Dünya Uygur Kongresi’nin iç yüzü: Çin’i devirmeye çalışan ABD destekli rejim değiştirme ağı – Ajit Singh

Kökleri halkın içinde bir insan hakları örgütü pozlarına girse de Dünya Uygur Kongresi ABD’nin parasal desteğiyle ve yönlendirmesiyle çalışan aşırı sağcı etnik milliyetçilerle birliktelikler kurmuş ayrılıkçı bir ağdır. Kurucuları tarafından kelime kelime anlatılan amacı çok açıktır: Çin’in istikrarsızlaştırılması ve Pekin’de bir rejim değişikliği

Dünya Uygur Kongresi’nin iç yüzü: Çin’i devirmeye çalışan ABD destekli rejim değiştirme ağı – Ajit Singh

Son yıllarda çok az hikâye, Uygur Müslümanlarının Çin’deki durumuyla ilgili olanların Batı’da yarattığı öfkenin benzerini yaratabildi. Konuyla ilgili haberler genel olarak zorba bir Çin hükümetine karşı seslerini duyurma mücadelesi veren Uygur insan hakları eylemcilerinden doğal ve kendiliğindenmiş gibi görünen, sızdırılmış haberler ve direniş gösterileri şeklinde temsil edildi.

İster doğru ister yanlış olsun, Batı medyasında Çin’deki Uygur Müslümanları hakkında çıkan neredeyse her şey ABD hükümeti tarafından parasal destek ve eğitim alan sağcı ve anti-komünist bir Uygur ayrılıkçı örgütü tarafından dikkatle oluşturulmuş medya kampanyasının ürünüdür.

Çin’e karşı Yeni Soğuk Savaş’ında Washington’un merkezî dişlilerinden biri olarak bu ağın ABD ulusal güvenlik devleti ve aşırı-sağcı, aşırı-milliyetçilerle uzun bir tarihi ilişkisi vardır.

Bu hareketin kalbinde ise Dünya Uygur Kogresi (DUK) – World Uyghur Congress yatmaktadır.  Bu “insan hakları için barışçıl, şiddet içermeyen ve demokratik” bir mücadele verdiğini iddia eden bir örgüttür. DUK, Çin’in kuzeybatı bölgesi Sincan’ı Doğu Türkistan olarak görüyor ve oranın Uygur Müslüman sakinlerini de Çinli olarak değil de Orta Asya’dan Türkiye’ye uzanan bir pan-Türk ulusun vatandaşları olarak kabul ediyor.

Bu araştırmanın göstereceği gibi, DUK hiç de kökü halk arasında bulunan bir örgüt değil, aksine, ABD hükümeti tarafından desteklenen ve çokça ABD desteğine ve yönlendirmesine bağımlı birkaç Washington-temelli organizasyon için bir şemsiye örgütüdür.

Pekin’de rejim değişikliği amacıyla bir renkli devrim süreci ilerletmeye çalışırken, DUK ve onun alt kuruluşları Bozkurtlar diye tanınan ve Suriye’den Doğu Asya’ya kadar uzanan bölgede mezhepsel şiddete aktif katlımı olan aşırı-sağcı Türk örgütüyle bağlar kurmuştur.

Bu bağlantılar DUK’un Washington’daki sponsorlarını pek rahatsız etmiş gibi görünmüyor.  Aksine, kurdukları bağlar bu ağın çekiciliğini daha da güçlendirmiş ve bu çatı altında toparlanarak ABD’nin Çin’e karşı en güçlü siyasi silahlarından biri haline gelmesini sağlamıştır.

ABD’nin rejim değiştirme kolunun size hediyesi: “Dünya Uygur Kongresi”

DUK kendisini “Uygur halkının hem Doğu Türkistan’da hem de dışarıdaki tek meşru örgütü ve bu halkın ortak çıkarlarını temsil eden ve Doğu Türkistan [dedikleri yerdeki] Çin işgaline karşı muhalefet hareketi” olarak lanse ediyor.

Genel merkezi Almanya’nın Münih kentinde bulunan DUK, bir uluslararası şemsiye örgütüdür.  Bu örgüte bağlı dünyada 18 ülkede 33 alt örgüt bulunmaktadır. DUK ve alt örgütlerinin sözleri (özellikle de Uygur Amerikan Derneği, Uygur İnsan Hakları Projesi, Uygurlar için Kampanya örgütlerinin sözleri) Çin’deki Uygur Müslümanlar konusunda neredeyse bütün Batı medyası tarafından tekrarlanıyor.

Daha ilk kuruluşundan itibaren, DUK, ABD’nin Ulusal Demokrasi için Bağış (UDB – NED) örgütü tarafından desteklenmiştir. Halktan toplanan vergilerle NED ve onun alt kuruluşları ABD’nin rejim değişimi istediği ülkelerde “sivil toplum” gruplarına ve muhalefet partilerine yardım etmektedir.

Eski CIA ihbarcısı Philip Agee, NED’in yaptıklarının CIA’nın icra ettiği eski-moda gizli operasyonların çok daha sofistike bir versiyonu olduğunu söylemişti. Agee, “Bugün, CIA, orada-burada perde arkasından gizliden para dağıtıp, talimat verip, süreçleri manipüle etmek yerine, işini yapacak bir küçük ortak bulmuştur. İşte bu küçük ortak Ulusal Demokrasi için Bağış (NED) örgütüdür” diyor.

Agee’nin bu sözlerini NED’in kurucuları arasında bulunan ve eski bir Troçkist olan Allen Weinstein de teyit ediyor. Weinstein, 1991’de Washington Post gazetesine, “bugün yaptıklarımızın çoğunu CIA 25 yıl önce gizliden yapıyordu” diyor.

