Erdoğan’ın son oyunu ve nasıl karşı koymalı?

Erdoğan elindeki bütün kozlarla önüne gelene meydan okumaktadır ve bunu yaparken, Kanal İstanbul tamamlanmadan, yerli otomobil üretilmeden, Libya’dan zafer çıkmadan elde etmek istediği bazı sonuçlara odaklanmıştır. O da bu hamlelerle yaratılması planlanan saflaşmanın ve histerik atmosferin etkisiyle AKP içi muhalefet dahil bütün muhalefetin baskılanması, inisiyatifsizleştirilmesi ve bertaraf edilmesidir. Yani bu hamlelerle birlikte bir de saldırı planının yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir

Erdoğan’ın son oyunu ve nasıl karşı koymalı?

Kanal İstanbul dayatması, yerli otomobil şovu, Doğu Akdeniz seferine hazırlık… 2019 sona ermekteyken hepsi birden masaya sürüldü.

Hiçbiri halkın acil sorunlarına yanıt değil. Halkın sorunları daha çok çarşı pazardaki enflasyonla, o enflasyonun yanından geçmeyen asgari ücret zammıyla, işsizlikle, iflas bayrağını çeken okullarla, kadın cinayetleriyle, öğrencisine indirimli yemek vermekten vazgeçen üniversitelerle, memleketin yarısına kendi yurdunda mülteci gibi hissettiren adaletsizlikle ilgili.

100 milyar TL harcanıp da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un hesabıyla 10 bin kişiye iş sağlaması öngörülen Kanal İstanbul’un, işsiz sayısının 7 milyonu aştığı bir zamanda halkın sorunlarına derman olarak düşünülmediği ortada. Aksine, halkın cebinden çıkacak olan o 100 milyar için, AKP iktidarının üzerinde yükseldiği betoncular, hafriyatçılar ve nihayet gizlilik kararı ile kim oldukları gizlenen arsacılar ellerini ovuşturuyor.

Peki yerli otomobil? Daha fabrikası kurulmadan ön sipariş ücreti olarak 30-40 bin TL toplamaya başlamışlar. Kamu kasasından devlet dairelerine ve belediyelere bol bol sipariş verdirilecek. Türkiye’nin Avrupa ülkeleri arasında otomobil satın alma imkânı olmayanların oranı dikkate alındığında yüzde 39 ile en geride olduğu ortadayken halktan çok da bir talep beklemeyin. Sahi halk kimin umurunda? Onun için şimdilerde “aç kalırsan daha uzun yaşarsın” diye teselli haberleri hazırlıyor iktidar medyası.

Doğu Akdeniz’de bütün komşularla kavga edip muhtemel doğalgaz rezervlerinin paylaşımı konusunda masadan dışlanınca, Libya’nın düştü düşecek Müslüman Kardeşler hükümeti ile yaptığı, meşruiyeti tartışmalı anlaşmaya bel bağladı iktidar. Şimdi de o hükümet düşmesin diye sefere çıkmaya hazırlanıyor. Orada da kitleleri ikna edecek gerekçe bulmak o kadar kolay değil ki her savaşta milliyetçi-devletçi reflekslerle AKP’ye onay veren CHP ve İyi Parti de nihayet itiraz bayrağını kaldırıyor.

***

Öte yandan iktidarın başlattığı bu yeni sürecin iki yüzünü birden görmek gerekiyor. Halkın gündeminden bu kadar kopuk projelerle ortaya çıkıyor olması AKP iktidarının hem krizine hem de o kriz karşısında bulduğu çözüme işaret ediyor.

Halkın yakıcı sorunlarının siyaset gündeminde tutulması ve halkın çıkarları ile AKP’nin temsil ettiği çıkarlar arasındaki geniş açının görünür kılınması iktidarın elini zayıflatacaktır.

Öte yandan, sadece AKP’nin önümüze koyduğu bu gündemlere saplanılıp kalınırsa, bu, iktidarın ülkenin yakıcı sorunlarının üstünü örtme siyasetine hizmet edecektir. AKP’nin projelerine gerici şoven argümanlarla karşı çıkanlar tam da bunu yapmaktadır. “Kanal İstanbul’u Araplara peşkeş çekecekler” şeklindeki, Arap alerjisinden medet uman şoven itiraz, hem sorunun iktidarın temsil ettiği yağmacı sermaye grupları ile emekçi halk arasındaki bir çelişki olarak tartışılmasını engellemekte hem de iktidara kolayca inisiyatifi ele alabileceği bir pas vermektedir. Mesele Araplarsa, “yerli ve milli” paravanlar bulunarak sorun çözülür. Oysa mesele sermayenin bir kenti, doğayı, geleceğimizi, kamu kaynaklarını yağmalaması meselesidir. Mesele “Arapları” da betonu da Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kuşatma planlarını da aşmaktadır.

Marifet, Erdoğan’ın ya da onun şoven muarızlarının tarif ettiği zıtlaşmalara hapsolmadan, önümüze çıkan gündemleri, üstü örtülmek istenen sınıfsal çelişkilerle ilişkileri içinde tarif edebilmektir.

***

İşin bir diğer boyutu da iktidarın bu hamlelerinin tek tek nereye varacağının ötesinde, başlangıç itibariyle ne hedeflediğiyle ilgilidir. Kanal İstanbul projesi gerçekleşebileceği gibi gerçekleşmeyebilir de; yerli otomobil üretilebileceği gibi üretilemeyebilir de; Libya’ya sefere çıkılabilir ama zafer elde edilemeyebilir de. Açıkçası durum pek de öyle parlak görünmemekte, bu hamleler şaşkınlıkla karşılanmaktadır.

Kanal İstanbul, yerli otomobil, Doğu Akdeniz seferi… Hepsinin aynı anda masaya sürülmesi, kendinden emin bir iktidarın değil, zor durumdaki bir kumarbazın hareketlerini andırmaktadır.

ABD yaptırımları ile nihayet yüz yüze gelen, Suriye’de fetih aşamasından gerileme aşamasına geçen, ekonomide memnuniyet üretemeyen, partisi çözülmekte olan Erdoğan elindeki bütün kozlarla önüne gelene meydan okumaktadır ve kısa vadede elde edebileceği önemli sonuçlar vardır. Yani bu hamleleri yaparken, Kanal İstanbul tamamlanmadan, yerli otomobil üretilmeden, Libya’dan zafer çıkmadan elde etmek istediği bazı sonuçlara odaklanmıştır.

O da bu hamlelerle yaratılması planlanan saflaşmanın ve histerik atmosferin etkisiyle AKP içi muhalefet dahil bütün muhalefetin baskılanması, inisiyatifsizleştirilmesi ve bertaraf edilmesidir. Yani bu hamlelerle birlikte bir de saldırı planının yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu saldırı karşısında direniş de ancak halkın çıkarları ile iktidarın temsil ettiği çıkarlar arasındaki açının giderek genişlediğini gösteren bir mücadele çizgisiyle sergilenebilir.

* Bu yazı Yeni Yaşam gazetesiyle eş zamanlı olarak yayımlanmaktadır.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur