Mevsimlik tarım işçileri: Şiirlere ve romanlara sığınmış hayatlar

Bütün bu yoksunluklar ve çaresizliklerle daha zordur yaşama tutunmak salgın günlerinde. Hayatlarına ilişmediğiniz insanlar buyruklarla korunmaz. Platformun asla ulaşmayacağı derinliklerde bu nedenle zordur hayatta kalmak

Mevsimlik tarım işçileri: Şiirlere ve romanlara sığınmış hayatlar

Her özlemi yağmurla başlatan bu yerde
İnsanlar vardır yurtsuz
Açlık denizlerinden ağlarla çekilmiş
Dilsizliğin ve çaresizliğin yurtsuzları
Düşlerde köpüren umut ırmaklarında
Çağlamak adına kurumanın yurtsuzları
Dallardan kopup savrulmanın yurtsuzları

(Adnan Yücel-Çukurova Çeşitlemesi)

Yersiz, yurtsuz, dilsiz, sınıfsız ve kimliksiz hayatların hüküm sürdüğü göç zamanlarındayız yine. İş kazası demezler de hep trafik kazalarında öldüklerinde görürdük onları haber niyetine. Şimdilerde daha çok göreceğiz onları, daha çok ölürken salgın günlerinde.

Bilmezler hayatları üzerinde gerçekleşen büyük hikâyeyi. Ama hikâye kahramanları gibi yaşarlar kamyon tepelerinde, traktör kasalarında dayı başlarının ardından oradan oraya sürüklenen hayatlarını. Naylon çadırlara sığışmış sağlıksız bedenlerinin ölüme yeğledikleri gösterisidir acımasız çalışma günleri. Tarihin diyalektiği bozuk bir saat gibidir basit hayatlarında. Bedenleri ve emekleri   her daim sömürüde.

Kimyasal tüten tarlalarda yedikleri katıkların, gübre akan sulardan içtikleri suların ve bitmez tükenmez saatlerin kıyısında ölmeye sıra gelmeden sürer yaşamları. Ölümün kucağında açlığın sınırında türemiş hayatlardır onlarınki.

Kadınlar vardır; adamlara eş, çocuklara ana, tarlada işçi, bunlardan gayrı kadınlık halleri bilmeden ömür tüketen. Bir de çocuklar, okul yüzü görmeden kimyasala bulanmış tarlalarda çalışmayı oyun belleyen.

Bizim sınırsızca tükettiğimiz, bildiğimiz hayatlar değildir yaşadıkları. Ancak romanlara sığar hayatları.

Eski püskü giysiler içinde, perişan, paçavralara bürünmüş, yüzyıllık çileler içinde yetişmiş susuz kör kuyulara dönmüş ışıksız gözler, yunup yıkanmamış yüzlerle varlıkla yokluğun, açlıkla tokluğun sınırında çabalayıp dururlar Fakir Baykurt romanlarında. Bir lokma ekmek için zehir gibi hayatlar yaşarlar Orhan Kemal’le. Sarı sıcak tarlalarda ağaların ve düzenin üzerlerine çöken hayal kırıklıkları ve çaresizlikleridir paylarına düşen Yaşar Kemal’de.

Bütün bu yoksunluklar ve çaresizliklerle daha zordur yaşama tutunmak salgın günlerinde. Hayatlarına ilişmediğiniz insanlar buyruklarla korunmaz. Platformun asla ulaşmayacağı derinliklerde bu nedenle zordur hayatta kalmak.

Ve bu nedenle hala haklıdır Camus: “Bu tip salgınlar hayatın kendisinin absürt oluşunu idrak ettiğimiz anlar. Ne din ne de bilim adamlarının ne de inancın ne de aklın anlam ifade ettiğini anlar. Olur, biter, giden gider, kalan kalır ve hayat devam eder.”

Ve peşimizi bırakmaz: “Felaketlerin başlangıcında ve bunlar son bulduğunda hep biraz söz sanatı yapılır. Birinci durumda, alışkanlıklar henüz kaybolmamıştır, ikinci durumdaysa geri gelmiştir. Asıl felaket sırasında gerçeğe alışılır, yani sessizliğe.”

Ama acılara alışılmaz
Bir şeyler var değişecek
bir şeyler var
Değiştirmemiz gereken
Önce acılardan başlanacak.

(Ahmet Telli)