Küresel ve bölgesel rekabette Libya gerçeği: Savaştan diplomasiye

Serrac’ı askeri olarak desteklemek için plan yapan Ankara, ilginç bir şekilde yine Putin’e tabi olmak zorunda kaldı. Böylelikle Ankara’nın Libya politikasını Moskova belirledi ve Ankara’nın Libya sürecine müdahil olma politikası daha başlamadan başarısız oldu

Küresel ve bölgesel rekabette Libya gerçeği: Savaştan diplomasiye

Küresel güçlerin 2011 yılında Libya’ya yönelik başlattığı askeri saldırının üzerinden 9 yıl geçti. Enerji zengini Libya bugün bütünüyle harabeye dönerken, enerji yataklarının bulunduğu bölgeler ise küresel askeri güçlerin denetiminde sorunsuz işliyor. Tıpkı Suriye’deki gibi şehirlerin önemli bir kısmı yerle bir olmuş ve nüfusun yaklaşık %30’u ülkeyi terk etmiş bulunuyor.

Bugün halen Birleşmiş Milletler tarafından resmi düzeyde tanınan ve başkent Trablus ve çevresini kontrol eden Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Sirte kendi dahil olmak üzere Libya’nın çok önemli bir kesimini kontrol eden, Trablus’u da fiilen kuşatan General Halife Hafter arasında bir savaş var. Her ne kadar bu bir iç savaş şeklinde görünse de esasen küresel ve bölgesel güçlerin desteklediği ve kendi bölgesel çıkarlarına göre yönettikleri bir savaş olduğu açıktır.

Libya’nın jeo-stratejik önemi

Birincisi, Kuzey Afrika’nın önemli bir ülkesidir. 1.775.500 kilometrekare yüz ölçümüyle Ortadoğu coğrafyasının üçüncü, dünyanın on altıncı büyük ülkesi olup topraklarının yaklaşık olarak yüzde 85’i çöllerle kaplıdır. Doğudan Mısır, güneydoğudan Sudan, güneyden Çad ve Nijer, batıdan Cezayir ve Tunus ile komşu olması ile Orta Afrika’ya kadar uzanan bölgenin denetim altına alınması bakımından ciddi bir öneme sahiptir. Bununla birlikte Akdeniz’de önemli bir jeo-stratejik rolü bulunuyor. Akdeniz sahasının güvenliği ve denetimi bakımından tarihin her döneminde önemli bir üs olarak işlevi olmuştur. Bu rolü esasen devam etmektedir.

İkincisi, ülke nüfusu yaklaşık olarak 6,5 milyondur, ayrıca ülkede 1,5 milyonun üzerinde bir göçmen nüfusu bulunuyor. Libya’daki bu düşük nüfus aynı zamanda oldukça gençtir. Nüfusun yüzde 33,4’ünü 0-14 yaş grubu oluşturuyor. 15-64 yaş grubu yüzde 62,4’ünü ve 64 üzeri nüfus ise yüzde 4,2’yi oluşturmaktadır. Nüfusun yüzde 65’i şehirlerde yaşamakta olup ortalama yaşam süresi 62 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 82’dir. Kilometrekare başına düşen insan sayısı 2,57, nüfus artış hızı yüzde 2,9’dur.

Üçüncüsü, Libya nüfusunun yaklaşık yüzde 92’si Berberi ve Araplardır. Yüzde 3’ü ise Yunan, Maltalı, İtalyan, Mısırlı, Pakistanlı, Türkiyeli, Hintli ve Tunuslulardan oluşmaktadır. Araplardan sonra en kalabalık grup Berberilerdir. Berberilerin toprakları Libya, Fas ve Cezayir tarafından işgal edilmiştir. Nüfusun geri kalanını oluşturan Kulaflılar yüzde 2, Tebular yüzde 1, Beriler yüzde 1 civarındadır. Avrupa asıllı Hıristiyanlar yüzde 0,8, yerli Yahudiler yüzde 0,5’lik bir oranı oluşturmaktadır.

Dördüncüsü, Libya’da resmi dil Arapça olmakla birlikte Berberice başta olmak üzere bazı etnik diller de konuşulmaktadır. İlkokuldan itibaren öğretilen İtalyanca ve İngilizce toplumun çok önemli bir kesimi tarafından bilinmekte ve günlük yaşamda yaygın olarak kullanılmaktadır. Devletin resmi dini İslâm’dır. Müslümanların büyük çoğunluğu ise Sünnidir. Az miktarda da Hariciyye mezhebinin bir kolu olan İbadiye mezhebi mensupları bulunmaktadır.

