Bir fotoğraf üzerine: Asli, tali ve üretken işçiler

Kapitalizmin “kıt” kaynakları piyasa mekanizmasına bağlı olarak değişik iktisadi faaliyetlere (en kârlı alanlara da demek mümkün) yöneltmesinin sonucu “asli” ihtiyaçların sadece salgın dönemlerinde değil normal dönemlerde de sağlanamamasıdır. Dolayısıyla, “asli” işçi kategorisi vesilesiyle P. Baran ve P. Sweezy’nin yıllar önce esas olarak kapitalizmin ne kadar etkin olmayan, ne kadar israf yaratan bir ekonomik sistem olduğunu gündeme getirişine benzer bir imkân yakalamış vaziyetteyiz

Bir fotoğraf üzerine: Asli, tali ve üretken işçiler

COVID-19 dilimizi de değiştirdi. Gazeteler, siyasiler, solcular, sağcılar bir anda “asli işçi”lerden (“essential worker”) söz eder oldu. Tabii, hemen akla “asli” olmayan “tali işçi”ler de gelmeye başladı. Muhtemelen, evde masa başı iş yapanlar arasında “acaba tali miyim?” diyenler de olmuştur. Marksist terminolojiye bir şekilde bulaşmış olanlar “üretken işçi” kavramını “asli işçi” yerine henüz kullanmaya başlamadılar ise yakında başlarlar. Başladılar mı yoksa? Koskoca, P. Baran ve P. Sweezy bile asli işçi, üretken işçi eşitliğinde bir beis görmediklerine göre!

Neyse, bu konuya daha sonra döneceğiz ama şimdi yukarıdaki fotoğrafa bakalım biraz. “Fotoğraf” derken ne kastedildiği de berraklaştırmaya muhtaç. Öyle ya, fotoğraflar iç içe: Büyük fotoğrafta Wall Street Journal adlı gazetenin birinci sayfasının üst kısmını görüyoruz. Bu fotoğrafın göbeğinde de Michigan’daki Fiat Chrysler otomobil fabrikasında çalışan işçilerin vardiya çıkışı fotoğrafını.

Büyük fotoğraf göbekteki fotoğrafı bağlamıyla birlikte değerlendirmemize yardımc�� oluyor. Üretken otomobil işçilerinin fotoğrafı hem sağdan hem soldan borsa haberleriyle kuşatılmış. Ne olmuş borsada? Moderna adlı bir ilaç şirketi COVID-19’la baş edecek bir aşının ilk adımlarını atmış. Aşının gerçekten insanlarda da başarılı olmasına, geniş kapsamlı uygulamaya geçilmesine daha en az bir yıl var. Fakat, borsanın acelesi var, çok hissi bir varlık, mutluluğunu gizleyemiyor ve Dow Jones adlı endeksi patlatıyor: 1 günde 900 “point,” yani %3.9 artış!

Daha ortada aşı maşı yok. Risk, aceleci “normalleşme” ile aşılanmamış, hatta maske bile bulamamış üretken işçilerin fabrikalara sürülmesiyle katlanırken borsa coşuyor. Borsa simsarları “aşı”da $ işareti görmüş olmalılar. Göbekteki otomobil işçilerinin de çeşit çeşit olduğunu kaçırmayalım: maskeliler-maskesizler, beyazlar-zenciler, yaşlılar-gençler.

Büyük resmin sol tarafındaki günün önemli haberleri arasında Disney adlı ABD çıkışlı şirkette yükselemeyen bir CEO’nun, Çin çıkışlı rakip firma TikTok’a onca yılın bilgisi, görgüsü ile transfer olduğunu görüyoruz. Kevin Mayer adlı bu zat Disney’de yükselememenin acısını çıkartır; benden söylemesi. “Tam rekabet” böyle bir şey olsa gerek?

