Yok sayılan sağlık emekçileri anlatıyor: “Doktor, hemşire, temizlik elemanı ayırt edilemez diye bize forma vermediler”

COVID-19 salgını günlerinde onlar da giderek ağırlaşan iş yükü ve risk altında sağlık hizmeti veriyor. Ancak resmen sağlık emekçisi sayılmadıkları için Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı düzenlemelerden faydalanamıyorlar. işe gidiş gelişte servisten faydalanamıyor, doktor ve hemşirelerle karışmasınlar diye diğer sağlık emekçilerinin giydiği formaları da giyemiyorlar. Ankara İbni Sina ve Adana Balcalı hastanelerinde yaptıkları eylemlerle kısmi iyileştirmeler elde ettiler ancak çalışma koşulları hala ağır ve kaygılılar. Yok sayılan sağlık emekçileri COVID-19 günlerinde yaşadıklarını Sendika.Org'a anlattı

Yok sayılan sağlık emekçileri anlatıyor: “Doktor, hemşire, temizlik elemanı ayırt edilemez diye bize forma vermediler”

COVID-19 salgının başladığı günden bu yana sağlık çalışanları üzerindeki yük oldukça arttı. Koruyucu ekipman eksikliğinin, barınma ve ulaşım sorununun, yoğun çalışma koşullarının kendini en yakıcı şekilde hissettirdiği bugünlerde sağlık çalışanları arasındaki ayrımcılık da fazlasıyla belirginleşti.

Maddi ve sosyal problemlerin gölgesinde hastanelerde sağlık hizmeti üreten ancak resmen “sağlık çalışanı” sayılmayan üç sağlık emekçisi hastanelerindeki durumu, çalışma koşullarını, taleplerini, seslerini duyurmak için yaptıkları eylemleri ve hastane yönetimlerinin tepkisini Sendika.Org’a anlattı.

Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi’nde temizlik işçisi olarak görev yapan Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Devrimci Sağlık-İş) üyesi B.T., 31 Mart günü hastane önünde “Sağlık çalışanları arasındaki ayrıma son” diyerek yaptıkları eylem sonrası hastanede değişen koşullar ve sendika mücadeleye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Eylemin ardından haklarımızı daha kolay kazandık”

İbni Sina Hastanesi’ndeki durumun stabil olduğundan ve şu anda yeterli sağlık hizmeti verebildiklerinden bahsederek konuşmaya başlayan B.T., iş yüklerinin giderek arttığını da sözlerine ekliyor. “Normalde işçiyiz; işlerine geldiğinde sağlık çalışanı değilsiniz ama böyle durumlarda sağlık çalışanı olarak tanımlanıyoruz” ifadelerini kullanan B.T. iş yüklerinin çok arttığını ve angarya işleri reddeden arkadaşlarının tutanak ile tehdit edildiğini aktarıyor.

31 Mart’ta yaptıkları eylemin ardından hastane idaresinin daha temkinli davranmaya başladığının altını çizen B.T., temizlik işçilerinin ayrı odaları olmadığından bugüne kadar dışarıda kaldırımda yemek yediklerini ifade ediyor. Bunun üzerine Devrimci Sağlık-İş olarak hem hastane müdürü hem de başhemşire ile konuştuklarını belirten B.T., temizlik işçileri için 2 gün içinde yeni bir odanın ayarlandığını da sözlerine ekliyor.

Gece vardiyasında çalıştığını söyleyen B.T. bir hafta 3 gün bir hafta ise 4 gün nöbet tuttuklarını, eylemin ardından izin haklarını da kazandıklarını belirtiyor. B.T. sözlerine şöyle devam ediyor:

Bu COVID-19 salgınından sonra bize izin vermiyorlardı. 14 gün çalışmadan sonra bize izin vermeleri gerekiyor. Hoş yine gerektiği kadar vermiyorlar ama mücadele ederek 4 gün iznimizi aldık. Normalde maksimum 14 minimum 7 gün izin vermeleri gerekiyor ama biz temizlik elemanlarına 4 gün izin veriyorlar. Yani kuluçkalanma evresi olduğu için bu 14-7 gün izin olmalı ama vermiyorlar.

Eylemin Devrimci Sağlık-İş’in hastanedeki örgütlenmesine de rüzgar taşıdığını belirten B.T. “Birçok arkadaşımız bizimle direkt irtibata geçiyor. ‘Bir an önce üye olalım. Kimsenin bizim için bir şey yapacağı yok’ diyorlar. Daha önce konuşan arkadaşlar şimdi yanımıza geliyorlar” diyor.

Temizlik işçilerine kıyafet verilmemesinin tuhaf gerekçesi

“Her şeyde bizi öne sürüyorlar. 15 dakikada bir yerleri temizliyoruz. Servislere inerken günde en az 6 defa üzerimizi değiştiriyoruz” diyen B.T. kendilerini virüsten korumak için yedek kıyafet istediklerinde yönetimden aldıkları ayrımcı yanıtı şöyle anlatıyor:

Bize kıyafet vermedikleri için sıkıntı duyuyoruz. Yani biz zaten altı kere üstümüzü değiştiririz ama onlar kıyafet vermiyor. Enfekte olmamak için COVID kliniğinde çalıştığımız kıyafetler ayrı, giyinme odalarına giderken üzerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bize ameliyathane formalarını vermiyorlardı. Onları vermek istemiyorlardı. Gerekçe de şu: hemşire, doktor, temizlik elemanı fark edilmiyormuş.

Sözlerini, “Bunların hepsi aslında esnek çalışma koşullarının doğurduğu sonuçlar. Kimse böyle çalışmak istemiyor tabii” diye sürdüren B.T., resmen sağlık emekçisi sayılmayanların kendi aralarında da farklılıklar olduğuna dikkat çekiyor: “Bizim hasta bakıcı arkadaşlara hemşireler sahip çıkıyor, onlar da 4B’li. Sekreterliğe başka bir birim sahip çıkıyor. Ama temizlik işçilerine sahip çıkan yok. Bunun için de bir mücadele yöntemi bulup çıkaracağız.”

“Bizim de toplumdan izole olmamız gerek ama…”

Eşinin de belediye işçisi olduğunu belirten B.T. risk taşıdıklarını vurgulayarak toplumdan izole edilmeleri gerektiklerini söylüyor:

Ben şu an taşıyıcı konumundayım, yolda kimseye bulaştırmak istemiyorum. Doktorlara kalacak yerleri ayarlanıyor ama hemşirelere ya da diğer sağlık çalışanları için böyle bir uygulama yok. Salgın süresince bizlerin de toplumdan izole olması gerekiyor ama bunun için çok geç kalındı. Haftada 4 gün nöbet tutuyoruz. Eşim de belediyede temizlik işçisi ve onların da ekipmanları eksik, aynı riski taşıyorlar. İnsan çocuğuna sarılmadan kaç gün durabilir ki, bir şekilde onlar da bu riskin altına giriyor. Ben zaten hastaneden çıkıp eve ulaşıncaya kadar taşıyıcı durumundayım.

“Sarayda tek başına izole yaşayanlarla aynı gemide değiliz”

Kadrolulara daha imtiyazlı davranıldığını, kendisinin 4B’li işçi olduğunu ifade eden sağlık çalışanı taşeron çalışma şartlarının devam ettiğini belirtiyor. Herkesin ekonomik durumuna ya da mevkisine göre yaşadığını da ekleyen B.T., “Bizim mecburiyetlerimiz var. O, sarayda tek başına herkesten izole yaşıyor. Yani aynı gemide değiliz” diyerek sözlerini sonlandırıyor.

“Ne kazandıysak mücadeleyle kazandık”

Yine İbni Sina Hastanesi’nde çalışan ve bugüne kadar ne kazandılarsa mücadeleyle kazandıklarını ifade eden Devrimci Sağlık-İş üyesi bir başka sağlık çalışanı, S.C., koruyucu ekipmanlara ilişkin durumun eskiye göre biraz daha düzeltilmiş olduğunu belirtiyor. Eylemin ardından yönetimden eskisi kadar tepki görmediklerini de sözlerine ekleyen S.C., hakları olan 4 günlük izni aldıklarını ancak bunun tekrar 3 güne düşürüldüğünü, bunun için de yeniden dilekçe toplamayı planladıklarını belirtiyor.

Virüsten korunmak için kıyafetlerini sık sık değiştirmek zorunda olduklarını ancak temizlik işçilerinin kıyafetlerinin uygun şartları taşımadığını, bunun üzerine ameliyathanelerde kullanılan üniformalardan talep ettiklerini belirten S.C. yönetimle aralarında gelişen olayı şöyle anlattı:

Bizim ayrıca kıyafetimiz yok. Biz her gün götürüp yıkayamayız. Bizim formalarımız kalın, bir günde kuruyabilecek bir forma değil. Onun için de bunlar nasıl bir yöntem buldular? Yedek verdiler. Biz onu öyle hallettik. Yani üçüncü bir formamız oldu. Biz onları değiştirerek giyiyoruz.

“Yeri geliyor bir temizlik işçisi 3 kata bakıyor”

İbni Sina’da 500 civarında temizlik işçisi çalıştığını tahmin ettiğini söyleyen S.C. bu sorunların 500 kişinin sorunu olduğunun da altını çiziyor. 4B kadrosunun ardından emekli olanların yerine kimsenin gelmediğini, İŞKUR’dan gelenlerin de süresinin dolduğunu ifade eden S.C., “Yeni işçi alımların yapılmasını çok bekledik ama olmadı” diyor.

S.C., bir temizlik işçisinin yeri geldiğinde 3 kata bakmak zorunda kaldığını, çalışırken endişe ettiklerini sözlerine ekliyor.

“Ölüm haberleri geldikçe daha kötü hissediyoruz”

Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde çalışan Devrimci Sağlık-İş üyesi H.Z. de “Hastanede hayat kurtarıyoruz ama virüsü eve taşımaktan çekiniyoruz” diyerek söze başlıyor. H.Z. COVID-19 salgını ile mücadele konusunda hastanede verilen eğitimden ulaşım problemlerine, hastane idaresi ile sağlık çalışanları arasındaki ilişkiye değin birçok sorun yaşadıklarını belirtiyor.

“Biz hastanede çalışan sağlık işçileri zaten enfeksiyon riskiyle karşı karşıyayız ama bu çok farklı, çok hızlı yayılan bir virüs” diyen H.Z., ölüm haberleri geldikçe psikolojik olarak daha kötü hissettiklerini anlatıyor. Hastane bünyesinde COVID-19 servislerinin kurulduğunu, kendisinin de bu servislerde çalıştığını belirten H.Z. ilk vakalarla haftalar önce karşılaştığını söylüyor.

“Enfeksiyon komitesi sadece gündüz vardiyasında geliyor”

COVID-19 ile mücadelede sağlık çalışanlarına yaptıkları iş gözetilerek özel eğitimler verilmesi gerektiğine dikkat çeken H.Z., salgının başladığında hiçbir bilgilendirme ya da eğitim çalışmasının yapılmadığını ancak son iki hafta içerisinde bilgilendirici afişlerin asıldığını vurguluyor. “Hiçbir bilgilendirme yapılmadı, sadece yaşayarak öğreniyoruz. Hastalara nasıl yaklaşacağımızı bilmiyoruz. İçeri yemek dağıtmaya girdik korka korka dağıttık” diyen sağlık çalışanı şöyle devam ediyor:

Enfeksiyon komitesi sadece gündüz vardiyasında geliyor. Bilgilendirme yapıyor ama kişiye özel bir eğitim yok. Biz doktorlara sora sora öğreniyoruz. Tüm hastanelerde birkaç çeşit afiş çalışması yaptılar. İki haftalık süreçte geldi bu afişler. Eğitim almadık, mesela hangi maskeyi ne zaman takacağımı bilmiyorum, onun korkusu var. Ekipman sıkıntımız artık yok, her şey hazırlanmış ama bunları nasıl kullanacağımız konusunda bir bilgimiz yok.

“COVID-19 servisinde çalışanların işe servisle gidip gelmesi gerekmez mi?”

COVID-19 servisinde çalıştığı için iş çıkışında topluma karışmasının büyük risk yarattığına dikkat çeken H.Z., ulaşım sıkıntılarının olduğunun altını çizerek şöyle devam ediyor:

Biz sağlık çalışanları en riskli grubuz. Ama işe belediye otobüsünü kullanarak gidip geliyoruz. Bu bana göre çok ciddi bir sıkıntı. En azından COVID-19 servisinde çalışanlara servis olması lazım. Hastane yöneticilerin bu insanları toplumdan izole etmesi lazım. Eşim de işçi mecbur çalışıyor. Çocuklarım var ve evde 80’in üzerinde tam risk grubunda olan annemle yaşıyoruz. Virüs çıktığından beri annemi hiç öpmüyorum, yaklaşmıyorum. Ama ne kadar koruyabilirim bilmiyorum. Yürürken bazen elinden tutmak zorunda kalıyorum, yürüteçle yürüyor. Virüsü eve taşımaktan korkuyorum.

Kendileri için uygun bir yer ayarlanıp izole edilmeleri gerektiğine de dikkat çeken H.Z. “Ben hastanenin her bölümüne gidiyorum, eczaneye de gidiyorum. Diğer personellerle aynı ortamda bulunuyorum” sözleriyle hastanede de disiplin olmadığına dikkat çekiyor.

“Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı ek ödeme düzenlemesinden payımıza bir şey düşmedi”

Taşerondan kadroya geçen bir 4D çalışanı olduğunu belirten H.Z. “4D ile bir statü verdiler ama özlük hakları bakımından 4D ile aynı haklara sahip değiliz. Hem ücret bakımından hem de sosyal haklar bakımından hiçbirine sahip değiliz. Yani asgari ücretin %4 fazlasını alıyoruz başka da bir şeyimiz yok” dedi. Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan ek ödeme ve iyileştirmelere ilişkin düzenlemenin 4D’liler için bir şey ifade etmediğini de sözlerine ekleyen H.Z. “Sağlık bir bütün diyorlar ama bizi ayırıyorlar. Biz sağlık çalışanı değil miyiz?” diye soruyor.

Çalışma saatlerinde de değişikliğe gidildiğini, Devrimci Sağlık-İş sendikasının talebinin kabul edildiğini belirten H.Z. şöyle devam ediyor:

Bizler 8 saat çalıştırılıyorduk. Şu an 16 saate çıkardılar. Bu bizim için barışık çalışma sistemi. Bizim sendika olarak da talebimiz buydu. Öbür türlü 6 gün hastaneye geliyorsunuz, bu nöbet şekliyle 3 gün geliyoruz.

“Hastane yönetimi basın açıklamamızın ardından bizi dikkate almaya başladı”

Devrimci Sağlık-İş olarak, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Temsilciliği’nde, Sağlık Bakanlığı’nın 4D’li işçilere uygulamadığı ek ödemelerle ilgili bir basın açıklaması yaptıklarını belirten H.Z. eylemin ardından hastane baş müdürü tarafından arandıklarını ve kendilerine “Siz bir sıkıntınız olduğunda önce bize gelin. Koruyucu ekipman konusunda kesin talimat var. Hiçbir eksiğiniz olmayacak” denildiğini aktarıyor.

H.Z. daha önce hastane yönetiminin kendilerini görmezden geldiğini ancak bu durumun değişmeye başladığını anlatıyor:

Basın açıklamasının ardından sendikamızı dikkate almaya başladı yönetim. Daha önce randevu vermemişti. Başhekimlikten biz randevu talep etmiştik, Devrimci Sağlık-İş, SES, Tabip Odası olarak. Üstelik, Tabip Odası başkanı da bizim Balcalı’da çalışan bir hekim, ona rağmen randevu vermemişlerdi. Onun dışında idarenin COVID-19 servisinde çalışan işçilere 23 saat mesai göstererek 250 lira, normal servislerde çalışanlara da 150 lira bir iyileştirmesi oldu.

Sağlık Bakanlığı’nın ek ödeme ve iyileştirmelerinden 4D’li işçiler olarak yararlanamadıklarının altını bir kez daha çizen H.Z. sözlerini şöyle bitiriyor:

Balcalı’da 800 civarında sağlık işkolunda çalışıyor görünen arkadaşlar var. Bu istisnai bir durum. Yani kamu hastaneleri hep genel hizmetler işkoluna geçti. Birçok üniversite de dahil. Türkiye’de bir iki yerde var bu sağlık ihalesiyle çalıştırma biçimi. Hasta bakıcı ve hemşireler var 4D’li çalışan sağlık işkolunda. Hemşire, hasta bakıcı, temizlik, veri giriş elemanı, güvenlik gibi. Bunların hiçbiri Sağlık Bakanlığı’nın ek ödemelerinden yararlanamadı. Ama biz de COVID-19 servislerinde çalışıyoruz. Biz de sağlık hizmeti üretiyoruz ve biz de aynı riskle karşı karşıyayız.

Sendika.Org (Uğur Cucu)

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur