DİSK’in karanfili yürürken elden ele, çekiç vuruyordu işçiler Taksim’in baş köşesinde*

Karanfil ve çekicin 1 Mayıs 2020’deki Taksim buluşması birbirinden habersiz ve örgütsüzdü, Türkiye işçi sınıfı gibi. Ama faşizm karşısında karanfilleri yere düşürmeyecek eller ve yaşamın her alanında kesintisiz bir şekilde vurulan çekiçler var. Şimdi çekiç ve karanfilin nasıl buluşacağı üzerine kafa yorma zamanı

DİSK’in karanfili yürürken elden ele, çekiç vuruyordu işçiler Taksim’in baş köşesinde*

Başlıkta mecaz yok. 1 Mayıs 2020’nin özeti buydu.

Sokağa çıkma yasağı diye bir şey yoktu. Vardı da pandemi nedeniyle ilan edilmiş bir sokağa çıkma yasağı değildi bu. 1 Mayıs’ın emekçiler tarafından kutlanmasını engellemek üzere ilan edilmiş bir yasaktı.

Hem resmî tatil hem işçi bayramı hem de pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen İstanbul’un yasaklı sokak ve meydanlarında ne tatil ne de bayram eden ama çalışan işçileri görmek istisnadan değildi.

Yasağın hükmünü önce Beşiktaş’ta DİSK Genel Merkezi önünde gördük. Yirmi kişilik heyetin bomboş yollarda, aralarına fiziksel mesafe koyup ilerleyerek Taksim’e çıkıp 1 Mayıs çelengi bırakmasına izin vermedi polis. Pandemi karşısında alınan bir önlem vardıysa onu da anlamsız kılan, fazlasıyla temaslı bir polis saldırısıyla DİSK yöneticileri darp edilerek gözaltına alındı.

Tabii ki ilk saldırı DİSK’in karanfilli 1 Mayıs çelengine geldi. Biz bu manzarayı 2007, 2008, 2013, 2014, 2015 1 Mayıs’larından tanıyoruz. Başka delile gerek yok, bu yasak pandemi yasağı değil, bildi��iniz bir 1 Mayıs yasağı.

Gözaltı araçları uzaklaştıktan sonra DİSK Genel Merkez binası önünde üstü başı hırpalanmış milletvekilleri, kalkanlı polisler, çiğnenmiş karanfiller ve kısa bir sessizlik vardı.

DİSK önlüklü bir emekçi bozdu sessizliği. Önce kırık gözlük çerçevesini tutup durdu bir süre. Söylese gözaltına alınacak, sussa gönlü razı değil. Sonra konuşmaya başladı. Özetle “O kadar haksızlık oldu, hiç müdahale etmediniz, şimdi emekçiye müdahale ediyorsunuz” dedi. Fondaki failler harekete geçip onu da gözaltına aldı.

Gözaltına alınan emekçinin Çapa Tıp Fakültesi’nde yıllarca taşeron hasta bakıcılık yapan, sonra hastanedeki usulsüzlükleri ortaya çıkarınca işten atılan Cemal Bilgin olduğunu öğrendik. Başkanından üyesine, böyle inat bir damarı var DİSK’lilerin. Sendikal hareketin bu en sıkıntılı ve baskının bu en şiddetli döneminde de gerçekleri söyleyip faşizme diklenebiliyorlar.