DUK (Dünya Uygur Kongresi) 2004’te kurulduğunda o zamanlar NED’in Asya Programı yüksek memuru Louisa Coan Greve bunu “büyük bir başarı” olarak övüyordu.

NED daha sadece 2016’da 1 milyon 284 bin dolar olmak üzere ve DUK’a bağlı alt kuruluşlara verdiği ek milyonlarca dolarlar da katılırsa Dünya Uygur Kongresine milyonlarca dolar bağış yapmıştır. Bu bağışların amacı “Uygur insan hakları konusunda bilgi yayılması desteği ve özellikle de ABD Kongresi’nde, Avrupa Parlamentosu’nda ve Birleşmiş Milletler’de olmak üzere Uygur eylemcilerini ve gençlerini medya ve lobicilik konusunda eğitmek” olarak kaydedilmiştir.

DUK’a ve bağlı kuruluşlarına 2018 yılında eski web sitesinde yazdığı gibi yaklaşık 665 bin dolar hibe edilmiştir.

DUK’un yönünde ve siyasetinde NED dolaysız bir rol oynamıştır. DUK-ilişkili örgütlerin en içine Coan Greve gibi NED ajanlarının sızmasının yanında aynı NED, 2007 yılından beri DUK için “Liderlik Eğitimi ve Seminerleri”ni hem destekledi hem de düzenledi.

Dünya Uygur Kongresi bugün İstanbul’da İnsan Haklarını savunma çalıştayını açtı. Uygur insan hakları konusunda daha iyi katılımlarını sağlamak ve onların yeteneklerini devam ettirmek için Uygur gençleriyle hafta sonu çalışılacak.

DUK’un pek çok liderlik konumundaki üyesi aynı zamanda Özgür Asya Radyosu (Radio Free Asia) ve Özgür Avrupa Radyosu/Özgürlük Radyosu (RFE/RL) bünyesinde yüksek mevkilerde çalıştılar. Bu ABD hükümetince çalıştırılan haber ajansları CIA tarafından kurulmuş ve Soğuk Savaş sırasında Çin ve Sovyetler Birliği’nin içlerine propaganda göndermek ve bu ülkelerin sınırları içinde komünizme karşı bir muhalefet yaratmak için kullanılmışlardır.

Beklenildiği gibi, DUK Washington’un dış siyasetine ve Çin’in yükselmesini engelleme ve sınırlamaya yönelik düşmanca Yeni Soğuk Savaş stratejisine çok yakından bağlıdır. DUK düzenli olarak ABD ve Batı siyasetçileriyle buluşup onlara lobicilik yaparak Çin’i izole edip, “Çin’e baskıyı artırıp”, ekonomik yaptırımları fazlalaştırıp, Çin’le bağları sınırlamayı ve Batılı şirketlerin bölgeden yatırımlarını çekmelerini önermektedirler.

Dünya Uygur Kongresi (DUK) ABD Temsilciler Meclisinden Aralık’ta 2019 Uygur Kanunu’nun geçişini kutlamıştır. Çin hükümetine yaptırımlar uygulaması için Trump hükümetine çağrı yapan bu kanun Çin-karşıtı bir dizi başarılı hamlenin en sonuncu halkasıydı.

Bu rejim değiştirme aygıtı en büyük etkisini medya aracılığıyla yapmıştır. Bu yolla, zaten bu konuda istekli Batılı gazetecilere kendinden menkul Uygur muhaliflerinin kaynaklarından gelen insan hakları hakkında sürekli korkunç hikayeler sunulmaktadır. Dünya Uygur Kongresi’ne (DUK) ve onunla bağlantılı örgütlerine verilen bu kadar söz ve zaman Washington’un dış siyasetini tekrarlamasıyla bilinen şirket medyalarından da öteye gitmektedir. The Intercept, Democracy Now! ya da Jacobin Magazine gibi görünürde karşıt, ilerici ya da sol-kanat medya bile bunlara eleştirisiz söz hakkı tanımıştır.

DUK’un söylemini kabul ederken bu kendini karşıt haber kaynağı ilan eden yayımcılar nedense bu örgütün ve onun alt örgütlerinin ABD ulusal güvenlik devletiyle ve yabancı sağ-kanat etnik-milliyetçi örgütlerle kurduğu yakın bağlardan bahsetmemekteler. Ama ilişkiler hiç de gizli saklı değildir. Aslında, bu ilişkiler DUK’un liderleri için bir gurur kaynağı görünümündedir.

Uygur “insan hakları” hareketinin aşırı-sağcı kökleri

Çok dikkatli bir şekilde oluşturulmuş “insan hakları” etiketinin arkasına bakıldığında, Uygur ayrılıkçı hareketi kendilerini ABD hegemonyasının istekli ayak silahşorları olarak tanıtarak daha baştan Washington’un desteğini arayan ve sosyalizmi “İslam’ın düşmanı” olarak gören Sincan’daki elemanların içinden çıktı.

Bu ayrılıkçı hareketi kuran İsa Yusuf Alptekin’dir. Onun oğlu Erkin Alptekin DUK’u kurdu ve örgütün açılış başkanı olarak işe başladı. DUK Baba Alptekin’e “bizim eski liderimiz” diyor ve şimdiki başkanı da Dolkun İsa.

20. yüzyılda doğan Alptekin, Sincan belediyesinde bir memurun oğluydu. Gençken daha çok İslami eğitim görmüş, ailesi de onun bir dinî alim olmasını istemişlerdi.

1945’ten 49’a kadar süren ve milliyetçilerle komünistlerin savaştığı Çin iç savaşında Alptekin, Sincan’daki milliyetçi Kuomintang (KMT) idaresi altında hizmet verdi. Bu dönem boyunca Kuomintang (KMT) ABD’den müthiş askeri ve ekonomik yardım aldı. Çin devrimini yenilgiye uğratmak için ABD’nin yaptığı bu yardımların içinde milyarlarca dolarlık nakit para, askeri donanımlar ve on binlerce ABD askerinin bölgeye gönderilmesi de bulunuyor.

Aynı zamanda, tarihçi Linda Benson’a göre Alptekin “hem Guamintang’da hem de ulusal düzeyde siyasette daha aktif olmuş, KMT lideri Çan Kay Şek ile kişisel olarak birkaç kez buluşmuştur.” Hem Alptekin hem de aynı yoldan ilerleyerek Türk milliyetçiliğini ilerletenler ve bölgenin sonuçta bağımsızlığını savunanlar, “Sovyet ve Çin komünizmini İslam halkları üzerinde gerçek ve derhal başta bulunan bir tehlike olarak gördüklerinden, onlar için Doğu Türkistan dedikleri toprakları Sovyetler ve Çin’den korumak aynı derecede önemliydi.”

KMT açısından, Alptekin gibi Uygur eylemcileri, Sincan’ın yerel yönetiminde yer almaları için mükemmel adaylardı. Benson’un açıkladığı gibi, “bu tayin edileceklerde bulunması gereken temel nitelikler… Komünist karşıtlığı ve Sovyet karşıtlığıydı.” Alptekin, anılarında kendisinin, “hükümetteki bütün Rusları ve solcuları elemeye çalıştığını” yazıyor, “okulların eğitim planlarında dindar talimatlar bulundurmaları salık veriliyordu.”

Irklar arası evlenmeye ve çocuk yapmaya hararetle karşı olan Alptekin, Han Çinlileriyle Uygur Müslümanların evlenmelerini önlemeye çalıştı. Onun hükümette olduğu sürece dindar bağnazlar “Müslüman kadınlarla evli Han Çinlilerin evlerine saldırdı… Bu çeteler Müslüman eşleri kaçırdı ve bazı durumlarda bu bahtsız kadınlar yaşlı Müslüman erkeklerle zorla evlendirildi.” Bu saldırılar birçok Hanlı Çinliyi öldürdüyse de Alptekin’in başında olduğu hükümetten hiçbir tepki gelmedi.

İç savaş devam ederken, milliyetçilerin giderek düşen gücünden rahatsızlanan Alptekin, Sincan’daki ABD ve İngiliz Konsoloslarıyla görüşmeye başlayarak bu iki gücü Çin ve bölgede daha fazla müdahaleye çağırmaya başladı. Çin Devrimi’nin zaferiyle Alptekin 1949 yılında yurt dışına çıktı.

Alptekin sonunda Türkiye’ye yerleşti ve 20. yüzyılın ikinci yarısında Uygur ayrılıkçı hareketinin seçkin lideri olarak ortaya çıktı. ABD’nin başta gelen kişilerine ve Türkiye’deki yeni-Osmanlıcı, aşırı sağcı ideologlara yanaşarak Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için uluslararası destek bulmaya uğraştı.

‘Komünizm İslam’ın Düşmanıdır’ yazan bir pankartın önünde, elinde bir kitapla duran Alptekin 1966’de Doğu Türkistan’ın ayrılmasına destek veren bir yürüyüşün başında.

O zamanki ABD başkanı Nikson’a birkaç mektup gönderen bu Uygur ayrılıkçısı, Doğu Türkistan’ın ayrılmasını desteklemesi için çağrıda bulundu. Hatta 1969’da başkana yazdığı uzun bir mektubunda Alptekin, Amerika’nın Vietnam’daki savaşına tam bir destek verdi. Bu mektubunda, “Özgürlüklerin kalesi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin esir ulusları koruyacağı için hem umutlu hem de sevinçliyiz” diyordu. “Ekselansları” dediği Nikson ve ABD’ye “esir ulusların en önemli koruyucusu” olarak Doğu Türkistan bağımsızlığını desteklemeleri için yalvarıyordu.

Bir sonraki yıl da Nikson’a yazan Alptekin, “Kızıl Çin”in kötülüklerini hatırlatıyordu. Bu ülkeyi “ABD liderliğindeki bütün dünyanın karşı çıktığı büyük bir tehdit” olarak gösteriyor, “Bu tehdit, şimdi de evrimleşerek bütün dünyayı yutmaya hazırlanıyor. Eğer zaman tanınırsa dünya dengesini özgür ulusların aleyhine bozacaktır” diyordu.

Alptekin, Nikson’a ısrarla, “Bütün dünya Kızıl Çin’den endişelenmelidir. Çünkü, bütün dünyaya karşı konulmaz bir tehdit oluşturmaktadır… Bugün Çin, Marksist öğretinin uygulandığı en büyük uluslardan birisidir… Çin dünyaya öyle büyük bir tehdittir ki, uzak görüşlü ve ihtiyatlı olmazlarsa özgür ulusların topyekûn bir imhasını getirebilir” diyor.

Alptekin, Nikson’a “Çin’in dünyayı ele geçirme savaşı”na karşı koymasını öğütlüyor. Bunu da ayrılıkçı hareketleri destekleyerek, özellikle de Doğu Türkistan milliyetçilerini destekleyip “Çin imparatorluğunun parçalanmasını hızlandırarak” yapmasını öneriyor.

