Koronavirüs ile yaşamak zorunda mıyız?

Virüsün yayılmasının engellenmesinde yaşanan gecikme dünya çapında büyük felaketlere kapı aralıyor. Kriz sadece ekonomik olmayacak, toplumsal bir kaos ortaya çıkacaktır. Ekonomik olarak bazı önlemler ilan ediliyor. Bütün bunların kısa erimli önlemler olduğu da açıktır

Koronavirüs ile yaşamak zorunda mıyız?

Dünyayı sarsan koronavirüs pandemisi Türkiye’de de etkisini çok ciddi oranda hissettirmeye başladı. Bu süreç küresel çapta çok yönlü krizlerin habercisi olarak okunabilir. Önümüzdeki birkaç haftada ya tahminimizden çok daha ciddi sorunlarla karşılaşacak ya da süreç kontrol altına alınarak rahat bir nefes alabileceğiz. Birçok ülkede virüse karşı aşı üretim üzerine yoğun çalışmalar yürütülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’yle iş birliği içerisinde Çin, Rusya, ABD, Almanya, Fransa, Güney Kore ve İsrail gibi ülkelerin laboratuvarlarında yoğun bir çalışma yapıldığı kamuoyuna açıklandı.

Küresel çapta bir salgına dönüşen koronavirüsün biyolojik bir silah olup olmadığı konusunda ciddi iddialar ortaya atılıyor. Özellikle Asyatik iki güç olan Çin ve Rusya’yı hatta Japonya’yı da dolaylı olarak buna dâhil edebiliriz: Koronavirüsün ABD’nin Pentagon laboratuvarlarında geliştirilip özellikle Çin’e karşı bir silah olarak kullanıldığı da iddia edilirken, ABD’de özellikle Trump, koronavirüs için ‘Çin virüsü’ tanımlamasını kullanarak dikkatleri Çin üzerine çekmeye çalışıyor.

Uluslararası alanda bu tür tartışmalar devam edecek. Koronavirüsün biyolojik bir silah olarak kullanılıp kullanılmadığı üzerine daha çok sayıda analiz yapılacak. Ancak gerçek şu: İster doğal bir sürecin ürünü olsun isterse bir küresel güç tarafından üretilmiş olsun ortaya çıkan sonuç dünyayı toptan bir krize sürüklemiştir.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Koronavirüsün bugünkü etkileri esasen gelecekte küresel sistemin yeniden şekillenmesi bakımından bize önemli ipuçları veriyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır ve küresel kapitalist dünya sistemi içinde yeni bir dönemin başlayacaktır.

Ancak bugün güncel olan mesele koronavirüsün kısa süredeki sarsıcı yansımaları ve alınması gereken önlemlerdir.

Çin’in Vuhan eyaletinin bir hayvan pazarında çıkıp dünyaya yayıldığın söylenen koronavirüs artık tüm ülkelerin şehirlerinde, mahallelerinde, sokaklarında ve evlerinde görülmeye başlandı. Adeta davetsiz misafir gibi her yere giriyor.

Devletlerin bu sorunu önceden pek ciddiye alıp gerekli önlemleri almadıklarını söyleyebiliriz. Kapitalist sistemin ekonomik ve sosyal yaşam biçimini dahil ederek birçok gerekçesini sayabiliriz. Zamanı geldiğinde bütün bunlar söylenecek. Ancak bugün gelinen aşamada esas mesele, evlerimize kadar giren bu virüse karşı acilen ne gibi önlemler alınacağıdır. Virüsün yayılmasının ana gerekçesi zamanında gerekli önlemleri almayan kapitalist sistemin kendisi diyebiliriz ama ilginç olan ortaya çıkarttığı kriz herkesi etkiliyor; her kesimden kişiyi, aileyi, toplumu sarsıyor, sınıfsal karakterine bakmaksızın öldürüyor. Geçici bir durum olarak görülse de bugün bütün sosyal ve sınıfsal katmanların bir ‘ortak düşmanı’ oluştu: Koronavirüs. Çünkü sokakta bizimle yan yana ama görünmeden herkesi etkileyerek ilerliyor.

