Demirören Plaza’nın afişli direnişçisi Timur Soykan: “Medya patronlarının sendika alerjisinin nedeni gazetecilerin yasal hakları”

Medya plazalarda sendikal örgütlenmenin bir hayal olmadığının Hürriyet’te görüldüğünü belirten Soykan, “Bunu başarmak için tüm çalışanların aynı anda, bir dakika içinde e-devletten sendikaya üye olması bile yeterli. Neden olmasın?” diyor

Demirören Plaza’nın afişli direnişçisi Timur Soykan: “Medya patronlarının sendika alerjisinin nedeni gazetecilerin yasal hakları”

Demirören Plaza’da ya da sosyal medyada gezinirken, gazeteci Timur Soykan’ın, gazetecileri sendikal örgütlenmeye çağıran renkli afişlerine rastlayabilirsiniz. Soykan bir süredir inatla bu afişleri panoya asıyor, sendikasızlığın gazetecilerin yasal haklarının gaspına, düşük ücretlere ve ağır çalışma koşullarına yol açtığına dikkat çekiyor. İşveren bu afişleri akşam indirtiyor, Soykan sabah yenisini asıyor. Bu tek kişilik afişli direniş, Hürriyet gazetesinde işverenin sendikal örgütlenmeyi kırmak için başlattığı işten çıkarma saldırısına bir yanıt aynı zamanda. Soykan, Sendika.Org’un bu afişli direniş ve gazetecilerin sendikal örgütlenmesi üzerine sorularını yanıtladı. Medya plazalarda sendikal örgütlenmenin bir hayal olmadığının Hürriyet’te görüldüğünü belirten Soykan, “Bunu başarmak için tüm çalışanların aynı anda, bir dakika içinde e-devletten sendikaya üye olması bile yeterli. Neden olmasın?” diyor.

Demirören Medya’da hemen hepsi sendikal örgütlenme içinde olan 45 gazetecinin işten çıkarılmasının üzerinden yaklaşık üç ay geçti. Bu sürede özetle neler yaşandı?

Büyük bir hukuksuzluk ve haksızlık yaşandı. Hürriyet gazetesindeki arkadaşlar, sendikanın yetki alabileceği üye sayısına ulaşmışlardı. Ancak işveren nasıl olduğunu bilmediğimiz bir biçimde bunu öğrendi ve sendika üyesi 42 gazeteciyi işten çıkardı. Üstelik bunu daha önce görülmemiş bir biçimde evlere tebligat göndererek yaptı. Tebligat gönderilenler arasında doğum yapmak üzere olan, ağır hastalığıyla hastanede mücadele edenler vardı.

Sendikanın açıklamasına göre; işveren, sendikanın yetki alamaması için önce 100 sonra 200 kişiyi işe alınmış gibi göstererek yeterli üye çoğunluğuna ulaşılamadığını iddia etti. İşveren şirket ile gazetecilerin davalık olmadan önceki arabuluculuk görüşmelerine avukat göndermedi ve sürekli oyaladı. Şu an davalar açıldı. İşveren bununla da yetinmeyerek tazminatları ödemedi. Tazminat çalışanın birikmiş parasıdır, hakkıdır. Yani tazminatı ödememenin bir kişinin cebinden para çalmaktan farkı yoktur. Şöyle düşünün kirada oturuyorsunuz, çocuklarınız var, maaşınızdan başka geçim kaynağınız yok. İşsiz kalırsanız ‘Bir süre tazminat ile idare ederim’ diye düşünürsünüz. Ama bu hak gasp edildi ve aynı verdiğim örnekteki durumda arkadaşlarımız var. 25-30 yıllık emeğinin birikimini alamayan arkadaşlar var. İşveren çalışanın kendisine ait parasını alması için ‘Dava açın’ diyor.

Bu aynı zamanda halen çalışmaya devam edenler için büyük bir haksızlık kapısının açılması anlamına geliyor. Demirören Medya’da çalışanlar artık tazminatını alabileceğinden emin değil. Herkes en basit hakları için yıllarca dava ile uğraşmak zorunda kalabileceğini biliyor.

“Patron gazetecinin yasal haklarından ne kadar kısarsa cebine kalıyor”

Büyük medya patronlarının sendika alerjisinin arkasında ne yatıyor?

Ben 20 yıldır ‘ana akım medya’da çalışıyorum. Bunun büyük kısmında da sendikalıydım. Ancak hiç sendikanın yetkili olduğu bir dönem görmedim, hiç toplu sözleşmeden faydalanmadım. 1990’ların başında gazetecilik yapan ve sendikanın toplu sözleşme yaptığına tanık olan meslektaşlarımız o dönemlerin koşullarını anlatır ve biz halen ağzımız açık dinleriz. Şimdi genç gazeteciler daha da şaşırıyor. Zam oranları için pazarlıklar, ikramiye, haftada iki gün izin, 7 saatten uzun çalışanlara mesai, bayram gazetesi… Daha nice haklar.

Medya patronlarının sendika alerjisinin nedeni bu yasal haklar. Bu haklardan ne kadar kısarlarsa ceplerine kalıyor. İşte bu nedenle Aydın Doğan, sendikayı yok etmeye başlıyor. Tanık olmadım ama dinlediğim kadarıyla; gazetecilere ‘Ya atılacaksın ya da sendikadan istifa edeceksin’ baskısı yapılıyor. Sendikadan istifa etme karşılığında maaşlara zam yapılıyor. Kısa süre içinde maaşlardaki o zamlar erirken hakkını savunacak bir örgütlenme kalmıyor. Hatta geleceğin gazetecilerinin hakkı da satılmış oluyor. Tabii pek çok yönetici de patronun aslında suç olan bu uygulamasına hizmet ediyor.

Bundan sonra sendika olmadığı için mesleğe yeni başlayanlar yıllarca kadrosuz, sigortasız çalıştırıldı. 3 yıl kadrosu yapılmayanlar oldu. Uzun yıllar maaşların yarısı telif gösterildi. Mesai ödenmedi. Yani ‘Kör ölür badem gözlü olur’ derler ya… Öyle olmasın. Evet medyada hiçbir noktada iyi yere gitmedi ama eskiden de çalışanlar için çok kötüydü.

“Medya grubu Demirören’e geçtiğinde daha da kötüye gitti”

İşin garip yanı; Aydın Doğan, Demirören’e medya grubunu sattıktan sonra vedaya geldiğinde çok sayıda ağlayan çalışan vardı. Hakları yıllarca yenilmiş çalışanlar…

Medya grubu Demirören’e geçtiğinde daha da kötüye gitti. Yine işveren, işten atmakla tehdit ederek gazetecilerin sendikaya üye olmasını engelliyor. Çünkü sendika olması halinde aklına estikçe çalışanları işten çıkartamayacağını, yüzde 25 enflasyonda yüzde 5 zam yapamayacağını, binlerce çalışanın bulunduğu işyerinde kreş kurmak zorunda kalacağını, fazla mesai ödemesi gerekeceğini biliyor. Aynı haksızlıkların üzerine tazminatlara el konulması eklendi. Aydın Doğan en azından tazminatı ödüyordu.

En önemli noktalardan biri ise şüphesiz sansür. Aydın Doğan döneminde de var olan sansür katlanarak arttı. Hatta ‘ana akım medya’yı, ‘ana akım’ olmaktan çıkarmış, yayın organına dönüştürmüş noktada. İşi; halka doğru bilgiyi ulaştırmak olan gazeteciler için bu büyük bir azap. Bir sendikal örgütlenme olsa mesleğimiz böyle bir noktaya bu kadar kolay savrulmazdı. Hepimiz halktan gerçeğin saklandığı bu suça ortak olmazdık.

Plazalarda gazetecilerin başarılı bir sendikal örgütlenme yürütmesi uzak bir hayal mi?

Bir hayal değil. İşten atılan Hürriyet’teki arkadaşlarımız aslında bunu başardı. Ancak hukuksuzlukla işten atıldılar ve gazetenin tüm çalışanlarının bu hakkı elinden alındı. Bunu başarmak için tüm çalışanların aynı anda, bir dakika içinde e-devletten sendikaya üye olması bile yeterli. Neden olmasın?

“Kalemimizin ucunun kırıldığı günlerdeyiz”

Sosyal Medya’dan takip edenler Timur Soykan’ın tek kişilik direnişini izliyor ve merak ediyor. Bu süreçte gazetecilerin ve patronun tepkisi ne? Neden tek kişilik direniş? Nereye kadar?

Buna ne kadar direniş denilebilir, bilmiyorum. Ben sadece afiş asıyorum, onlar indiriyor, ben tekrar asıyorum. Yemekhanenin olduğu kattaki afişleri hemen, diğer katlardaki afişleri akşam indiriyorlar.

Zaten var olan sansür nedeniyle büyük ölçüde mesleğimizi yapamadığımız, kalemimizin ucunun kırıldığı günlerdeyiz. Tazminatımı verdikten sonra işten çıkartmaları benim için uzun süredir hiç sorun değil. Ancak herkesin koşulları farklı. İşsiz kalmayı göze alamayacak birine ‘Neden?’ diye sorma hakkını kendimde bulamam. Bu nedenle kimseye ‘Gel beraber yapalım’ demiyorum. Afişi asıyorum, isteyen görüp gelir, sendikalı olur. Aynı zamanda çalışanlar olarak haklarımızı, sendika olursa meslek hayatımızın nasıl güzelleşeceğini göstermek istiyorum. Pek çok çalışma arkadaşımız da destekliyor, bunu ifade ediyorlar. Ancak sendikalı olduğu için onlarca kişinin işten atıldığı bir süreç yaşadığımızı ve artık bu arkadaşlarımızın gazetede bulunmadığını unutmamak gerek.

Tabii afişlerin bir amacı da işverene mesaj vermek. İşverenden şimdiye afişleri indirmek dışında gelen bir tepki yok. Aslında afişleri indirerek yasalarca güvence altına alınmış sendikal faaliyet hakkına müdahale ediyorlar. Yani suç işliyorlar. Ben de hakkım olan faaliyete devam edeceğim.

Şu an bulunduğun konumdan bakınca, biraz çuvaldızı da batıralım desek, basın emekçilerine ve sendikalara ne dersin?

Bu tam olarak ‘Terzi kendi söküğünü dikemez’ durumu. Mesleğinin gereği; ülkedeki insanların haklarını korumak, bunu kamuoyuna duyurmak olan gazeteciler kendi haklarını uzun yıllardır aramadı. Geçmişe bakınca kendime çok kızıyorum. Yıllarca ya işten atılma korkusuyla ya da önemsemeyerek bu koşulların oluşmasına izin verdik. Sadece berbat çalışma koşullarına mahkûm olmadık, halkın haber alma ve haber olma hakkını da savunamadık.

Ama bu istibdat günleri bitecek ve yeni bir medya oluşuyor, oluşacak. Geçmişi, bugünleri, hatalarımızı unutmamak gerek…