Faşizmin varlığı da ancak birileri yalana boyun eğiş anlamındaki sessizliği bozduğunda ve faşist baskıya itiraz ettiğinde inkâr edilemez bir gerçeklik haline geliyor. DİSK’in yasağı kabul etmeyip Taksim’e yürüme iradesini ortaya koyması, 1 Mayıs günü yaşadığımız olağanüstü halin asıl sebebinin COVID-19’la mücadele değil faşizm olduğunu ortaya çıkardı.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun, yürüyüşe izin vermeyeceklerini belirten polise “Bizim kararımız yürümek şeklinde” demesinden sonra yaşanan saldırı… Genel Sekreter Adnan Serdaroğlu’nun sözleriyle, iktidarın yanlışlarının dile getirilmesinden dolayı sanki intikam alır gibi… Açığa çıkan manzarayla ilgili olarak TİP milletvekili Barış Atay’ın Fox yayınında sarf ettiği “Faşizm daha iyi anlatılamazdı” sözleri… Bu aleniyet karşısında Aktroll ordusunun umarsız bir linç girişimiyle her ikisini TT listesinde başa taşıması… İktidar medyasından Yeni Şafak’ın “DİSK Başkanı Çerkezoğlu kendini gözaltına aldırdı” haberinde görülen acizlik, açığa çıkınca baş ağrıtan gerçeği tersine çevirme çabası…

Kentten tecrit edilmiş meydanlara tıkıldığımız, hayatın akışını ve geniş kitlenin bilincini hemen hiç etkilemediğimiz mitinglerdekinden belki de daha kuvvetli bir 1 Mayıs mesajı verilmiş oldu. Süleyman Soylu’nun izin verdiği şekilde Taksim’e araçlarla gidip DİSK, KESK, TMMOB, TTB tarafından yazılmış “dolu dolu” bir metni okumak yerine, “Bizim kararımız yürümek” deyip yasağa itiraz ederek daha az şey mi söylenmiştir? Hiç de öyle görünmüyor.

Taksim

1 Mayıs’ta Taksim’de yasak varsa bu yasağı tanımayan devrimciler de olur. DİSK Genel Merkezi önünde sular durulunca acar muhabir Murat Bay’la birlikte Taksim’e uzandık. Elmadağ tarafından önce Halkevciler çıktı 1 Mayıs sloganlarıyla, onlar gözaltına alındıktan sonra da İşçi Temsilcileri Konseyi üyeleri. Bir kısmı eylemcileri durdurmaya çalışırken, bazıları da görüntü almayalım diye önümüzdeki hoplayıp duran polisler sonra dikkatlerini bize çevirdi. Basın kartlarının renkleri üzerine açtığımız sohbeti koyulaştırırken, bizim de orada durmaya niyetli olmadığımızı artık Taksim’e geçmek istediğimizi söyledik. Memur bey, “Geçemezsiniz, zaten DİSK’i bırakmadılar, başkanlarını da gözaltına aldılar” dedi. Biz “Türk-İş de çelenk bırakacaktı, gidip onu çekeceğiz” dedik. “Yok Türk-İş falan, DİSK’i bile bırakmadılar” dedi. Aslında Türk-İş heyeti çelengini çoktan bırakıp gitmişti. Ama bizi alıkoyan polislerin kalbinde DİSK’ten başkasına yer yoktu.

Yolu uzatıp biraz da dolanarak Tarlabaşı tarafından Taksim’e çıkmaya karar verdik. Güzergahımız üstünde Gümüşsuyu’nda yol kenarında çimleri biçen, Beşiktaş’ta yol inşaatında çalışan işçiler vardı. Onlara ne tatil ne bayram ne yasak… Taksim’de de özel harekatçılar dahil polisler, basın emekçileri ve bazı belediye çalışanları vardı. Cumhuriyet Anıtı polis bariyerleriyle çevrilmiş, önüne Süleyman Soylu kriterlerine uygun sembolik törenlerle birkaç çelenk bırakılmış, inşaatı süren Taksim Camii’nin dibindeki mescitten salâ, AKM’den de çekiç sesleri geliyordu.