Koronavirüse karşı mücadelenin esası; bilimsel ve toplumsal yöntemlerin buluşması, ortaklaşmasıdır. Öncelikli olarak bütün dikkatler bu virüse karşı bir aşının bulunması ve acilen bütün dünya ile paylaşılmasına yoğunlaşmıştır. Yani zamana karşı bir yarıştan söz ediyoruz. Burada pis kokuların geldiğini de görüyoruz. Başta ABD’li ilaç şirketleri olmak üzere birçok küresel tekel; aşının bulunup dünyanın hizmetine sunulmasından çok, ilk bulanacak aşı veya aşıların patentini almaya odaklanmış bulunuyorlar.

Yoğunlaşan bilimsel çalışmalara her ülkenin kendi koşulları içerisinde destek vermesi, gelişmiş teknolojik imkanlarını çok daha yoğun olarak kullanmaları gerekir. Çin’in koronavirüse karşı verdiği mücadele deneylerini ve bilimsel çalışmalarını dünya ile paylaşmaya başlaması ve İtalya başta olmak üzere AB ülkelerine, İran’a, Endonezya’ya ekipman ve ilaç göndermesi, Rusya’nın bu yönlü attığı adımlar gelecekte Asyatik güçlerin, küresel çaptaki rolünü çok daha derinden hissettirmesine yol açacaktır. Bugün için önemli olan büyük ölümlere neden olan virüsün durdurulmasıdır.

Virüsün yayılmasının engellenmesinde yaşanan gecikme dünya çapında büyük felaketlere kapı aralıyor. Kriz sadece ekonomik olmayacak, toplumsal bir kaos ortaya çıkacaktır. Ekonomik olarak bazı önlemler ilan ediliyor. IMF, 1 trilyon doları kullanıma hazır hale getirdiğini açıkladı. ABD 850 milyar dolar, Almanya 500 milyar avro, Fransa 300 milyar avro, İngiltere 300 milyar sterlin, Türkiye ise 15 milyar avro para ayırdı. Bütün bunların kısa erimli önlemler olduğu da açıktır.

Virüsün yayılmasını engellemenin en kestirme pratik yollarından biri insanların eve kapanmasıdır. Yani insanların çalışmadan zorunlu olarak ede oturmalarıdır. Bunun anlamı gerek devlet tarafından yapılan üretimin gerekse küresel ve ulusal çapta şirketlerin üretimlerinin durdurulmak zorunda kalmasıdır. Özellikle toplumun gündelik ihtiyaçlarını karşılayan gıda şirketlerin stokları haftalar içerisinde eriyecek. Devletler kendi stoklarını kullanacaklardır. Ancak 7 milyar insandan bahsediyoruz. Birkaç ay uzamasının dahi temel gıda meselelerinde ciddi sorunlar oluşturacağı, açlık gibi toplumu doğrudan etkileyecek ve kaosa sürükleyecek çatışma alanları ortaya çıkaracağı bilinmelidir. Devletler ve toplumun kendisi mevcut ve olası riskleri göz önüne alarak çok daha kapsamlı önlemler almalıdır. Aksi taktirde silahların gölgesinde dahi insanları evde tutmak mümkün olmayacaktır.

Önlemler hızla alınmalı

Ülkemizde koronavirüsün etkileri daha yeni hissedilmeye başladı. Ön hazırlık olarak ne kadar önlem alındığına dair somut bir değerlendirme yapmak oldukça zor ancak son iki haftadır aşamalı olarak bir kısım adımların atıldığını görüyoruz. Bunların ne kadar etkili olduğu ya da olacağını kısa sürede test edeceğiz.