Sol sütundaki günün diğer önemli haberleri arasında, Uber adlı üçkağıtçı şirket binlerce çalışanını (ki, onların “çalışan” olmadığını, bağımsız “müteşebbisler” olduğunu kanıtlamak için mahkemelerde az mücadele etmedi) işten atıp, 44 bürosunu kapatmaya karar vermiş. Huawei adlı Çin çıkışlı şirket ise Trump hükümetinin yasakları yüzünden 170 ülkedeki operasyonlarının ve telekomünikasyon ağlarının zedeleneceğini söylerken, Çin “uzmanları” yasaklardaki boşlukları kullanarak bu zorlukların aşılabileceğinden söz ediyor. Demek, “tam rekabet” aynı zamanda böyle bir şey: Yasa masa tanımam, boşluk buldum mu, dalarım!

***

Üretken olan ve üretken olmayan emekçi (ki “emekçi”aynı zamanda, iktisadi “faaliyet” ya da “sektör” anlamına da gelir) ayrımını[1] kısaca hatırlatalım: emekçi, mal veya hizmet ürettiğine bakılmaksızın, eğer kapitalist bir işletmede fiilen üretim faaliyetinde bulunuyor ve dolayısıyla artık-değer üretimine de katkıda bulunuyor ise üretken, bulunmuyor, sadece çalıştığı kapitalist şirketin (mesela, dolaşım tipi iktisadi faaliyetlerdeki bankaların, ticari şirketlerin) artık değerden pay almasını sağlıyor ise üretken olmayan emekçidir. Marx’ın tanımı budur ve modern kapitalizmin dinamiklerini anlamakta, bu dinamiklerin nabzını tutmakta olmazsa olmaz bir sınıflandırmadır. Öte yandan bu tanımın sınıfların tasnifi ile, maddi emek-maddi olmayan emek gibi tartışmalar ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Üretken olan ve üretken olmayan emekçi ayrımı “asli-tali” emekçi ayrımı ile de ilgili değildir.  Yukarıda göbekteki fotoğraf bunun somut kanıtı. Otomobillerden kurtulmaya çalıştığımız bir dönemde bu işçilerin “asli” olmadıkları açık. Öyle ya, başka, mesela kamusal, çevre dostu ulaşım araçları ile ikame edilebilecek bir metadan söz ediyoruz. Otomobilsiz hayatın mümkün olduğunu, milyarlarca insanın hayatlarını hiç de “asli” olmayan bu araca sahip olmadan sürdürdüklerini düşünmek zor olmasa gerek. Otomobil asli bir meta olmadığı için ekmek, su, ilaç vs. gibi “asli” olmayan bu metaı üreten emekçilerin de “asli” olmaması gerekiyor. Zaten otomobil kapitalistleri için de önemli olan “asli” meta üretimi değil artık değer üretimidir. Bu gerçek olanca çıplaklığı ile COVID-19 sırasında ABD’de yaşanmıştır. “Asli” meta üretimini yeterince kârlı bulmayan General Motors (GM) suni solunum cihazı üretimine ancak Trump’un Kore savaşı sırasında çıkan bir yasaya dayanarak bu şirketi zorlamasıyla geçmiştir (on.wsj.com/2ZlcE34). İşte o zaman, GM’nin artık suni solunum cihazı üretmeye başlayan otomobil işçileri bir anda hem asli hem de üretken işçi oluvermiştir.

COVID-19, “asli” işçi lafını bir anda tedavüle sokarken kapitalist ideolojinin kalelerinden birini yıkacak mühimmatı da sağlamıştır. İlk önce, “bir anda”lığı kanıtlayalım: New York Times‘ta arama yaptım “asli işçi” (essential worker) ne sıklıkta kullanılmış diye; 1944’ten günümüze kadar sadece 57 kez kullanılmış.
1944’te ilk defa kullanılışı, savaşta “essential worker” olarak addedilenlere takılan rozetler üzerine bir haberde; ardından, 1964’te National Council on the Arts yasası ile ilgili bir haberde zenci bir artistin kendisini “essential worker” olarak görmesinden söz edilirken. Daha sonra, 1982’de nükleer savaş çıktığında kimlerin “essential worker” olarak ne yapmaları gereğine ilişkin bir haberde geçen bu ifade, 1985, 2000 ve 2011’de Federal hükümetin bütçesi onaylanmadığı için devletin “kapanması” halinde hangi memurların “essential worker” sayılacağı meselesine ilişkin 4 haberde de kullanılmış.

