Karşı mahalleye seyahat

Gülen Cemaati’nden ağzı yanan hükümet, Menzil’i üfleyerek yemediği gibi “beraber yürüttük biz bu yollarda” şarkısını söyleyen Cemaatten Sesler korosunu daha da genişletiyor

Karşı mahalleye seyahat

Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!
Neyzen Tevfik

Türkiye solu muarızlarına karşı mücadele ederken başlangıçta teorik tanımlamalara başvurmakla yetiniyordu. Marx’ın “din halkın afyonudur” sözü, Komintern’in faşizm tahlili ile idare edilen uzun yıllardan sonra düşmanın iç çelişkilerini ve çatışmalarını, gelişme dinamiklerini öğrenmeye yönelen araştırmacılar ortaya çıktı. 90’lı yıllarda Ruşen Çakır’ın cemaatlerin, Tanıl Bora ve Kemal Can’ın ülkücü hareketin içine göz atan kitapları bu alandaki öncü çalışmalar oldu. İslamcı hareketin iktidara yerleştiği ve yenilmezlik algısının oluştuğu yıllarda işin sırrını çözmek için cemaat okullarına öğrenci gibi sızan, İslamcı mahallelerde saha araştırması yapan, yerel yönetimleri, İslamcı sermayeyi, hatta İslamcı işçileri inceleyen, anlamaya çalışan araştırmalarla bu külliyat giderek büyüdü. Düşmanın zayıf noktaları, kırılganlıkları bilinmeden doğru zamanda, doğru yere vurmak mümkün olmazdı. Bu nedenle bu tür araştırmalar çok değerli, ancak Türkiye solunun bu çalışmaları ne ölçüde değerlendirebildiği meçhul.

Düşmanı tanımamıza yarayacak bir çalışma da Saygı Öztürk’ten geldi. Sözcü gazetesi yazarı, bürokraside Gülen Cemaati’nden boşalan yeri doldurmasıyla gündeme gelen Menzil tarikatını yakın çekime almış. Yazarın politik yelpazedeki konumundan kaynaklanan, sosyalistlerin katılamayacağı kimi noktalar atlandığında okunmaya değer bir çalışmanın ortaya çıktığını teslim etmek gerekir.

Semerkand oradaysa Buhara burada

Saygı Öztürk ilk olarak Menzil tarikatının kurucusunun oğlu olan Feyzeddin Erol’un yeni cemaati hakkındaki gözlemlerini aktarıyor. Kendilerine mesken tuttukları Eskişehir-Sivrihisar’a bağlı Buhara köyünün 4 şeritli yollarına, beton binalarına bakıldığında cemaatin köyde yaşadığına inanmak zor gelebilir. Seyda namıyla anılan şeyhle; Menzil tarikatının tarih öncesini, Adıyaman’a yerleşmesini, 12 Eylül dönemini, Turgut Sunalp’in yardımını, Menzil şeyhinin sürgününü, onları ziyarete gelen bakanları ve şeyhin ölümüyle oğlunun cemaatten ayrılarak Ankara-Pursaklar’da kendi külliyesini açması konuşuluyor. Tabi Menzil tarikatına eleştirileri de alıyoruz. Köydeki bütün dükkanların adının Buhara olması dikkat çekiyor. Yiyecek satılan dükkanların tabelalarında “şifa olsun” yazısı mutlaka var. En hin pazarlama stratejisinin şapka çıkaracağı bu yöntemle şifa sektöründe tüketim pompalanıyor.

Okunmuş benzin, üflenmiş lahmacun

Buhara köyündeki ex-Menzilcilerin anlatıldığı bölümden sonra sıra kitabın esas oğlanı olan Menzil tarikatını ziyarete geliyor. Holdinglerine, Tv kanallarına Semerkand adını uygun gören Menzil tarikatını ziyaret başlı başına bir sektör. Başka şehirlerden tarikatı ziyarete gidecekler, tarikatın turizm firmasıyla taşınıyor, yolculuk sırasında sadece tarikatın dinlenme tesislerinde mola veriliyor, tarikata ait akaryakıt istasyonlarından benzin alınıyor. Tarikatın sattığı benzinle daha fazla mesafe alındığı, deposuna bu benzini dolduranların trafik kazasından korunduğu, dinlenme tesislerinde satılan lahmacunun her derde deva olduğu kesin bilgi olarak yayılmış.

Tarikatın köyüne yani Menzil’e gelindiğinde “inşaat ya Resulullah” mottosunun burada da geçerli olduğu görülüyor. Karşımıza çıkan devre mülklerin fiyatları şeyhin evine yaklaştıkça artıyor.