Ortaya çıkan tablo şu: hem diğer ülkelerde hem de Türkiye’de sadece idari kararlar sorunun aşılmasını sağlamıyor. Aynı zamanda toplumsal duyarlılık da bir o kadar önemlidir. Toplum bilinci ve inisiyatifi burada önemli bir rol oynayacaktır. Eğer devlet, sorunun aşılması için çok yönlü bir strateji oluşturmamışsa başta elindeki tıbbi olanaklarla sürece kendisini hazırlamamışsa ve toplum da bunu psikolojik olarak bilince çıkartmamışsa hangi ülke olursa olsun sorunun üstesinden gelmekte zorlanır.

İki haftadır görünen şu: önceden gerekli duyarlılık gösterilmediği için şu an kontrolü sağlamak oldukça zor görünüyor. Özellikle sağlık ekipmanı, ilaç, yatak ve acilen ihtiyaç duyulan malzemeler sorunu olduğu anlaşılıyor. Hasta sayısı arttıkça zorluklar birkaç kat daha fazla artacaktır.

Hükümetin açıklamış olduğu paketle sorunu çözmesi oldukça zor görünüyor. Cumhurbaşkanın ulusa sesleniş konuşması, bir propaganda arıcına dönüştü. Birilerinin elini ovuşturduğunu söyledi. Batı’ya laf çaktı. Kimlere ne kadar para aktardığını açıkladı. Tehlikenin boyutlarının anlaşılmadığı bir kez daha görüldü. Ancak mesele şu aşamada hükümetin neyi eksik yaptığı üzerinde bir eleştirileri yoğunlaştırmak değil, tersine ortak çözümler için toplum olarak neler yapabileceğimizdir. Hastalığın yayılmasını engelleyebiliriz, ölümleri ortadan kaldırabiliriz. Yani ortak akıl içerisinde ortak çözüme odaklanmamız gerek.

Ortak çözümler geliştirebiliriz:

– Emekli sağlık personeli göreve çağrılmalıdır.

– KHK ile görevlerinde uzaklaştırılan sağlık personeli derhal görev çağrılmalı.

– Orduda görevli sağlık personeli de sivil merkezlerde acilen görevlendirilmeli.

– Askeri hastaneler koronavirüs taşıyan hastalara açılmalı.

– 6. sınıfta bulunan tıp öğrencileri yardımcı sağlık elemanı olarak görevlendirebilir; İtalya bu kararı aldı.

– Her mahalleye, sokağa, eve gidecek gönüllüler grubu oluşturulmalı ve insanlara zorunlu ihtiyaç duyulan malzemeleri parasız dağıtmalı.

– Ortak kullanım alanlarının kapatılması kararı alındı. Halen 30-40-50 kişinin bulunduğu atölyelerde, fabrikalarda hiçbir önlem alınmadan insanlar çalıştırılıyor. Yüzlerce böyle yerin olduğu biliniyor. Ekonomik kaygılar nedeniyle insanların yaşamları risk altında. İçişleri ve Maliye Bakanlığı, hiçbir önlemin alınmadığı toplu çalışma alanlarını-işyerlerini kapatma kararı almalı ve acilen uygulamalıdır. Aksi takdirde alınan hiçbir önlem etkili olamaz. Emek örgütlerinin dile getirdiği ücretli izin ve işsizlik sigortası talepleri yerine getirilmeli.

– Toplumun kalabalık bir şekilde buluştuğu bütün ibadet alanlarının geçici olarak kapatılması yine buralara gelen bireylerin özellikle ailelerinin sağlığı ve güvenliği için gereklidir. Kendi güvenliklerini hiçe sayarak özellikle camilerde namaz kılmak için yapılan zorlamaların arka planında ideolojik bir yönlendirme olduğu görülüyor. Diyanet İşler Başkanlığı’nın daha önce yaptığı kararsız ve belirsiz açıklamalar bu süreci etkiledi diyebiliriz.

– 280 bine yakın kişi cezaevlerinde bulunuyor. Bir anda binlerce can kaybıyla karşı karşıya kalabiliriz. Cezaevlerinde tahliyelerin yapılması için çok acil hukuki düzenlemeler yapılmalı. Burada histerik duygulara, ideolojik/politik saplantılara, kişisel tepkilere/öfkelere yer vermeden bütünüyle insani değerler üzerinde hareket edilmeli. Her ayrımda doğacak sorumluluk bu kararı alanlarda olacağı gibi anayasanın ‘eşitlik’ ilkesi asla çiğnenmeli.  Örneğin İran, bir ay içerisinde 80 bin tutukluyu risk nedeniyle serbest bıraktı.

