#EvdeKal ama hangi gıda ile?

Gıda ürünlerine erişim bu zorlu süreçlerde sağlık hizmetlerine erişim kadar önemli bir unsurdur. Sağlık emekçilerinin en temel koruyucu malzemelerini karşılamakta zorlanan bir devletin ağır izolasyon koşullarında insanların gıda ihtiyacını nasıl karşılayacağı mutlaka sorgulanmalıdır

#EvdeKal ama hangi gıda ile?

Yaşadığımız salgının ekonomik ve sosyal hayatımız üzerine etkilerini her gün ortaya çıkan yeni sonuçlara göre değerlendiriyoruz. Ama kimse bu süreçte tarımsal üretimin ve gıda ürünlerine erişimin sürdürülebilirliği üzerine çok fazla kafa yormuyor. Gıda ürünlerine erişim bu zorlu süreçlerde sağlık hizmetlerine erişim kadar önemli bir unsurdur. Sağlık emekçilerinin en temel koruyucu malzemelerini karşılamakta zorlanan bir devletin ağır izolasyon koşullarında insanların gıda ihtiyacını nasıl karşılayacağı mutlaka sorgulanmalıdır. Özellikle de üstesinden gelemeyeceği durumları yok sayarak ya da üstünü örterek halletme gayreti içinde olan otoriter bir devletin bu konuda ne kadar güvenilir olacağı da halkın gıda güvencesi ve güvenliği açısından iyi tespit edilmelidir.

Bildiğimiz bir gerçekliği yeniden ifade ederek bu durumla ilgili ortaya çıkabilecek sorunları öngörmek daha mümkün olacaktır.

Türkiye tarımı 90’lı yıllardan itibaren etkisi artan emperyalist-kapitalist yayılmacılığın yeni dönem ekonomi politikalarının öncelikli hedefi oldu. Uluslararası şirketlerin ve yerli işbirlikçilerinin ihtiyaçları doğrultusunda tarım alanında hayata geçirilen ekonomi politikaları bir taraftan tarımsal üretimin tasfiye edilmesi (özelleştirmeler, tarımsal desteklerin kaldırılması) diğer yandan da tarımsal ürün üretimi ve gıda maddelerin işlenmesi-dağıtımı (sözleşmeli üretim, tarımsal kooperatiflerin tasfiyesi, perakende mağazalarının her yere yayılması) tamamen şirketlerin kontrolüne girmiştir.

Kendine has dinamikleri olan bu sürecin sonunda ortaya temel iki sorun çıktı:

-Tarımsal üretimin azalması, bu nedenle tarım ürünlerinde net ithalatçı haline gelmemiz!

-Tarımsal üretim kararları ve gıda güvencesi üzerindeki toplumsal kontrolü tamamen yitirmemiz!

Bu sonuçların yaşadığımız salgın dönemi ve sonrasında nasıl etkileri olacağını bilmek, bizlerin nasıl tedbirler alması gerektiğini ortaya çıkaracaktır.

İzaha muhtaç iddialar

Birçok tarımsal ürünü ithal etmemizin bizi sokacağı zor durumu en yaşamsal tarım ürünü olan buğday üzerinden rahatlıkla görebiliriz. Ziraat Mühendisleri Odası verilerine göre; Türkiye’nin 2018 yılında 5 milyon 376 bin ton olan ekmeklik buğday ithalatı 2019’da 8 milyon 374 bin tona ulaştı. Ekmeklik buğday ithalatı 2018 yılına göre yüzde 56 oranında arttı. Makarnalık buğday ithalatı çok daha yüksek oranda arttı. 2018 yılında 405 bin ton olarak gerçekleşen makarnalık buğday ithalatı 2019’da 1 milyon 433 bin ton oldu. Yani bir yılda 1 milyon ton daha fazla ithalat yapıldı.

Pandeminin yaygınlaşarak devam ettiği, insanların her gün yeni tedbirler almak zorunda kaldığı dünya koşullarında, serbest mal dolaşımının devam edeceği garantisi olmadan “Sizi makarnaya boğarız” diyen sanayiciler bu işi nasıl sürdürebileceklerini izah etmeliler. Bu durum diğer tarımsal ürün ve gıda maddeleri için de geçerlidir. Birçok bitkisel ve hayvansal ürünü üretmekten vazgeçip ithal ettiğimiz göz önüne alınırsa yaşadığımız salgın sürecinde ve sonrasında ciddi bir gıda kriziyle baş başa kalabiliriz.

Bu nedenle devlet ülkedeki tarım ve işlenmiş gıda ürünleri stokunu miktar ve ürün çeşidi olarak açıklamalıdır. Bunların bilinmesi halkın gıda ihtiyacının dışarıya bağımlı kalmadan yeni üretim sezonunda nasıl halledileceğinin planlanmasına yardımcı olacaktır.

