4 ülkede Suriyeli mülteciler: Irak, Ürdün, Türkiye, Lübnan – Kıvanç Eliaçık (Evrensel)

“4 Ülkede Suriyeli Mülteciler” başlıklı yazı dizisinde, merkezine çalışma koşullarını koyarak, Suriyeli mültecilerin yaşamı ele alındı

4 ülkede Suriyeli mülteciler: Irak, Ürdün, Türkiye, Lübnan – Kıvanç Eliaçık (Evrensel)

Savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler, daha çok çevredeki ülkelere yerleşiyor. Bugün Suriyeli mülteciler, en yoğun Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak’ta yaşıyor. Mültecilerin göç ettiği ülkeler değişse bile yaşam koşullarının değiştiği söylenemez. Çünkü mültecileri “ağırlayan” bu 4 ülkede de mülteciler patronların ucuz iş gücü ihtiyacını karşılıyor, kadın istihdamı yerlerde sürünüyor, kadınlar ve çocuklar istismara uğruyor, ayrımcılık diz boyunu çoktan aşmış durumda. “4 Ülkede Suriyeli Mülteciler” başlıklı yazı dizimizde merkezine çalışma koşullarını koyarak, Suriyeli mültecilerin yaşamını ele aldık.

1-) Lübnan: İç savaşların kıskacında mülteci işçiler

DİSK Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık, Lübnan, Türkiye, Ürdün ve Irak’a göç etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin yaşamlarını yazdı: İlk gün Lübnan

Lübnan’da Suriye İç Savaşı öncesinde yaklaşık 500 bin Suriyeli göçmen ve 500 bin Filistinli mülteci yaşıyordu. Bu rakamlara savaştan kaçan 1 milyon kişi daha eklendi. 6 milyon kişinin yaşadığı ülkede nüfusun yaklaşık yarısı göçmenlerden oluşuyor.

İnşaat, tarım ve temizlik gibi iş kollarında Lübnanlılardan daha düşük ücretlere çalıştırılan Suriyeliler, istihdam ilişkilerini ve kamu hizmetlerindeki arz talep dengesini değiştirdi. Göçmen emeği sömürüsü Lübnan ekonomisinin temel öğesi haline gelirken göçmenlere yönelik ayrımcılık ve şiddet olayları artıyor.

Suriyeliler, 1950’lerden bu yana, işsizlik, altyapı eksiklikleri ve ayrımcılıktan uzaklaşıp yeni bir hayat kurmak veya geride kalan ailelerinin geçimini sağlayabilmek için yurt dışına göç ettiler. Türkiye’ye hatta Güney Amerika ülkelerine gidenler oldu. Ama Lübnan dil, lehçe ve kültür benzerliği nedeniyle en çok tercih edilen rotaydı.

Lübnan’daki iş gücünün önemli bölümünü her zaman Suriyeliler oluşturdu. Lübnan İç Savaşı sırasında ülkeyi terk etmediler ve yerli halkla beraber sıkıntılar çektiler. Savaşta yıkılan şehirleri tekrar inşa ettiler. 2011’den beri yeni bir belirsizliği; Suriye İç Savaşı’nın Lübnan üzerindeki ekonomik ve siyasal etkilerini yaşıyorlar.

Lübnan’da Suriyeli işçilerin yüzde 39’u inşaatlarda, yüzde 33’ü mevsimlik tarımda, yüzde 20’si temizlik işlerinde çalışırken sadece yüzde 2’si sanayide çalışıyor. Beyrut’taki bütün kapıcıların Suriyeli olduğu söyleniyor. Patronlar, Lübnanlı işçileri çıkartıp yerlerine göçmenleri alıyor. Özellikle, daha düşük ücretleri ve daha uzun saatler çalışmayı kabul etmek zorunda olan Suriyeliler tercih ediliyor. Yeterli eğitim ve mesleki becerilere hatta gerekli resmi evraklara sahip olmayanlar kısa süre çalışıp yerlerini başka hemşerilerine bırakıyorlar. Bakanlık işsizliğe çare bulmak için yabancı istihdamını zorlaştıran yeni düzenlemeler yapsa da kayıt dışı ekonomide adeta bir Suriyeli tekeli oluşmuş durumda.

Suriyelilere fiili asgari ücret!

Beyrut Amerikan Üniversitesine göre Lübnan’da 5 kişilik bir ailenin geçinebilmek için yıllık 7 bin 800 Amerikan dolarına ihtiyacı var. 5 bin 400 dolarlık resmi asgari ücret buna yetmezken Suriyelilere uygulanan “fiili asgari ücret” sadece 3 bin dolar. ILO’nun “Suriyeli Mültecilerin Lübnan’a Etkisi ve İstihdam Koşulları Raporu” ücretlerin çok düşük ve yasal düzenlemelerin yetersiz olduğunu söylüyor. Suriyeli işçiler aynı işi yapan Lübnanlı mesai arkadaşlarına göre yüzde 40 daha az kazanıyor.

Emek göçünün yarattığı güvencesizlikten kadın işçiler daha fazla etkileniyor. Suriyeli işçilerin sadece yüzde 20’si kadın ve çalışan kadınlar aynı işi yapan erkeklerden yaklaşık yüzde 40 daha düşük yevmiye alıyor. Suriyeliler arasında işsizlik oranı yüzde 30, kadınlar arasında ise yüzde 68.

Mültecilerin düşük ücretlerle iş gücüne dahil olması ülke genelinde işsizliği ve yoksulluğu yükseltiyor. Lübnan’da işsizlik 2012 yılında yüzde 11 iken, 2016’da yüzde 25’e çıktı. İşsizlik ve istihdamdaki belirsizlikler Lübnanlıları göçe yönlendiriyor. 170 bin Lübnanlı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Suriyelilerin sigortasız çalıştırıldığı dükkanlar yaygınlaşıyor. Şirketler Lübnanlı işçilerin ve sendikaların taleplerini dikkate almıyor. Kamu kuruluşları bile greve çıkan işçilerin yerine Suriyeli taşeron işçileri çalıştırıyor.

Suriye’deki sıcak durum onları da etkiliyor

Lübnan’da göçmenler ülkenin hassas mezhep dengesini bozan unsurlar olarak görülse de Lübnan İç Savaşı sırasında ülkede bulunan Suriyeliler, mezhep çatışmalarından çok fazla etkilenmemişti. Ama Suriye İç Savaşı’nın siyasi gelişmeleri Lübnan’daki yaşantılarını alt üst etti. Suriye’de yaşadıkları kentler hatta isimleri bile önyargılara neden oluyor. ÖSO veya Esad destekçisi olmakla itham edilip işten atılıyorlar, maaşlarını alamıyorlar. Askeri veya siyasi bir gelişmenin ardından evlerinden kovuluyorlar hatta gasbediliyorlar.

Bu saldırılara dayanamayıp ülkeyi terk edenler var. Kimisi geri dönüp silahlı gruplara katılıyor, kimisi de Lübnan’da öğrendikleri mesleki deneyimleriyle memleketlerinde kendi işini kuruyor. Suriye’nin doğusunda El Hamra Fırını veya Beyrut Kasabı tabelaları asılıyor.

Basında, mültecilere yönelik düşmanca ve kışkırtıcı haberler yayımlanıyor. “300 bin hamile Suriyeli kadının bulunduğu, Lübnanlıların yakında azınlıkta kalacağı” gibi konular gündemi meşgul ediyor. Mültecilerin karıştığı suç olayları kulaktan kulağa yayılıyor. Sosyal medya linç ve saldırı çağrıları paylaşılıyor.

Suriye ordusu iç savaş nedeniyle yıllarca Lübnan topraklarında konuşlanmıştı. Bugün de yüzlerce Lübnanlı Hizbullah savaşçısı Suriye’de savaşıyor. Suriye istihbarat teşkilatı Muhaberat, hâlâ Lübnan sokaklarını gözetliyor. Mülteci akınıyla beraber iki ülkenin ekonomisi ve siyaseti birbirine daha bağımlı hale geldi. Lübnan’ın ekonomik sorunlarını aşması için önce Suriye’de suların durulması gerekiyor. Ama kimse bunun yakın zamanda gerçekleşeceğini söyleyemez.

Savaşı işyerlerine ve yoksul sivillerin günlük yaşamlarına taşıyan güvencesiz çalışma biçimlerine bir an önce son vermek gerekiyor. Suriyeli ve diğer göçmen işçiler arasında faaliyet yürüten işçi sendikalarından önemli bir mesaj var: “İşimizi çalan mülteciler değil, patronlar! Yarın bizim de başka bir ülkede mülteci olmayacağımızı kimse garanti edemez.

2-) Türkiye: ‘Binlerce işsiz var’dan ‘binlerce Suriyeli var’a

DİSK Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık, Lübnan, Türkiye, Ürdün ve Irak’a göç etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin yaşamlarını yazdı: İkinci gün: Türkiye

Savaştan önce Suriye’de 22 milyon kişi yaşıyordu. Nüfusun yarısı evini, 5.6 milyon kişi ise ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Savaş sürdüğü için ülkeden kaçışlar devam ediyor… 2011 öncesinde Türkiye’deki mülteci sayısı sadece 100 bindi. O günlerde mülteci politikası inkardan ibaret olan Türkiye’nin bugünkü nüfusunun yüzde 4.5’i Suriyelilerden oluşuyor.

Suriyelilerin yaklaşık 500 bini Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçti ve 3.5 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de kaldı. Onların yanı sıra Afganistan, Irak, İran ve Pakistan gibi ülkelerden kaçan 300 bin göçmen ile birlikte yaşıyoruz.

Birlikte yaşıyor, birlikte çalışıyoruz. Çalışma çağında 1.6 milyon Suriyeli var. İnşaat, tekstil ve tarım başta olmak üzere bütün iş kollarında, Kilis, Antep, Antakya, Urfa ve İstanbul başta olmak üzere bütün kentlerde on binlerce Suriyeli mülteci çalışma izni olmaksızın güvencesiz koşullarda çalışıyor.

Suriyeliler herkesten çok çalışıyor, herkesten az kazanıyor. Ücretleri geç ödeniyor, bazen hiç ödenmiyor. Ne sigortaları ne de iş güvenceleri var. Çocuk ve kadın işçiler ekmeklerinin peşindeyken tacize ve ayrımcılığa uğruyorlar.

Küresel ayrımcılık

Dünya genelinde göçmen işçiler, yerli işçilerin yapmak istemediği işleri yaparak emek piyasasına dahil oluyorlar. Ama Türkiye’de Suriyeli işçiler “pis işleri” daha düşük ücretlerle yapmayı kabul ederek iş gücüne katıldılar. Beterin beteri onlardan soruluyor.

Dünya Bankasının ��Suriyeli Mültecilerin Türk İşgücü Piyasasına Etkileri” araştırmasına göre Suriyeli işçiler “kayıt dışı” çalışanların ve “kadın işçilerin” yerlerini alıyor. Bu durum işsizliğin artmasına ve ücretlerin düşmesine neden oluyor. Mültecilerin yoğunlukta olduğu kentlerde işsizlik ortalamanın üstündeyken ücretler asgari ücretin bile altında. Tabii bu olguyu günlük hayata yanlış tercüme etmemek gerekiyor: İşimizi çalan mülteciler değil, patronlar.

Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) Küresel İstihdam Eğilimleri Raporu, Türkiye’deki durumun küresel boyutunu ortaya koyuyor. Rapora göre dünya genelinde Suriyeli sığınmacıların yüzde 56’sı kısa süreli ve düzensiz işlerde çalışıyor.

3 kuruşa 13 saat

Patronlar yıllardır yüksek sesle söylüyordu: “Senin yerine çalışacak binlerce işsiz var!” Şimdi nakarat değişti: “Daha az ücretle çalışacak binlerce Suriyeli var!

Yol, yemek, bayram ikramiyesi gibi sosyal haklar ve yıllık zamlar Suriyelilere verilmiyor. Çoğu işyerinde mesai saati diye bir mevhum yokken iş arkadaşlarına ödenen fazla mesai ücretleri onlara ödenmiyor. Suriyeliler günde ortalama 12.4 saat çalışıyor.

Tarım iş kolunda barınma ve alışveriş gibi ihtiyaçların karşılanması için aracılara yüzde 25’e varan komisyonlar ödeniyor. Tarlalarda ve inşaatlarda yeni bir taşeron sistemi ortaya çıkmış; Türkiyeli işçi kendi işini Suriyeliye yaptırıp maaşın bir kısmını devrediyor. Çalışma izni olan Suriyeli sayısı sadece 20 bin, onların da çoğu kendi işini kuranlar veya beyaz yakalılar. Ama dernek veya internet sitesi görünümündeki işçi simsarları (özel istihdam büroları) ucuz Suriyeli iş gücü bulmakla övünüyor.

“Tekstil iş kolunda yerli işçi yok” diye duyarsanız abartı sanmayın. Sadece merdiven altı dikimevlerinde değil perakende satışta bile Arapça konuşanları göreceksiniz. Çağrı merkezleri, turizm şirketleri hatta hastaneler Suriyeli müşteri temsilcisine ihtiyaç duyuyor.

Suriyelilerin çalışma hayatında yaşadıkları en büyük sorunlarından biri şüphesiz dil. Ülkesindeyken ekmeğini diliyle fikriyle kazanan şairler, yazarlar ve gazeteciler Türkiye’de tuvalet temizliyor, derdini anlatamadığı için dışlanıyor. Eğitimli ve meslek sahibi Suriyeliler mesleklerini icra edemiyor. Eczacılar ve avukatlar, garsonluk veya inşaat işçiliği yapıyor. Astronot Muhammed Ahmed Faris Türkiye’nin uzay üssü kurmasını bekliyor.

Sendikaların da gündeminde değil

Suriyelilerin çalıştığı işyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemleri alınmıyor, denetimler yapılmıyor. İSİG Meclisi raporlarına göre 2019’da 49, son 7 yılda en az 485 mülteci iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yaralanma ve sakatlanmaları tespit etmek neredeyse imkansız.

Suriyelilere yönelik sosyal hizmetlerin önemli bir bölümü STK’lar ve uluslararası fonlar aracılığıyla yürütülüyor. İşçi hakları gibi konular görmezden geliniyor. Sayacıların ve inşaat işçilerinin eylemlerini saymazsak Suriyeli işçilerin çalışma koşullarının sendikaların da gündemine girdiğini söyleyemeyiz. Oysa işçi sınıfının farklı diller konuşan ve en çok ezilen kesiminin sendikal harekete katabileceği çok şey var. 1 milyona yakın işçi için eşit işe eşit ücret talebi yükseltilmeli.

Çocuklar eğitimden yoksun

Türkiye dünyada en fazla çocuk mülteci barındıran ülke. 1.3 milyon Suriyeli çocuk hastalıklar, yoksulluk ve cinsel istismarla iç içe büyüyor. Nitelikli eğitimden yoksun bırakıldıkları için gelecekte de vasıfsız işçi olacaklar. Tamirciler ve seyyar satıcılar dışında çocuklar tekstil, inşaat veya mevsimlik tarım başta olmak üzere bütün sektörlerde aileleriyle birlikte çalışıyor.

Kad��nlar da çocuklar gibi taciz, istismar ve yoksullukla karşı karşıya. Meslek sahibi kadınlar işini yapamazken kadınlar arasındaki işsizlik rakamları ortalamanın üstünde.

Ekmek ve barış

Suriyeli ailelerden 1 milyon çocuk Türkiye’de doğdu, burada büyüyor. Şimdiden Türkiye işçi sınıfının bir parçası oldular. Türkiye’deki Suriyeli işçilerin sorunlarını çözmenin temel koşulu Suriye’de barışın sağlanması… Ama o günden önce çözülmesi gereken acil sorunlar var. O günden sonra da çok sayıda Suriyeli Türkiye’de kalacak ve çalışacak.

İş gücünün bu yeni kesimine acilen uluslararası standartlara uygun hukuki bir statü verilmeli. Kayıt dışı çalıştırılmaları ve haklarının gasbedilmesi engellenmeli. Mesleki durumları ve eğitime olan ihtiyaçları tespit edilmeli. Kadın ve çocuk işçilere yönelik ayrımcılıklar, tacizler durdurulmalı. Sendikaların kapıları göçmenlere açılmalı. Doğduğumuz yer farklı olsa da doymaya çalıştığımız yerde eşitliği sağlamak için birlikte mücadele etmeliyiz.

3-) Ürdün: İşçiler çeliğe su veriyor

DİSK Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık, Lübnan, Türkiye, Ürdün ve Irak’a göç etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin yaşamlarını yazdı: Üçüncü gün: Ürdün

Ürdün, kısa tarihi boyunca hep göçmen topluluklarına ev sahipliği yaptı. Suriye Savaşı’ndan önce Filistinli mültecilerin yanı sıra Asyalı göçmenler de ülkenin görünür unsurları arasındaydı. Karşılaştığı bütün siyasal ve ekonomik girdaplardan uluslararası yardımlara ve reform programlarına tutunarak kurtulmaya çalışan ülke şimdi yeni bir dönemecin eşiğinde…

Suriyeli mültecilerin gelişiyle Ürdün’de gıdadan enerjiye kadar farklı alanlarda kaynak sıkıntısı ve istihdamda hızlı değişiklikler yaşandı. Ürdün Haşimi Krallığı, bir yandan yolsuzluk, yoksulluk protestolarına ve siyasi temsil talebine diğer yandan da mültecilerin yapısal ve ekonomik sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyor.

Uluslararası bir topluluk: Ürdün işçi sınıfı

Çalışma hayatında göçmenler ve mülteciler her zaman dikkat çeken bir kesimdi. Özellikle, Asya’dan gelen göçmenler iş gücünün önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı. Tekstil, gıda ve inşaat iş kollarında Bangladeş, Hindistan, Çin, Nepal hatta Madagaskar gibi ülkelerden gelen işçiler çalışıyordu. Göçmen işçiler ya da Ürdün’deki resmi isimleriyle misafir işçiler, yerli işçilere göre daha uzun süre çalışıyor ve daha düşük ücret alıyordu. Ekonomik nedenlerle ülkelerini terk eden misafir işçiler yıllık izin kullanmıyor ve tazminat haklarından faydalanamıyordu.

Suriyelilerin iş aramaya başlamasıyla birlikte patronlar, Asyalılar yerine Arapça konuşan komşularını tercih etmeye başladı. Ama tercihin arkasında yatan neden farklıydı! Savaştan kaçıp gelen Suriyeliler diğer göçmen işçilere göre daha da düşük ücretleri kabul etmek zorundaydı. Öte yandan mültecilere ilişkin “sosyal sorumluluk” programlarının yaygınlaşmasıyla birlikte uluslararası kurumların mali teşvikleri, şirketleri Suriyelileri işe almaya yönlendirdi. Pek çok yasal düzenleme yapıldı. Suriyeliler diğer mültecilere oranla daha az katkı payı ödeyerek çalışma izni almaya başladı. Uluslararası programlar çerçevesinde mesleki eğitim programları düzenlendi, Suriyeli mültecileri işe alan şirketlere vergi indirimleri ve ihracat kolaylıkları sağlandı.

Patronlar, uluslararası desteklerden faydalanmak için adeta Suriyeli işçi avına çıktılar. Ama bulmak kolay olmadı. Çünkü Suriyeliler genelde fabrikalarda değil inşaatlarda veya restoranlarda çalışmayı tercih ediyordu. Ürdün’e gelen Suriyeliler genellikle muhafazakar bölgelerden gelen çiftçi ailelerdi. Ürdün’deki pek çok Suriyeli kadın, daha önce ev dışında çalışmamıştı. Fabrikada çalışmak adeta bir tabuydu.

Ürdünlü tekstil şirketleri, mülteci kampları için kreş ve servis gibi hizmetler sağladılar. Bütün ek masraflara rağmen AB’nin tanımış olduğu indirimler şirketlere kârlı geldi. Küresel markalara üretim yapan işçiler Ürdünlü taşeronlara servet kazandırırken kötü koşullarda yaşamaya devam ediyorlar.

“Nitelikli Sanayi Bölgesi” olarak adlandırılan “serbest ticaret bölgesi” veya “organize sanayi bölgesi” olarak tanımlayabileceğimiz üretim sahaları ABD’nin mali yardımıyla göçmenlere istihdam yaratma ve Ürdün ekonomisine katkı sunma amacıyla kurulmuştu. Ama sanayi bölgelerinde işçiler çok kötü koşullarda çalışıyor ve yoksulluk içinde yaşıyorlar. Göçmen işçilerin pasaportlarına ve maaş çeklerine patronlar tarafından el konuluyor.

Ortadoğu barışına katkı sunma iddiasındaki sanayi bölgeleri açık hava hapishanelerine ve çalışma kamplarına dönüşmüş durumda. ABD-Ürdün arasında Obama hükümetinin son günlerinde imzalanan serbest ticaret anlaşması bu sanayi bölgelerindeki işçi haklarına ilişkin bazı maddeleri içerse de iki ülke hükümeti bu maddeleri de görmezden geliyor.

İş Dünyası İnsan Hakları Merkezinin (BHHRC) Lübnan ve Ürdün’deki inşaat şirketleri hakkında yürüttüğü inceleme uluslararası sermayenin göçmen işçi sömürüsünü bir kez daha açığa çıkarttı. BHHRC’ye göre Ürdün ve Lübnan’da iş bulabilen Suriyeliler büyük bölümü inşaatlarda çalışıyor. Ücretler yetersiz ve ödemeler sürekli gecikiyor. İşçiler işe başlarken aracı kurum veya kişilere komisyon ödemek zorunda kalıyorlar. Pek çok şantiyede pasaportlara el konuluyor. Sağlıksız yatakhaneler, iş kazaları ve ayrımcılık gibi sorunlar dikkat çekiyor.

Araştırma kapsamında incelenen inşaatların büyük bölümü Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Amerikan Kalkınma Ajansı (US-AID) gibi uluslararası kuruluşlardan kredi alan şirketlere ait. Ama şirketlerin mültecilere yönelik hiçbir politikası yok. İnşaatlardaki durum diğer iş kollarından daha vahim…

İşçiler, genç işsizler ve sendikalar

Pek çok Arap ülkesinde, özellikle petrol ihraç eden zengin Körfez ülkelerinde sendika kurmak yasak. Ürdün’de Filistinli mültecilerin katkılarıyla 1952’den beri sendikalar yasal olarak faaliyet gösteriyor. Yine de yasalar ve uygulamalar uluslararası çalışma standartlarının çok gerisinde. Özellikle örgütlenme özgürlüğü ve kadın hakları gibi konularda yasalar çok yetersiz. Kayıt dışı çalışanlar ve göçmen işçiler savunmasız durumda. Ekonomik planlamalar yapılırken halka ve özellikle sendikalara danışılmıyor.

Diğer taraftan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) dahil olmak üzere pek çok uluslararası kuruluşun Ortadoğu temsilciliklerinin Amman’da yer aldığını belirtmeliyiz. Barış görüşmeleri için önemli bir yer olan Ürdün, Arap dünyasındaki mülteciler için güvenli liman özelliği taşıyor.

ITUC, yeni sendikalar kurulmasının önündeki engellerin kaldırılması, kadın ve göçmen işçilerin haklarının genişletilmesi gibi taleplerle sendika yasasının değiştirilmesi için yeni bir kampanya başlattı. Son dönemde kurulan ve faaliyetlerini fiili olarak sürdüren sendikalara yasal statü verilmesi isteniyor.

Bugün Amman sokakları sakin görünse de 2018’in mayıs ve haziran aylarında şehir “Arap Baharı” günlerini hatırlatan kitlesel gösterilere sahne olmuştu. Zamlara ve yolsuzluklara karşı düzenlenen eylemlerin ardından Kral hükümeti görevden aldı, zamları durdurdu ve reform sözü verdi.

Son 40 yılda Ürdün’de siyaset hep bu şekilde gelişti. Protestolara, reformlara ve görevden alınan hükümetlere rağmen sorunlar temelde aynı kaldı. Yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik ve yetersiz kamu hizmetleri… Halkın çoğunluğunu oluşturan orta ve dar gelirlilerin iki yakası bir araya gelmedi.

Ürdün’deki ekonomik gelişmeler ve dış mali yardımlar işçilerin yaşama koşullarındaki erozyonu durduramadı. Hayat pahalılığı sürekli artarken ücretler aynı oranda artmadı. Zengin ve fakir arasındaki uçurum göz göre göre arttı.

Eski Başbakan Hani Mulki’nin IMF ile imzaladığı anlaşma “mayıs-haziran eylemleri”ni tetiklemişti. “Arap Barometresi” raporu Ürdünlülerin giderek yoksullaştığını ortaya koyuyor. Nüfusun yüzde 64’ü geçinemiyor veya çok zor geçiniyor. Aynı araştırmaya göre nüfusun sadece yüzde 65’i hükümete güveniyor ve yüzde 79’u ülkenin en önemli sorununun yolsuzluk olduğunu düşünüyor. Yeni Başbakan Ömer el Razzaz vergide adaleti ve halka diyalog kurmayı içeren bir reform sözü verdi. Sağlık, su ve ulaşım başta olmak üzere kamu hizmetlerini geliştireceğini vaat etti.

Ürdün’deki sokak gösterileri ve değişim vaadi bölgedeki diğer ülkelere örnek olabilir. Demokrasi ve toplumsal adaletin hüküm sürdüğü bir ülke ancak halkın ve işçilerin siyasal katılımıyla kurulabilir. Ekonomide adaletin sağlanması için işçilerin yarattıkları zenginlikten paylarını almaları gerekir. Ürdün’de işsiz ve öfkeli gençler, göçmen işçiler ve bağımsız sendikalar çeliğe su veriyorlar. Fabrikalar ve şehir meydanları Ürdün tarihinin yeni bir dönemine hazırlanıyor.

Kadın işçilerin durumu

Komşu ülkelere göre daha eğitimli olan Ürdünlü kadınların istihdama katılım oranı sadece yüzde 14. Bu, savaşın devam ettiği Suriye (yüzde 10) ve Yemen’in (yüzde 6) ardından dünyanın en düşük rakamı. Toplumsal hayatta kadınlara yönelik taciz olayları çok sık yaşanıyor. Bu yüzden taciz karşıtı kampanyalar kadın istihdamı tartışmasının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Tacizi ve çalışma hayatındaki ayrımcılığı önlemeye çalışan Sadaqa ve Na’an Nasel gibi önemli toplumsal hareketler ortaya çıkmış durumda.

Kadınlara yönelik ayrımcılık sadece kültürel değil aynı zamanda yapısal. Kadınlar erkeklerden yüzde 40 daha az kazanıyor. Aile ve çocuk yardımı sadece erkek işçilere veriliyor. İş kanunu “eşit işe eşit ücret” ilkesini içermediği için kamu çalışanları arasında bile ücret eşitsizliği söz konusu.

4-) Irak: Çalışma izni var ama mesleki belge tanınmıyor

DİSK Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık, Lübnan, Türkiye, Ürdün ve Irak’a göç etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin yaşamlarını yazdı: Son gün: Irak

Suriyeli mültecilerin durumu üzerine çok sayıda kitap, rapor ve belgesel yayımlanıyor. Bu çalışmalar Türkiye, Avrupa ülkeleri ve Lübnan’daki duruma odaklanıyor. En çok Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye ve nüfusuna oranla en fazla mülteci ağırlayan ülke olan Lübnan bu ilgiliyi fazlasıyla hak ediyor. Ancak Ürdün’ün ardından en çok Suriyeli’nin yaşadığı dördüncü ülke olan Irak unutulmuş durumda.

Toplam mülteci sayısı diğer komşu ülkelere göre az olsa da 30 yıldır savaşlar, işgaller ve ekonomik krizlerle boğuşan Irak’ın mülteci krizi karşısında verdiği sınav dikkat çekici. Üstelik Irak, mültecilerin yanı sıra ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sorunlarıyla da baş etmeye çalışıyor.

İkinci Körfez Savaşı’yla birlikte 2003’te başlayan göçlerle Suriye, Iraklılara ev sahipliği yapıyordu. Hatta Şam’daki ‘Seyit Zeynep’ semti Irak Mahallesi olarak biliniyordu. Şimdi işler tersine döndü. Çoğu Kürt yaklaşık 250 bin Suriyeli mülteci Irak’a iltica etti. Ayrıca Irak’ta son 3 yılda 3.1 milyon kişi IŞİD saldırıları ve diğer karışıklıklar nedeniyle ülke içinde göç etmek zorunda kaldı. Göçmenlerin 1.3 milyonu tıpkı Suriyeliler gibi Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) çatısı altında yaşıyor.

Irak, aslında Suriye’den göç edenlerin ilk tercihi değil. En çok tercih edilen güzergâh Türkiye üzerinden Avrupa. Türkiye sınırını geçemeyenler Irak’a yöneliyor. Suriyeli Kürtler, Irak’taki akrabalarının yanına gitmeyi tercih ediyorlar. Suriye’den Irak’a geçenlerin çoğu ülkenin kuzey doğusunda bulunan Haseke iline bağlı Kamışlı ve Derik ilçelerinden. Ayrıca savaştan önceki idari sisteme göre Halep iline bağlı olan Kobane ve Afrin ilçelerinden gelenler de dikkat çekiyor.

KBY verilerine göre Irak içinde yerinden edilenlerin yüzde 40’ı Sünni Araplardan, yüzde 30’u Ezidi Kürtlerden ve yüzde 13 Müslüman Kürtlerden oluşuyor. Hristiyanlar, Şiiler, Şabaklar ve Türkmenler de dikkat çekiyor. Suriye’den gelenlerin yanı sıra KBY, Türkiye’den gelen 20 bin 575, İran’dan gelen 13 bin 162 ve Filistin’den gelen 756 mülteciye de ev sahipliği yapıyor.

Suriye’den gelen mülteciler Birleşmiş Milletler tarafından şehirlere ve kamplara yerleştiriliyor. En büyük kamplar Dohuk, Erbil ve Süleymaniye yakınlarında yer alıyor. Kamplar giderek şehirleşiyor. Çadırların ve prefabrik yapıların yerini betonarme binalar alıyor.

Iraklılar 685, mülteciler 405 dolar kazanıyor

İşsizlik ve yoksulluğun toplumu derinden etkilediği Irak’ta mülteciler ve göçmenler katmerli yoksulluk yaşıyor. En zor iş bulanlar, en kötü işlerde çalışanlar, en düşük ücretleri alanlar onlar. Irak genelinde yurttaşlar için ortalama aylık gelir 685 dolar ama mülteciler için bu rakam 405 dolara kadar düşüyor.

Irak Anayasası sınır ihlalleri, vatandaşlık, oturma izni ve sığınmacılara yönelik uygulamalarla ilgili olarak hükümete geniş yetkiler veriyor. Mültecilerin çalışma izni alması bölgedeki diğer ülkelere kıyasla oldukça kolay. Ama mülteciler yine de kimsenin çalışma izni sormadığı inşaat ve tarım iş kollarında çalışıyorlar. Erkek mültecilerin yüzde 30’u inşaatlarda çalışıyor.

Mülteciler çalışma izni alsa da diplomaları veya mesleki belgeleri tanınmıyor. Örneğin eczacılar, avukatlar hatta şoförler kendi mesleklerini yapamıyorlar. Üniversite mezunu olsalar bile mülteciler arasında işsizlik yaygın veya düşük ücretli işlerde çalıştıkları görülüyor. Bazı üniversite mezunları mültecilere yönelik STK’larda çalışabiliyor. Kürt mülteciler en çok inşaat, tarım iş kollarında çalışıyorlar. Lokantalarda ve küçük dükkanlardaki yardımcı işlerde de mültecileri görmek mümkün.

Ayrımcılık işyerlerinde

Irak içinde göç edenlerin çoğunun geliri yok. Bazıları hâlihazırda emekli memur oldukları için merkezi hükümetten emekli maa��ı almaya devam ediyor. Pek çok göçmen ve mülteci hükümetten, BM’den veya STK’lardan ekonomik destek alıyor. KBY’de iş gücünün yaklaşık yüzde 70’i kamu bordrosuyla çalışıyor. Merkezi hükümetin yaşadığı ekonomik sorunlar veya bölgesel hükümet ve merkezi hükümet arasındaki siyasi anlaşmazlıklar maaş ödemelerini etkiliyor. Ücretlerin ve alım gücünün sürekli düştüğü ülkede işçiler ve yoksullar krizden en çok etkilenenler oluyor. Bu durum kitlesel protestolara yol açıyor.

KBY, mültecilere serbest dolaşım hakkı veriyor ve çalışma izni kolaylığı sağlıyor. Buna rağmen mültecilerin bulduğu işler çoğunlukla geçici ve düşük ücretli işler oluyor. Başka bir seçeneği olmayan mülteciler düşük ücretli kötü işleri kabul etmek zorunda kalıyor. Çünkü kamplardan çıkabilmek, ev kiralayabilmek ve diğer resmi işleri halletmek için bir işe ve gelire ihtiyaçları var.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) araştırmasına göre patronlar daha düşük ücretleri ve daha uzun çalışma saatlerini kabul ettikleri için mültecileri işe aldıklarını söylüyor. Aynı ankette Irak vatandaşı olan iş arkadaşları, mültecilerle sorun yaşamadıklarını söylese de mülteciler işyerinde ayrımcılığa uğradıklarını kesin bir şekilde dile getiriyor. Özellikle kadın işçilere yönelik şiddet ve taciz çok yaygın. Üstelik maaşları düzenli ödenmiyor.

Harekât döneminde binlerce kişinin Irak’a geçtiği tahmin ediliyor

KBY topraklarına göç eden Kürt mülteciler işyerinde ve toplumsal yaşamda dil sorunu yaşamıyorlar. Kent yaşamında dostane şekilde karşılandıkları söylenebilir. Bu açılardan Lübnan ve Türkiye’de yaşanan toplumsal uyum sorunları burada gözlemlenmiyor. Erbil hükümeti mültecilere yönelik sosyal yardımlara siyasi olarak özel bir anlam atfediyor. Elbette bölgedeki etnik yapıya özellikle dikkat ediyor.

Ortadoğu’daki siyasi ve askeri gelişmelerin Suriye ve Irak halkları üzerinde yarattığı gerginlik artarak devam ediyor. Suriye’den Irak’a göç ve Irak içindeki hareketlilik devam ediyor. Barış Pınarı Harekatı’nın ilk günlerinde binlerce kişinin Irak’a geçtiği tahmin ediliyor. Irak hükümeti bir yandan ekonomik krizle bir yandan da çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği yolsuzluk protestolarıyla baş etmeye çalışıyor. Filler tepişiyor, mülteciler sınırları aşıp ekmek kavgasına devam ediyor.

Kaynak: Evrensel