– Toplumsal duyarlılık ve sorumluluk da oldukça önemlidir. İlgimi çeken şu: örneğin İstanbul’da sahil semtlerinde duyarlılık çok daha fazlayken gecekondu bölgelerinde duyarlılığın ciddi oranda zayıfladığını görüyoruz. Hiç şüphesiz ki bunun ekonomik, sosyal, kültürel, yaşam tarzı ve yaşama bakış açısıyla ilgilisi bulunuyor. Ancak kenar semtlerde virüsün yayılma riskinin daha fazla olduğu dikkate alınarak buralara yönelik ek acil eylem planı uygulamaya konulmalıdır.

– Aynı şekilde birey-aile-toplum ağı içerisinde gerekli duyarlılık gösterilmeli ve kendisine göre riski en aza indirecek önlemler almalıdır.

Virüs bizi yalnızlaştırmamalı

– Virüs’ün bulaşıcı olması nedeniyle bilim insanlarının önerdiği kestirme pratik çözüm geçici de olsa evlere kapanmaktır. Bunun bir başka anlamı kendimizi toplumsal yaşamdan soyutlamamızdır. Yani yaşam alanımız eğer aileysek birkaç kişiyle sınırlı olacaktır. Dar bir alanda ne kadar bir süreyle kalacağımız bilinmediğinde, kendi evimizde ortak yaşam içerisinde yeni fırsatlara dönüştürme becerisi gösterebiliriz. Her ev kendi koşulları içerisinde bunu başarabilir. Ayrıca evde olmak, 24 saat eve kapanmak anlamına gelmiyor. Belirli saatlerde ve belirlenen kurallara uyarak dışarı çıkma imkânımız olabilir.

– Koronavirüs farkında olmadan dostluklarımızı da elimizde almaya çalışıyor. Arkadaşlık, dostluk ilişkileri/iletişimleri aniden minimum düzeye indi. Sağlığımız ve güvenliğimiz için bir süre yan yana gelemeyebiliriz ancak iletişimin yüz çeşit yolu var. Bir telefonda ses duymak, internette bir mesaj atıp iyi olduğumuzu haberdar etmek dahi önemli manevi bir destektir.
– Virüsün yarattığı olumsuz etki bizleri psikolojik olarak etkiliyor ve içe kapanmamıza yol açıyor. Bu durum doğrudan bizim tarafımızdan kontrol edilmezse, kendimizi sosyal çevremizden koparmamıza ve giderek yalnızlaşmamıza yol açar. İçe dönmek ve yalnızlaşmak yeni psikolojik sorunların doğmasına yol açar. İtalya’da günlük ölüm sayısı artık binlere dayandı ama insanlar evlerinde şarkılar söyleyerek birbirlerine psikolojik destek ve moral vermeye çalışıyor. Onlar da bizim gibi ölümlere üzülüyorlar, bir yakınını kaybetme tedirginliğini yaşıyorlar ancak umudun ve yaşamın devam ettiğini yüksek sesle söyleyerek geride kalanları manevi destek veriyorlar.

Geçmişte olduğu gibi bugün bu tür bulaşıcı hastalıklar aşılacaktır. Yapılan bilimsel çalışmalar ve toplumsal duyarlılık bu sorunu aşmamızı sağlayacaktır. Bugün silahlanmaya yılda ayrılan para 1,7 trilyon dolardır. Silahlanmaya ayrılan paranın dörtte biri tıbbi araştırmalara ayrılmış olsaydı, on binlerle ifade edilen insan ölümlerini belki de konuşmayacaktır.

Koronavirüs ile yaşamak zorunda değiliz ve toplum olarak yenme başarısı gösterelim.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur