Şam-Rojava ilişkileri nereye?

Şam yönetimi “2011 öncesine dönüş” tutumunda değişikliğe gidene kadar Kürtler çoklu dengeyi koruyarak siyasi hedeflerini muhafaza edecek. Ancak Şam- Moskova ekseninin, ABD’yle ortaklığı bitirmeleri için Kürtlere yönelik artan basıncı, ABD’yi bölgedeki tansiyonu yükselten karşı adımlar atmaya cesaretlendiriyor

Şam-Rojava ilişkileri nereye?

Libya, Doğu Akdeniz gündemi derken Suriye devlet medyası, 13 Ocak’ta Moskova’daki Libya görüşmelerinde yer alan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük ile görüştüğünü duyurdu.

Tayyip Erdoğan daha önce de Şam’la istihbaratçılar düzeyinde temasların olduğunu söylemişti. Rusların kurduğu ve taraflardan üst düzey isimlerin yer aldığı bu üçlü masa ise kamuoyuna ilk kez duyuruldu.

Görüşmenin içeriğine ilişkin taraflardan herhangi bir resmi açıklama yapılmadı ancak basına yansıyan aktarımlar hem Şam’ın hem de Ankara’nın bilinen hedeflerini yansıtıyordu.

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA, Memlük’ün Ankara’dan İdlip yükümlülüklerine uymasını ve TSK’nin Suriye topraklarından çekilmesini talep ettiğini aktardı.

Reuters’e ismi açıklanmamak şartıyla konuşan bir Türk yetkiliye göre ise görüşmede “Fırat’ın doğusunda, PKK’nin Suriye kolu olan YPG’ye karşı birlikte çalışma olasılığı” ele alındı. İki gün sonra SANA’ya açıklama yapan Suriyeli bir yetkili bu iddiayı reddetti.

13 Ocak’tan sadece iki gün sonra İdlip’e yoğun kara ve hava bombardımanının başladığı, AKP’den gelen tepkinin ise “İdlip’te ihlaller var ama ateşkes tam anlamıyla bozulmadı” minvalinde olduğu düşünüldüğünde Şam’ın aktardıklarının kabul gördüğü anlamını çıkarabiliriz. Anlaşılan AKP’nin “İdlip yükümlülüğü” olan Halep-Lazkiye (M4) ve Halep-Şam (M5) otoyolları açılana kadar cihatçı gruplara yönelik operasyonlar devam edecek.

Öte yandan “YPG’ye karşı birlikte çalışma” iddiası bugünkü şartlar göz önüne alındığında Şam açısından pek gerçekçi değil.

AKP’ye şimdiye kadar, hamiliğini üstlendiği cihatçı gruplar konusunda taviz verdiği ölçüde sahadaki adımlarına yeşil ışık yakıldı. Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonu sınırlamak için Suriye ordusu birçok kez TSK’yle karşı karşıya geldi. Dolayısıyla Türkiye’ye daha fazla alan açılmaması konusunda Şam’ın tutumu net. Rusya’nın önceliği de Fırat’ın doğusundaki tavizlerin İdlip’teki karşılığını almak. Peki hal böyle olunca Kürtler için her şey güllük gülistanlık mı oluyor?

Meselenin Şam-Rojava ilişkileri boyutunu anlamak için filmi biraz geriye saralım.

Siyasi müzakereler tıkandı

TSK ve beraberindeki cihatçı grupların Fırat’ın doğusundaki Tel Abyad-Serêkaniyê hattına yönelik operasyonu sonrası Suriye ordusu ile YPG-QSD arasında askeri bir anlaşma yapılmış, orduya bağlı sınır muhafızları bölgeye konuşlanmıştı. Rusya bu anlaşmanın siyasi müzakerelere evrilmesi için de çabalarını sıklaştırmıştı.

Geçtiğimiz yıl aralık ayı sonunda Şam-Kamışlı arası mekik dokuyan Ruslar, iddiaya göre Şam’la müzakereler konusunda Kürtlere 10 maddelik yol haritası da sundu. Suudi sermayeli Şark’ul Avsat’ın 7 Ocak tarihli haberine göre, yol haritasında Kürtlerin Suriye Anayasa Komitesi çalışmalarına katılması, Suriye hükümetinde temsil edilmesi, taraflar arasında ortak ekonomik ve askeri komitelerin kurulması gibi maddeler öne çıkıyor.

Rusların orta yolu bulma stratejisini yansıtan bu yol haritası Şam açısından fazla tavizli, Kürtler açısından yetersiz.

Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi Eş Başkan Yardımcısı Bedran Çiya Kurd, 15 Ocak’ta yaptığı açıklamada Rusya’nın diyalog için girişimleri olduğunu doğruluyor ancak Şam’ın “2011 öncesine dönüş”ü dayattığını ve bunun da çözüm getirmeyeceğini söylüyor. Bedran Çiya Kurd göre, siyasi çözüm için “bölgenin idaresi” (özerk yönetim ve kurumları) ile “savunması” (YPG-QSD) anayasal güvenceye alınmalı.

“2011 öncesine dönüş” tespiti doğru. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, geçtiğimiz yıl kasım ayındaki bir röportajında savaş öncesi şartların kalmadığını kabul etse de Kürtlerin taleplerini “ayrılıkçı fikir” olarak nitelendirerek reddediyor: “Bu fikirlerin bazıları federalizm ya da özerk Kürt hükümeti ile ilgili. Daha önce söylediğim gibi Suriye’nin kuzeydoğusu Arap bölgesidir.”

Evet, Şam yönetimi Kürtleri “yerel güç” olarak görüyor ve sorunu iç siyasi süreçlerde çözmek istiyor ancak yerel yönetimler yasasının yeniden yürürlüğe girmesi ile dilsel ve kültürel haklara dair güvenceler vermekle yetiniyor. Karşılığında da özerk yönetim ve kurumları ile YPG-QSD’nin lağvedilmesini talep ediyor.

Ayrıca görüşmelerin tıkanmasında ABD’nin bölgedeki askeri varlığı da belirleyici oluyor. Moskova-Şam ekseni de bu ortaklığı bitirmesi yönünde Kürtlere yönelik basıncını artırıyor. 17 Ocak’ta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Fırat’ın doğusundaki kamplarda tutulan militanların YPG-QSD üyeleri tarafından para karşılığı serbest bırakıldığını ve bunların Suriye’nin diğer bölgelerine kaçtıklarını öne sürdü. QSD ise bu iddiaları reddetti.

Rojava’dan yayın yapan Hawar Haber Ajansı da Suriye ordusunun Şehba bölgesindeki (Tel Rıfat ve çevresi) kontrol noktalarını artırdığını, hastaların tedavi olmak için Halep’e geçmesine izin vermediğini ve bölgede ilaç ve tıbbi malzeme ambargosu da uyguladığını öne sürdü.

Bu tip adımlar Kürtleri ABD’den uzaklaştırmaktan çok, ABD’yi bölgedeki tansiyonu yükselten karşı adımlar atmaya cesaretlendiriyor.

ABD iplerin kopmasına oynuyor

“Petrolü koruyoruz” diyen ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin enerji kaynaklarını gasp ederek Şam yönetimine, “Savaşta askeri zaferini ilan ettin ama ekonomik zafer yok” mesajı veriyor. Şam’dan beklenen ise “İran karşıtı cephe”nin beklentilerini karşılayacak bir eksen değişikliği.

Trump’ın petrol çıkışlarıyla paralel olarak Suriye’deki ABD güçleri de bölgedeki tansiyonu artıracak adımlar atmaya başladı. ABD güçleri bir hafta içinde üç kez Halep-Haseke otoyolu üzerinde devriye gezen Rus askeri polisini engelledi. Bu, Rusların Fırat’ın doğusunda artan etkisini sınırlamaya yönelik bir hamle olarak okunabilir.

ABD oyunundaki başlıca tehlikelerden bir diğeri de Suudi Arabistan ve BAE’nin Suriye’deki nüfuzunu artırmaya dönük girişimlerde bulunması. Son dönemde bu iki ülkeden yetkililerin YPG-QSD kontrolündeki bölgeleri ziyaret ettiğine dair haberler var ki Arap aşiretlerle temas kurma, özellikle petrol ve yeniden inşa konularında bölgeye yatırım yapma girişimleri Şam-Rojava ilişkilerini doğrudan olumsuz etkiliyor.

Öte yandan ABD’nin bölgedeki askeri varlığı Tayyip Erdoğan’ın da elini güçlendiriyor. Çünkü o da bu petrol oyunundan pay kapma peşinde ve bunu açıkça dile getirdi: “O petrol kuyularında bulunan petrolü gelin beraber çıkaralım, ondan sonra o terör bölgesine şu projeleri uygulayarak şu anda mülteci halinde olan bu insanları o yaptığımız evlere yerleştirelim.”

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, 7 Aralık’taki açıklamasında Kürtlere şu net mesajı vermişti: “Hiçbir zaman, ‘Sizi, 70 yıldır NATO müttefiki olan Türkiye’ye karşı savunacağız’ demedik.”

Kürtlerin işi zor ama…

Peki Kürtler tüm bu denklemde taraflar arasında salınan, bir o tarafa bir bu tarafa angaje olmuş bir politika mı izliyor?

Son günlerde Rojavalı askeri ve siyasi yetkililerden Şam’la diyalog zemininin geliştirilmesi için Moskova’nın arabuluculuğunda girişimlerin sürdüğüne dair birden fazla açıklama geldi. Yani işlerin kolay olmadığının farkındalar, ancak Şam’ın dayattığı tek taraflı koşullar karşısında kendi siyasi hedeflerini muhafaza ediyorlar.

Şam yönetimi -Moskova’nın da etkisiyle- tutumunda değişikliğe gidene kadar bu çoklu dengenin korunacağına dair en net açıklamalardan birini geçtiğimiz aylarda PKK liderlerinden Bahoz Erdal yapmıştı: “Suriye’nin Kürt ve demokrasi sorunu Suriye sınırları içinde ve Şam yönetimiyle çözülebilir. Çözümün adresi Şam’dır. Bu hem Rojava’daki halkımız hem de Suriye’deki tüm halklar için böyledir. Suriye hükümeti için çözüm yolu da Kürt halkıyla doğru bir diyalogdan geçmektedir. Suriye hükümeti Kürt fobisini aşmalıdır (…) Özerk yönetimi düşmanı olarak görmemeli, sanki uluslararası güçlere angajeymiş gibi bakmamalı (…) Rejim bu dille, bu üslupla Kürtlere yaklaşırsa Erdoğan’ın ajandasına hizmet etmiş olur. Erdoğan Suriye rejimini Kürtlere karşı kışkırtmak istiyor (…) Eğer bu ilişki Kürtlerin ve haklarının kabulü temelinde gerçekleşirse bu Suriye’nin ve hatta rejimin geleceğini garanti altına alır.”

Erdal bu sözleriyle rasyonel olanı dile getiriyor ama Suriye’de siyaset, ABD-Rusya rekabeti ve bölge halklarını bu rekabette araçsallaştıran milliyetçiliklerin basıncı altında gerçekleşiyor.