65 yaş kararı salgın için işe yarayacak mıydı?

Dünyanın hiçbir yerinde virüsün yayılımını yavaşlatmakta yalnızca bir yaş grubunun hareketini kısıtlayacak bu tür bir önlem alınmış değil. Üstelik herkesin kronik hastalığının olup olmadığını bildiği varsayılıyor. Sokağa çıkma kısıtlaması ne kadar geniş bir kesime -ve ne kadar çabuk- uygulanırsa, zararı da ancak o boyutta en aza çekilebilir

65 yaş kararı salgın için işe yarayacak mıydı?

Dün akşam 65 yaş üstünün dışarı çıkmasını engellemek adına verilen kararın son derece yanıltıcı, yetersiz ve anlamlı fayda sağlamayacak bir önlem olduğunu düşünüyoruz. Çünkü;

1) Dünyadan gelen salgının seyrine dair veriler, Covid-19’un kuluçka süresi, farklı yüzeylerde aktif kalma süresi ve bulaşırlık gücü gibi faktörler hesaba katıldığında, bu salgının umulduğu gibi 2-3 hafta gibi bir süre değil, daha uzun süre hayatımızda çok büyük yer kaplayacağı ihtimali çok yüksek. Türkiye’de tartışma bugünlerde “İtalya gibi olur muyuz?” ekseninde yürüyor; ancak dünya ülkelerinin çoğunun bir noktada İtalya gibi olacağı, sadece seyir süreçlerinin daha başlarında oldukları, İtalyan doktorların geçtiğimiz hafta dünyaya yazdığı açık mektupta da dile getirdikleri gibi, Avrupa ve çevre ülkelerinde bir noktada İtalya’dan çok farklı olmayan bir tablo çıkacağı aşikâr görünüyor. Bu maddeyle ilgili daha ayrıntılı açıklamayı aşağıda bulabilirsiniz.

2) Türkiye’de çalışan ve her gün evine geçim parası götürmek için çalışmak zorunda olan 65 yaş üstü büyük bir nüfus var. Bu konuda elimizdeki en güncel ve resmi veriler, Aile ve Çalışma Bakanlığı’na ait. Bu grup ve hayatını yoksulluk ve sınırlarında geçiren diğer korumasız gruplar için bir sosyoekonomik paket (örneğin, işten çıkarımların yasaklanması, maaşlı izin, faturaların askıya alınması, gerektiğinde para yardımı vs. gibi) sunulmadıkça, bu grup için yaşamını idame ettirmek, yaşının halihazırda getirdiği sağlık riski de göz önünde bulundurulduğunda, çok güçleşecektir. Burada, aynı zamanda, kayıtdışı ekonominin ülke ekonomisinin yüzde 30’a yakınını oluşturduğunu ve burada 65 yaş üstü katılımın da olduğu hesaba katmak gerekiyor.

3) Covid-19 çok çok bulaşıcı, çeşitli yüzeylerde birkaç saatten birkaç güne kadar aktif kalabilen bir virüs türü. İnsanın elini ortalama günde bin kez yüzüne götürdüğü ve hava yoluyla da kapılabildiği düşünülünce, kişisel hijyenimize dikkat ederek bu virüsten korunabileceğimizi düşünmek fazla iyimser olabilir. Üstelik bu yasak, dışarıda dolaşan kişinin kendi sağlığı adına almış olduğu bir karara indirgenip, toplumda yanlış bir algı oluşturuyor. Daha önceki çalışmalar Covid-19’un taşıyıcılığı ve yayılımının ağırlıklı olarak 20-40 yaş arası, hareketliliği daha fazla olan grup (aynı zamanda işgücünde daha etken olan grup) olduğunu gösteriyor. Genç yetişkinler ve çocukların enfekte olmaları durumunda bile semptom göstermeden virüsü etrafa yayabildikleri biliniyor. Bu ise tam olarak genç yaş gruplarını virüsün yayılımı için en etkili araç haline getirip, evde etkileşime girdikleri aile üyelerini kolayca enfekte edebilmeleri demek. Virüs diyabet, kanser, astım ya da solunum rahatsızlığı olanlar için de gayet tehlikeli.