Washington için detaylı bir rejim değiştirme stratejisi de hazırlayan Alptekin, kendi sorununa “özgür dünyada” akademik kurumlar kurarak Çin’de yaşayan bütün azınlık ulusların “her bir yönünü” inceleyerek, azınlık ulusları propaganda hedefi olarak seçip, “kendi dillerinde radyo yayınları yaparak”; “azınlık ulusların iş birliğini güven altına alacak bir plan hazırlayarak” ve “dışarıda yaşayan Çinli-olmayanların çocuklarını eğiterek” yapmasını öneriyor.

1970’te Washington’a gelen Alptekin, ABD kongre üyeleriyle buluşuyor ve Temsilciler Meclisi’nde bir konuşma yapıyor.

Alptekin ve Doğu Türkistanlı dostları 1970’deki Washington gezilerinde ABD Kongresi üyeleriyle buluşuyor.

Faşizan ve etnik-üstünlükçü Türk milliyetçileriyle bağlar kurmak

Washington’dan destek ararken Alptekin Türk aşırı-sağcılarıyla güçlü bağlar da kurmuştur. Bu bağlar, komünizm karşıtlığı gayretleri ve pan-Türkçü ve yeni-Osmanlıcı milliyetçiliğin sağlam temelleri üzerineydi.

Çeşitli durumlarda Alptekin, Türklerin Kürtler ve Ermenilere etnik olarak üstün olduğuna kuvvetle inanan ve Sovyet Orta Asya ve Sincan’daki Türk halklarının içindeki komünizmin yok edilmesini “arzuladığı en büyük hayal” olarak ifade eden faşizan, aşırı-milliyetçi Alparslan Türkeş ile buluştu.

Alparslan Türkeş ve İsa Yusuf Alptekin

Türkeş uzun bir müddet aşırı sağcı Milli Hareket Partisi’nin (MHP) ve onun yarı-askeri kolu Bozkurtlar’ın lideriydi. Washington Post’a göre Türkeş, “körü körüne milliyetçi, faşist, ya da neredeyse faşist, Komünistleri yok etmeye yeminli” “sağcı terörist caniler”in de başıydı. Bu faşizan militan grup pek çok solcu eylemciyi, öğrenciyi, Kürtleri öldürmüş ve bilindiği gibi Papa II. John Paul’a suikast düzenlemişti.

ABD’den aldığı askeri eğitimle Türkeş, Avrupa’da pek çok terör ve sabotaj eylemleri yapan ABD ve NATO destekli “cephe gerisinde bırakılan” (kontrgerilla; Çev. notu) anti-komünist, paramiliter “Operasyon Gladyo”nun Türk hücrelerinin eş-kurucusuydu.

Pek çok kez Ermeni soykırımını inkâr eden ve hatta suçsuz Türkleri Ermenilerin öldürdüğü iddialarını da içeren Ermeni karşıtı görüşleriyle Alptekin’in Türkeş’in ve aşırı sağcı Türklerin görüşünü paylaştığı görülmektedir.

Türk aşırı sağı Doğu Türkistan ayrılıkçı hareketini bir anahtar, temel siyasi destek olarak görüp kucaklamıştır. O zamanlar İstanbul’un belediye başkanı olan ve 1995’te bu Uygur milliyetçisinin ölümü üzerine Alptekin’in onuruna bir parkın adını koyan  Recep Tayyip Erdoğan “Doğu Türkistan şehitleri bizim şehitlerimizdir” demiştir.

Son on yıllarda, Uygur ayrılıkçı hareketi Washington ve ABD milli güvenlik devletiyle ilişkisini daha da derinleştirmiştir. DUK ve ilişkili örgütleri (Uygur Amerikan Derneği, Uygur İnsan Hakları Projesi, Uygurlar İçin Kampanya da dahil olmak üzere) ABD hükümeti, ordusu ve rejim değiştirme kurumlarıyla direkt ilişkili kişilerden oluşmaktadır.

ABD hükümetinin eski Sovyet cumhuriyetlerinde ve Orta Asya’da başlattığı özgür piyasa yanlısı renkli devrimlerden esinlenen Dünya Uygur Kongresi’nin rejim değiştirme ağı Çin’in dengesini bozmak ve hükümetini yıkmak için açık seçik bir hedef belirlemiştir.

Çin’i mahvetmek yeminiyle, DUK liderleri Batı’dan destek almış ve pohpohlanmıştır

2004 yılında Erkin Alptekin’e DUK’un açılış başkanı adı verilmiştir. Erkin Alptekin, aşırı sağcı, ayrılıkçı Uygur hareketinin aşırı milliyetçi baba sembolü İsa Yusuf Alptekin’in oğludur. 1971’den 1995’e kadar Erkin Alptekin ABD hükümetinden para alan RFE/RL medya ağında çalışmıştır.

Babasının 1995’teki cenazesinde konuşurken küçük Alptekin Çin’i yok etme niyetini, anti-komünist, ayrılıkçı görüş ve düşüncelerini şöyle dile getiriyordu: “On yıl önce Sovyetler Birliği’nin yıkılacağına kimse inanmıyordu, ama artık görüyorsunuz. Pek çok Türk ülkeleri bugün özgürlüklerine kavuşmuştur. Bugün aynı şey Çin için de geçerlidir. Çok da uzak olmayan bir gelecekte Çin’in düşüşünü ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını göreceğiz.”

Babasının cenazesinde Çin’in düşüşünü isteyen Erkin Alptekin.  DUK filmi ‘Sürgündeki Uygur Liderleri’ filminden

DUK (Dünya Uygur Kongresi) Alptekin’i Dalai Lama’nın “yakın dostu” olarak tanımlıyor.   Dalai Lama ise ABD destekli, CIA parasıyla çalışan Tibet ayrılıkçılığının başıdır. Alptekin, Washington Post’a 1999’da verdiği demecinde “Dalai Lama ile çok yakından çalışıyoruz, O bizim için çok güzel bir örnek oluşturuyor” demiştir.

2006 yılında Erkin Alptekin’in yerine DUK’un başına Rabiya Kadir getirilmiştir. Rabiya Kadir Çin’in 1980’deki ekonomik reformlarından yararlanmış, ülkenin bir zamanlar yedinci zengini olmuş ve kendini bir inşaat ve ticaret girişimcisi olarak tanıtan bir multi-milyonerdir. New York Times gazetesine göre, Kadir’in muhalif olması onun Audi arabasının, üç villasının ve müthiş büyük iş imparatorluğunun sonunu getirmiştir. Kadir’in kocası, Sıdık Razi, Amerika’nın Sesi ve Özgür Asya Radyosu gibi ABD hükümetinin medyalarında çalışmıştır.

DUK başkanı olduğu dönemlerde o zamanlar başkan olan George W. Bush ile birkaç kez buluşmuştur. Bush Irak’a karşı yasa dışı savaşını sürdürürken ve sözde “teröre karşı savaş” dediğinin altından Amerikan Müslümanlarının liderliğine saldırırken Kadir ABD başkanını Uygur Müslümanlarının davasına sahip çıkmaya çağırmıştır. Kadir, “Başkanla tanışmak benim için çok derin bir gururdur” demiştir. Kadir, “Çin Halk Cumhuriyeti’nde özgürlük ve demokratik reform çalışmalarının yükseltilmesine verdiği taahhüt yüzünden Başkan Bush’a teşekkürlerini sundu.”

Prag’da 2007’de yapılan Uluslararası Demokrasi ve Güvenlik Konferansı’nda ABD başkanının vereceği söylevden önce Bush, Kadir’e insan hakları savunucusu olarak övgüler yağdırmıştır.  Bu konferans komünizmden geçmiş devletlerde özgür piyasaların yerleşmesine çalışan bir düşünce örgütü olan Prag Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü ve aşırı Siyonist, Cumhuriyetçi Parti kumarhane zengini Sheldon Adelson’un adına kurulmuş İsrailli bir örgüt olan Stratejik Çalışmalar için Adelson Enstitüsü tarafından düzenlenmişti. Bu konferansı düzenleyenler arasında ABD devleti ve NATO da vardı.

Kadir, Dalai Lama ve Çekoslovakya’daki komünist hükümeti deviren ‘Kadife Devrimi’nin lideri Vaclav Havel ile yakın ilişkilerde bulunmuştur. Havel “NATO’nun büyük bir savunucusu”dur ve Batı askeri ortaklığının doğuya genişlemesinde rolü büyüktür. Kadir, Havel’i “gerçeğin, adaletin ve barışın uzlaşmaz savunucusu” olarak tanımlamış ve onun başarılarının Çin’de de tekrarlanması isteğini dile getirmiştir. Kadir, Havel’in ölümünden sonra, “Bay Havel’in Çek halkı için vizyonu… bugün Çin’deki demokratların fikirlerini göstermektedir… ve Çin’deki siyasi reformlar için yeni bir dönem için tohumlar taşımaktadır” diye yazmıştı.

Rebiya Kadir, Frederic De Klerk, Vaclav Havel ve Dalai Lama ile beraber

Dünya Uygur Kongresi’nin şimdiki başkanı NED’in 2009 Demokrasi Ödülü’nü kazanan Dolkun İsa’dır. Dolkun İsa, 1993’te ABD hükümeti tarafından kurulan aşırı-sağcı Komünizmin Mağdurları Anı Vakfı tarafından verilen insan hakları ödülünü kazandı. Ödül töreninde konuşan İsa, “Uygurların komünizme direnmesinin” altını çizdi ve “bu yıkıcı ideolojiyi Ronald Reagan’ın sözleriyle, ‘tarihin çöplüğüne atmadan’ asla çalışmamızı durdurmayacağız” dedi.

İsa sürekli ABD ve Batılı siyasetçileri Çin’e karşı ekonomik yaptırımlarla ve Çin’le bağlarını kısıtlamaları konusunda ikna etmeye çalışarak onların Çin’e karşı yeni Soğuk Savaşlarını yoğunlaştırmayı amaçlamıştır. Son yıllarda buluştuğu siyasetçiler arasında Trump hükümetinin Beyaz Saray memurları, sağcı Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, Münih ABD Konsolosu ve hararetli bir Çin karşıtı olan Ulusal İstihbarat Direktörü Richard Grenell de bulunmaktadır.

 

2019’un Kasım’ında, İsa, NATO ve Kanada Ulusal Savunma Dairesi’nin örgütlediği bir toplantı olan Halifax Uluslararası Güvenlik Forum’una katıldı. İsa, bu toplantıda Batının liderlik konumunda olan askeri ve siyasi kişileriyle buluştu.

Ocak 2020’de sağcı bir İngiliz-İsrail lobicilik grubu olan Board of Deputies of British Jews (İngiliz Yahudi Milletvekilleri Kurulu) adlı bir örgüt İsa için bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda, aşırı Siyonist bir örgüt olan Bnei Akiva ile de buluştu İsa. Bu örgüt, 2014’te İsrail’in işgal altındaki Gazze’ye acımasız saldırısı sırasında liderinin İsrail Ordusu’na “300 Filistinlinin sünnet derilerini getirmelerini” istemesiyle ünlüdür.

