de başta olmak üzere Rusya ile kurulan askeri, enerji gibi stratejik ilişkilerden esasen vazgeçilecek, Suriye’de ve Irak’ta ABD’nin belirlediği politikalara uygun bir pozisyon belirlenecek. Böyle bir durumda Ankara hem gündemde olan ekonomik ambargodan kurtulur hem de İdlip’te ABD’nin desteğini alır. Ancak bu destek hiçbir şekilde Türkiye nedeniyle ABD-Rusya çatışması biçiminde olmayacak. Böylesi bir durumda Ankara, Moskova’yı nasıl dengeleyecek? Ankara’da bu sorunun yanıtı yok.

AKP iktidarının yıllardır uygulamakta ısrar ettiği yanlış Suriye politikası sonucunda bölgesel stratejik konum kaybı artık netleştirmiş bulunuyor. ABD-Rusya dengelerine oynamanın her iki tarafı idare etmenin artık yürütülebilir bir politika olmadığı görüldü. İdlip sorununu gerçekten beka meselesine dönüştüren iktidarın, krizi nasıl aşılacağına dair öngörüsü de yok.

İç politikada ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunan iktidarın bunları yakın dönemde çözme şansı olmadığı gibi özellikle ekonomik problemler çok daha yakıcı bir şekilde kendisini hissettirecektir.

Çözüm erken genel seçim olabilir.