Dayanışmayla iyileştim, merhaba hayat…

Hemen her gün benimle dayanışmayı yaşatanlara maviliklerde buluşma sözü verdim. Onların tarifsiz manevi dayanışma gücüyle, sağlık emekçilerinin yoğun çabasıyla başardım. Ek müdahalelere gerek kalmadan ilaç tedavisiyle iyileştim. “Ciğerimi yanıma alıp çıkıyorum” dedim. Hastaneden çıkarken en büyük kazanımım çıkarsız dayanışmaydı

Dayanışmayla iyileştim, merhaba hayat…

Yaşam ile ölüm arasında gittiğiniz anlar vardır…

Ölüm, bir gün ansızın kapınızı çalabiliyor, öyle ya, hayat böyle bir gerçeği bir gün karşımıza çıkartacaktır.

Dün vardık belki bugün ya da sonrasında yok olacağız. Hiç şüphesiz ki fiziki bir yok oluştan bahsediyorum. İnsanlar yaşarken yaptıklarıyla anılırlar. En azından aile içerisinde, dostlarıyla ya da ideallerini paylaştıkları kimseler arasında anılmaya devam ederler. İnsanın hayatın içinde belki de en kritik anı yaşam ile ölüm arasında gidip geldiğini bildiği, hissettiği, yaşadığı andır.

Koronalı günlerin içinde hastalanmıştım. Ancak COVID-19 hastası değildim. Birkaç kez doktora gittim. Ciddi düzeyde soğuk algınlığı tespiti ve ilaçlarla eve döndüm. Ancak kısa bir sürede iyileşmeyi beklerken vücudum çok daha zayıf düşmeye başladı. Ben nasıl direneceğimi ve bu ‘basit’ rahatsızlığımı hemen aşmayı düşünürken, iradi çabam etkisiz kalmıştı.

Sabahın erken saatlerinde Şehir Hastanesi’nin yoğun bakımındaki sedye üzerinde olduğumu fark ettim. Henüz kendimde değildim ama bilincim yerindeydi. Acil bölümünde bulunan doktorların ve hemşirelerin konuşmalarını duyabiliyordum. Aralarında acilen karaciğer nakli gerektiğini, hayati risk taşıdığımı konuşuyorlardı. Kaygı, telaş, koşuşturmaların iç içe geçtiğini ve ciddi bir riskle karşı karşıya olduğumu hissettiğimde yüreğimde usulca hüzün dolu bir sızı aktı. Hastaneler koronavirüs salgınıyla boğuşurken ciddi bir karaciğer sorunuyla karşı karşıya kalmam hem beni çok zorlamıştı hem de hastane personelini etkilemişti.

Kendimi yokladım, belki de ilk kez hayatımda bu kadar çaresiz ve yalnız hissetmiştim kendimi. Kimsenin henüz bir haberi yoktu, sanki ıssız bir adada yalnızlık içinde yaşayan biri gibi hissetim kendimi. Koronavirüs nedeniyle yaratılan paniğin insanları birbirinden uzaklaştırmaya, herkesin içine kapanmasına yol açtığı bir süreçte hastalanıp acilen karaciğer nakli gerektiğini duyduğum anda yaşam ile ölüm arasındaymışım gibi hissettim. Umut dolu yüreğim bir anda hüzünlendi. Evde yalnız kalan ve benim yaşamımda önemli bir yeri olan annemi düşündüm, gözlerim sessizce yüreğime ağladı. Ancak hüznümü hissettirmemem, güçlü olmam gerektiğini düşündüm.

Şehir hastanesi bu haliyle neye ve nasıl çare olsun?

Hemen hepimiz, salgın döneminde rahatsızlanmak istemediğimizi birbirimize söylemiştik. Normal bir süreçten geçmiyorduk. Dünyayı bir ağ gibi saran koronavirüs pandemisi içinde ek bir hastalık ya da rahatsızlık çok daha kötü sonuçlar doğurabilirdi. Sağlık sistemi üzerine yapılan değerlendirmeler ve ülkemizin kaygı verici hali kafamızda soru işaretleri oluşturuyordu. Bu çok özgün dönemde sağlık emekçilerinin bir bütün olarak yoğun bir emek verdiğini, ölüm riskini de alarak ettikleri yemine sadık kaldıklarını görüyorduk. Ama ben işte bu sorunların tam ortasında buldum kendimi ve sağlık emekçilerinin tanımlanamaz zorluklar içinde hastalarıyla nasıl bir fedakârlık ve sorumluluk duygusuyla ilgilendiklerini gördüm, yaşadım. Kendileri ciddi bir tehlike altında olmalarına rağmen bana moral vermeye çalışıyorlardı.

Aklımda şu soru: Şehir hastanesi bu haliyle neye ve nasıl çare olsun?

Hastanenin acil girişi tam bir vaka! Burası, gelen ayakta hasta olan bile nereye gideceğini bilemediği devasa bir bina. Koronavirüslü bir hasta gelse teşhisinin tamamlanması için birçok binaya girip çıkması gerekmekte ve belki de dolaşırken virüsü tüm birimlere yaymakta. Hastaların aniden yoğunlaşması ve henüz yeterli önlemlerin alınmamış olmasının, diğer hastaları ve sağlık emekçilerini büyük bir riskle karşı karşıya bıraktığını görüyordum. Yerinde görmenin, televizyonlardan ya da bir başkasının anlatımından dinlemekten çok farklı olduğunu birkaç saat içinde anlamıştım.

Ankara’daki Şehir Hastanesi’nin fiziksel büyüklüğünün, hatta ve hatta içerisinde kuaför bulundurmasının ne gibi bir faydası var bilemem ama temizlik konusunun bir problem olduğu bir gerçekti. Kent merkezine oldukça uzakta, hasta insanların gelmesi zaten başlı başına bir sorun. Girişi neresidir, çıkışı neredir, tam bir muamma.

Aslında şehir hastanelerinin çok ciddi bir sorun olduğunu bilen biri olarak yolum buraya düşmüştü. Şehir merkezlerinde olan ve yıllarca hizmet eden, insanların kolayca ulaştığı hastanelerin kapatılarak şehir hastanelerinin açılmasının arka planında büyük bir rant ağının olduğu hep dile getirildi. Şimdi ben de bu hastanedeydim.

Sağlık hizmeti vermesi engellenen hekimler

Kısa sürede edindiğim izlenim farklı gruplardan hekimlerin birbiri ile çalışma alışkanlığının olmaması, henüz bunu oturtamamalarıydı. Bu belki zaman alacak bir meseledir ancak koronavirüs pandemisi sürecinde ortak çalışmanın çok önemli olduğunu yaşayarak gördüm. Özellikle önemli bir bilgi ve deneyime sahip olan çok sayıda hekimin KHK ile görevlerine son verilmesinin en derinden hissedildiği anın bu dönem olduğunu hastaneyi ilk girdiğim andan itibaren fark ettim. Genç sağlık emekçilerimizin kendi koşulları içerisinde gösterdikleri çabayı da gözlemledim. Benimle ilgilenen farklı statüde sağlık emekçilerinin pandemi gibi süreçte gösterdikleri yüksek çaba onların sorumluluk bilincini yansıtıyordu.

Kendi alanında uzman olan ve bu zorlu günlerde büyük katkılar sunabilecek olan birçok sağlık emekçisinin KHK ile görevlerinde alınmaları, sağlık mesleğine yapılmış büyük bir saldırı olarak değerlendirebiliriz. Yeni atanan hekimlerin bütün enerjisiyle sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştıkları bir gerçek ancak her dalda olduğu gibi tıp alanında deneyim, tecrübe, bilgi ve birikim her zaman önemlidir. Genç enerjik hekimlerle bilgi ve tecrübeye dayanan hekimlerin birliği ve ortak üretimlerinin daha yüksek başarı elde etmelerini sağlar. Maalesef kendi alanında uzman birçok sağlık emekçisinin kendi bilgi birikimlerini istenilen düzeyde kullanamamaları özellikle hastaları üzen bir durum.

Bütün bu karmaşanın içerisinde sanırım tanıklık ettiğim en acı an bir doktorun çaresizlik içinde “maske yok” demesiydi. Sağlık emekçilerinin başarılı bir çalışma yürütebilmeleri ve hastalarına yardım edebilmeleri için önce kendilerinin korunması ve gerekli sağlık ekipmanlarının var olması gerekir. Doktorların, hemşirelerin, sağlık çalışanlarının risk alarak, ilk günler maske bile olmadan hastalarını iyileştirmek için çırpınmalarının tarifi olmaz.

Sağlık emekçileri, yaşamlarını tehlikeye attıklarını bilerek hastalarına karşı sorumluluk taşıyıp onları iyileşmesini sağlıyor. Bir sağlık emekçisi, koronavirüs taşıma ihtimali olan onlarca hasta ile görüşüyor. Bunu bildikleri halde görev ve sorumluluklarını tereddütsüzce yerine getirdiklerine tanıklık ettim. Düşünmek, hissetmek ayrı, görerek bunu yaşamak çok ayrı. Ben yaşadım ve gördüm onların riskli ortamdaki yoğun çabalarını.

