Prof. Dr. Gazi Çağlar: “Koronavirüs şoku ile dinlerin boşluğa düşmüş olması yetmez”

“İnsanların din ve bilimle kurduğu ilişkinin değişmesi için koronavirüs şoku ve ibadethaneleri kapanan dinlerin boşluğa düşmüş olması yetmez” diyen Çağlar, bunun ancak insanlık için ortak negatif tehlikeleri kavrayan geniş kitlelerin harekete geçmesiyle mümkün olduğunu vurguluyor

Prof. Dr. Gazi Çağlar: “Koronavirüs şoku ile dinlerin boşluğa düşmüş olması yetmez”

Tarih ve din bilimleri uzmanı Prof. Dr. Gazi Çağlar’a, COVID-19 salgınıyla birlikte bilimin öne çıkışı ve ibadethanelerin boşa düşmesinin toplumun din ve bilimle kurduğu ilişkide ne gibi değişiklikler yaratabileceğini sorduk. Bu geçici durum sahici bir sorgulamaya yol açabilir mi? Din adamlarının Bilim Kurulu’na dahil edilmesi çabasını neyin göstergesi?

“İnsanların din ve bilimle kurduğu ilişkinin değişmesi için koronavirüs şoku ve ibadethaneleri kapanan dinlerin boşluğa düşmüş olması yetmez” diyen Çağlar, bunun ancak insanlık için ortak negatif tehlikeleri kavrayan geniş kitlelerin harekete geçmesiyle mümkün olduğunu vurguluyor.

Bilim kuruluna din adamı sokma önerisinin, “ilimlerin zirvesinin teoloji” olduğu iddiasının ve her alanda hegemonya kurma çabasının mantıki sonucu olduğunu belirten Çağlar, Türkiye’de din adamlarının zaten sürecin yönetiminin merkezinde yer aldığına dikkat çekiyor.

Sendika.Org’un soruları ve Çağlar’ın yanıtları:

Sizce de COVID-19 insanların din ve bilimle kurduğu ilişkide etkili bir değişikliğe yol açacak mı? Yoksa aydın çevrelerin muratlarını analiz yerine geçirdiği saf bir iyimserlik mi söz konusu?

Virüsten sonra toplumlarda akıl ve bilim mi kazanacak? Kanımca salgından doğacak otomatik bir değişim yok. ABD’den Avrupa’ya sıçrayan İspanyol gribi de 1. Dünya Savaşı’nı mutlaka etkiledi, ama dünyayı asıl değiştiren olgu, eskinin kokuşmuş dini sise bürülü imparatorluklarından bıkmış kitlelerin devrimleri oldu: Sosyalist ve burjuva-demokratik cumhuriyetler kuruldu.

Negatif tehlikeleri büyütenler koronavirüs salgınları ve sokaktan çekilme döneminde de harıl harıl çalışıyor, örneğin silah endüstrisine silah ısmarlıyor. Mesela NATO milli hasılanın %2’sini savunmaya harcama kararı almıştı ve Almanya koronavirüs sırasında bile gerekli adımları atıyor. Negatif tehlikeleri büyüten sistemin din dahil meşruiyet ideolojilerine ihtiyacı aşikâr ve sönmeyecek. Virüsten sonra akıl mı kazanacak? İnsanlık için ortak negatif tehlikeleri kavrayan geniş kitleler harekete geçmeden koronavirüs sonrası da akıl ve bilim kazanmayacak, büyük değişimler olmayacak.

Sosyal haklar zayıfladıkça dini inançlar güçleniyor

Sağlıkta, eğitimde, su ulaşımında, elektrikte, gazda, bilimde kâr amaçlı tüm şirketler kamusallaştırılmalı, bu alanlarda kâr amaçlı firma kurmak yasaklanmalıdır. Temel gereksinimler toplum çıkarlarına karşı kâr aracına dönüştürülemez. Kâr amaçlı fabrika olan özel hastaneler yerine sağlık ve iyileştirme hedefli kamu hastaneleri: Korona salgınından tüm dünya ve Türkiye’nin öğrenmesi gereken ilk ders bu. Tüm bunlar için güçlü kitlesel mücadelelere tanık olursak koronavirüsün dinlerin gereksizliğini karantina boyunca gösteren şoku, orta ve uzun vadeli etkili olabilir. Sosyal psikolojide yapılan araştırmalar Marx’ın “din halkın afyonudur” tezini kanıtlıyor. Örneğin hem dünya çapında hem de ABD’de yapılan araştırmalar, sosyal devlet uygulamalarının gelişkin olduğu yerlerde dini inançların zayıf, gelişmemiş olduğu yerlerde güçlü olduğunu gösteriyor.