4) Üstelik bu uygulama nasıl yürütülecek? İnsanların tek tek yaş kontrolü yapılıp, kronik hastalıklarının olup olmadığını sorgulamanın karmaşaya neden olacağını tahmin etmek zor değil. Dünyanın hiçbir yerinde virüsün yayılımını yavaşlatmakta yalnızca bir yaş grubunun hareketini kısıtlayacak bu tür bir önlem alınmış değil. Üstelik herkesin kronik hastalığının olup olmadığını bildiği varsayılıyor. Sokağa çıkma kısıtlaması ne kadar geniş bir kesime -ve ne kadar çabuk- uygulanırsa, zararı da ancak o boyutta en aza çekilebilir.

“Daha ne olması gerekiyor ki?”

Covid-19 salgınının şu ana kadar en vahim tablolarla yaşandığı Çin ve İtalya’yla ilgili olarak şunları söylemek gerekli: İşi insanların apartman kapılarına kaynak vurulmasına götüren Çin, iki haftadır market ve eczane ya da doktor gibi sebepler dışında dışarı çıkana para ve hapis cezası veren İtalya bu tür katı yöntemleri laf olsun diye dayatmış değil. Bu sebepler dışında koşu ya da bisiklet sürmek için dışarıya çıkılmasına şu ana kadar izin veren İtalya, artık yarından itibaren onu da yasaklıyor. “Bir sürü insan öldü ve ölmeye devam ediyor. İnsanların bu yaşadığımız trajediyi anlayabilmesi için daha ne olması gerekiyor ki?” diye uyarıda bulunuyordu İtalya’da bir koronavirüs ekibinin sorumlusu. İki haftadır olağanüstü önlemler alınmasına ve sokağa çıkma yasağına rağmen, İtalya’da vaka sayısında gözle görülür düşüş henüz olmadı ve son iki günde yaklaşık 1500 İtalyalı hayatını kaybetti. Böyle bir uygulamanın enfekte olma ve virüsü etrafa yayma hızına pek bir etkisinin olmayacağını, 65 yaş üstü yasağını ortaya sürenler görüyor olmalı. İtalya’daki uygulamayı ve alınan önlemleri incelemeye gelen Çinli doktorlar, dün verdikleri basın toplantısında İtalya‘ya fırça çektiler. Sokak yasağı olmasına rağmen örneğin toplu taşımanın hala çalışıyor olmasının yanlışlığı eleştiriliyor ve uygulamaların yeterince sıkı olmadığından şikayet ediyorlardı.

Pandemi ve ekonomi bir arada yönetilemez

Vaka sayılarının her gün arttığı ve dünyanın topyekün savaş açtığı bu salgın ortamında, Türkiye’de insanlar hala hayatın devamı için elzem olmayan işlere gönderiliyor. Epidemiyologların söyledikleri önemli bir şey var ki, o da pandemiyle ekonominin bir arada yönetilemeyeceği. Salgın halinde bile büyük kitleleri çalışmaya zorlayan, 65 yaş üstü (ne de 65 yaş altı) vatandaşlara yukarda bahsettiğimiz sebeplerle ciddi bir koruma sağlamayacak olan bu karar, salgınla mücadele konusunda oldukça yetersiz. Bunun olağanüstü ve geri dönüşü olmayan bir durum olduğunu görmezden gelip, insanları toplumda giderek yaygınlaşan salgın durumunda işe gitmeye devam ederek kendi ve başkalarının hayatlarını riske atmaya zorlayan, işe gitmesi zorunlu kişilere yardım etmeyeceğini açıklayan yetkililer, halk sağlığından öte ekonomiyi öncelediklerini az çok gösterdiler. Yine de, virüsün yayılımını olabildiğince yavaşlatan her tür önlemin alınması için ısrarcı olmaya devam etmeliyiz. Onlarca ülke şu an tamamen insanları evlere kapatma aşamasına geldi. Yeterli önlemlerin alınması ne kadar geciktirilirse toplum sağlığı, sağlıkçılar ve sağlık sistemi bir o kadar zarara uğrayacak. Sokaktaki trafiği minimuma çekmenin geciktirdiği her gün, vakaların ve hastanede tedavi olması gereken kişi sayısının hızla artması, aynı anda tedaviye ihtiyaç duyan birçok kişinin ölümle karşılaşma riski demek. Devlet yetkililerin ekonomiyi önceleyerek salgınla baş etmeye çalışma politikasına karşı durmalıyız, burada hepimizin sağlığı ve geleceği söz konusu.