Neden bir feminist ve sosyalistim? – Nicole Aschoff

Benim inandığım feminizm, kapitalizmin kucağına rahatça sokulmaz. Benim inandığım feminizm, kapitalizmin asıl problem olduğu bir anlayışı ve demokratik, eşitlikçi ve antikapitalist bir feminizmin çözüm olduğunu benimser

Neden bir feminist ve sosyalistim? – Nicole Aschoff

Feminizm de kapitalizm de krizde. Kapitalizmi ya da feminizmi destekleyen norm, fikir ve uygulama kümelerinin çökme tehlikesinde olduğu bir kriz değil de; daha çok bir dönüş noktasına varma tarzında bir kriz.

Kapitalizmin bir versiyonu olan neoliberalizm, birçoğunun gözünde hükmünü yitirmiştir. Statükonun kuruluşlarıyla ve bayraktarlarıyla ilgili büyük bir tiksinme hakim. Geçmiş birkaç on yıl boyunca ortak aklı şekillendirmiş merkeziyetçi sesler -ve bugün genişleyen eşitsizlik ve felaket iklim değişikliği karşısında neoliberalizmin asıl elementlerini korumanın ilerlemek için tek yol olduğunda ısrar edenler- hem sağ hem solda farklı düşünen popülistlerle aynı frekansı paylaşmaya zorlanıyor.

Feminizm, kendi hesabına, hem etkisiz hem de kör olmakla kınanıyor. On yıllarca, zengin ülkelerdeki kadınlara feminizmin asıl hedefi olduğu söylenen eşit maaş, politik ve ekonomik hayatta eşit temsil edilme ile yasal, güvenli kürtaj hakkı ya başarılamadı ya da tehlike altında.

Dahası, sayısı büyüyen bir grup kadına göre, özellikle yoksul ve işçi sınıfı kadınlar ile Güney’de yaşayan kadınlara göre, bu hedefler ya yetersiz ya da gerçek hayata uymayan hedefler gibi geliyor. Çoğu için, popüler feminizm ayrıcalıklı kadınların ihtiyaçları ve arzuları çevresinde oluşturulmuş bir düşünceye benziyor.

Ancak, kriz aynı zamanda fırsat demektir. Şu an, bu politik belirsizlik anı içerisinde, bir açıklık var- mümkün olanın tekrar kurulabileceği bir açıklık. İnsanlar yeni fikirler arıyor ve bizim aradığımız geleceğin doğası ve gidişatı hakkında zor sorular soruyor.

Feminizmin geleceği ne? Kapitalizm ve feminizm aynı anda yaşayabilir mi?

Bu soruları etkili bir biçimde sorabilmek için feminizmin yavan bir politik program olmadığını hatırlamalıyız. Feminizm politik bir mücadeledir. Çoğunlukla bu gerçeği ya unutuyor ya da gözardı ediyoruz, ki bu da her tarafta karışıklığa sebebiyet veriyor. Feminizmi politik bir mücadele olarak karakterize etmek, kadınların çoğunlukla radikal biçimde farklı tutumları olduğu gözle görülür, ama esas noktayı vurgular.

Eğer kapitalizmin, biraz orada biraz burada ayarlamalarla en adil, en cazip ve gezegeni organize etmek için en iyi yol olarak düşünüyorsak, feminizmiz de bu görüşü yansıtacaktır. Bu feminist mücadele, kadınlara kapitalizm içindeki erkeklerle eşit fırsat ve ödül verme çevresinde dönecektir. Bu feminizm, her kadının ticarette yarışabileceği ve her kadının beşeri sermayesini maksimuma çıkarabileceği koşulları gerçekleştirmek için çabalayacaktır.

Ancak, feminizmi anti-kapitalist politikalarla şekillendirmiş olanlarımız da var aynı zamanda. Eğer kapitalizmin gezegenimizin yaşanılabilirliğini yok ettiğini ve insanların çoğunluğunu, full potansiyellerine ulaşmaları bir yana, düzgün bir hayat yaşamaktan engellediğini düşünüyorsak, feminizmimiz, uygulamada çoğunlukla profesyonel-idari tabakadan beyaz kadınların yararlandığı statükoya yapılacak ayarlamalardan daha fazlasını talep edecektir. Bu feminizm, ücretli iş ve politik temsilin dar yollarından daha fazlası olan bir özgürlüğü sunacaktır.

Kadınların özgürlüğü “köşe ofisi”ne sahip olmak ya da en azından köşe ofisi almak için gerçek bir şansı elde etmek midir? Veyahut, kadınların özgürlüğünün tüm insanların adalete, onura ve güvenliğe sahip olabileceği bir yetenek olduğuna inanıyor muyuz?

Kadın özgürlüğüne dair çoğu görüş bazı anahtar noktaları paylaşır. Tüm kadınların yemeğe, -ve sizin politikalarınıza bağlı olarak- bazı standart sağlık hizmetlerine ve eğitime erişimi olması gerektiğinde hem fikiriz. Ayrıca, tüm kadınların, yasalar altında istismar ve şiddetten eşit koruması olması gerektiği fikrindeyiz.