Şirket egemenliği tehdit ediyor

Üretim ve dağıtım üzerindeki şirket egemenliği gıda güvencesini tehdit eden bir diğer önemli sorundur. Uzunca bir süredir uluslararası tarım ve gıda şirketlerinin ihtiyaçları üzerinden alınan karalarla sürdürülen tarımsal üretim halkın temel gıda ihtiyacını karşılayacak tedbirleri çoktan terk etmiştir. Tarımsal ürün üretimi, işlenmesi ve dağıtımı sözleşmeli üretim modeli dayatmasıyla tamamen uluslararası gıda tekellerinin tercihleri üzerinden yürütülmektedir. Bu durum insanların çoğunun gıda güvencesini ortadan kaldırmakta, halkın zorunlu olan gıdalara erişimi önceliklerin farklılaşması nedeniyle zorlaşmaktadır. Şimdiden birçok üretim bölgesinde ne üretileceği şirketlerin hammadde ihtiyacına göre belirlendi ve sözleşmeler yapıldı. Bu nedenle çok geç olmadan yaşadığımız salgın dönemi ve sonrasında halkın temel besin ihtiyacını karşılamaya dönük yeni üretim kararlarının alınması zorunludur. Bu anlamda üreticilerin ihtiyaç duyulan ürünleri yetiştirmesini sağlayacak teşvik ve destekler acilen belirlenmelidir.

Nasıl erişeceğiz?

Kriz dönemlerinde spekülasyonu en çok yapılan metalar gıda ürünleridir. Özellikle de faşizmin koruması altında iş gören şirketlerin ülkesinde gıda güvencesi yanında ucuz, sağlıklı ve güvenilir gıdalara erişim de ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Fahiş fiyatlar, stoklanan mallar, kontrol dışı üretimler bu dönemlerde daha da belirgin hale gelmektedir.

Bu nedenlerle de salgın nedeniyle ortaya çıkan yeni durumlara ve bunlara ilişkin alınacak kararlar etrafında tarım ve gıda alanında yapılabilecekleri organize edecek bir kurulun olması halkın gıdaya erişiminin süreklileştirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Bu nedenle çok geç kalmadan bu talep gündeme getirilmelidir. Bu tarz kurul ve örgütlenmeler acilen yerel yönetimler düzeyinde de oluşturulmalıdır.

Gıdanın elde edilebilmesi üretimin yapılabilmesiyle mümkündür. Önümüzdeki günler birçok ürün için ekim, dikim bazı ürünler içinde hasat dönemidir. Üretimin yapılabilmesi için üretim sezonu başlamadan çiftçilerin ve tarım emekçilerinin hastalık riskini ortadan kaldıracak koşullarda üretim yapmasının olanakları hayata geçirilmelidir.

Yaşları nedeniyle çoğu sokağa çıkma yasağı kapsamında olan üreticilerin tarlalarına ulaşımının düzenlenmesi acilen yapılmalıdır. Üretim alanları önümüzdeki günlerde insan temasının kaçınılamayacağı en yoğun yerler olacaktır. Bu nedenle sosyal izolasyon koşullarını düzenlemek, sürekli hastalık takibi yapmak, eğitimler vermek üzere birçok yakın köyü içine alacak bir bölgede acilen sağlık merkezleri oluşturulmalıdır.

Bugüne kadar olumsuz yaşam ve çalışma koşulları hep görmezden gelinmiş tarım emekçilerinin durumu bu süreçte daha da dikkatle takip edilmelidir. İnsanlık dışı koşullarda yaşamak ve çalışmak zorunda bırakılan bu insanlar çalışma döneminde hastalığa karşı tamamen korunmasız olacaktır. Sağlıksız barınma ve beslenme koşulları yanında kamyon ve traktör kasalarında sıkış tepiş taşınan bu insanların salgına karşı korunması öncelikle halk sağlığı sorunu olarak görülmelidir.

Harekete geçmeliyiz

Tarım alanında yaşanabilecek çok yönlü sorunların öngörülebilmesi ve sonuçlarına dönük tedbirler alınması için Tarım ve Gıda Bakanlığının harekete geçmesi gerekmektedir.

Üretim yoksa gıdada olmayacaktır. Ve kimse yemeden, içmeden EVDE KAL’amaz.

Burada yazılanlardan da görüleceği üzere taleplerimiz bizi yönetenlerin yapması gerekenleri ortaya çıkarmak ve gündem oluşturmak üzerine kuruludur. Pandemi dönemini evde kalarak değil güvenilir gıdaya ulaşarak, üreterek ve üretimimiz üzerinde söz sahibi olarak ve en önemlisi tarımsal üretimimizi de bir halk sağlığı çerçevesine ele alarak atlatabiliriz.

Bu nedenle bizler sermaye tarafından neredeyse hastalığın ve ölümün eline terk edilmiş insanlara devletin vermek istemedikleri karşısında neler yapmamız gerektiğini tartışarak bir an önce harekete geçmeliyiz.

Harekete geçmeliyiz ki insanlar yaşam haklarını korumak için kararlar verirken celladının ipine tutunmaktan başka çarelerinin olduğunu da görebilsinler!

*Mehmet Akif Aksezgin: Ziraat Mühendisi, Halkevleri Tarım Hakkı Meclisi’nde faaliyet yürütüyor.