Korona günlerinde sınıf gerçekleri

Sermayenin kalemi bizim derdimize mürekkep akıtmaz kardeşlerim…

Korona günlerinde sınıf gerçekleri

Koronavirüs salgını, sınıfsal farkların yakıcılığına dair yeni bir tartışma açtı. Salgın, sınıf farkı gözetmediği için tartışmalar bambaşka bir boyutta seyrediyor. Virüs herkeste aynı semptomlara neden oluyor; aynı belirti ve rahatsızlıklar, aynı tehlike, ölümün karşısında eşitlenme duygusu.

Kimisi zengin ve fakir arasında ölüm karşısında eşitlik sağlandığı için “ilahi adalete” vurgu yapıyor. Kimisi de “Doğa intikamını alıyor” diye yaygara çıkarıyor. Yanlış, eksik… Kötü niyetli olmasa bile yıkıcı ideolojik kırıma yol açacak; liberalizasyonun yolunu açacak, sınıfa karşı yeni uygulamaların kaldırım taşlarını döşeyecek politik aymazlık.

Birincisi virüs ilahi adaleti sağlamadı. Herkeste aynı etkiyi yarattığı için bu yanılgı çoğalıyor. İlahi adaletin sağlandığı söylemi sistemi meşrulaştırıp, kendini yeniden üretmesine fırsat sağlıyor. Hâlihazırda devam eden eşitsizlik, fakirlerin sağlık hizmetine erişimini kısıtlıyor. Virüs herkese karşı eşit olsa da, fakirin ondan korunmak için kendini izole etme imkânı kısıtlı; yakalanınca da tedavi imkânı yok. Virüs herkese eşit muamelede bulanabilir. Lakin egemen sınıfa mensup birinin virüsle temas etme riski çok düşük.

Bu sahte adalet çığlıklarına kanmayın! Adalet, varsa mahşerdedir kardeşlerim.

Umut, fakirin düşmanıdır. Umut, ölmeyi beklerken bir parça mutluluk hayıflanmasıdır. Sen değiştirmezsen, ne doğa ne de tanrı, hiç kimse ya da hiçbir şey dünyanı değiştirmeyecek.

İlacın özneleşmektedir kardeşim. Gökten zembille bir şeyin inip dünyayı değiştirmesini beklersen hayıflana hayıflana öleceksin.

İkinci olarak, doğa intikamını almıyor. Kapitalist üretim biçimlerinin dünyayı ve insanları getirdiği durumu idrak ediyoruz.

Bir cümleyi kurma biçimin neyi amaçladığını da gösterir. Şayet her şeyin sorumluluğunu sıradan insanların üzerine yıkıyorsan sistemi aklıyorsun demektir.

Bu “doğanın intikamı” söylemi; lansman, ideolojik reklam, kapitalist dönüşüm bağlamında liberal bir doktriner çabanın ürünüdür. “Yeşil ekonomi” denen şey de sistemin kabuk değiştirmesinden başka bir şey değildir. Dün dünyayı yağmalayan dev tröst, holding, oligark ve hükümetlerin bugün “yeşil ekonomi” adı altında başka bir biçimde sömürmesidir.

Tüm bunları yaparken de, daha önce yaptıkları işin sorumluluğunu sana yüklerler. “Akıllı ol, mahvettin dünyayı!”

Dünyanın kaynaklarını sömüren egemenler, ahlaki standartları belirleme gücüne sahip olduğu için dünyanın geldiği halden seni sorumlu tutuyor. Dünyanın bu hale gelmesinde egemenlerle aynı sorumluluğa sahip değiliz. Ettiği kârını, sağladığı mikro-makro iktidar olanaklarının tümünü, ideolojik söylem üstünlüğünü bizimle paylaşmadı egemen.

Egemen, kârına ortak etmediği dükkânın zararına ortak eden çakal bir esnafa benzer.

Bu, “Doğa intikamını alıyor” yaygarası da egemenin ekmeğine yağ sürüyor. Kanmayın!

Yan dünya yan!

Gıda ve ihtiyaç stoklama revaçta. Tam da burada, gözden kaçan şey şudur. Dünyanın bir kısmı ihtiyaçlarını stoklama imkânına öteden beri sahipti. Bir kısmı ise, virüsün ortaya çıktığı günden beri öldürdüğü kadar insanı her gün öldüren bir açlıkla yüzleşiyordu.

Günümüz insanı, hem eşitsizliğe dair yeni bir tartışma ortamına hem de bir anlığına sınıfsal farkların ortadan kalktığı bir düşünsel düzleme erişti. Ölüm karşısında eşitlik fikri; marazi, arabesk, sözde bir intikam efsanesi yaratıyor. Güzel söylenmiş popülist sözlerin manzaranın genelinin görünmesini engelleyen bir etki yarattığı muhakkak. Sözlerin estetik duyarlılığına katkısından çok bir gerçeğe ne kadar yaslandığı belirleyicidir.

Mevcut durumda, feleğin çarkından bir murat beklemek sınıfsal bir aptallıktır. “Yakarsa dünyayı garipler yakar!” Sınıfsal gerçeğe karşılık gelen bakış açısı budur.

Dimağımızda asılı kalmış tüm sözlerin anısını taşıyan vefalı insanlarız. Gerçeği, olması gerekeni olduğu gibi söylemiş tüm insanlara borcumuz var.

Adaletin olmadığı, açlıkla, ölüm ve savaşlarla sınandığın bir dünyadasın.

Bu dünyanın yanmasını bekleme. Bu dünya yanacaksa sen yakacaksın!

* Çankaya Belediyesi’nde işçi