Gıda krizinden çıkış yolları ve kooperatifçilik

Toprakla, üreticiyle ve tüketiciyle haşır neşir olmayan bir kooperatifçilik, tarımın hiçbir sorununu çözemez. Bu gerçekten hareketle yönümüzü tarlaya çevirdik. Güvenli ve sağlıklı ürünlere ulaşıp, uygun koşullarda tüketiciye götürmenin dışında atalık tohumlarla yerel tarımın yapılmasına kafa yoruyoruz. Yarışımız sadece sermaye iledir. Bu nedenle bizim gibi düşünen kooperatif, çevre ve inisiyatiflerle ortak platformlarla güç birliği oluşturuyoruz

Gıda krizinden çıkış yolları ve kooperatifçilik

Son yıllarda gıdaya erişimin zorlaşması ve yediğimiz içtiğimiz besinlerin sağlığa zararlı olmasının açığa çıkması bu alandaki arayışlara hız kazandırdı. Üstüne üstlük küresel salgın da sorunu derinleştirdi. Herkes bulunduğu yerden kendi meşrebince, kendine uygun araçla çözüm bulma yolculuğuna çıktı.

Halkevleri bu olumsuz gelişmeyi ilk gören ve tartışmaya açan yapıların başında yer alıyor. Bizler emekli ve yaşlı Halkevciler bu konuda daha somut adımlar atma ve uygun araçlar oluşturma çabasına girdik.

Tarihsel işlevini de düşünerek tarımı sermayenin lehine çökertilen toplumun ayağa kalkmasının ve insanların birbirlerinin elinden tutabilecek duruma gelmesinin ancak kooperatif türü bir örgütlenmeyle olanaklı olduğunu gördük. Bir üretim kooperatifi kurmak istedik. Gücümüz yetmedi, bir tüketim kooperatifi kurduk.

Çalışmalarımız büyüdükçe meclisimiz genişledi ve yeni yeni katılımlar bizleri yeni sorumluluklara ve yeni tartışmalara götürdü. Bu tartışmalara ilişkin düşüncelerimizi dostlarımızla paylaşma gereği duyduk. Çünkü bu tartışmaları önemsiyoruz, bize yön vereceğine, bizi ilerleteceğine inanıyoruz.

Yollara düştük

Sorun tarım alanında bir değişim ve yenilenme ise, bu, ülkemizdeki sınıflar mücadelesinin üstesinden gelebileceği bir konu. Tarımın sönümlenmesi nasıl siyasi bir tercih ise tarımın yeniden canlandırılması da siyasi bir programla sağlanabilir. Bu genel saptama bana göre büyük bir gerçeklik içerse de bizim gibi kooperatiflere, konuyla ilgili örgütlenmelere de görevler düştüğüne inanıyoruz. Çünkü siyaset yaşamın içinde konumlanan dinamiklerle birlikte yürütülmediğinde sonuç alınamıyor.

Toprakla, tohumla, üreticiyle ve tüketiciyle iç içe olmadıkça tarımda hareketlilik yaratmak ya da bir dönüşüm gerçekleştirmek bir yana güvenilir, sağlıklı bir ürüne ulaşmak bile olanaksız. Bu nedenle biz yollara düştük. Çatalca, Ardanuç, Yusufeli ve Akhisar’da bu kaynaklara ulaşmaya çalıştık. Hopa Çay, Ovacık ve Mazgirt gibi örneklerde dostlarımızın ne yapmak istediklerini anlamak, özümsemek istedik. Ve buralardan çok şeyler öğrendik.

Siyasi öznenin işini derneklere, sendikalara, kooperatif ve vakıflara yüklemek ne kadar yanlışsa, “bunların işi değil” diyerek mesleki yapıları ve alan örgütlenmelerini kenarda tutmak da bir o kadar yanlıştır.

Peki bu siyasi programı kim yapıp uygulayacak? Bence bugün için bunun öznesini bulmak da zor. Birleşik çok yönlü bir mücadelenin içerisinden kazanılacak bir ilişki diye düşünüyoruz. Zayıf ve dağınık olan sol böyle bir mücadele programını oluşturup hayata geçirecek güçte değil. Birikimimiz de böylesi bir görevi üstlenmek için yeterli değil. Bu eksiklik yan gelip yatmayı gerektirmiyor. Var olandan yürümek en doğru seçenektir. Bu alanda kafasını gözünü yaran tarım emekçileri, üretim ve tüketim kooperatifleri, bu alanda örgütlü dernek, oda, vakıflar ve belediyelerin dayanışmacı girişimleri gibi arayış ve çabalarla buluşmak herkesin elini güçlendirecektir.

Bu dinamiklerin güç birliği ve ortak programları herkesin yararını gözeten bir tarım hareketi oluşturmanın koşullarını zenginleştirecektir. Ülkemizde bunun tarihsel birikimi de vardır. Doğrudan demokrasi örnekleri, Köy Enstitüleri, Tariş, Köy-Koop, fındık ve çay mitinglerini güncellediğimizde çok farklı bir tablo karşımıza çıkıverecektir. Bir de oluşacak kadın mücadelesi, işçi hareketi ve ekoloji alanlarında mücadelelerle bağı kurulduğunda bir başka Türkiye’nin ayak sesleri duyulacaktır.

Kendi yerel kaynaklarımızla, küçük üreticilerimizi destekleyerek, köylerde giderek sayıları azalan üreticilerimizden alışveriş yaparak, kısacası birlikte dayanışmayı, paylaşımı büyüterek gıda egemenliği oluşturma şansımız var. Doğaya zarar vermeden, doğa ile uyumlu, çeşitli gıda hilelerine başvurmadan ihtiyacımız kadar üretim yapan bir anlayış, hem bizim sağlığımız hem doğamızın sağlığı açısından önemlidir.

Kooperatifçilik geliştiğinde bütün bu gidişata zengin altyapılar sunmuş olacaktır.

Bence yıkmanın ve kurmanın yolu da buradan geçiyor.

Yarışımız sadece sermaye ile

Halk Bes Koop böylesi bir anlayışın neresindedir ve kendini nasıl işlevlendirmeli? Bizim 5-6 yıllık deneyimimizden çıkardığımız sonuç toprakla, üreticiyle ve tüketiciyle haşır neşir olmayan bir kooperatifçilik, tarımın hiçbir sorununu çözemez. Bu gerçekten hareketle yönümüzü tarlaya çevirdik. Güvenli ve sağlıklı ürünlere ulaşıp, uygun koşullarda tüketiciye götürmenin dışında atalık tohumlarla yerel tarımın yapılmasına kafa yoruyoruz. Yarışımız sadece sermaye iledir. Tüketiciye iki ton fasulye, bir ton fazla çay daha ulaştıralım telaşımız yok. Bu nedenle bizim gibi düşünen kooperatif, çevre ve inisiyatiflerle ortak platformlarla güç birliği oluşturuyoruz. Yerel yönetimlerin bu alandaki çabalarıyla buluşmayı da önemsiyoruz.

Ülke genelini kapsayan Halkevleri Tarım ve Gıda Komisyonu bizim önümüzü açacak ve attığımız adımları kolaylaştıracak önemli bir kutup yıldızıdır. Çalıştay, panel, forum, şenlik ve benzeri tarım alanıyla ilgili etkinlik ve eylemleri önemsiyoruz. Bunları yetkin ve uzman dostlarımızla ve bu alanda örgütlü güçlerle gerçekleştirmek önceliğimizdir.

Ülke genelinde en az 4-5 farklı noktada harekete geçirebileceğimiz böylesi birikimimiz olduğunu söyleyebiliriz ve bunu herkesle paylaşmaya hazırız.

* Abdullah Aydın: Halk Bes Koop Başkanı, Halkevleri Onursal Başkanı