Kirk Douglas’ın ardından

Kirk Douglas yapımcısı ve oyuncusu olacağı Spartacus'ün senaryosunu Dalton Trumbo'nun yazmasını ister. Filmi, Stanley Kubrick yönetecektir. Spartacus'le birlikte yıllar sonra Trumbo'nun adı bir film jeneriğinde geçer. Bir Hollywood yıldızı olan Kirk Douglas elini taşın altına koymaktan çekinmemiştir. Amerikalı komünist sinemacıların üzerine çökertilen kara bulutların dağıtılmasına önayak olmuştur. Böylece ortaya yıllar boyunca yeni kuşaklara ilham vermeye devam edecek olan, sinema tarihinin en muhteşem filmlerinden biri çıkar

Kirk Douglas’ın ardından

Belarus asıllı Amerikalı aktör ve yapımcı Kirk Douglas 103 yaşında hayatını kaybetti. Uzun yaşamı boyunca birçok filme imza atan sanatçının en önemli filmi ise kuşkusuz ilk köle isyanını anlatan Spartacus (1960). Bu yazıyı da Spartacus’e ayırdım.

Önce filmin bendeki yeri ve önemiyle başlayayım. Spartacus‘ü amcam ilk defa çocukken Ceyhan’da, sinemada izliyor. Amcam filmi izlediğinde babam daha doğmamış. Babam ilkokuldayken amcam Spartacus’ten ve filmden bahsediyor babama, ileride babamın izlemesine de önayak oluyor yani. O zamanlardan beri ailemiz için anlamlı ve bizdeki yeri büyük bir film. Onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen amcama ve babama en sevdikleri filmi soracak olursanız alacağınız cevap Spartacus olur. VCD oynatıcımız olduğunda babam uzun süre filmin VCD’sini aramış ve sonunda bulmuştu. Babam sayesinde filmi ben de ilk kez çocukken izlemiş ve bir daha etkisinden çıkamayacak şekilde etkilenmiştim. Çocukluğum boyunca da açıp tekrar tekrar izledim filmi. Filmi izledikten sonra evdeki Meydan Larousse ansiklopedisinden Spartacus hakkında daha çok bilgi edinmiştim. Yıllar sonra üniversitede Abim Deniz kitabını okurken Deniz Gezmiş’in de vizyona girdiğinde Spartacus’ü izlediğini ve çok etkilendiğini öğrendim. Spartacus’ün, farklı zaman ve mekanlarda benzer güçlü duygular yaratmakla birlikte bu duyguların örgütlenmesinde de işlev kazanan büyük bir film olduğunu bir kere daha fark etmiştim.

Spartacus uzun bir film olduğu için VCD formatında 3 diske sığdırılabilmişti. 3’üncü disk Spartacus’ün köle ordusuyla Roma Ordusu arasındaki savaşla açılıyordu. Bir tarafta zırhları, miğferleri, kılıçlarıyla düzenli Roma ordusu; diğer tarafta yaşlılar, çocuklar ve kadınların da yer aldığı, doğru düzgün silahları dahi olmayan köle ordusu… Sınıf savaşının en yalın halinin görkemli canlandırması… Savaşın sonunda Roma Ordusu kazanıyor, Spartacus esir alınıyor (filmde anlatılandan farklı olarak Spartacus’ün savaş sırasında öldüğü biliniyor). Savaşın ardından savaş meydanında kölelerin üst üste düşmüş cesetlerinin gösterildiği sahneyi izlediğimde babama “Bu sahne bilgisayarla yapılmış di mi?“ diye sormuştum. Babam filmin çekildiği zamanda bilgisayar olmadığını ve bu sahnenin bilgisayar kullanılmadan yapıldığını söylediğinde çok şaşırmıştım. Bu sahnenin hemen ardından savaş sonrası esir alınmış ve zincire vurulmuş köleleri görürüz, Spartacus aralarındadır. Roma ordusu komutanı Crassus gelir ve sözcüsü aracılığıyla Spartacus’ün ölüsünün ya da dirisinin kendisine teslim edilmesi karşılığında kölelerin hayatının bağışlanacağını bildirir. Spartacus ayağa kalkıp kendini göstereceği sırada köleler önce teker teker sonra hep birlikte ayağa kalkar ve “Spartacus benim!” der. Crassus’un şaşkınlığı ve gittikçe yükselen coşkulu “Spartacus benim!” sesleri arasında Spartacus’ün kararlı bakışlarının altından süzülen bir damla yaşı görürüz. Kirk Douglas bu sahnede rol yapmamakta, adeta rolü yaşamaktadır. Cesaret, inat, hüzün, gurur ve umut başta olmak üzere çok yoğun bir duygu selini seyirciye kusursuz bir şekilde aktarır. (Bu sahne Türk sinemasında “Kara Murat benim” şeklinde taklit edilmiş ve bu taklit samimiyetsiz bir kopyadan ibaret kalmıştır.)

Spartacus’ün yapım sürecinden söz ederken filmin senaristi Dalton Trumbo’dan ayrıca söz etmek gerekir. Trumbo, İkinci Dünya Savaşı sonrası soğuk savaşın başlangıcında ABD içerisinde egemenlerin sosyalist bir devrim korkusuyla komünistliği kriminalize ettiği bir ortamda 1947’de kurulan Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nin (HUAC) radarına yakalanmış bir komünisttir. HUAC, McCarthycilik diye de anılan, komünistlere karşı girişilen cadı avının, sanatçılar ve yazarlara yönelik ayağının organizasyonunu yapmaktadır. Yüzlerce sanatçı HUAC tarafından sorgulanır. 1947’de HUAC tarafından ifadeye vermeye çağrılan Amerikan Komünist Partisi üyesi Trumbo ifade vermeyi reddeder. Bunun üzerine cezaevine atılır ve 10 ay hapis yatar. Hollywood tarafından tüm anlaşmaları feshedilir, işsiz kalır. Yıllarca senaryolarını takma isimlerle yazmaya devam eder. Trumbo Hollywood’un kara listesinde birinci sıradadır. Trumbo için bir nevi yeraltında mücadeleyle geçen yılların ardından, Kirk Douglas yapımcısı ve oyuncusu olacağı Spartacus‘ün senaryosunu Trumbo’nun yazmasını ister. Filmi, Stanley Kubrick yönetecektir. Kirk Douglas, bütün engelleme çabalarına rağmen Trumbo’nun adının filmde geçmesini sağlar. Ve Spartacus‘le birlikte yıllar sonra Trumbo’nun ad�� bir film jeneriğinde geçer. Bir Hollywood yıldızı olan Kirk Douglas elini taşın altına koymaktan çekinmemiştir. Amerikalı komünist sinemacıların üzerine çökertilen kara bulutların dağıtılmasına önayak olmuştur. Böylece ortaya yıllar boyunca yeni kuşaklara ilham vermeye devam edecek olan, sinema tarihinin en muhteşem filmlerinden biri çıkar. Hem de emperyalizmin merkezinde!

Filmin son sahnesinde çarmıha gerilmiş ve ölmek üzere olan Spartacus’ü gören eşi Varinia ona yeni doğmuş oğullarını gösterir ve şöyle der: “Bu senin oğlun. O özgür, Spartacus. Özgür! O özgür… Seni hatırlayacak Spartacus. Çünkü ona anlatacağım. Babasının kim olduğunu, hayallerini ona anlatacağım.” Varinia’nın kollarındaki bebek, filmi büyük bir coşkuyla izleyen bizlerdir, yüzlerce yıl boyunca kavganın içinde öğrenen ezilenlerdir. Bebek büyümüş ve tıpkı Varinia’nın dediği gibi Spartacus’ün hikayesini öğrenmiştir. Spartacus’ün mücadelesini sürdürmektedir.