Rosa ve Karl’ın katli: Cihatçı örgütler Freikorps’a dönüşür mü?

Rosa ve Karl’ın Freikorps tarafından katledilmelerinden bu yana 101 yıl geçti ama Freikorps benzeri gruplar ya da birlikler hala dünya halkları için ciddi bir tehlike oluşturmayı sürdürüyorlar

Rosa ve Karl’ın katli: Cihatçı örgütler Freikorps’a dönüşür mü?

15 Ocak, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in bundan tam 101 yıl önce (1919) hunharca katledilmelerinin yıldönümü.

Türkiye’de daha ziyade sol-sosyalist çevrelerce bilinen ve anılan bu iki sosyalist devrimci Avrupa’da her yılın ocak ayının ikinci cumartesi günü gerçekleştirilen büyük bir konferansla (Rosa Luxemburg Konferansı, RLIC) anılıyor.

Bu konferans 1996 yılından bu yana her yıl düzenli olarak toplanıyor. Dünyada 70’ten fazla örgüt, sendika, siyasal parti tarafından destekleniyor. Berlin’de düzenlenen bu yılki anma konferansına 3000’den fazla insan katıldı.[1]

“Sosyal Reform mu Devrim mi?”

Rosa, Alman Komünist Partisi’nin öncüsü ve “Sosyal Reform mu Devrim mi”, “Sermaye Birikimi” gibi çok önemli yapıtların sahibi bir kadın devrimci ve 1919 yılında Berlin’deki sosyalist devrimin aktif örgütleyicilerinden biri.​​​​​​

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı 1914 yılında, bir yandan savaşta kendi burjuvazilerinin ve devletlerinin yanında yer alan sol-komünist partileri eleştirirken, diğer yandan da kapitalizmin yıkılmasının gerekli olduğunu ileri sürmüştü Rosa. Ona göre, sosyal gelişmenin belli bir aşamasında mevcut sosyal düzen ortadan kaldırılmalı ve yerine daha ileri bir düzen olan sosyalizm kurulmalıydı.

Rosa işçi sınıfının neden savaş karşıtı olması gerektiğini ise özetle şöyle izah ediyordu:[2] Kapitalist ekonomilerde kârın realizasyonu giderek zorlaşır. Bu nedenle de kapitalizm, kapitalist olmayan dünya ile sürekli olarak etkileşim içine girmenin yollarını aramak durumunda kalır. Dışa açık bir sistem olan kapitalizm kendi dışındaki kapitalist olmayan dünya ile bağlantı kurabildiği ölçüde gelişip serpilebilir, piyasa dışı alanları sömürgeleştirerek ayakta kalabilir.

Rosa için sömürgeleştirilecek dünya tam olarak 20. yüzyılın emperyalist sömürgelerinden oluşuyordu ve Birinci Dünya Savaşı gibi emperyalist savaşlar da böyle bir sömürgeleştirmenin ve yeniden paylaşımın temel aracıydı. Bu yüzden de bu savaşlardan sadece kapitalizm, burjuvazi fayda sağlarken, bunun bedelini savaşan ülkelerin işçi sınıfları öderdi.

Emperyalist savaşlarla doğaya karşı açılan savaşlar özde aynı

Diğer taraftan günümüz kapitalizminde insan aklının, boş zamanın, insanların ticari olmayan faaliyetleri gibi (örneğin ev işleri) işler ya da faaliyetler biçiminde kapitalist olmayan dünyada sömürgeleştirilecek çok sayıda alan mevcut. Ayrıca “gezegenin kaynakları da giderek artan biçimde sömürgeleştiriliyor.

Yani kapitalizmin bugün Rosa’nın düşündüğünden çok daha fazla potansiyel kaçış rotası mevcut. Kuşkusuz Rosa bu kaçış rampalarını o günün koşullarında göremezdi ama emperyalist savaşlar, kapitalizm ve işçi sınıfının neden savaş karşıtı olması gerektiği gibi konularındaki savları bugün de geçerliliğini koruyor.

Kapitalist düzen ve emperyalist savaş karşıtlığı cezasız kalmadı

Hem militan bir kadın eylemci, hem de sosyalist teori alanındaki katkılarıyla bir teorisyen olarak egemen sınıfları tehdit eden Rosa’nın kendisi de, yoldaşı Karl da cezasız kalamazdı. Nitekim bu iki devrimci Alman devletinin hedef tahtasındaydı.

Ancak ölümleri Freikorps adı verilen ve daha sonra Alman faşizminin kurucusu Nazi Partisi’nin askeri kolu haline gelen ve Hitler’in en yakınındaki faşist liderlerden olan Heinrich Himmler tarafından kurulan SS’lere (Schutzstaffel)  dönüşecek olan bir paramiliter grubun üyelerinin elinden oldu.[3]

Pro-faşist – Sosyal demokrat işbirliği

Cinayetleri yöneten Waldemar Pabst adlı ve Freikorps’un önemli üst düzey yöneticilerinden olan fanatik bir milliyetçiydi. Cinayetlerin onayını veren ise henüz birkaç hafta önce iktidara gelmiş olan Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Savunma Bakanı olan Gustav Noske idi. Tarih, bu ikiliyi hem Berlin’deki devrimin bastırılmasından, hem de Rosa ve Karl’ın öldürülmesinden sorumlu tutuyor.[4]

Kökeni 18.yüzyıla kadar giden Freikorps “düzensiz ama silahlı birlikler” anlamına geliyor. 1918 yılından itibaren, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik olarak ülkeye dönen askerlerle beraber ortaya çıkan böyle düzensiz ama silahlı birlikler bu isimle anılmaya başlamıştı.

Bu eski askerlerin bir kısmı sivil hayattan kopartılmış oldukları ve tekrar normal hayata uyum sağlayamadıkları için, diğerleri ise komünistlere karşı duydukları nefretten dolayı Freikorps’a katılmışlardı.

Bu noktada önemli bir ayrıntı ise bu birliklerin, yukarıda sözü edilen o zamanki Savunma Bakanı ve SPD üyesi Gustav Noske’den maddi destek almasıydı. Öyle ki Freikorps (bizzat bakanın çağrısıyla) Almanya Komünist Partisi’nin öncülü konumundaki Spartaküs Birliği’nin (Spartakusbund) başlattığı devrimi kanla bastırdı ve 15 Ocak 1919’da bu hareketin önderlerinden Karl ve Rosa’yı öldürdü. Bu birlikler ayrıca aynı yıl Bavyera Sovyet Cumhuriyeti’ne son verdi.[5]

1919 baharında Berlin’de sosyalist devrimciler yenilgiye uğratıldılar ama sosyal demokratların kurtarıcı olarak çağırdıkları Freikorps’un yol açtığı tahribat çok büyük oldu. Freikorps, Almanya kentlerinin sokaklarında terör estirmeyi sürdürdü. Sadece komünistler değil, sendikacılar, Yahudiler ve hatta sosyal demokratlar, kısaca her türden muhalif ve iktidar odaklarına göre devlet ve toplum düşmanı sayılan her kesim şiddetle ezildi.

O yıllarda bu birliklerin liderlerinden biri olan Heinrich Schultz’un şu sözleri faşist güçlerle işbirliği yapmanın ne anlama geldiğini de ortaya koyuyordu: “Suçlu birinin kaçmasına izin vermektense, çok sayıda suçsuzu öldürmek daha iyidir. Onları öldürün, sonra da size saldırdıklarını ya da kaçmaya çalıştıklarını açıklayın.” Alman devleti ile kurdukları organik bağ sayesinde bu birliklerin üyeleri korunup kollandılar, işledikleri cinayetlerden sorumlu tutulmadılar, yargılanmadılar.[6]

Tarihsel hata

Sosyalist devrime karşı kapitalizmi koruma çabası içindeki sosyal demokratların bu tutumu belki de tarihsel hatalarının en büyüklerinden birini oluşturuyor. Çünkü sadece sosyalist bir devrimi önlemekte kalmadılar, Almanya başta olmak üzere dünya halklarının başına bela olan Alman faşizminin de önünü açtılar.

Tarih kuşkusuz ki tekerrür etmez (etseydi iyi bir gelecek için mücadele etmenin anlamı kalmazdı), ancak benzer olaylar ortaya çıktığında benzer sonuçların görülmesi de beklenir.

Yani Rosa ve Karl’ın Freikorps tarafından katledilmelerinden bu yana 101 yıl geçti ama Freikorps benzeri gruplar ya da birlikler hala dünya halkları için ciddi bir tehlike oluşturmayı sürdürüyorlar.

Örneğin İran’da “Devrim Muhafızları”na bağlı paramiliter milislerden oluşan Besiç, Ukrayna uçağının düşürülmesine yönelik protestolar sonrası sokakları bast��rma işini üstlendi ve halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açtı.

Cihatçı örgütler bugünün Freikorps’u mu?

Başta Irak ve Suriye’de olmak üzere Ortadoğu’da Freikorps benzeri onlarca, yüzlerce silahlı grup mevcut. Bunlar bölge devletlerince Ortadoğu’daki iç savaşlarda kullanılıyorlar. Bunlara her türlü maddi ve askeri destek sağlanıyor. Bunlara genel olarak “Cihatçı Örgütler” deniliyor.

Sayıları onbinleri aşan ve her türlü insanlık dışı uygulamayı sergilemekten çekinmeyen bu silahlı grupların bölgede savaş bittiğinde ne yapacakları, bundan böyle hangi amaçlar için kullanılacakları hususu ise bugünden hepimizin kendine dert etmesi gereken çok önemli bir husus.

Bölgede emperyal amaçlar güden devletlerin kendi içlerindeki toplumsal hareketleri bastırmak için bu grupları 101 yıl önce Berlin’de olduğu gibi kullanmaları yüksek bir ihtimal. Çünkü içine düştükleri ekonomik ve politik krizler, gelir dağılımı adaletsizliği, işsizlik ve yoksulluk ve ekolojik krizler gibi sorunlar nedeniyle kapitalizm hegemonya kaybetmeye başladı. Neoliberal, otoriter devletler ve yönetimler çareyi daha fazla otoriterleşmekte buluyorlar.

Bu yolda tarih tekerrür ederse ve cihatçı örgütler Freikorps’a dönüşürse bu şaşırtıcı olmaz. Bunu önlemek de sosyal demokratların da aralarında yer aldığı özgürlük, demokrasi-adalet ve barış cephesine düşüyor. Umarız sosyal demokratlar bir kez daha 101 yıl öncesine benzer bir tarihi hataya düşmezler ve burjuva demokrasisinin dahi yok edildiği günümüzde özgürlük, demokrasi-adalet ve barış için kimlerle ittifak yapmaları gerektiğini bilirler ve ona göre tutum alırlar.

Dipnotlar:

[1] https://www.telesurenglish.net/news/Workers-Remember-Rosa-Luxemburg-and-Karl-Liebknechts-Legacies (12 Ocak 2020).

[2] Rosa Luxemburg, “Either Or”, https://www.marxists.org/archive/luxemburg (Nisan 1916).

[3] G. S. Graber, History of the SS, Robert Hale Limited, London, 1981, s. 5-16.

[4] Klaus Gietinger, “The Man Who Murdered Rosa Luxemburg”, Jacobin (15 Ocak 2020).

[5] https://tr.wikipedia.org/wiki/Freikorps (16 Ocak 2020). Rosa ve Karl’ı sorgulayan ve katleden Freikorps birliğinin komutanı olan Waldemar Pabst, 18 Nisan 1962 tarihli “Der Spiegel” dergisine verdiği röportajda, katliamdan önce Bakan Noske ile telefon teması kurduğunu, Noske ile SPD lideri ve Şansölye Friedrich Ebert’in onayını aldığını belirtti. Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Rosa_Luxemburg#German_Revolution_of_1918–1919.

[6] Graber, a.g.k.