Derken CHP, HDP ve TİP’li İstanbul milletvekillerinin geleceği haberi geldi. Gezi Parkı’nın altından, Mete Caddesi’nden, parlamentodan çok eylemlerde görmeye alışık olduğumuz vekiller, ellerinde DİSK’in çelenginden arta kalanlarla önce Kazancı Yokuşu’nun başına, sonra da Taksim Anıtı’na yürüdü. Ahmet Şık, Soylu icazetli törenlerden kalma bir çelengi kenara iterek yer açtı, DİSK’in 1 Mayıs çelengi anıta bırakıldı. Oya Ersoy, emek örgütü temsilcilerinin okumasına izin verilmeyen ortak 1 Mayıs açıklamasını onların yerine okudu. Bitirirken, Ali Şeker, çekiç seslerinin geldiği AKM inşaatını gösterdi eliyle. İşçi sınıfına 1 Mayıs’ı kutlamak yasaktı ama işçi bayramı 1 Mayıs’ta, resmî tatil ve sokağa çıkma yasağı da olduğu halde işçiler çalıştırılmaktaydı.

Karanfil ve çekiç

AKM inşaatının bariyerlerine yanaştık. Murat vinçte ve iskelede çalışan işçilerin fotoğraflarını çekmeye başladı. Şantiyenin Bekçi Murtaza’sı gelince, “1 Mayıs’ta da çalışıyorsunuz, sizin de işiniz zor, keşke evde olsaydınız” gibi birkaç söz geveledik. İzin alınmışmış… Kim kimden izin alıyor acaba? Daha mart ayında sağlıksız çalışma koşullarına itiraz eden çalışanların işten çıkarılmasıyla gündeme gelen AKM şantiyesinde asıl işveren, devlet. Hani şu 1 Mayıs’ı resmî tatil ilan eden, 1 Mayıs 2020’de de pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan eden ve 1 Mayıs’ta Taksim’e çelenk bırakmak için yürümek isteyen işçi sendikası yöneticilerini dövdüren AKP devleti. Bir tutarsızlık yok aslında, gerçek manzara hepsi bir araya geldiğinde açığa çıkıyor. Bu, manzaranın devletten, AKP’den, sermayeden yana yüzü.

Manzaranın bir de bizden yana yüzü var. DİSK’in 1 Mayıs karanfilleri, çok hırpalandı, çok kayıp verdi ama elden ele taşınıp Taksim’e çıktı yine. O 1 Mayıs karanfilleri, devletin ne yapıp etse de hala ortadan kaldıramadığı kuvvetli bir imge. Sendikal hareketin mevcut örgütlü gücünün ya da hareket kapasitesinin sınırlarının ötesinde, Türkiye işçi sınıfı hareketinin ve de devrimci mücadelelerin tarihsel birikiminden süzülüp gelen, bugün düzen karşısındaki tehdit kapasitesini de bu memleketin hala yok edilememiş devrimci siyaset iddiasından ve bir proleterler toplumuna dönüşen Türkiye’nin sınıfsal çatışma potansiyelinden alan bir imge…

Karanfil ve çekicin 1 Mayıs 2020’deki Taksim buluşması birbirinden habersiz ve örgütsüzdü, Türkiye işçi sınıfı gibi. Ama faşizm karşısında karanfilleri yere düşürmeyecek eller ve yaşamın her alanında kesintisiz bir şekilde vurulan çekiçler var. Çekiç ve karanfilin nasıl buluşacağı, yani işçi sınıfının faşizme karşı politik mücadelesinin nasıl örgütleneceği, bir izlenim yazısının boyunu çok aşan bir strateji tartışmasına gider. Gelin 1 Mayıs 2020 vesilesi ile, çekiç tutan ellerin karanfilleri yerden kaldırışını hayal ederek bir ucundan başlayalım…

 

* Bu yazı, İstanbul’da 1 Mayıs günü Beşiktaş ve Taksim arasında yaşananlardan hareketle yazılmış kapsamı dar biz izlenim yazısıdır. 30 Nisan’dan başlanarak diğer illerde yaşananlar, balkon buluşmaları, e-mitingler, etkinlikler ve etkinliksizlikler, COVID-19 pandemisiyle işçi sınıfı içinde gözlenen yeni katmanlaşma ve ayrışmaların 1 Mayıs’a yansımaları, sınıf hareketinin ve sosyalist  hareketin geleceği açısından barındırdığ�� mesajlar daha geniş değerlendirme yazılarının konusudur. 

** Manşet fotoğrafı: Murat Bay