2003, 2006 ve 2007’deki 20 haberde ise yabancı işçilerin bazılarının göçmenlik yasaları bağlamında “essential worker” olarak addedilmelerine ilişkin tartışmalarda bu ifadeye tekrar ihtiyaç duyulmuş. Gelelim COVID-19 ile yaşanan yoğun kullanıma: bu yılın 26 Mart’ından 13 Mayıs’a kadar 30 değişik haberde “essential worker” geçiyor, son 49 günde geçtiğimiz 75 yıldan daha fazla!

Aşağıdaki şekil de Google’dan. Bu tür Ngram aramaları ancak 2012 yılına kadar basılan İngilizce kitap metinleri esas alınarak yapılabiliyor. Google Ngram, aranan kelimenin o yılın metinlerinde hangi sıklıkta kullanıldığını gösteren bir araç. Rus Devrimi, II. Dünya Savaşı (0.0000006361%) olmasa “asli” işçi (essential worker) pek kimsenin ihtiyaç duyduğu bir kategori değil. 2011 ve 2012’de kullanım sıklığı ise sadece 0.000000000%! 2020 ve sonrasında kullanımın nasıl artacağını ise yukarıda özetlediğim New York Times araması sezdirtiyor. Sık kullanıma hazırlıklı olalım.

Gelelim, en önemli meseleye, “asli” işçi lafının sağladığı imkâna. Kapitalizmin “kıt” kaynakları piyasa mekanizmasına bağlı olarak değişik iktisadi faaliyetlere (en kârlı alanlara da demek mümkün) yöneltmesinin sonucu “asli” ihtiyaçların sadece salgın dönemlerinde[2] değil normal dönemlerde de[3] sağlanamamasıdır. Dolayısıyla, “asli” işçi kategorisi vesilesiyle P. Baran ve P. Sweezy’nin yıllar önce (bence hatalı bir biçimde üretken olan ve üretken olmayan emekçi ayrımı ile de ilişkilendirerek) esas olarak kapitalizmin ne kadar etkin olmayan, ne kadar israf yaratan bir ekonomik sistem olduğunu gündeme getirişine benzer bir imkân yakalamış vaziyetteyiz. Sosyalist ekonomi tasavvurumuzu gündeme getirmenin, kaynakları planlı bir biçimde ve öncelikli olarak yığınların asli ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde düzenlemenin zamanının geldiğini hatırlatmanın ötesine geçmeliyiz. Bu düzenlemenin nasıl yapılacağını ete kemiğe büründüren somut çalışmalara duyulan ihtiyaç her zamankinden fazla. Keşke, bu fırsatı kaçırmasak; COVID-19 sonrası bu ihtiyacı görenler bir araya gelebilse ve ayağı yere basan gerçek bir sosyalist siyaset oluşturabilse.

Dipnotlar:

[1] Bu ayrımı kapsamlı bir biçimde netleştirdiğimiz ve ABD ekonomisinin dinamiklerine uyguladığımız bir çalışma için A. Shaikh ve E. A. Tonak (2012), Milletlerin Zenginliğinin Ölçülmesi: Ulusal Hesapların Ekonomi Politiği’ne (Yordam Kitap) ve S. Savran ve E. A. Tonak, (2012), “Üretken Emek ve Üretken Olmayan: Açıklığa Kavuşturma ve Sınıflandırma Denemesi”, Kapital’in İzinde (Yordam Kitap); Türkiye ekonomisine uygulayan çalışmalar için ise Y. Karahanoğulları (2009), Marx’ın Değeri Ölçülebilir mi? 1988-2006 Türkiyesi İçin Ampirik Bir Çalışma (Yordam Kitap) ve Y. Karahanoğulları & E. A. Tonak (2009), “Türkiye’de Üretken Olmayan İşçiler Sömürülmüyorlar mı?” Toplum ve Hekim, Mart-Nisan’a bakılabilir.

[2]  Salgın döneminin Marksist açıdan ekonomi politiğinin ele alındığı en yetkin yazı Sungur Savran’ın Koronavirüsün Ekonomi Politiği yazısıdır.

[3]  Normal dönemlerde  piyasaya dayalı kaynak tahsisinin yol açtığı küresel açlık sorununa ilişkin Vijay Prashad’ın Açlık Dünyayı Kemiriyor yazısını öneririm.