Ömer Kanat ise DUK’un Yürütme Komitesi’nin Başkanı olarak görev yürütür. Kanat DUK’un kurulmasına yardım etmiş ve o günden beri de yürütme idaresinin sürekli üyeleri arasında olmuştur. Bu uzun zamandır örgüte emek veren ajanın ABD hükümetleriyle çalışmasının uzun bir geçmişi vardır. 1999’dan 2009’a kadar ABD’nin Irak ve Afganistan’daki savaşlarını anlatarak ve Dalai Lama’yla görüşmeler yaparak Özgür Asya Uygur Servisi Radyosu’nda yüksek editörlük görevi almıştır.

Grayzone editörü Max Blumenthal ile 2018’de NED’in armağan verme seremonisinde yaptığı bir görüşmede Sincan’daki kamplar hakkındaki pek çok iddiaları Batı medyalarına sunulmasının kendisi tarafından yapıldığını kabullenmiştir. Ama gene de durmadan tekrarlanan “milyonlarca tutuklu” olduğu iddiasına nasıl varıldığına dair, “Batı medyasının tahminleri” demenin dışında, böylesi bir verinin DUK’un bilgisi dahilinde olmadığını da itiraf etmiştir.

Bir renkli devrime hazırlanan DUK alt kuruluşları ulusal güvenlik devleti ajanlarına görev veriyorlar

1998’de kurulan Uygur Amerikan Derneği (UAA – UAD) Dünya Uygur Kongresi’nin Washington temelli bir alt kuruluşudur. NED’den uzun zamandır fonlanan UAD para olarak milyonlarca dolar yardım almıştır. Herkese açık vergi dokümanlarında görüldüğü gibi ABD devletiyle çok yakın ilişkileri olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu kurum özellikle de ABD Devlet Bakanlığı, Çin Konusunda Meclis Yürütme Komisyonu’yla (CECC), ve ABD Meclisi’nin İnsan Hakları Komisyonu ile yakın ilişkiler içindedir.

Eski UAD başkanı Nuri Türkel “Özellikle Ulusal Demokrasi Fonu (NED), UAD’ye çok destek vermiştir. Hem temel fonlar sağlayarak hem de paha biçilmez yönlendirme ve yardımlar sunmuşlardır” demektedir.

Türkel UAD’nin inanılırlığını ve etki alanını genişletmesi açısından yardım etmesi dolayısıyla gene NED’i anmaktadır. Başarıların en üstünde de ABD’nin hazırladığı Lale “renkli devrimi” sonrasında Batı-yanlısı bir rejimin başa getirildiği Kırgızistan’da, “eski hükümetin indirilmesinden daha birkaç hafta sonra” yeni Kırgız hükümetiyle bir buluşma da sayılmaktadır.

UAD’nin 2006’daki 5. Kongresi’nde konuşan Türkel, UAD’nin (Uygur Amerikan Derneği’nin), Uygur İnsan Hakları Projesi’nin (UİHP) ve daha geniş Uygur ayrılıkçı hareketinin rejim değiştirme planlarını teyit etmiş, “Şahit olduğumuz gibi ‘Lale Devrimi’ ve Kırgızistan’ın eski hükümetinin indirilmesiyle umutlarımız gene güçlenmiştir” demiştir.

UAD’nin liderleri içinde ABD devletinin çalışanları, Özgür Asya Radyosu’nda ve askeri sanayi komplekste çalışanlar da dahil olmak üzere ABD ulusal güvenlik devletinin ajanları bulunmaktadır.

Rabiya Kadir’in yeğeni olan Kuzzet Altay, Uygur Amerikan Derneği’nin şu andaki başkanıdır.    Altay aynı zamanda Uygurlu Amerikalılara “kendi işlerini kurma” rehberliği veren Uygur Girişimciler Ağı’nın da kurucusudur.

Altay’ın bu girişimcilik ağı 2019 yılında Müslüman Amerikalıları takip etmek ve gözetmek ve pek çok zihinsel özürlü genç Müslümanı kendi imali terör saldırılarına ikna edip sonra yakalamakla ünlü FBI ile ortaklaşa bir etkinlik örgütlemiştir.

Uygur Amerikan Derneği’nin (UAD) eski başkanları arasında, Kadir; eski Özgür Asya Radyo’su çalışanı ve Özgür Asya Radyo’sunun Uygur Servisi şimdiki Yönetmeni Alim Seytoff ve 2008’den bu yana Booz Allen Hamilton’da çalışmış İlsat Hasan Kökböre bulunmaktadır.

Booz Allen, Amerikan istihbarat örgütleriyle imzaladığı kontratlarla milyarlarca dolar kazanmasıyla meşhur ABD’nin askeri ve istihbarat şirketidir. Ulusal Güvenlik Kurumu’nun hakları çiğneyen ve hiçbir sınır tanımadan insanların mahrem hayatlarını gizliden gözleyen uygulamalarını gün yüzüne çıkaran Edward Snowden işte bu Booz Allen için çalışmaktaydı.

UAD ve NED arasından çıkan temel proje Uygur İnsan Hakları Projesi (UİHP) olmuştur. UİHP, UAD tarafından 2004 yılında, esas maliyeti NED tarafından karşılanarak kurulmuştu. 2016 ve 2019 yılları arasında NED, UİHP’ne inanılmaz bir 1 milyon 244 bin dolar bağışlamıştır.

