Suriye’de ne işimiz var? Deprem vergileri nerede?

“Üzerinde kara bulutlar dolaşmak” deyimini herkes bilir. Türkiye’nin üzerinde dolaşan, kara bulut değil AKP rejimi

Suriye’de ne işimiz var? Deprem vergileri nerede?

Başlık çok mu alakasız geldi? Değil oysaki. Çok sorup çok sorgulamak gereken günlerdeyiz. Biz sordukça; sorularımıza kulak verenlerin, bu karanlıktan çıkacak bir ışık arayanların olduğunu göreceğiz. Neoliberal kapitalizm ve Erdoğan faşizmi halkın üzerine çöküyor. Altında kalmamak için sorgulamalı, gerçeği açığa çıkarmalı ve değiştirmek için mücadele etmeli.

Son günlerde yeniden ülkenin en önemli gündemi Suriye savaşı. Suriye ordusunun cihatçı çetelere karşı İdlip’te yürüttüğü operasyonlarda TSK birlikleri de hedef oldu. 7’si asker biri sivil olmak üzere 8 kişi yaşamını yitirdi. Ardından “misliyle” verilen karşılıklar geldi. Erdoğan’ın gündemi yeniden savaş. Tehditler, ABD’yle yakınlaşmalar, Putin’le telefonlaşmalar… Sonuç, Suriye ordusu ilerlemeye devam ediyor ve TSK’ye bağlı askerler başka bir ülkenin topraklarında açık hedef olarak bekliyor. Neden? Cihatçı çetelerin sığındığı gözlem noktalarını korumanın Türkiye için faydası nedir? Erdoğan “Her kim ‘Türkiye’nin Suriye’de ne işi var’ diye soruyorsa bilin ki ya gafildir ya da taammüden bu ülkenin ve milletin hasmıdır” diyor. Tam tersine her yurtsever bu haklı soruları sormalıdır. TSK’nin Suriye’de işi ne? 9 yıldır, önce cihatçılara silah ve para vererek, sonra doğrudan Suriye topraklarına girerek elde etmeye çalışılan nedir? Masada oturmak, “büyük güç” olmak deniyor. Elde avuçta olan; milyonlarca sığınmacı, sınırlarımıza dayanan ve kimsenin kabul etmediği binlerce yabancı cihatçı, asker cenazeleri, kanlı çatışmalar, komşularımızla iyi ilişkiler yerine düşmanlıklar… Türkiye’nin savaş dahli arttıkça fatura daha da kabaracak.

“Üzerinde kara bulutlar dolaşmak” deyimini herkes bilir. Türkiye’nin üzerinde dolaşan, kara bulut değil AKP rejimi. Elazığ depreminde 41, Van’da çığ düşmesi sonucu 39 kişi yaşamını yitirdi. Uçak kazasında 3 kişi öldü, ağır yaralılar var. İnsanlar acılarını yaşarken sormadan edemiyor artık. Bu ölümlerin tek nedeni doğal afetler mi ya da kaza mı gerçekten? Öyle olmadığını Elazığ depreminde bir kez daha ayan beyan gördü herkes. Yan yana duran binalardan biri yıkılıp diğeri sağlam kalıyorken, İçişleri Bakanı yine bir açık kalan mikrofon kazasında “kamuoyunda algı çok iyi şu anda” diyorken, Kızılay deprem gecesi SMS ile para istiyorken “deprem öldürür” sözü epey kifayetsiz kalıyor. Elazığ depremi bildiklerimizi bir kez daha hatırlattı. Ama hatırlamak için ille de deprem olmasına, canımızın yanmasına gerek yok. Bu ülkede sorun, olanakların olmaması ya da Anadolu coğrafyasında fay hatları olması değil. Sorun olanakların ülkede yaşayanların ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmaması, gerekli önlemlerin alınmaması, halkın sırtından zenginleşenler semirirken altta ezilenlerin yeterince hesap soramaması. 99 depreminin ardından deprem için konulan ve sonra kalıcı hale getirilen deprem vergilerinin ve fonlarının nereye harcandığını, 20 yılda neden gerekli tedbirlerin alınmadığını sorunca siyaset yapmakla suçlanmak, hatta sosyal medyada terörist avına çıkılması şaşırtıcı değil artık. Madem cenazede TOKİ şov yapmak siyaset değil, ödediğin verginin hesabını sormak, önlem al demek siyaset. O halde yaşadığımız her felaketin, her eşitsizliğin, her adaletsizliğin politik olduğunu ve hesabını sormak gerektiğini sadece deprem zamanı değil her an bilmeliyiz. Hem iktidara hem de yerel yönetimlere “Deprem için ne yaptınız?” diye sormalıyız. Sorularımızın sonuç alıcı olması için mücadele etmeliyiz.

Depremi yolsuzluğa, yolsuzluğu gericileşmeye, gericileşmeyi istismara, istismarı iktidara bağlayan bir olay daha yaşandı tam bu aralıkta. Elazığ depreminin tam üstüne Kızılay’la ilgili bir haber ortaya çıktı. Zamanlaması ve Kızılay Başkanı’nın hedef haline gelmesi bu haberin iktidar içi bir çatlağın sonucu ortaya çıkmış olabileceğini düşündürüyor. Ancak asıl mesele bu değil. Şaibeli bir özelleştirme süreciyle Torunlar GYO’ya satılan Başkentgaz, 2017 yılında Kızılay’a 8 milyon dolarlık bağış yapıyor. Ancak bu bağışı, paranın 7 milyon 925 bin dolarını Ensar Vakfı’na yurt inşaatı için transfer edilmesi koşuluyla yapıyor. Ardından bu paranın ABD’de Ensar ve TÜRGEV ortaklığıyla kurulan TÜRKEN adlı bir vakfın yaptığı yurdun inşaatına gittiği söyleniyor. Torunlar GYO, Mecidiköy’deki aynı zamanda deprem toplanma alanı olan Ali Sami Yen stadının arazisine yaptığı gökdelen inşaatında 10 işçinin öldüğü ve Küçükçekmece’deki AVM arazisini AKP’li eski Küçükçekmece Belediye başkanı sayesinde alan AKP dönemi şirketlerinden. Ensar Vakfı, Karaman’daki evlerinde 45 çocuğun istismara maruz bırakıldığı, AKP ile büyüyen ve kurucuları arasında AKP’lilerin olduğu bir vakıf. Konu önce vergi kaçırmak olarak gündeme gelse ve Kızılay Başkanı Kerem Kınık “vergi kaçırmak değil, vergiden kaçınmak” diye pişkince durumu itiraf etse de asıl mesele bir kamu kuruluşunun özelleştirilmesiyle başlayan ve oradan AKP’li vakıflara “özel şartlı” bağış adıyla ulaşan para döngüsü. Asıl mesele halkın parasıyla fonlanan Ensar ve TÜRGEV gibi vakıfların özellikle eğitim alanında yaptıkları gerici faaliyetler. Bu çarkın bütün topluma gösterilmesi için Ankara’da Başkentgaz önünde eylem yapan toplumsal muhalefet izlenmesi gereken yolu gösteriyor. Doğalgaz faturaları kombinin değil halkın cebinin yanmasına neden oluyorken özelleştirilen bir gaz dağıtım şirketi milyon dolarları dinci vakıflara nasıl aktarır? Vergi kaçırmak için Kızılay’ı nasıl kullanır? Görevi “hiçbir ayrım yapmaksızın insan hayatını ve sağlığını korumak” olan Kızılay topladığı bağışları nasıl kullanmaktadır? Yapılması gereken AKP etrafında oluşan şirket-vakıf-kamu kurumu-siyasetçiler eksenli çıkar çetesini ifşa etmek ve hesap sormaktır.

Sürekli ölümlerin yaşandığı, yolsuzluk, rüşvet, nepotizm haberlerinin açığa çıktığı bir ülkede iktidar yönetebilmek için baskıya ve demagojiye sarılacaktır. Nitekim öyle de oluyor. Tayyip Erdoğan’ın yatarken bekçi düdüğü sesi duymak istediğini öğrendik Süleyman Soylu’dan. Bu nedenle bekçilere geniş yetkiler veren yasa düzenlemesi meclise geldi. Beton sesinden keyif alanların başkanının düdük sesi duymak istemesine şaşırmadık. Bizse düdük sesini olsa olsa kadın eylemlerinin şenliği içinde severiz. Yalanlarla, dinle, zorbalıkla, tehditle yönetilen halk bir an hakkını arar diye mahallelerde eğitimden geçmemiş, tek liyakat kriteri iktidara bağlılık olan zor gücü olan bekçileri çalıştırmak istiyorlar. Soylu’ya buranın “Erdoğan’ın ülkesi” olmadığını ve sokakların sahiplerinin olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Hatırlanması ve hatırlatılması gereken, bilince çıkartılması gereken, ısrarla peşinden gidilmesi gereken birçok olayın olduğu bir dönem içindeyiz. Çağın gerçek ötesi olarak tanımlandığı, gerçeklerin eğilip büküldüğü, halka, emeğe, doğaya karşı işlenen suçların üzerinin örtüldüğü bir dönem. İşçi cinayetleri oluyor, kadın cinayetleri oluyor, kamu kaynağı şirketlere aktarılıyor, kamu zarara uğratılıyor, depremlerde, sellerde insanlar ölüyor. Piyasalaşan her alanda ölümlü kazalar yaşanıyor. Haksız yere hapis cezaları, polis yol verdiği için öldürülenler, direkt polisin öldürdükleri… Peki sorumlusu kim? Sorumluluğu üstlenip koltuğunu bırakan var mı?

Ezilenler için hakikat, ekmek gibi su gibi temel bir ihtiyaç. Hem hatırlatmak için hem de değiştirmek için. Hakikatin peşinden gitmeli ve onu çıplak sesinle haykırmalı!

Sivas Katliamı’na bidonla benzin taşıyan, katliamın yönlendiricilerinden biri olan Ahmet Turan Kılıç Erdoğan tarafından affedildi.

TÜİK rakamlar düşsün diye kira, fatura ve gıdanın enflasyon hesabındaki payını azalttı.

60 ve 65 yaş üstü yurttaşların ulaşım hakkına kısıtlama getiren yasa tasarısı AKP tarafından meclise getiriliyor.

Başkentgaz halkın parasını tecavüzcü Ensar’a aktardı. 20 yıldır deprem için para toplanıyor ama gerçekçi bir önlem alınmıyor.

Suriye topraklarında olmanın bu ülkeye getireceği şey savaş, ölümler ve emperyalistlere daha çok bağımlılıktır.

İnsanların akşam haberlerinde göremediği gerçekleri iş çıkışı bir otobüs durağında, akşam bir kahvede, pazar yerinde ya da bir meydanda yüksek sesle söylemeli. Bu ülkede gerçek ortaya çıksın, eşitlik ve adalet sağlansın diye verilen mücadeleler anlatılmalı. Biliyor musunuz?… Mücadele etmek gerek, yan yana gelmek, örgütlenmek, çoğalmak gerek, hakkını aramak geleceğini istemek gerek demeli.

Hakikatin peşinde olanlar bu karanlığı aydınlatacak. Görüyoruz, ifşa ediyoruz, hesap soruyoruz, değiştireceğiz!