Beşincisi, Libya Afrika’dan Avrupa’ya akan göçlerde merkez işlevini görmektedir. Malta adası ve İtalya’ya yakınlığı nedeniyle insan kaçakçılığı limanı olarak ön plana çıkmaktadır. Avrupa Birliği için önemli bir sorun haline gelen göç dalgasının önlenmesinde Libya önemlidir. Avrupa Birliği için Libya’nın önemi enerji yataklarından sonra, Afrika’dan gelen göçlerin önlenmesinde oynayacağı roldedir.

Altıncısı, Libya çok büyük enerji yataklarına sahiptir. Yeryüzüne çıkartılmamış en geniş petrol yataklarına sahip ülkelerden biri olarak biliniyor. Şimdi daha çok ülkenin denize yakın bölgelerinde çıkartılan petrol pazarlanmaktadır. Özellikle çöl bölgesinin içlerinde tespit edilen petrol yatakları henüz işletilmiş değildir. Küresel sermayenin bu bölgeyi bütünlüklü olarak denetlemek istemesinin asıl nedeni enerji yataklarıdır. Dünya petrol üretiminde önemli bir yere sahip olan ülkede günlük petrol üretimi yaklaşık olarak 1,25 milyon varildir. Libya’nın petrol rezervlerinin yaklaşık 68 milyar varil, doğalgaz rezervlerinin ise yaklaşık 1,7 trilyon metreküp olduğu tahmin edilmektedir.

Bugün harabeye dönen Libya’nın Kaddafi dönemindeki durum nasıldı?

Kaddafi döneminde Libya’da 3000 ilkokul, 1600 genel ortaöğretim kurumu, 200 mesleki ortaöğretim kurumu, 6 üniversite, 7 yüksek okul, 2 araştırma enstitüsü ve çok sayıda meslek yüksek okulu, 70 hastane, 6630 doktor, 500 diş doktoru, 7450 hemşire vardı. Üniversite çağındaki gençlerin yüzde 20’si üniversiteye kayıt yaptırmıştı. Yaklaşık olarak her 630 kişiye bir doktor düşmekteydi.

Topraklarının ancak yüzde 10’u tarıma elverişli olan Libya’nın ekonomisi tamamen enerji kaynaklarına dayanmaktadır. 2009 yılında, 79 milyar dolar olan GSMH’nin yaklaşık olarak yüzde 80’i petrol ve doğalgaz gelirlerinden geliyor. Yani ihracatının tamamı enerji kaynaklarına dayanıyor. Kişi başına düşen GSYİH yaklaşık olarak 8 bin 800 dolar olup 2007 yılında yıllık büyüme hızlı yüzde 5,5 olarak ger��ekleşmiş. Ayrıca Libya’da 2009’da 24 milyar 500 milyon kw/saat elektrik üretilmiş. Elektrik enerjisinin tamamı termik santrallerden elde ediliyordu. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 6142 kw/saat olmuş. Yerle bir olmuş Libya’nın eski günlerine gelmesi yılları alacaktır

Libya’da vekâlet savaşı

Serrac ile Hafter arasındaki savaş doğrudan bir vekalet savaşı olarak tanımlanabilir. Nasıl ki Kaddafi’yi öldürüp ülkeyi işgal edenlerin insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi bir hedefleri olmadıysa, bugün Serrac ile Hafter arasındaki savaşında ülkenin demokratikleştirilmesiyle hiçbir ilişkisi bulunmuyor. Küresel ve bölgesel düzeydeki rekabetin bir sonucudur. Her iki taraf farklı politik güçler tarafından destekleniyor, son dönemde kullanılan moda deyimle ‘vekalet’ savaşı yürütüyor.

Başbakan Mustafa Fayiz es-Serrac’ın durumu

Başkent Trablus’u kontrol etmesi nedeniyle halen Birleşmiş Milletler tarafından resmi düzeyde tanınan es-Serrac’ın hükümet olarak kontrol ettiği bölgeler oldukça sınırlıdır. Geçen hafta Kaddafi’nin memleketi olan Sirte’nin Hafter güçleri tarafından ele geçirilmesinden sonra Akdeniz sahilinde olan başken Trablus, Humus ve Misrata ile Tunus sınırında bulunan Nalut şehirleri es-Serrac güçlerinin denetiminde bulunuyor.

Serrac, Müslüman Kardeşler başta olmak üzeri İslamcı örgütler ve eski Savunma Bakanı Osama el Cuveyli’ye bağlı güçler tarafından destekleniyor. Uluslararası alanda Birleşmiş Miletler tarafından halen resmi hükümet olarak kabul edilmesine rağmen Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri dahil olmak üzere 15 geçici üyesi dahi doğrudan destek vermiyor.  Açık destek veren ülkeler olarak Türkiye ve Katar ön plana çıkıyor. AB ülkelerinden sadece İtalya, özellikle göç kaygısı nedeniyle es-Serrac ile çalışmaya devam ediyor.

Son bir yıldır Türkiye ve Katar’ın es-Serrac hükümetine askeri destek verdiği biliniyor. Özellikle Türkiye, Libya’ya asker göndermeye ilişkin Mecliste kabul edilen tezkereden sonra hükümet düzeyinde açık pratik adımlar atmaya başladı. Türkiye’nin es-Serrac’ı desteklemesinin birkaç nedeni bulunuyor. AKP ile Müslüman Kardeşler arasındaki ilişkiler nedeniyle Serrac’ın desteklenmesini ideolojik-politik bir hamle olarak değerlendirebiliriz.

Doğu Akdeniz havzasındaki enerji rezervleri üzerinde Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, Mısır, Lübnan gibi ülkelerin katılımıyla oluşturulan ittifaka Türkiye dâhil edilmedi adeta dışlandı. Doğu Akdeniz enerji ittifakında dışlanan Ankara, Trablus hükümetiyle görüşerek kendisine göre ama uluslararası hukuk tarafından kabul görmesi mümkün olmayan yeni bir ‘kıta sahanlığı’ bölgesi belirledi. Böylelikle çıkartılacak olan doğalgazın Yunanistan üzerinden pazarlanmasını engellemeye yönelik bir hamle yapmak istedi. Bu hamlenin başarılı olmasının temel koşulu da Libya’ya asker göndermek ve savaşa doğrudan müdahil olmaktı. Ancak ortaya çıkan tablo, tersine işlemeye başladı.

Hafter’in durumu

Ülkenin nerdeyse %75’ini kontrol eden Hafter, son bir ayda hem Sirte’yi ele geçirdi hem de Trablus, Humus ve Misrata kentlerini kuşatmaya başladı. Özellikle Trablus’un uluslararası havaalanı yolunda sağladığı kontrol ile hâkimiyetini pekiştirdi. Serrac’ın, Trablus’ta bulunması nedeniyle sembolik bir tanınma dışında etki alanı önemli ölçüde sınırlanmış görünüyor. Bu bakımdan Hafter’in askeri üstünlüğü, Serrac’ın politik etki alanına ciddi bir darbe vuracaktır.

General Hafter’i kimler destekliyor? Bölgesel güçler içerisinde özellikle Mısır, S.Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkeler Hafter güçlerini çok aktif olarak destekliyor. BAE’nin birçok kez hava operasyonlarına doğrudan katıldığı, Mısır’ın sınır bölge olması nedeniyle Hafter güçlerin karada kullanılan ağır silah sevkiyatı yaptığı biliniyor.

Suriye’de çıkarları çatışan ve rekabet halinde olan Rusya, ABD, Fransa, İngiltere gibi güçler Hafter güçlerini destekliyorlar.

Rusya bir dönem her iki tarafla yakın ilişki kurarken son bir yıldır Hafter güçlerine özel destek veriyor. Rusya adına başka bölgelerde savaşan Wagner Group isimli özel şirketin askerleri Suriye’de olduğu gibi Libya’da da savaşmaya başladılar. General Hafter’in son birkaç aydır askeri üstünlüğü ele geçirmesinde Wagner askerlerinin ciddi bir etkisi olduğu biliniyor. Rusya, Hafter’i destekleyerek hem Kaddafi döneminde imzalanan enerji anlaşmalarını yenilemek hem de Akdeniz’de yeni bir askeri üs kurarak bölgesel etkinliğini arttırmayı hedefliyor.

Aslında Akdeniz’e sınırı olan Fransa’nın geçmişten beri Libya ile yakın ilişkileri bulunuyordu. Kaddafi döneminde Fransa’nın silah ticaretinde Libya özel bir yer tutuyordu. Sarkozy, Fransa’nın geleneksel Libya politikasını değiştirdi ve Kaddafi’ye yönelik ilk operasyona karar veren kişi oldu. Bu saldırının basit gibi görünen ama ciddi etki yarattığı bir nokta, Sarkozy ile Kaddafi arasındaki gizli ilişkilerin deşifre olması kaygısıydı. Kaddafi’nin Sarkozy’nin seçimleri kazanması için 50 milyon dolar gönderdiği iddiaları mahkemelerin gündemine geldi ve bu nedenle Sarkozy sorgulandı.

Macron hükümeti aşamalı olarak Fransa’nın geleneksel Libya politikasını yeniden canlandırmak istiyor. Bunun için General Hafter’i destekleme kararı aldı. Hafter’in Libya’yı hızla kontrol altına almasında Fransa’nın Çad sınır bölgesinde İslamcı örgütlere yönelik sürdürdüğü hava operasyonlarının önemli bir etkisi var. Fransa hem bazı bölgelerde kontrol ettiği enerji kaynaklarının güvenliğini sağlamak hem de radikal İslamcı örgütlerin Libya üzerindeki etkisini kırmak için Hafter’i destekleme kararı aldı.

Uzun süre Libya’daki iç savaşta aktif yer almayan, bu işi bir bakıma Fransa ve İngiltere’ye bırakan ABD’nin de General Hafter’i desteklemeye karar verdiği görülüyor. Hafter’in ABD vatandaşı olması ve uzun yıllar İngiltere’de kalmış olması, politik arka plandaki ilişkilerin karmaşıklığı bir yana onu ABD bakımından güvenilir biri kılıyor. Ayrıca Mısır, S.Arabistan ve İsrail’in Hafter’i desteklemelerinin ABD’nin tarafını etkileyecek önemli bir faktör olduğu açıktır.

Almanya, iki güç arasında doğrudan taraf olmamaya özen gösteriyor ancak taraflar arasında bir anlaşmanın sağlanması için Rusya, Fransa ve İtalya ile yoğun diplomatik temaslarını sürdürüyor. Almanya’nın öncelikli kaygısı Libya üzerinden gelebilecek yeni bir göç dalgasıdır.

Libya için diplomatik trafik

Hafter’e bağlı askeri güçlerin Trablus kapılarına dayanmasından sonra diplomatik çabalar hız kazandı. Ankara, Libya’ya asker gönderme kararı almışken, Şam’ı ziyaret eden ve Emevi Camii’ni gezen Putin, Ankara’ya geldi ve Libya’da diplomatik çözüm kararı aldığını Tayyip Erdoğan’a bildirdi. Halkın %64’ünün Libya’ya asker gönderilmesine karşı olduğuna dair yayımlanan anketlerden sonra Erdoğan, Putin ile birlikte ateşkes önerisini yaptı. Hafter, Erdoğan’ın ismini anmadan Putin’e teşekkür etti ve ateşkesi kabul etmeyen bir açıklama yaptı. Ancak Merkel-Putin görüşmesinden sonra Hafter, bu kez tersten ateşkesi memnuniyetle karşıladı. Böylelikle Ankara’yı değil Berlin-Moskova hattını dikkate aldığı mesajını vermiş oldu.

Serrac ile Hafter’i Moskova’ya davet eden Putin’in gözetiminde ve güvencesinde, savaşan iki grup arasında öncelikli olarak silahların susması için bir anlaşmanın yapılması gündemde. Putin bu konuda gerekli ısrarı ve duyarlılığı göstererek esasen AB karşısında önemli bir politik avantaj yakalamış olacak. Aynı şekilde görüşme başarısız olursa veya sonuç alınamazsa Hafter güçlerini çok daha ciddi düzeyde destekleyip Trablus’un ele geçirilmesini hızla sağlayacak adamlar atar. Serrac, Rusya’nın bu politikasının farkında olup anlaşmayı her şekilde onaylayacaktır.

Serrac’ı askeri olarak desteklemek için plan yapan Ankara, ilginç bir şekilde yine Putin’e tabi olmak zorunda kaldı. Böylelikle Ankara’nın Libya politikasını Moskova belirledi ve Ankara’nın Libya sürecine müdahil olma politikası daha başlamadan başarısız oldu denebilir. Serrac ile Hafter arasındaki anlaşma Ankara’nın değil Mısır, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın bölgesel çıkarlarıyla Rusya, ABD ve Fransa şahsında AB’nin bölgesel çıkarlarına uygun olacaktır.

Çıkarlar bölgesel politikaları öyle etkiliyor ki, Suriye’de çatışma halinde olanlar Libya’da aynı safta yer alıyor. Bunun politik ifadesi, bütün ilişkileri çıkarlar belirliyor. Çıkarların olduğu yerde hiçbir şekilde dostluklar olmaz.