UİHP’nin çalışanları Ömer Kanat ve Nuri Türkel gibi DUK liderlerince, ABD hükümetinin çalışanları ve NED’in yüksek dereceli memurları tarafından doldurulmuştur.

Dr. Elise Anderson, UİHP’nin Araştırma ve Savunma Yüksek Dairesi olarak hizmet vermektedir. 2019’da Anderson sömürgeciliği, ABD militarizmini ve Çin’in “Batılılaştırılmasını” destekleyen aşırı-sağcı Çinli muhaliflere çalışan ABD’deki “Çin Üzerine Meclis Yürütme Komisyonu”nda Liu Şiaobo Üyesi olarak görev almıştır.

Anderson, 2012’yle 2016 arasında kendisinin “Sincan’ın yerel başkenti olan Urumçi merkezli” çalıştığını ve doktorası için araştırma yaptığını söylemiştir. Fakat, Anderson’un o dönemde orada neler yaptığı pek net değildir, çünkü, Anderson’un kendi CV’si tam da bu dönemde onun ABD hükümetine çalıştığı ve “ABD’nin Çin-Pekin’deki 2014-2016 arası Elçiliğinin Urumçi Sorumlusu” olduğunu yazmaktadır.

NED’in eski başkan vekili olan Louisa Coan Greve, şu anda UİHP’nin Küresel Küresel Savunma Direktörü olarak iş başındadır. Greve daha önce NED’in Başkan Vekili olarak görev almıştı.

Ruşen Abbas, ABD ulusal güvenlik devletinin en sevdiği “insan hakları eylemcisi”

Dünya Uygur Kongresi’nden çıkan başka etkili bir örgüt de Uygurlar İçin Kampanya’dır (Campaign for Uygurs). Bu grubun başında Uygur Amerikan Derneği’nin eski Başkan Vekili olan Ruşen Abbas bulunmaktadır. Güya muhalif olacak Democracy Now! gibi medya kurumlarının da dahil olduğu Batılı medya tarafından da basitçe “insan hakları eylemcisi” olarak lanse edilen Abbas aslında uzun zamandır ABD devletinin ve askeri kesimin bir ajanıdır.

Abbas, kendi biyografisinde bile kendisinin “Yurt Güvenliği (Homeland Security), Savunma Bakanlığı, Devlet Bakanlığı ve çeşitli ABD istihbarat daireleri de dahil olmak üzere ABD devlet kurumlarıyla geniş çalışma deneyimi olduğu” konusunda böbürlenmektedir.

ABD askeri taşeron şirketi L3 Technologies için çalışırken Abbas, ABD hükümetinin ve Bush idaresinin sözde teröre karşı savaşında “Dayanan Özgürlük Operasyonu’nu (Operation Enduring Freedom) destekleyen Guantanamo Körfezi danışmanı” olarak da çalışıyordu. Abbas, bunların yanında, “Küba’daki Guantanamo Körfezinde ABD Devlet Bakanlığı için, Başkan George W. Bush ve eski First Lady Laura Bush da dahil olmak üzere çeşitli federal daireler için dil uzmanı ve çevirmen olarak da görev yapmıştır.” Öteki iş arkadaşları gibi Abbas da Özgür Asya Radyosu’nda da boy göstermiştir.

Eskiden Abbas ABD devletiyle yaptığı işbirliğinin tarihini açıktan açığa paylaşırken, 2019 Aralığında internette fecaatle biten bir kamu gösterisine çıktıktan sonra bu biyografik bilgileri silmeye yeltenmiştir. Reddit sitesinin, “Bana ne isterseniz sorun” adlı okurların konuğa soru sorup yanıt aldıkları bir forumda, katılımcılar Abbas’ı bir CIA ajanı olarak ve ABD devletinin çok sıkı işbirlikçisi olarak bombardımana tutması Abbas’ın biyografisini internetten silmeye yeltenmesine yol açmıştır.

ABD devletiyle işbirliği yapmasına ek olarak Abbas’ın profesyonel deneyimleri ABD kapitalizminin küresel güney yarımkürede yayılmasına adanmıştır. ISI Danışmanları adlı ve “Ortadoğu ve Afrika piyasalarında Amerikan şirketlerinin işlerini büyütmesine yardımcı olduğunu” söyleyen şirketle yaptığı iş ve danışmanlık Abbas için bir övünç kaynağıdır. Abbas, kendisinin, “Ortadoğu, Afrika, CIS Bölgesi (Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Rusya, Tacikistan ve Özbekistan’dan oluşan, Bağımsız Devletler Topluluğu; çev. notu), Avrupa, Asya, Avustralya, Kuzey ve Latin Amerika’da hem iş danışmanlığı hem de bu devletlerle küresel iş geliştirmek ve stratejik iş analizleri yapmak konusunda 15 yıldır deneyimli” olduğunu iddia etmektedir.

Bozkurtları kutlamak, ABD ve Türkiye askeri müdahalelerini önermek

Washington’a geniş bağları olduğu kadar Dünya Uygur Kongresi (DUK) ve Uygur ayrımcı hareketi Türk aşırı-sağıyla da yakın ilişkilerini devam ettirmiştir.

2015’te, eskiden Alpaslan Türkeş’in önderliğinde olan MHP ilişkili Bozkurtlar, Sincan’daki durumu protesto etmek için Türkiye’de Çin vatandaşı sandıkları Güney Koreli turistlere saldırmışlardı.

Türk MHP parti lideri Devlet Bahçeli bu saldırıları savunmaktadır. Bu sağcı siyasetçi soruyordu: “Korelilerle Çinlileri nasıl ayırt edeceksin ki?”

Ve devam ediyor, “İkisinin de çekik gözleri var. Fark eder mi?” diyordu. Bahçeli’nin bu ırkçı sözleri tam o sırada partisinin İstanbul merkezinde asılı pankartta yazan “Çinli kanına susadık” pankartla çakışıyordu.

Bozkurtlar ve Uygur militanları hem Tayland ulusal polisi hem de IHS-Jane analistleri tarafından 20 kişinin ölümüne neden olan Tayland’daki dini bir mabedin bombalanmasıyla suçlanıyorlardı.  Bu saldırı Tayland hükümetinin bir grup Uygur Müslümanını Çin’e iade etmesinin hıncını çıkartmak amacını taşıyordu. Pekin, bu Uygurların El-Kaide ilişkili Doğu Türkistan İslami Hareketi (East Turkestan Islamic Movement – ETIM, DTIH) ya da Türkistan İslam Partisi (Turkestan Islamıc Party – TIP,TİP) gibi bölgede savaşan aşırı gruplara katılmak için Türkiye, Suriye, ya da Irak’a gitmekte olduklarını iddia etmişti.

Bombalamadan aylarca önce, ellerinde Doğu Türkistan bayrağı olan 200 kişilik bir grup İstanbul’da Tayland konsolosluğuna bu Uygurluların geri verilmesini protesto etmek için saldırmıştı. Bildirildiğine göre bu grubun başında Bozkurtlar ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği bulunuyordu. Bu örgütlerin ikincisinin başında 2008’den 2016’ya kadar DUK Başkan Vekilliği de yapmış olan ve örgütün kurucularından Seyit Tümtürk bulunuyordu.

DUK hâlâ Bozkurtların kurucusu ve uzun zaman MHP partisinin liderliğini yapan aşırı sağcı, aşırı milliyetçi Alparslan Türkeş’e övgü yağdırıp kutlayan makaleleri internet sitesinde yayımlamaya devam ediyor. Bunların internet sitesi Doğu Türkistan ayrımcılığını MHP ve Bozkurtların şimdiki liderlerinin desteklemesini de yayımlamaktadır.

Türk aşırı sağıyla ilişkilerini inşa ederken, DUK temsilcileri ABD’nin, Batı’nın ve bunların kukla aşırı akımlarının rejim değiştirme çabalarının desteklendiği Libya ve Suriye’de Türkiye’nin rolüne benzer şekilde müdahale etmesi için Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da yanaşmışlardır.

2012’de Wall Street Journal gazetesine yazdığı yazıda Nuri Türkel Çin’e Sincan hakkında “demokrasinin savunulması” için Türkiye’nin bir önderlik rolü oynayabileceğini söylemiştir. Ve devamla, “ABD’nin uzun zamandan beri bir dostu olarak ve Avrupa’nın bir komşusu olarak Türkiye bunu becerebilmek için benzersiz bir konumdadır” diyordu aynı yazısında.

Bu stratejide ilk adım olarak da Türkel “aynı Libya ve Suriye için yapıldığı gibi Türkiye’nin bir ‘Uygurların Dostları’ konferansı düzenlemesini ve Çin’deki Uygur halkı için Ankara’nın vizyonu ve siyaset hedeflerini tartışmaya açmasını” öneriyordu.

Dünya Uygur Kongresi’nde lider konumunda bulunan temsilciler Türkiye’nin askeri müdahalesine açık bir şekilde destek vermekteler. DUK için daha önce Başkan Vekilliği yapan Seyit Tümtürk, DUK’un çok dikkatli bir şekilde imal edilen “barışçıl ve şiddet karşıtı” bir insan hakları örgütü görüntüsünün arkasındaki aşırı ve militan siyasetin altını çizmektedir.

2018 yılında Tümtürk, Çinli Uygurların görüşünün Türk “devletinin isteklerinin kendilerine bir emir” olduğu şeklinde olduğunu açıklamıştır. Daha da ileri giderek Tümtürk, eğer Erdoğan emir verecek olursa yüzbinlerce Çinli Uygur’un Türk ordusuna katılarak Türkiye’nin Kuzey Suriye’yi illegal ve acımasız işgaline katılacaklarını da söylemiştir.

Tümtürk’ün bu sözlerinden az sonra Suriye’nin Türkiye sınırı tarafında Türk askeri kıyafeti giymiş Uygur militanları bir video yayımlayarak Çin’e karşı bir savaş açma tehdidini savurdular.

Bu videoda bir savaşçı bağırıyordu: “Dinleyin köpek piçleri, bunu görüyor musunuz? Zafere ulaşacağız!” Şöyle devam ediyordu: “Hepinizi öldüreceğiz. Çinli siviller, iyi dinleyin, Doğu Türkistan’dan defolun. Size ihtar ediyorum. Geri döneceğiz ve zaferi kazanacağız.”

Bu yazının ikinci kısmında DUK’un lobicilik aygıtıyla Batı devletlerinin ve Doğu Türkistan İslam Partisi gibi Batı Çin’den Suriye’nin İdlip bölgesine kadar ayrılıkçı ve dini bir savaş veren şiddet yanlısı örgütlerin arasındaki gölgeli ilişkiyi araştıracağız.

Ajit Singh: hem bir avukat hem de bir gazetecidir. “Radikal Felsefe ve Eğitimdeki Temel Kelimeler: Çağdaş Hareketlerdeki Ortak Konseptler”e katkıda bulunmuştur. (Brill: 2019) @ajitxsingh

[Gray Zone’daki İngilizce orijinalinden Mehmet Bayram tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]