8 yaşındaki kızını istismar eden babayı serbest bıraktılar: Deniz Feneri Derneği, OHAL KHK’si…

8 yaşındaki kızını istismar eden baba, hakkında yürütülen yargı süreci sonunda yalnızca 4 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Sulh Ceza Hakimliği olumsuz karar verirse dava düşecek

8 yaşındaki kızını istismar eden babayı serbest bıraktılar: Deniz Feneri Derneği, OHAL KHK’si…

Ankara’da 8 yaşındaki kızını istismar eden baba, skandallarla dolu bir yargı süreciyle önce tutuklu olarak dahi yargılanmadığı davadan 50 yıl hapis cezası aldı, ardından 4 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı.

Dava sürecini, T24 yazarı Gökçer Tahincioğlu yazdı. Tahincioğlu’nun yazısına göre 8 yaşındaki kızını istismar eden baba, yıllar süren yargı süreci boyunca tutuklanmadı. Babanın avukatlığını Deniz Feneri Derneği’nin bir yöneticisi üstlendi. Yargı süreci sonunda 50 yıl hapse mahkum edilen baba, 2017’de çıkarılan bir OHAL KHK’sine dayanılarak serbest bırakıldı. Dava hakkında Sulh Ceza Hakimliği karar verecek. Eğer karar olumsuz olursa, dava düşecek.

T24 yazarı Gökçer Tahincioğlu’nun “8 yaşında yaşadığı istismarı çizdiği mektuplarla anlattı: Yardım çığlığı ve duymayanlar” başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

Bu resim, 2007 doğumlu bir kız çocuğu tarafından henüz 8 yaşındayken çizildi.

Resimde siz sadece “hayır” diyen küçük bir kız çocuğunu görüyorsunuz.

Resmin kalan kısmında ise küçük kızın çizdiği babası var. Küçük kız, babasının hangi teklifine “hayır” diye bağırarak yanıt verdiğini de ayrıntılı biçimde çizmiş.

Küçük kızın diğer çizimleri de resmin kalan kısmı gibi ve yayımlanabilir nitelikte değil. Kızın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın atadığı psikiyatriste çizdiği resimli mektuplar, o yaşta bir çocuğun bilemeyeceği cinsel içerikli detaylarla dolu.

Her resimde, babasının istismarına uğrayan küçük bir kız ve babasının yaptığı eylemler çocukça çizimlerle ama dehşet bir yalınlıkta anlatılıyor. Küçük kız, çizdiği resimdeki babayı, karikatür balonları ile konuşturuyor. Resimlerin her birinde baba, bir çocuğun bilmesi mümkün olmayan kelimelerle konuşuyor. Baba olarak çizilen kişinin yaptıkları karikatür balonlarında açıkça aktarılıyor.

Küçük kızın balonlara yazdığı konuşmalar ürkütücü ama çizimler çok daha ürkütücü. Baba olarak resmedilen kişinin çıplaklığı, kızına “Anneni öldürürüm” diyerek neler yaptığı, kayıtsız kalınamayacak bir dehşeti içeriyor.

Annesinin verdiği hukuk mücadelesi sayesinde babasını görmekten kurtulan bu kız çocuğu, şimdi yine babası ile görüştürülme riski ile karşı karşıya…

Anlaşılmaz bir dava süreci, arkasında başka güçlerin olduğu kuşkusu yaratan tartışmalı hukuki süreç nedeniyle 7 yaşından bu yana antidepresanlarla ayakta durabilen bir kız çocuğunun ve kardeşini koruyamadığı düşüncesiyle benzer semptomlar gösteren abisinin geleceği tehdit altında.

Peki ama bu çocuklar neden korunamıyor, bu davanın arkasında kim var?

* * *

Soruların yanıtları çok da belirsiz değil. Dava süreçlerini iyi izlediğinizde yanıt bulmak mümkün…

Davada dikkati çeken bir yön daha var.

Deniz Feneri Derneği’nin bazı yöneticileri davayla çok ilgili… Bir yönetici babanın avukatlığını üstlenecek kadar yakından ilgili.

Bütün sanıkların savunma hakkı elbette vardır ve avukatların da bu sanıkları savunma hakları bulunuyor.

Ancak amacı ‘insani yardım’ olarak açıklanan derneğin yöneticiliğini yaparken, çocuğa yönelik cinsel istismar davasında, üstelik sanık babanın avukatlığının yapılabilmesi etik açıdan kolay anlaşılır değil. Davada olup bitenler ise hiç anlaşılır değil.

* * *

Bu tartışmalı dava, 50 yıl hapse mahkum edilen babanın 3 yılı aşkın süre devam eden yargılama boyunca hiç tutuklanmaması, hükümden sonra tutuklanması ve sadece 4 ay sonra rekor bir hızda davaya bakan istinaf mahkemesinin kararıyla serbest kalmasıyla gündeme geldi.

50 yıl ceza alan baba hakkındaki yargılama, dosyaları neredeyse 1 yılda görüşebilen istinaf mahkemesinin sadece 2 ayda verdiği kararla durdu. Baba da bu sayede tahliye oldu.

Zaten bu kararlar verilene kadar da küçük kızın yaşamadığı kalmadı.

Anne A.Ş., 2014’te, mühendis eşi C.Ö.K.’den anlaşmalı olarak boşandı. İki çocuğun velayeti annede kaldı ve babalara da çocukları görme hakkı verildi. Aynı yıl temmuz ayında çocuklar 1 ay babalarının yanında kaldı. Döndüklerinde A.Ş., küçük kızının bedenindeki morlukları fark etti. Güçlükle konuşan çocuk, o güne kadar yaşadıklarını babasının, “Anneni öldürürüm” tehdidi nedeniyle anlatmadığını söyleyerek, dehşeti anlatmaya başladı.

Anne, hemen suç duyurusunda bulundu. Ama bu işlerin öyle kolay olmadığını görecekti.

7 Ağustos 2014 tarihli ilk soruşturma, kanıt yetersizliğinden hemen kapatıldı. Ardından İstanbul’da suç duyurusunda bulunuldu. Kız burada yaşadıklarını anlattı ama İstanbul Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Gerekçe, yine delil yetersizliğiydi. Bu karara yapılan itirazı ise İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği reddetti.

Daha o dönemde, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, çocuğun babası tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığını açık bir biçimde ortaya koyan, baba ile ilişki kurmasının uygun olmadığını bildiren bir rapor hazırlamıştı.

Anne, bu raporla, yeniden Ankara Başsavcılığı’na başvurdu. Savcılık, yetkisizlik kararı vererek babanın bulunduğu İstanbul’a gönderdi dosyayı. İstanbul Başsavcılığı ise “Daha önce de başvuru yapmışsınız, mükerrer suçlama, kovuşturmaya yer yok” kararı vererek dosyayı yeniden kapattı. Bu karara yapılan itirazı da İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği reddetti.

* * *

Anne, hukuki süreçlerin garip işlediğini fark etmişti. Çalmadık kapı bırakmadı. Avukatlara gitti, derneklere, bakanlıklara, Hakimler Savcılar Kurulu’na… Her yere yazdı Cumhurbaşkanlığı’na, Emine Erdoğan’a, bakanlara…

Nihayet Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı dosya ile ilgilenmeye başladı. Bakanlığa bağlı rehabilitasyon merkezi ve Yenimahalle Devlet Hastanesi Çocuk İzlem Merkezi de bu süreçte çocuğun cinsel istismara maruz bırakıldığına dair kuvvetli şüphe olduğu, çocuğun babayla görüştürülmesinin uygun olmayacağı yönünde rapor hazırladı.

Anne, yeni raporlarla üçüncü kez Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaptı. Yine yetkisizlik verildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da yeni raporlara rağmen yeniden “Kaydınız mükerrer, kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. İtiraz yeniden İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi.

Yargıtay’a, Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidildi ama hiçbir başvurudan sonuç alınamadı.

2 yıl sonunda Adalet Bakanlığı’nın “Kanun yararına bozma” kararı vermesiyle İstanbul Başsavcılığı nihayet baba hakkında iddianame hazırladı.

Küçük kız, defalarca ifade vermek zorunda kaldı, yaşadığı psikolojik sorunlara rağmen mahkeme heyetine de ifade verdi.

Yargılama tam 3 yıl sürdü. Bu süreçte, baba C.Ö.K., hiç tutuklanmadı. Anne ve avukatı Tülay Bekar’ın hukuki girişimleri hep devam etti. 2014’te ayrı bir başvuru yaparak, babanın kızı görmesine yasak konulması sağlanabildi. Yargılama süresince kızın tek güvencesi de bu oldu.

* * *

Nihayet, 10 Temmuz 2019’da karar çıktı. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi, zincirleme cinsel istismar suçundan babaya, 60 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, indirim yaparak cezayı 50 yıl 7 ay 15 gün olarak belirledi. Hapis cezası 30 yıldan fazla olamayacağı gerekçesiyle de nihai ceza 30 yıl olarak belirlendi.

Tam 5 yıl boyunca elini kolunu sallayarak savcılıklara, mahkemelere gelen, eski eşini suçlayan, konuyu gündeme getiren herkesle ilgili suç duyurularında bulunan baba, nihayet hükümle tutuklandı.

Ancak nedense baba için hukuki süreçler, 5 yılı bulan hukuki süreçlerden çok hızlı işlemeye başladı.

Karardan sadece iki ay sonra, bir dosyayı neredeyse bir yılda karara bağlayan istinaf mahkemesinden çarpıcı bir karar çıktı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesi, rekor hızda verdiği kararda, şaşırtıcı bir yoruma da imza atarak yargılamayı durdurdu.

İstinaf mahkemesi, 31 Ekim tarihli kararında 2017’de KHK ile yapılan bir değişikliği işaret etti. Bu değişikliğe göre, daha önce takipsizlikle kapatılan dosyalarla ilgili dava açılabilmesi için sulh ceza hakimliğinden onay alınması gerekiyordu. İstinaf, bu izin alınmadığından yargılamanın durmasına hükmetti. Üstelik, karara, ‘kesin nitelikte’ şerhi düşerek. Yargıtay yolunu da kapatarak…

Oysa dava 2017’den önce açılmıştı ve açıldığı dönemde sulh ceza hakimliğinden izin alınması şartı yoktu. Görevli mahkeme de yargılama sürerken izin alma gereği duymamıştı.

Baba, 22 Kasım’da tahliye edildi. 50 yıl ceza almış sadece 4 ay tutuklu kalmıştı.

* * *

Hem Aile Bakanlığı hem de anne, sulh ceza hakimliğine gerekli yargılama izninin verilmesi için geçtiğimiz günlerde başvuru yaptı.

Bu başvuru kritik…

Başvuruda küçük kızın çizdiği resimler, kaleme aldığı mektuplar anımsatılıyor. Bu resim ve mektupların kızın elinden çıktığına yönelik Adli Tıp raporları vurgulanıyor ve yargılama izni verilmesi isteniyor.

Sulh Ceza Hakimliği bu izni vermezse dava düşecek.

Travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı Adli Tıp raporuyla belgelenen kız için benzer sorunlu süreç o zaman başlayacak.

Zira bu durumda babanın, çocuklarla yeniden görüşme hakkı da doğacak. Sadece adalet mücadelesinin kaybedilmesi değil, henüz 12 yaşındaki çocuğun hayatının kalan bölümü de söz konusu…

Anne, Cumhurbaşkanlığı’ndan Adalet Bakanlığı’na kadar her kapıyı hâlâ çalıyor. Her kapıdan aynı yanıtı alıyor: “Yargılama süreci var. Karışamayız…”

Oysa başkalarının karışabildiğinden çok emin. İstediği de kimsenin karışmaması zaten.

Bütün uzman kurumların kızın kaleminden çıktığı yönünde rapor verdiği, bir çocuğun yaşamadan böyle çizimler yapamayacağı sonucuna vardığı resimli mektupların tarihi mi?

2015.

Delil yetersizliği nedeniyle davanın bir türlü açılamamasından çok önce…

Gören kimsenin kayıtsız kalamayacağı, en azından uzman görüşü isteyeceği resimli mektuplarla ilgili bir araştırma bile yapılma gereği görülmeden takipsizlik kararları verilmiş o tarihlerde.

Ve şimdi, 5 yıllık adalet mücadelesinin sonunda sulh ceza hakimliğinin kararı belirleyici olacak.

Karar olumlu yönde olsa bile küçük kızı yine mahkemeler, vermesi gereken ifadeler bekliyor. Ancak buna bile razı hale gelinmiş durumda.

Gökkuşağı, güneş, bulutlar çizmesi gerekirken bakılamayacak resimler çizen çocuğun kalemi, memleketin halini de özetliyor.

Bolca slogan, varmış gibi görüntü veren kurumlar, yok olduğu belirgin adalet…

Çocukların da muaf olmadığı bir dehşet…

Sendika.Org