Toplumsal ilişkiler değişmeden olmaz

Yine Türkiye ve dünyada şimdilerde de çok çıplak görülebildiği gibi eleştirel bilimin karşısında sadece din ve liberalizm vb. gibi burjuva ideolojileri yok, eleştirel bilimin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden birinin Horkheimer’in enstrümental bilim diye adlandırdığı egemen düzenin hizmetindeki egemen bilimdir. Bu egemen bilimin de düzene (sermayeye, militarizme, egemenlik ihtiyaçlarına) hizmetten kurtulması salt koronavirüs salgınıyla olmaz, salt eleştirel bilimin aydınlatmasıyla da olmaz, sosyal devrimle olur.

Özetle, insanların din ve bilimle kurduğu ilişkinin değişmesi için koronavirüs şoku ve ibadethaneleri kapanan dinlerin boşluğa düşmüş olması yetmez. Bu önemli bir şok ve mutlaka bilime yönelimleri artıracaktır. Gerçekten Kâbe’den Vatikan’a, Dua Duvarı’ndan Budist tapınaklara hepsi kapalı, Cuma namazı yok, Pazar kilisesi yok, Cumartesi ayini yok… İnsanlık idrak ediyor ki, dünya dönüyor ve insanlık yaşıyor ve bilim mücadele ediyor. Yani dini söylemlerin karşılığının ve faydasının olsa olsa son derece bireysel-psikolojik olduğu görülüyor. Ama toplumsal ilişkiler değişmeden, sosyal güvence ve politik özgürlükler sağlanmadan, ideolojik-politik meşruiyet ideolojileri geriletilip bilimsel görüşler öne çıkartılmadan köklü değişiklikler bekleyemeyiz.

Değişim şansı kitlelerin elinde                                                      

“Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği” demişti Gramsci. Koronavirüs karantinası döneminde iradenin iyimserliğine dayanan değişim beklentileri çok seslendiriliyor… Aklın kötümserliğini ifade edenlerin sesi gür çıkmıyor. Ama şimdi bile büyük sübvansiyonlarla sermayeye müthiş transferler yapan kapitalist devletler ve korudukları kapitalist düzen kitlesel devrimci sorgulanmaya tabi tutulmadığı sürece aklın kötümserliği, yani analizin soğuk tespitleri geçerli olacaktır. Değişim, koronavirüsün değil, “artık yeter” diyen kitlelerin sosyal-politik eseri olacak. Bilim-din ilişkisini de sonuçta bu belirleyecek.

“Müthiş bir din ordusu”

İbadethanelerin kapanması ile birlikte, ciddi bir bütçeyle beslenen gizli işsiz bir din adamları topluluğu açığa çıktı. Bu geçici durum sahici bir sorgulamaya da yol açabilir mi?

AKP iktidarının en önemli hegemonya araçlarından birisi müthiş din ordusudur. Sadece Diyanet’in 95 bini din hizmetlerinde olmak üzere, 130 bin personeli var. Siz bunlara sayılarını bilmediğimiz ancak yüzlerce vakıf, yardım kuruluşu, yurt vb. aracılığıyla örgütlenen devasa tarikatları ve imam hatip vb. personellerini eklerseniz, toplumdaki en etkin ideolojik-politik orduyla karşılaşırsınız. Genel kural olarak gereksiz kurum ve ordular, kendilerine iş çıkarırlar, yani yüz binlerle ifade edilen ücretli profesyoneller orduları elbette kendilerine sürekli yeni iş alanları açmak isterler. Kreşten üniversiteye, belediyeden aileye, yurttan yardım kuruluşlarına vb. hegemonya alanlarını genişleten egemen din teknolojisi, AKP’nin en önemli dayanağı olmaya devam edecek. Koronavirüsün yarattığı toplumsal tecrübe bu ağı sarsabilir mi? Evet, Türkiye demokratik kamuoyu, bilim, siyasi muhalefet ve özellikle sol “bu toplum bu din bütçesi yükünü kaldıramaz, sağlık, eğitim, yoksulluk bu durumdayken Diyanet’e ve tarikatlara bu bütçeler ayrılamaz” tartışmasını ve genel aydınlatma kampanyalarını cesur ve sesli yürütürse bu ağı sarsabilir. Emekçi AKP seçmeni bile şimdi gerekli olanın sosyal yardım, tıbbi olanaklar ve bilim olduğunu görüyor. Genel bir toplumsal-politik sorgulama yaratılamazsa ücretli din ordusunun yarın hemen görevine döneceğini ve halkın geniş kesimlerinin gündelik aklını etkilemeye devam edeceğini söyleyebiliriz.

“İktidar, bilimin özgürlük alanını kendine itaatle ölçüyor”

AKP’nin Bilim Kurulu’nu oluşturma biçimi, muhalif isimlerin de kurula dahil edilmesi ve tavsiyeleri yerine getirilmese bile en azından dinlenmesi yer yer olumlu ve iyimser değerlendirmelere de yol açıyordu. Derken geçen gün Sağlık Bakanı Koca, din adamlarının da içinde yer alacağı bir başka kurul oluşturulacağını söyledi. Buna dair değerlendirmeniz nedir, ne bekleyebiliriz?

Büyük ölçüde doğa bilimlerinin ve burada özellikle biyoloji (viroloji) ve tıbbın haliyle önde ve belirleyici olduğu, hekimler dahil sağlık emekçilerinin ön cephede olduğu bir dönemden geçiyoruz. Sosyal bilimler daha çok tek tek seslerle süreci yorumlamaya, salgının etkilerinin dünyamız�� ve toplumları nasıl değiştireceğine dair öngörülerle müdahil olmaya çalışıyor. Kanımca sosyal bilimleri de (sosyal psikolojiyi, sosyolojiyi, politika bilimini vb.) siyasal iktidarın alacağı kararlar öncesi fikirsel temel oluşturma süreçlerine katmak doğru olur. Çünkü pandemi, ekonomiden toplumsallığa birçok alanda bir krizler toplamıdır. Bu konularda sosyal bilimlerin söyleyeceği çok şey vardır.

Ancak bu Türkiye’de yapılsa bile güdük olacaktır. Çünkü iktidar, bilimin özgürlük alanını kendine itaatle ölçüyor. Örneğin “bilim kuruluna” alınan “muhalif” bilim insanından bile neyi tartıştıklarını, neleri tavsiye ettiklerini kamuoyu öğrenemiyor. Sağlık Bakanı bile açıklayamıyor. Devlet otoritesinin zirvesine sunuluyor ve toplum ancak oradan deklere edilince öğreniyor. Otorite ve itaat bilim için ölümdür. Pandemi döneminde de en etkili önlem, şeffaflık, açık bilimsel tartışma, önlemler konusunda hem bilim insanlarının hem genel kamuoyunun geniş tartışması ve toplumsal dayanışmanın örgütlenmesidir.

Bilimin sefaleti

İktidarın oluşturduğu “bilim kurulu” üyelerinin değerli çalışmalarından bağımsız iki açıdan Türkiye’de bilimin sefaletini gözler önüne serdi:

  1. Türkiye’de neden etkin epidemi ve pandemi araştırmaları geliştirilip kurumlaştırılmamıştır? Bunun yapıldığı ülkelerde iktidardan (görece) bağımsız bu kurumlar süreci koordine etme, bilimsel yönlerini açıklama, hükümete önlem önerileri yapma görevlerini üstleniyorlar. Özel bilim kurumlarına gerek kalmıyor. Ve yine diğer tüm bilim dalları da görüşlerini söyleyerek kanı oluşum süreçlerine katılabiliyor. İşte burada anlaşılıyor ki, mesela dine, orduya vb. yatırılan paralar bilim ve sağlıkta büyük eksikliklere yol açıyor.
  2. Türkiye gibi toplumu bölmüş otoriter bir iktidarın oluşturduğu “bilim kurulu” üyelerinden bağımsız bir şekilde hep eleştiri konusu olur, çünkü bilim insanları üzerine “muhalif” mi değil mi tartışmalarının doğması bile ülkede yaratılan sefaletin boyutlarını gösteriyor. Bilim insanlarının gerçek muhatapları toplumla ve evrensel insanlıktır. Sorumlulukları bunlaradır. Görüşünü açıklayan hekime özür dilettirilen bir ülkede iktidarın zirvesi ağzını açmayıncaya kadar fikir beyan edemeyen bilim kurullarında kim olursa olsun tartışmalı olmaktan kurtulamaz. Bilimin görevi yatıştırmak, iktidarı veya ülkesini övmek değil, gerçeği söylemektir.

Türkiye’de özgür bilimden bahsedemeyiz. Bu pandemi süreci ve bilim kurulu tartışmaları, hekimlere itaat dayatması vb. bunu bir kez daha gösterdi. Acil görev, sermayeden ve iktidardan özerk bir bilim örgütlenmesini Türkiye’de yaratmaktır. Yoksa gelecek pandemilere de hazırlanamayacağız.

“Türkiye’deki hadsizleşme inanılmaz boyutlarda”

Bilim Kurulu’na din adamı ekleme önerileri de söz konusu. Maalesef ciddi ciddi de tartışılıyor. Buna dair değerlendirmeniz nedir?

Diyanet çevrelerinin bilim kuruluna din adamı sokma önerisi, bilim dahil tüm toplum karşısında “ilimlerin zirvesinin teoloji” olduğu iddiasının ve dolayısıyla her alanda hegemonya kurma çabasının mantıki sonucudur. Bu din adamının pandemiye karşı işlevi ne olacaktır diye sorarsanız, elbette kocaman bir sıfır olacaktır. Pandemiyle ilgili kurulda ne yapacaktır diye sorarsanız, tartışmalara ve oradan çıkan öneriler listesine pekala dini söylemleri ve dua vb. gibi “önlemleri”, salgında ölenlerin “kısmi olarak şehit” sayılıp sayılamayacakları gibi koronavirüse karşı mücadelede olmazsa olmaz(!) katkıları sunabilir.

Tabii dünya çapında coronavirüs sonucu sessiz kitlesel ölümün yaşandığı ve bilimsel, tıbbi önlemlerin her alanda acilen gerekli olduğu koşullarda dinin “ben de bilim kurulunda olacağım” dayatması, utanç vericidir. İzlediğim kadarıyla mesela Almanya’da Robert Koch Enstitüsü’nün kurulunda “ben de olacağım” diyen bir kilise yok. Onlar sınırlarını biliyor. Türkiye’deki hadsizleşme inanılmaz boyutlarda.

“Din adamları korkmasınlar, süreci yönetenlerin merkezindeler”

Elbette yine sorulabilir. Neden o kurulda Alevilerin bir temsilcisi değil de Diyanet’in belirleyeceği din adamı yer alsın? Neden Rum Ortodoks kilisesinin bir temsilcisi değil? Bunların bilime daha saygılı olduğu için böyle bir talebi öne süreceğini sanmıyorum, sadece absürtlüğe işaret etmek istiyorum. Din adamları korkmasınlar, zaten Türkiye’de pandemi sürecini yönetenlerin ta merkezindeler: Cep telefonundan Endülüs’te(?) ezan dinletme sahnesinden, Beştepe’de sembolik namaza kadar, bakanların tanrıyla başlayıp tehditle biten açıklamalarından sağlık emekçilerine “hediye paketi” dağıtan İHH propagandistlerine kadar her yerdeler. Düzene onay sağlama ve rejime itaat görevlerini layıkıyla yerine getiriyor ve bunun için halkın vergilerini çar-çur ediyorlar.

İşte Diyanet çevrelerinden gelen bu öneri de bilimin ve toplumun dinin sınırlarını belirlemesi için bir tartışma vesilesi olabilir. Bilim ve muhalefet sesini yükseltir ve “hayır”ı gerekçelendirirse…

Söyleşi: Ali Ergin Demirhan

href=”/2020/04/dosya-korona-analiz-ceviri-ozel-haber-582945/

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur