Sinema fenerleri, afişleri ve emekçileri

Fener ressamları zanaat ile sanat arasında sıkışmış kalmış emekçilerdi. Her şeyden önce fenerleri kısa sürede yapmak zorunda idiler. Ebatları büyük olduğu için çok el emeği harcıyorlardı. Afiş emekçileri zamanla unutuldu... Bu ustaları hatırlayalım...

Sinema fenerleri, afişleri ve emekçileri

1980’li yılların ikinci yarısında Taksim’den kalkan 49A, 54,55 nolu otobüslerle kaldığım öğrenci yurduna giderdim. Otobüs yolu üzerinde Harbiye As Sineması vardı. Sinemanın duvarında büyük ölçülerde ressam elinden çıkmış sinema fenerlerini görür, vizyondaki filmleri en azından afişlerden takip ederdim. Her sinema fenerinde ressamın imzası olurdu. Örneğin Ömer Yıldız imzası hala aklımdadır.

O yıllarda afişler şimdi olduğu gibi 70x100cm boyutunda değildi ve bilgisayar aracılığıyla üretilmiyordu. Ayrıca sinemalar henüz AVM’lerin içine sokuşturulmamıştı. Örneğin sinema salonlarının fuayesinde vizyondaki filmlerle ilgili lobi kartları olurdu.[1] Sinemaların olduğu binaların çok büyük ön cepheleri vardı. Ve tüm cepheyi kaplayan dev afişlere “sinema feneri” denirdi.

Taksim Sineması’nda “Vurun Kahpeye” (1949) filminin lobisinde görsel olarak kullanılan feneri. Agâh Özgüç Arşivinden.

Bir dönemin en fazla sinema afişi basan matbaası Mimeray’ın sahibi Erol Ağakay, bir söyleşide sinema fenerlerini anlatmış:

Beyoğlu’nda Alkazar Sineması vardı. Bugün hâlâ o bina duruyor. İstanbul’un eski, tarihi bir mekânıdır. Bu sinemanın önünde, fener şeklini alabilen, içi boş, üç tarafı bez afişlerle kaplı bir cephesi vardı. Geceleri bu üç tarafı kapalı alanın içerisinde lamba yanardı. Lambalar beze ışığını verir, gece de dışarıdan bakıldığında ışıklı bir kutu haline gelirdi. Fener ismi oradan gelir. Ondan sonraki dönemde ister ışıklı ister ışıksız olsun, tüm kapı önlerine asılan afişlere sinema feneri denmeye başlandı. Esasında fenerle fazla alakaları olmamakla beraber, başlangıçta feneri anımsatan bir yapıdan yola çıkıldığı için devamında da bütün cephedeki afişlere sinema feneri adı verilmiş.[2]

Türkiye’de 1940 yılında çekilen film sayısı 22, 1950’lerin sonlarında 93, 1960’ların sonlarında 230. 1972 yılında ise rekor kırılır ve 312 film çekilir.

Vizyonda bu kadar film olunca bunların afişinin, fenerinin yapılması için çok fazla afiş ressamına ihtiyaç vardı.

Afiş ressamları, filmde oynayan başrol oyuncularının portrelerini genellikle afişe çizerlerdi. Özel olarak çizilen orijinal resim, basılmak üzere matbaaya gönderilir ve burada afiş olarak binlercesi basılırdı. Her film bobini dağıtılırken lobi kartları ve afişler de Anadolu’ya, sinemalara dağıtılırdı.

Mithat Ağakay ilk afiş ve fener ressamlarındandır. 1922 yılında Şık Sineması’nın girişinde bilet kontrolü yapan bir sinema emekçisi iken bir gün sinemanın ressamı hastalanır. Sinemanın sahibi de Mithat Ağakay’a, “Sende biraz ressamlık var, senin baban da ressamdı, bize yardımcı olur musun?” der. Böylece ilk afiş ressamlığı işini almış olur. Bir filmin afişini sinemanın ön cephesine yapar. Çok beğenilir. Zamanla Beyoğlu’ndaki pek çok sinemanın afişlerini hazırlamaya başlar. 1950’li yıllarda ise matbaacılık yapmaya karar verir. Bir dönemin en büyük afiş matbaası Mimeray’ı kurarlar. Fener ve afiş çizeri Mithat Ağakay’ın oğullarının matbaası Mimeray bugüne kadar 3684 adet afişin baskısını yapmış.[3]

Eskiden sinema afişi ve fener işi usta-çırak ilişkisi ile bir çeşit zanaat olarak yürütülürmüş. Örneğin Ömer Yıldız 13 yaşında, ustası Hüseyin Olur’un yanında çırak olarak işe başlamış. 1987 yılında ustası emekli olmuş ve işleri ona devretmiş. Ömer Yıldız’ın atölyesi Rumeli Han’daymış. İşlerin en yoğun olduğu dönemde iki yardımcısı ile beraber haftada 40 fener hazırlarmış. “Dört metreye iki metrelik bir feneri beş saatte bitirmek zorundaydık. Tanınan süre o kadard��. Hatta sıkıştırdıklarında iki saatte bile iş bitirdiğimiz olur. Kompozisyonları ben hazırlarım. Yazıları da. Bazen filmin orijinal yazısını kullanırım. Bakarım pırıl pırıl yazı, ustalıklı. Kullanırım. Film kalkar, yaptığım işler çöpe atılır. Ama tuhaftır, patronlar bazılarını atmaya kıyamayıp saklardı.[4]

Yeşilçam’da 1960’lar ve 1970’lerde Mehmet Bal, Kemal Borteçin, İbrahim Enez en fazla afiş ve fener çizen ressamlarmış.

Sinema afişlerinin son emekçisi İbrahim Enez

İbrahim Enez’i ilk kez 2018 yılındaki Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) ödül gecesinde tanıdım. O gün kendisine emek ödülü verilmişti. Aşağıdaki kısa video bu gece için çekilmiş.

Asıl adı İbrahim Küçükenez’dir ama imzasını hep İbrahim Enez diye attığı için bu isimle tanınır.

1933 yılında Trabzon’da doğmuş, küçük yaşta Samsun’a yerleşmişler ve orada büyümüştür. 1953 yılında Samsun Park Sineması için “Cehennem Yürüyüşü” adlı yabancı filme bir fener çizerek başlar. Samsun’da İnci Sineması için fenerler yapar.

Boyama işine başlayabilmemiz için, önce toprak boyaları, kaynattığımız boncuk tutkalıyla karıştırırdık. Tutkalla karıştırılmasının nedeni, yağmurlu günlerde bezin üzerindeki boyaların akmasını önlemekti. Sonra da kullanacağımız renkleri ve boyaları elde ederdik. İşte o boyalarla sinemalara büyük fener afişleri yapmaya başlardım. Tüm boya çalışması bez üzerinde şekilleniyordu.[5]

İstanbul’dan da siparişler almaya başlayınca 1961 yılında İstanbul’a yerleşir.

Sami Ayanoğlu’nun yönettiği “Acı Zeytin” filmi İstanbul’daki ilk afiş çalışmasıdır. Daha sonra Acar, And ve Kemal Film ile çalışır. “Rüzgar Gibi Geçti, “Üç Silahşörler” gibi yabancı filmlerin afişlerini de yapar.

Enez, 1961 yılından itibaren 500’den fazla film afişi çizdiğini söylüyor.

Afişin orijinal çizimi basılmak üzere matbaaya bırakıldığından zamanla kaybolmuş. Kendisinde hiç orijinal afiş çizimi yokmuş.

Yılmaz Güney’in “Umut” başta olmak üzere 10-15 filminin afişini İbrahim Enez yapmış. Yılmaz Güney çekimler sürerken setlere çağırır, anlatır, o da taslakları çizer götürürmüş.

Sinema fenerleri yerde büyük ebatta çalışılarak yapılırmış ve çok emek gerektiriyormuş.

Erkek sanatçıları çizmek daha kolaydı, kadınlar makyajlı olduklar�� için ifadelerini vermekte zorlanıyordum diyor.

İbrahim Enez 1963 yılında iki oğlu ile afiş basmak üzere Renk Ofset matbaasını kurar. Böylece çizdiği afişleri kendi matbaasında basmaya başlar.

1980’lerin sonuna doğru elle çizilen illüstrasyonların yerini fotoğrafa dayalı, bilgisayar kullanılarak yapılan afişler alır.

Amerikan film şirketlerinin yurda girişi ve Özen Film’in öncülüğü ile sinema afişlerinde “pleksiglas devri”ne geçilir. Bu yöntem daha pahalı olduğu halde, daha modern ve batılı göründüğü için tercih edildiği söylenir.

Artık İbrahim Enez gibi afiş ressamlar��nın zamanı geçmiştir. Oğlu bilgisayar kullanarak Ağır Roman ve Kahpe Bizans filmlerinin afişlerini yapar. Ama zamanla işler iyi gitmez, vergi borçları vb. ticari nedenlerle Renk Ofset matbaası kapanır. Yıllarca çalışarak elde ettiği birikimleriyle Emirgan’da aldığı evi de satmak zorunda kalırlar. Geçim zorluğu yaşar.

80 yaşında iken Türker İnanoğlu, Nejdet Arkın ve Müjdat Gezen için özel ısmarlama afiş ve portreler yaparak biraz gelir elde eder.

Mimar bir arkadaşımın mimarların aslında bir sanatçı olduğunu, mimarların ressamdan farklı olduklarını şöyle anlatmıştı.

Beğendiğiniz bir ressamın sergisine gidersiniz, gitmezseniz görmezsiniz.

Ama mimarlarda durum öyle değildir. Yaptıkları eseri önünden geçen herkes mutlaka görür. Kötü bir eser ise herkes bu çirkinliği istemese de görür.

Sinema feneri ressamları da biraz böyle değil miydi?

İnsanların çokça geçtiği merkezi yerlerde olan sinemaların önlerindeki eserlerini mutlaka görürdük. İyi de olsa kötü de olsa o esere maruz kalırdık.

Fener ressamları zanaat ile sanat arasında sıkışmış kalmış emekçilerdi.

Her şeyden önce fenerleri kısa sürede yapmak zorunda idiler. Ebatları büyük olduğu için çok el emeği harcıyorlardı.

Afiş emekçileri zamanla unutuldu… Bu ustaları hatırlayalım…

1940’lı yılların Afiş ustaları Mehmet Tekdal (Dertli Pınar, Köroğlu), Selçuk Önal (Karanlık Yollar, Toprak, Yavuz Sultan Selim, Hıçkırık), Sururi Gümen (Karımın Çilesi, Balıkçı Güzeli,  Tarık Üzmen (Yanık Kaval, Çıldıran Kadın), Arsever (Damga, Vurun Kahpeye, Allah Kerim, Lüküs Hayat), Mithat Ağakay (Dümbüllü Macera Peşinde), Turan Sabri (Çığlık, Dudaktan Kalbe)

1950’lerin afiş ustaları Mahmut Yağcı (İstiklal Harbi) Firuz Aşkın (Çete), Remzi Töremen (Öldüren şehir, Vahşi Bir Kız Sevdim), Vala Somalı (Ahretten Gelen Adam), Gevher Bozkurt (İstanbul Çiçekleri, Halıcı Kız), Kemal Borteçin (Murat Çeşmesi) 1960’lı yıllarda ise Rauf Alazan (Gecelerin Sesi, Lejyonun Dönüşü), Münif Fehim (Cennet Fedaisi, O Kadın), Bedri Koraman, Çetin A. Özkırım, Mehmet Bal, Cemal Dündar ve İbrahim Enez.

Dipnotlar:

[1] Lobi kartları filmin setinde çekilmiş fotoğraflardan oluşan ve 15×21 cm, 23×24 cm,19×24 cm, 30×25 cm gibi ebatlarda olan, her film için çok fazla sayıda basılan ve sinemanın fuayesine, camlarına asılan tanıtım materyalleri idi. Lobi kartları şimdilerde sadece koleksiyonerlerde var.

[2] Barış Saydam’ın Erol Ağakay ile yaptığı söyleşi: https://www.hayalperdesi.net/soylesi/108-yesilcamda-3684-tane-afis-yaptim.aspx

[3] https://www.hayalperdesi.net/soylesi/108-yesilcamda-3684-tane-afis-yaptim.aspx

[4] https://manifold.press/sinema-fenerleri

[5] Film Afişlerinin Son Ustalarından İbrahim Enez, Agah Özgüç, Horizon Yayıncılık, 2013.

Sinematek sitesinde 4000’e yakın Türk filmi afişi bulunmaktadır. http://sinematek.tv/afisler/