Bir haftada beş gazeteci… – Banu Güven (DW Türkçe)

Umarım gazetecisiyle, okuruyla ve izleyicisiyle, hep birlikte basın ve bilgi edinme özgürlüğü için bir şeyler yaparız da, on yıl sonra aynı şeyleri konuşmak zorunda kalmayız

Bir haftada beş gazeteci… – Banu Güven (DW Türkçe)

Sanki OHAL hiç kalkmadı, devam ediyor. Son bir hafta, 10 gündür gazetecilerin başına gelmeyen kalmadı. Bir hafta içinde 5 gazeteci tutuklandı.

Yayın yaptığım dönemlerde Suriye konusunda bilgisine başvurduğum, resmin Türkiye’de anlatılmayan tarafını bilen ve anlatabilen, bu konuda en kılı kırk yararak çalışanlardan biri olan Alptekin Dursunoğlu, Türkiye’nin İdlib’deki politikasını eleştirdiği Tweet’ler gerekçe gösterilerek gözaltına alındı, ertesi gün tutuklandı. Nasıl olduysa, hakkında jet hızıyla, 3 gün içinde iddianame hazırlandı. Belki de basın tarihinin en hızlı iddianamesi olabilir bu. Savcılık Dursunoğlu’nun “Halkın bir kesimini yönetici kadrolara ve askeri birliklere karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasını dile getirdiği Tweet’inde bu suça delil olarak gösterdiği ifadeyi de tekrarlayıp durdu. Ben o Tweet’i görmemiştim, böylece başkaları gibi ben de konunun “sığır sürüsü” ifadesiyle ilgili olduğunu öğrenmiş oldum. Bir de El Kaide sıralarından geçenlerin oluşturduğu bilinen Heyet Tahrir el Şam’ı terörist olarak nitelediği bir Tweet’i vardı Dursunoğlu’nun. Onu biliyordum.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da Türkiye’yi aynı ifadeyi kullanarak eleştirmişti. Bakanlık, terörist olarak adlandırdığı İdlib’deki cihatçılara TSK’nın topçu ateşiyle destek verdiğini söylediği bir açıklama yapmıştı. Rus haber ajansı Sputnik’in Türkiye’deki genel yayın yönetmeni Mahir Boztepe, Hatay ile ilgili “Çalıntı eyalet: Hatay 80 yıl önce neden Fransa tarafından Türkiye’ye verildi” başlıklı bir yorum yazısının yanı sıra, işte bu açıklamayı yayınladı diye de gözaltına alındı. Bu bilgileri Boztepe’nin avukatına ulaşan Oda TV paylaştı.

Şikayet için polise giden gazeteciler gözaltına alındı

Ajansta arama yapıldı. Bu arada Ankara’da da bazı gruplar “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” sloganlarıyla ajansta çalışan iki gazeteci ve bir tercümanın evlerine gitti. Nasıl olduysa bu grubun elinde hem isim, hem de adres vardı. Sputnikçiler bu olayla ilgili şikayet için polise gittiklerinde, “Biz de sizi alacaktık zaten” diye karşılanıp bir güzel gözaltına alındılar. Gerekçe yine Hatay yazısıydı. Sputnik ekibi sonunda serbest kaldı ama can güvenliği konusunda ciddi bir endişeyle.

O esnada başka gazeteciler de gözaltındaydı. Edirne’de Cumhurbaşkanı’nın yol vermesiyle sınıra yığılan binlerce mülteci ve göçmeni izlediği esnada, onların Türkiye tarafından karşıya geçişinin devlet eliyle nasıl kolaylaştırıldığını tespit ederken gözaltına alınan 9 ilâ 11 gazeteciden söz ediyoruz. Bu gazeteciler arasında da Mezopotamya Haber Ajansı’ndan İdris Sayılğan tutuklanıp bırakıldı. Rudaw’ın muhabiri Rawin Stêrk ise hala tutuklu.

Sonra Libya’daki MİT elemanının köyünde defin haberiyle ilgili operasyona girişildi. Gazeteci Hülya Kılınç sosyal medyada gördüğü paylaşımlardan yola çıkarak TSK mensubu olduğunu düşündüğü genç adamın köyüne gitmişti. Muhtar “Şehidimiz var” diyordu, Kılınç bu şehidin TSK değil, MİT mensubu olduğunu anladı. Bütün kimlik bilgileri daha önce yayınlanmıştı çünkü. Oda TV’de sessiz sedasız cenaze haberi çıkınca, Hülya Kılınç ile beraber Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nu da aldılar. Yetmedi Oda TV’nin Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ı da 6 Mart’ta tutukladılar. Gülenci kadrolar eliyle hazırlanan Oda TV davasındaki ikinci dalga tutuklamaların yapıldığı 6 Mart 2011’den tam 9 yıl sonra. O gün Ahmet Şık da gözaltına alınmış, sonra cezaevine gönderilmişti. Barış adliyenin koridorlarında tutuklanmayı beklerken, Ahmet de yanındaydı.

Bir taşla iki kuş. Hem Libya haberi cezalandırılmış, hem de hiç yerinde duramayan iki araştırmacı gazeteci yine cezaevine gönderilmişti.

“Bu ‘adalet saraylarında’ adalet bulacağıma inanmıyorum”

Barış hakim karşısına çıkmadan önce kaydedilen kısa mesajında şunu söyledi: “Bu ‘adalet saraylarında’ adalet bulacağıma inanmıyorum. Buradan çıkacak kararın adil olmayacağını da biliyorum. Çünkü bu filmi 2011’de yaşadım. O zaman da girdim, çıktım ve yazmaya devam ettim. Şimdi de gireceğim, çıkacağım ve yazmaya devam edeceğim.

Barış tutuklanıp, diğer Barış’ın yanına, Silivri’ye doğru yola çıkarken, birbirinden uzak görünen iki gazetenin çalışanları da Çağlayan Adliyesi’nde aynı nedenle yan yana oturmuşlar, hakim karşısına çıkmayı bekliyorlardı. Yeni Çağ Gazetesi yazarı Murat Ağırel ile Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ve Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser adli kontrol şartıyla serbest bırakıldılar. Editör Selma Alankuş daha önce serbest kalmıştı.

Akşam saatlerinde dünyanın en saçma sapan deli işi komplolarından biri olan Oda TV davasını beraber izlediğim bir arkadaşımla konuşurken, bir anda 9 yıl öncesine ışınlandım. Çağlayan Adliyesi’nde gece geç saatlere kadar uzayan duruşmaları takip ederken çıktığımız koridordaki karanlığı ve soğuğu, bomboş ve devasa binada seslerin yankılanışını… “Hiçbir şey değişmedi” dedim. Arkadaşım “Evet” dedi, “Sadece saçlarımız beyazladı.

Umarım gazetecisiyle, okuruyla ve izleyicisiyle, hep birlikte basın ve bilgi edinme özgürlüğü için bir şeyler yaparız da, on yıl sonra aynı şeyleri konuşmak zorunda kalmayız.

Kaynak: DW Türkçe