Enerji şirketlerine esir olan Avustralya siyaseti bir kıtayı nasıl yaktı?

Merkez sol iktidarın iklim değişikliğine karşı eylem içeren bir yasa tasarısının parlamentodan geçirememesi ve bunu üzerine bir liderlik krizine sürüklenerek iktidardan düşmesi… İktidara gelen sağ koalisyonun, iklim değişikliğine karşı mücadele için alınan bütün tedbirleri kaldırması ve kömür lobisinin başbakan indiren darbeleriyle daha da sağa kayması… İklim krizi uyarılarına kulağını tıkayan iktidar bütün mesaisini şirketlerin kârlılığını artırmaya odaklarken ülkenin felakete sürüklenmesi…

Enerji şirketlerine esir olan Avustralya siyaseti bir kıtayı nasıl yaktı?

Avustralya yanıyor. Yüzlerce yangın aynı anda kıtanın kırsal yerleşim alanlarını küle çeviriyor.

Sydney civarındaki yangınlar aylardır devam ediyor ve Sydney’i duman altında bırakıyor. Victoria ve Tazmanya eyaletindeki yangınlar Melbourn’ü de duman altında bıraktı son bir haftadır.

Ülkenin her tarafında kontrol dışı yangınlar var ama en büyükleri New South Wales ve Victoria’nın güney doğu bölgesinde.

Afet yetkilileri yangınların daha aylarca süreceğini söylüyor.

İklim değişikliği kendisini şiddetli bir şekilde hissettirirken, politikacılar konuyu tamamen görmezden geliyor.

Merkez sol iklim değişikliğine karşı mücadeleye girişince

2007-2013 yılları arasında merkez sol Avustralya İşçi Partisi iktidarı döneminde iklim değişikliği konusunda, sancılı bir donem sonrası bazı adımlar atıldı. İklim değişikliğine sebep olan sera etkisi yaratan gazların salınımını azaltmak için üretim ve enerji şirketlerinin doğaya saldıkları karbon oranında vergi ödemeleri yasalaştırıldı. Konut ısınması için daha az enerjiye ihtiyaç duyulmasını sağlayacak ev izolasyonu programı kapsamında, milyonlarca evin duvar ve çatılarına izolasyon malzemesi koyuldu. Temiz enerji elde etmek amaçlı olarak Temiz Enerji Kurumu oluşturuldu. Bu dönemde Avustralya İşçi Partili başbakan Kevin Rudd’un, “çağımızın ahlaki gerekliliği” diyerek hazırladığı iklim değişikliğine karşı eylem içeren yasa tasarısı parlamentodan geçmeyince, partisi tarafından darbe gibi bir operasyonla görevden alindi. Bu görevden alma, Avustralya İşçi Partisi’ni liderlik savaşına itip, ağır bedeller ödenmesine neden oldu.

Avustralya İşçi Partisi’ndeki bu iç çatışma 2013 yılında yapılan seçimlerde sağcı Avustralya Liberal Partisi ve Avustralya Ulusal Partisi koalisyonunun iktidara gelmesine sebep oldu. (Bu iki sağcı parti yarım asırdır seçimlere neredeyse tek bir partiymiş gibi birlikte giriyorlar ve genel olarak bu parti isimleri yerine koalisyon olarak anılıyorlar.)

Kömür lobisinin tutsağı olan bir sağ

Avustralya Liberal Partisi’nin sağ kanadında olan Tony Abbott, başbakan olarak görevlendirildi ve iklim değişikliği konusunda İşçi Partisi’nin attığı adımların hepsini geri çevirdi. Politik olarak silik bir figür olan Tony Abbott, başbakan olarak halkın gözünde etkisiz görülünce yine Avustralya Liberal Partisi’nden, bu defa merkeze daha yakın bir politik figür olan Malcolm Turnbull, parti içi bir darbeyle Tony Abbott’ı indirdi ve kendisi ba��bakan oldu.

Malcolm Turnbull, 2015 yılında erken secime gidip kıl payı iktidarda kalmayı başardı. Liberal Partili olmasına rağmen iklim değişikliği konusunda politikalar üretti ancak bu konuda atmaya çalıştığı her adım partisinin sağ kanadı tarafından şiddetle ve hükümeti düşürmekle tehdit edilerek reddedildi.

İklim değişikliği konusu giderek Avustralya hükümetinin eylem planları arasından çıkarıldı ve neredeyse tamamen gözardı edildi. Hatta ABD, iklim değişikliğine karşı mücadelenin çerçevesini oluşturan Paris Anlaşması’ndan çekilince, Tony Abbott “Avustralya da çekilsin” dedi.

Liberal Partili başbakan Malcolm Turnbull partisinin kömür lobisi ile ilgili ilişkileri dolayısıyla kayda değer hiçbir şey yapamamış olmasına rağmen, Liberal Parti’nin sağ kanadı için fazla merkeze yakın bulundu ve kömür lobisi için bir tehdit olarak görüldü. Kömür şirketleriyle çok yakın ve doğrudan ilişkileri olan Avustralya Liberal Partisi, Malcolm Turnbull’u 2018 yılında başbakanlıktan aldı.

Malcolm Turnbull, Avustralya Liberal Partisi’nin kömür lobisiyle olan bağlarından bahsetmedi ancak Singapur’da bir işadamı olan oğlu Alex Turnbull, babası Malcolm Turnbull’un görevden alınması üzerine, Avustralya Liberal Partisi’nin köm��r lobisi tarafından tutsak edilmiş olduğunu açıkça gösteren videolar yayınladı.

Malcolm Turnbull’un yerine yine Avustralya Liberal Partisi’nden Scott Morrison geldi.

Scott Morrisson, 2017 yılında meclise bir parça kömür getirip “bundan korkmanıza gerek yok” diyerek insanları şaşırtacak düzeyde kömür lobisine bağlı olduğunu göstermiş, lobi temsilcisi politik bir figürdü.

Bu skandallarla dolu ve iklim değişikliği konusunda tamamen eylemsiz kalan koalisyon iktidarının mayıs ayında yapılacak seçimlerde iktidarı kaybedeceğine kesin gözü ile bakılmasına rağmen, merkez sol Avustralya İşçi Partisi ve onun kimse tarafından sevilmeyen lideri Bill Shorten, yeniden Avustralya Liberal Partili Scott Morrisson’ın başbakanlık koltuğuna oturmasını sağladı.

Doğaya ve emekçilere karşı zenginleri koruyan bir iktidar

Yeni hükümet, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda eylemsizlik politikasına devam etmesine rağmen, bu konuda yapılan eleştirilere, Paris Anlaşması kapsamında belirlenen hedefleri tutturuyoruz açıklamalarıyla karşılık vererek, eylemsizlik politikasını doğrudan inkârla devam ettirmektedir.

Hükümeti iklim değişikliği konusunda uyaran bilim insanlarının ve eski afet yöneticilerinin imzaladıkları ortak mektuplar, sol, sosyalist, anarşist, vegan ve hayvan hakları savunucularının desteği ile gerçekleştirilen büyük öğrenci kitlelerinin iklim değişikliğine karşı yaptıkları kitlesel okul boykotları tamamen görmezden geliniyor. Başbakan Scott Morrisson, eylemcileri iklim değişikliği konusunda gençleri yersiz yere endişeye düşürmekle suçluyor.

Paris Anlaşması kararlarına uyduğunu söyleyen Avustralya hükümeti bir yandan vergi indirimleri yöntemiyle fosil yakıt şirketlerine yılda 30 milyar dolar destekte bulunuyor. Yüksek gelire sahip insanların sorun yaşamadan vergi kaçırabilecekleri sayısız fırsat yasaları çıkarıyor. Bu durumu “Trickle Down” (Damla Etkisi) ekonomi teorisinin (şirketlere / zenginlere verilen ayrıcalıkların, toplumun ekonomik olarak dezavantajlı olan kesimlerine de damlayarak sızacağı yönünde liberal teori) bir gereği olarak açıklayan hükümeti, bazı sivil toplum kuruluşları “zengin diktatoryası” gibi davranmakla, aslında Avustralya’da yürüttükleri ekonomik yaklaşımın “Trickle Up” (devletin vergi yasaları eliyle yoksuldan alıp zengine vermesi) olduğu yönünde eleştirmektedir.

Çevre ve iklim değişikliği konusunda tamamıyla duyarsız olan hükümet, aynı yaklaşımı emeğin haklarında da sürdürüyor. Emekçi kesimler lehine herhangi bir tasarının Avustralya parlamentosundan geçmesi neredeyse imkânsız.

Bir iş kazası sonucunda yaralanma ya da ölüm gerçekleşmedikçe şirketlere denetim memurları gönderilmiyor.

İşçi sendikalarına çeşitli gerekçelerle milyonlarca dolarlık cezalar kesilebiliyorken, işçilerin emeklilik ücretlerini yatırmayan veya sorumsuz davranışları nedeniyle çevreye zarar veren şirketlere sembolik cezalar veriliyor. Örneğin çevreyi aşırı kirlettiği tespit edilen ve çeşitli tartışmalara sebep olan bir geri dönüşüm şirketine çevreyi kirletmekten sadece 8000 dolar ceza verildi.

Neoliberal bir yangın

Scott Morrisson liderliğindeki koalisyon hükümeti aylardır, çok basit evrak hatalarından veya sendika yetkililerinin iş güvenliği koşullarını kontrol etmeleri için yaptıkları izinsiz şantiye ziyaretlerinden dolayı, sendikaları kapatmalarını mümkün kılacak yasaları parlamentodan geçirmeye çalışıyor. Konu bankaların yasalara aykırılığına geldiğinde, ayni başbakan “o şirket yönetimini ilgilendirir” gibi açıklamalarda bulunuyor.

Avustralya’da 7 yıldır özellikle kırsal bölgeler kuraklık altında. Bilim insanları kuraklıkların ve yangınların insan aktivitelerinden kaynaklanan küresel ısınmanın sonucu olduğunu söylüyor. Şu ana kadar meydana gelen yangınlarda 30 kişi hayatını kaybetti. 3000 civarında bina kül oldu. Hayvan ölümleri ise en trajik ve korkunç tabloyu oluşturuyor. 500 milyondan fazla hayvan hayatını kaybetti ve yangınlar devam ediyor.

Sonuç olarak, Avustralya neoliberal sağcı bir hükümet tarafından teslim alınmış durumda. Başta kömür şirketleri olmak üzere büyük sermaye gruplarının kârları uğruna, geniş bir habitatın yanarak yok olmasına, milyonlarca hayvanın ölmesine, emekçi kesimlerin yoksullaştırılmasına göz yumuluyor.

Ocak 2020, Melbourne