Ancak, hemen bir fikir ayrılığı noktasına ulaşıyoruz. Bu fikir ayrılığının ötesinde, “Kadınların özgürlüğü benim için ne ifade ediyor?” sorusuna cevaplarımız farklı siyasi fikirler öngördürüyor. Tek bir feminist gelecek yok. Uzay ve zaman boyunca gözyaşları ile zaferlerle oluşan, on yılların teorisi ile pratiklerine kök salmış çeşitli kadın özgürlüğü tanımlarımız, farklı geleceklere doğru yol gösteriyor.

Geçmiş on yılların dominant feminist görüşü bizi bu gerçeği unutmaya cesaretlendirdi. Anaakım feminizm taraftarları, her biri farklı bir politik tutuma ve farklı kadın özgürlüğü fikirlerine kök salmış dünyanın sayısız feminizmlerini, kâr amaçlı sistemimizin uğraşları ve eğilimleriyle aynı hizaya getirebilen bir feminizm versiyonuna dönüştürmek için çok uğraşmıştır.

Bu feminizm versiyonu, kadınların özgürlüğünü hiyerarşik güçteki erkeklerle eşit olabilmekle tanımlar. Ancak, bu hiyerarşiyi yok etmeye çalışmak bir yana, ona meydan okumak için bile çok az şey yapar. Onun yerine, anaakım feminizm, “single-payer”  sağlık hizmeti, garantili konut, ücretsiz yüksek eğitim, ücretsiz ve kaliteli ana okulu ve asgari gelir gibi tüm kadınlara yardımı olacak konularda mücadeleye gitmektense, daha çok yayılımla, üst kademelerde kadınlar için yer oluşturmakla meşgul olur.

Bu demek değil ki pro-kapitalist feminizm versiyonları orijinal değil ya da değersiz. Ticaret, kadınları güçlendirir ve asıl feminist kazanç kapitalizm içinde yapılmıştır. Tabii ki bu kazançlar kapitalizmin kazancı değildi, ama kapitalizmin içindeki mücadeleye devam edilmesiyle kazanıldı.

Yine de, nihayetinde kapitalizmin yok edici dürtülerine meydan okumakta başarısız olarak, feminizmin dominant versiyonları sönük bir kadın özgürlüğü görüşü önermektedir. Bu an içinde, bu politik açıklıktan yararlanmalı ve zarar veren kâr amaçlı sistemimize arka çıkmayan bir feminizm için savaşmalıyız.

Benim inandığım feminizm, kapitalizmin kucağına rahatça sokulmaz. Benim inandığım feminizm, kapitalizmin asıl problem olduğu ve demokratik, eşitlikçi ve anti-kapitalist bir feminizmin çözüm olduğunu- kadın, çocuk ve erkeklerin bastırılmasına, havamızın, okyanuslarımızın ve insan eli değmemiş vahşi alanlarımızın yok edilmesine ve dayanışmamız ile yaratıcılığımızın susturulmasına cevap olduğunu benimser.

Hata olmasın, benim feminizmim de kadınların eşit ücret almasını ve güç koridorlarında oturmasını istiyor. Ama, aynı zamanda bundan daha fazlasını istiyor- kadın ve erkeklerin büyük çoğunluğunu iyi bir hayat yaşamaktan alıkoyan ekonomik ve politik yapılardan kurtuluş talep ediyor.

Benim feminizmim, bu hedefin sadece anti-kapitalist mücadele ile kazanılabileceğine inanıyor. Sendikaları ve asgari ücret kampanyalarını, ücretsiz ev işini tanıma ve ödüllendirme çabalarını, yeşil enerjiye şeffaf geçiş sağlayan hareketleri, ırkçılığa karşı ve LGBTI+ hakları için mücadeleleri ve hayatın gerekliliklerini meta olmaktan çıkarmayı kucaklayan ve kapsayan bir feminizm bu.

Belki benim feminizm versiyonumu beğenmedin. Belki çok farklı görünen, kendine ait başka bir kadın özgürlüğü fikrin var. Belki net bir politik tutumun yok. Hiçbiri sorun değil.

Dirençli, güçlü feminizmler geliştirmek, bizim diğer kadınları ( ve gençleri ve belki birkaç erkeği), onların umutlarını, hayallerini, değerlerini, korkularını, önceliklerini ve mücadelelerini dinlememizi gerektiriyor. Yargılamaya atlamadan ya da alındırmadan dinlemeyi.

Feminizm, bir gün hepimizin varacağı ve içinde sonsuza kadar mutlu yaşayacağımız bir ütopyaya götüren harita değildir. Feminizm, yüzyıllar yaşında, özgürlük için bir mücadeledir. Ben savaşıyor olacağım ve sen de olmalısın.

Köşe ofis: CEO veya başka kıdemli yöneticilerin sahip olduğu ofisler.

Single-payer sağlık hizmeti: Sağlık hizmetlerinin organizasyonunu tek bir devlet kuruluşu finanse ettiği gibi aynı zamanda bu devlet kuruluşu o ülkenin tüm vatandaşlarının temel sağlık hizmetlerini de karşılar.

[Jacobin’de yayımlanan İngilizce orijinalinden Üniversiteli Kadın Kolektifi’nden H. Melis Yılmaz tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]