Latin Amerika patlaması – Manuel Castells

Şili, Ekvador ve Kolombiya’da ortaya çıkan isyan ekonomik büyümenin büyük pastasını yiyen ama aynı zamanda olanca az vergi ödeyen, sağlık, eğitim ve emeklilik maaşlarını da piyasanın acımasız mantığına bırakan bir azınlığa karşı isyandır

Latin Amerika patlaması – Manuel Castells

Ekvador, Şili, Bolivya ve Kolombiya. Sokaklarda bozuk düzene karşı haftalar boyunca süren protestolar yaşanıyor. Yoğun bir şekilde kullanılan gaz bombaları çevre kirliliğine karışarak havayı solunamaz hale getirdi. Her protesto özel bir nedene sahip ancak her biri benzer şekillerde ifade ediliyor. Genç erkek ve kadınlar protestolarda öncü rolü oynuyor. Korkularını yitirmiş bir şekilde daha büyük bir şey için mücadele ediyorlar. Dijital ağlar onları bir şekilde “güçlendiriyor” ve harekete geçiriyor. Bu yüzden liderlere ihtiyaç duymuyorlar. Ancak polis baskısı çok şiddetli şekilde yaşanıyor. Tam teçhizatlı olarak donatılmış baskı ve şiddet aygıtları giderek çoğalıyor. Gaz bombalarıyla kör edilen gözler, kırılan kafatasları, boğulan akciğerler, polis şiddetiyle parçalanarak şekil değiştiren yüzler. Ve bunlar yetmediğinde gerçek mermiler.

Ölü sayısı sürekli artıyor. Ama eylemciler artan şiddete rağmen korkusuz bir şekilde polisle yüzleşmeye devam ediyor. Bunların yanında protestoların en sıcak anında süpermarketleri yağmalayan veya sembolik binaları ve hatta hastaneleri yakmak için fırsat kollayanlar da var. Ve polis karakollarına da saldırıyorlar. Ancak şiddete rağmen vatandaşların çoğu hala eylemleri destekliyor. Şili, Ekvador ve Kolombiya’da ortaya çıkan isyan ekonomik büyümenin büyük pastasını yiyen ama aynı zamanda olanca az vergi ödeyen, sağlık, eğitim ve emeklilik maaşlarını da piyasanın acımasız mantığına bırakan bir azınlığa karşı isyandır. İsyanlarda düzenin hegemonik bir şekilde işleyen ekonomik modelini açıktan reddetme söz konusudur.

Bir öğrenci lideri “Neoliberalizm Şili’de doğdu ve Şili’de ölecek” dedi. Ve diğer insanlar reklam tuzaklarının maaşlarına karşılık gelmediğini, sürdürülemez bir şekilde sürekli borçlandıran, tuzağa düşüren tüketiciliği de buna eklediler. İsyanları tetikleyen kıvılcım Ekvador’da benzin fiyatındaki artış ya da Santiago’da metro fiyatlarına yapılan zam olarak kendini gösterdi. Bu hükümet tarafından sürekli desteklenen özel şirketlerce yapıldı. Belirsiz barış sürecinden sonra korkuyu aşan bir ülke olan Kolombiya’da, öğrenciler üniversiteye erişim isterken, eğitime ayrılan kaynaklar giderek azalırken eğitime erişim istiyorlar.

Fakat aynı zamanda caceroladas[1] ve sokak gösterileri de artan işsizliğe karşı grev çağrısında bulunuyor. Ve sağlık sisteminin kalıcı krizine, milyonlarca yaşlı insanı yoksulluğa mahkûm eden sefil emeklilik maaşlarına karşı. Sosyal adaletsizliği huy edinen, muazzam derecede eşitsiz bir toplumsal yapı ve serbest piyasa koşulları oluşturan ve mevcut düzeni her zaman için ayrıcalıklarını korumak için kullanan olirgarşilere karşı da isyan halindeler. Sosyal talepler, kadınlardan başlayarak kimi sevdiğine karar verme özgürlüğüyle, onur ve insan haklarına saygı haykırışıyla birleşti. Bogota’da gençlik, ekoloji uzmanı ve hümanist lezbiyen bir belediye başkanının seçilmesini coşkuyla karşıladı.

Çatışmanın temelinde ne yatıyor?

Bolivya’daki şiddet daha farklı ve tehdit edici bir kökene sahiptir. Çünkü Bolivya, son on yılda ekonomik büyüme anlamında önemli gelişme gösteren, yoksulluğun önemli ölçüde azaltıldığı ve Evo Morales önderliğinde tüm nüfusun yaşam koşullarında belirgin bir iyileşmenin yaşandığı bir ülkedir. Ancak bununla birlikte Bolivya’da daha derin bir toplumsal dönüşüm yaşanmıştır ve yerli halk iktidara gelmiştir. Devlet kurumlarının en ön saflarını ve demokratik olarak seçilen kongrenin çoğunluğunu yerliler oluşturmaktadır. Ve ülkenin beyaz elitlerinin tahammül edemediği şey de tam olarak budur.

Bolivya’daki çatışmanın temelinde ırkçılık yatmaktadır. Her ne kadar muhalefet devlette filizlenen yolsuzluk olaylarını, Evo’nun kibrini ve Evo’nun iktidarda kalmaya dönük manevralarını -belki de buna seçim sahtekarlığı da dahildi- öne çıkarsa da MAS (Sosyalizme Doğru Hareket Partisi) hala iktidardaydı. Ancak Morales son kertede seçimlerin tekrarlanması teklifinde bulundu. Buna rağmen köktenci dini liderlerin düzenlediği eylemler de dahil olmak üzere hâlihazırda yürütülen komplo süreci, Bolivya’nın anayasal başkanını istifaya ve sürgüne zorlamak için askeri hiyerarşiyi kullandı. Bolsonaro’nun eli Trump tarafından çekilmiş gibi görünüyor. Darbeye karşı Bolivya’da hem Cochabamba’nın koka yetiştirme bölgelerinden hem de yerli nüfusunun yoğun olarak yaşadığı El Alto’dan başkent La Paz’a doğru harekete geçen yerlilerin eylemleri patlak verdi. Böylece ordu, Latin Amerika’da en çok darbe yapılan ülke olan Bolivya’nın uğursuz tarihine yeni katliam ve cinayetleri ekliyordu.

Bu tarz aşamaların sona erdiğini düşünenlerin, toplumsal iktidarda bir değişiklik olduğunda (ekonomik olana saygı duyulsa bile) seçkinlerin en son çare olarak her zaman şiddet tekeline başvurduğunu kabul etmeleri gerekir.

Bu arada, Şili’de, belki de uyuşturucu grupları tarafından manipüle edilen ve çok yönlü bir halk öfkesiyle de körüklenen anlamsız bir yıkıcı şiddet açığa çıktı. Ordunun, sabrı taşan Piñera’nın isteğiyle sokaklara konuşlandırılması mümkündür. Ve eğer yakında reformlar yapılmaz ve protestolar da devam ederse, ülkede otoriter bir gerileme meydana gelebilir.

Siyasi olarak istikrarsızlaşmış Peru’yu ve Arjantin’de Alberto Fernández’in yarattığı halk umudunu bir kenara bıraktığımızda Latin Amerika’daki patlamanın kökeninde iç içe geçmiş üç fenomenin olduğu söylenebilir: Aşırı toplumsal eşitsizlik; sadece ekonomik alanda değil bir bütün olarak topluma da sıkı bir pazar mantığı uygulayan neoliberal politikaların başarısızlığı ve var olan siyasi temsiliyetlerin %83’ünün reddedilmesi, siyasi kurumlara olan güvenin halk nezdinde kaybolması durumu. Bu bağlamda, gatopardismo (“her şeyi aynı kalacak şekilde bir şeyi değiştir”) artık yeterli görünmüyor. Mevcut patlamanın şok dalgaları, öngörülemeyen sonuçlara farklı zaman ve mekanlara doğru genişleyebilir.

Dipnot:

[1] Tencere tava eylemleri. Tencere ve tavalar ile gürültü yaparak eylemlere destek sunanlar, daha çok orta sınıftan katılımcıları içeriyor.

[La Haine’deki İspanyolca orijinalinden Yener Çıracı tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]