Adıyaman Valiliği tarafından görevlendirilen 19 korucunun maaşlarının devlet tarafından ödendiği, başka köyde olmayan devlet hastanesinin bulunduğu, Kahta ve Adıyaman hastanelerine gitmek isteyenlerin bu hastaneden onay almak zorunda olduğu, tarikattan bazı kişilerin başka köylere mele olarak atanarak maaşlarının yine devlet tarafından ödendiği köy kamu-özel işbirliğinin İslami versiyonu niteliğinde.

Bitmeyen çorba efsanesi bizzat şeyh tarafından yalanlanırken, “şeyh uçmaz mürit uçurur” sözü doğrulanmış oluyor. Kitapta tarikata gittiğine pişman olanlara, alkolü bırakmak için gidip döndüğünde kaldığı yerden devam edenlere de yer verilmesi yerinde olmuş.

Kitabın başında anlatılan şeyhe suikast girişiminin iç yüzü ilerleyen sayfalarda anlatılarak yargı eliyle kumpas kurmanın Gülen cemaatine özgü olmayıp, tarikatlar tarafından imanın şartı gibi sahiplenildiği ortaya seriliyor. Mafyatik yöntemlerle komşu köyün topraklarını ele geçirmek de ayrı bir mesele. Tarikatın üstüne giden kaymakamın ayağının kaydırılması yine tanıdık gelen örneklerden.

Eskişehir’de Buhara köyü yakınlarındaki köylerde bulunan öğrencilerin tarikatın okuluna gitmek zorunda bırakılması ex-Menzilcilerin de devletle bağlantılarını göstermişti.

Şeyhle yapılan röportajda; başta Atatürk ve laikliğe bakışı olmak üzere takiye göze çarpıyor. Ürettikleri sütün AB standartlarında olması ve fondan para almalarıyla övünürken İslamcıların kapitalizme entegrasyonunun ulaştığı aşama hayrete düşürüyor. 13 bin üyeli TÜMSİAD’ın tarikata ait olduğu öğrenildiğinde tarikat görünümlü bir sermaye örgütü ile karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Uydu kent kriterlerini yakalamış, helikopter pisti bile bulunan bir yerleşim birimine köy demek ne kadar doğru, orası da tartışmalı.

FETÖ bitti, METÖ verelim

Kitapta Menzilcilerin devlet içindeki gücüne, özellikle de Recep Akdağ döneminde Sağlık Bakanlığı’ndaki kadrolaşmalarına odaklanılıyor ancak kamuoyunda sık sık dile getirilen Emniyet’teki kadrolaşmaya değinilmiyor. Mehmet Müezzinoğlu’nun Sağlık Bakanı olmasıyla başlayan tasfiye girişimi karşısında bakanı başarısız göstermek için gösterilen pasif direniş ve iş yavaşlatma İslamcıların iç çatışmalarını göstermesi bakımından çok önemli.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Menzilci olduğu iddiaları kısaca ele alınırken, Alpaslan Türkeş’in Menzil tarikatını MHP’ye bağlaması için Namık Kemal Zeybek’i görevlendirmesine daha geniş yer verilerek tarikatlara partiler tarafından gösterilen ilgiye dikkat çekiliyor.

Son olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Tarikatlar Raporu’na da özet olarak yer verilmiş. Din alanındaki en yetkili resmi kurum olan Diyanet’in bile tarikatları tehlikeli bulması “Allah’ın sopası yok” dedirtircesine laikliğin ahının nasıl çıktığını gösteriyor.

Gülen Cemaati’nden ağzı yanan hükümet, Menzil’i üfleyerek yemediği gibi “beraber yürüttük biz bu yollarda” şarkısını söyleyen Cemaatten Sesler korosunu daha da genişletiyor. Resmi Gazete’de şer’i hükümler yayımlanıyor, CB danışmanı Mehdi’nin gelişi için uygun ortam hazırladığını söylüyor, Akit, Cumhuriyet gazetesini bombalama çağrısı yapıyor, Diyanet çalıştaylar düzenliyor. Bütün bunlar bir milyon üye kaybı yaşayan Akepe’nin tabanındaki erimeyi durduramayacağını gördüğünden en yobaz kesimleri  yanında tutmaya çalışarak bu dönemi atlatmaya çalıştığına işaret ediyor. Babacan ve Davutoğlu’nun da görece seküler bir dil kullanması Akepe’yi boş kalan alana yani İslami kesime daha sıkı sarılmaya zorluyor. Türkiye solunun yapması gereken bir taraftan karşı mahallede yaşananları takip etmek, diğer taraftan bu toprakların ilerici-aydınlanmacı birikimini daha fazla sahiplenmektir.