En büyük panzehir: Dayanışma ve dayanışmak

Evet, zorlu bir süreçte geçtim ve beni yaşatan dayanışmanın gücüdür. Buna yürekten inanıyorum. Bu bir hayırseverlik değil. Yardımlaşma, birlikte hareket etme, zor anda birbirini sahiplenme ve bütün bunları en ufak bir çıkar gütmeden yapma. Hayırseverlik çok dikey, yukarıdan aşağıya iner. Ekonomik gücü olanın bir başkasına yapacağı bir kısım yardımları içerir. Hayırseverlik tekildir, kişide cisimleşir. Dayanışma ise yataydır. Daha çok toplumun farklı sosyal kesimlerine dayanır. Öznesi tekil değil çoğuldur. Karşıdakine saygı duyar. Dayanışma çıkarsız yapıldığı için ön plana çıkma duygusunu içinde barındırmaz. Dayanışma öncelikli olarak dayanıştığına saygı duyar. Aslında ezilenlerin inceliğidir, birliğidir!

Kısa bir zaman diliminde, tanıdıklarımın, dostlarımın, arkadaşlarımın, belki de en önemlisi hiç tanımadıklarımın bana moral vermek ve ölüm riskimi ortadan kaldırmak için gösterdikleri dayanışma içerisinde gözlerimi açtım. İsmini sayamadığım birçok kurumun destek mesajları toplumsal dayanışmanın ne kadar önemli olduğunun bir örneğiydi. Burada kişilerden çok toplumsal ve bireysel sorumluluğun önemi ortaya çıkıyordu. Öyle ki karaciğer nakli olasılığına karşı insanların gönüllü olmaları, hem de çıkarsız, hesapsız bir duyguyla bunu yapmaları. İşte dayanışma buydu. Ben bu dayanışma ruhuyla yaşamam gerektiğini derinden hissettim. Öylesine selamlaştığın bir insanın gerektiğinde sana ciğerini vermek istemesi, sıradan insanı bir davranışın ötesinde derin bir toplumsal duygu yatıyor. Aynı safta yer alanların aynı duygularla birbirini tamamlamaları, diyorum ben.

Henüz yoğun bakım servisindeydim. Hangi bölüme götürüleceğim netleşmemişti ama doktorların konuşmalarında yoğun bir desteğin geldiğini hissettiğimde, mutlu olduğumu söylemeliyim. Doktor, “Buraya koronavirüslü hastalar getirilecek, sizi servise çıkartacağız” dedi. Bu kocaman devasa hastanede hangi bölüme, hangi servise çıkartılacağıma beş saat içinde karar verilebildi. Beş saat normalde çok uzun gelmeyebilir ama yoğun bir karmaşa içerisinde ve aciliyeti olan bir hasta için çok uzun bir süre olduğunu belirtmeliyim.

“Ciğerimi yanıma alıp çıkıyorum”

Bir odaya alındıktan sonra, mutluluğu, yüreğimde akan bir sevinç damlası gibi hissettim.  Yalnızlık girdabında gerçekten sesim duyulmuştu. Adlarını hiç bilmediğim, yüz yüze gelmediğim insanlar aramış, koşup yetişmişler bana. Kurumların mesajları aktığında yüreğimin gülümsemesini hissettim. Demek ki yaşama tutunmak, ayakta kalmak için hala büyük nedenlerimiz var. Tanımadığı biri için hastane kapısına gelip organ nakli başvurusu yapanların yarattığı duygu nedeniyle ve bu duyguları onlarla paylaşmak için yaşama tutunmam gerektiğini derinden hissettin. Dayanışma videoları, şarkılar, şiirler gönderenler, hastane sürecini günlük olarak takip edip bilgi alanlar… Zorlu bir yaşam mücadelesinin her gününde pencereden bulutlara baktım dedim ki; umudunu hiçbir zaman yitirme! Gökyüzü maviliklerine aktım. Mavi özgürlüktür, gökyüzü yaşamın sonsuzluğu. Hemen her gün benimle dayanışmayı yaşatanlara maviliklerde buluşma sözü verdim. Onların tarifsiz manevi dayanışma gücüyle, sağlık emekçilerinin yoğun çabasıyla başardım. Ek müdahalelere gerek kalmadan ilaç tedavisiyle iyileştim. “Ciğerimi yanıma alıp çıkıyorum” dedim. Hastaneden çıkarken en büyük kazanımım çıkarsız dayanışmaydı.

Biz çıkarsız dayanışma ruhunu taşıyan milyonlarız, insanız biz. İnsanca yaşamayı hak edenleriz. Yaşama hakkı için mücadele edenleriz. Yaşamını riske edip, hastalarını iyileştirirken koronavirüse yakalanan sağlık emekçileriyiz.

Dayanışma bizi büyütür, bizi başarıya götürür, bize güç verir. Yaşayarak gördüm: Kimse yalnız değildir. Çünkü biz birbirimizi tanımayan ama aynı dünya için mücadele edenleriz. Dayanışma yaşatır!

Merhaba hayat…

Dün vardım, bugün sizinle birlikte nefes alıyorum…

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur