Korona günlerinde ABD’yi kuşatıp, başkaldırmak

Gezi’nin yedinci yılında, sadece ABD için demeyelim: Bu daha başlangıç. Kuşkusuz, zulmedilmiş, katledilmiş, potansiyel suçlu görülmüş, hapishanelerin özel olarak bu topluluklar, halklar için inşa edildiği, uyduruk suçların oluşturulduğu, cezaların onlar için özellikle oluşturulduğu herkes için

Korona günlerinde ABD’yi kuşatıp, başkaldırmak

“Özgürlükler” ülkesi olarak bilinen, ama dünyanın da en büyük ceza sistemine sahip olup “ünlü” hapishanelerini oluşturan ABD yine bir büyük öfke, itiraz ve isyan ile “gündemimize oturdu”. Tesadüf mü? Elbette değil…

Kapitalizmin kalesi olan bu ülke bir kez daha talan ettiği, kırımlar, kıyamlar gerçekleştirdiği özelliğini gösterdi. George Floyd’un katledilmesi, sıradan basit bir polis eylemi değil. Sistemin ruhuna işlemiş bir “yasa”, davranış ve yönetim biçimi.

Adsız, doğal bir hayatın sürdüğü, canlı varlıkların ekolojik bir hayat sürdüğü bu “coğrafya”yı fethedenler, işgalci fetih kültürü ile girdikleri bu topraklarda yüzyıllardır, masumlaştırılmış, üstü süslü sözler ile örtülmüş o büyük kırıma, kıyama devam etmektedirler.

Suçların konusunu, kapsamını hem yerli halka hem de yağmalayıp, talan ettiği, köle emeği olarak kullandığı, tarladaki bir attan, ağaçtan daha değersiz kıldığı insanlara karşı sinsice sürdürmektedir.

Amerika, eşitsizliğin en fazla olduğu toplumlardan biri olma özelliğini korumakta, üstelik son 40 yıldır da bunu derinleştirmekte, yaygınlaştırmaktadır.

Yoksulluğun toplumsallaştığı/toplumsallaştırıldığı bu “gelişmiş” ülkede “suç” oranlarında patlamalar meydana geldiği söylenmektedir. Öyle ki, artık kitlesel hapsetme politikası çare olarak benimsenmeye başlanmıştır. 1990’lı yılların ortasında her 193 Amerikalıdan biri hapishane ile tanışmıştır. Bu rakam, Kanada’nın 4, İngiltere’nin 5, Japonya’nın 14 katıdır. 1997 yılına gelindiğinde ise, 50 Amerikan erkeğinden yaklaşık biri demir parmaklıkların arkasına geçmiş, yaklaşık yirmide biri erteleme ya da şartlı tahliyeden yararlanmıştır. ABD’de hapishanelerdeki düşük ücret karşılığında fason üretim “çağdaş” köleliğin hayata geçirilmiş bir başka boyutu olmaktadır. Böyle bir ortamda, beş yıldızlı otel sayısı ile özel hapishane sayısının yarışmasında şaşılacak bir yan olmasa gerek! Sanayileşmiş ülkelerdeki çocuk cinayetlerinin yaklaşık dörtte üçünün ABD’de yaşanmış olması ise bir başka önemli sorunu oluşturmaktadır. ABD’nin, suç konusunu genişleterek, cezalarını ağırlaştırarak, otellerden fazla yatırım yaptığı L Tipi Cezaevlerinden oluşan ve birer ucuz emek zindanı olan fabrikalar ihtiyacı vardır. Bunun da tüm koşulları oluşturulmuştur. “ Özgürlüğün” kalesi Amerika, eşitsizliğin en fazla olduğu toplumlardan biri olma özelliğini son kırk yıldır derinleştirerek sürdürmektedir.

Korona günleri bu eşitsizliğin, başka sinsi bir politikalar ile sürdürüldüğünü daha görünür kılmaktadır.

Ancak, öyle görünüyor ki, yüzyılların yağmacı, kölecil kültürü sadece yoksullaştırma, kapatma ile sınırlı kalmıyor, tarihsel birikim olarak kendi karanlık yüzünü bir kez daha George Floyd örneğinde olduğu gibi her seferinde açığa çıkarıyor. Açık, herkesin gözünün önünde işlenmiş bir cinayetin katiline hukuk sistemini işletmemek için, yapısına uygun olarak davranmaya devam ediyor.

Aktivist Tamika Mallory buna güçlü bir ses ile itiraz ediyor ve tarihsel gerçeği haykırıyor: “Siyahi insanlar özgür değil ve bundan yorulduk. Bize yağmalamadan bahsetmeyin. Yağmacı olan sizlersiniz. Amerika siyahi insanları yağmaladı. Buraya geldiklerinde Amerikan yerlilerini yağmaladılar. Yağmacılığı sizden öğrendik. Şiddeti sizden öğrendik. Eğer bizden daha iyisini bekliyorsanız, önce siz bunu yapın!”

Gezi’nin yedinci yılında, sadece ABD için demeyelim: Bu daha başlangıç. Kuşkusuz, zulmedilmiş, katledilmiş, potansiyel suçlu görülmüş, hapishanelerin özel olarak bu topluluklar, halklar için inşa edildiği, uyduruk suçların oluşturulduğu, cezaların onlar için özellikle oluşturulduğu herkes için.

Evet, bu daha bir başlang��ç olsun…

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur