Kimin “süper kahraman”ları?

Süper kahraman filmlerinin konusu, içeriği ya da “düşmanı” nasıl belirlenmektedir? Milyonlarca liralık bütçelere sahip olan bu filmlerin mesaj iletmediği, sadece seyircinin görsel zevkine hitap etmek için ortaya çıktığını söylenemez. Bu filmlerde düşmanı düşman, kahramanı da kahraman yapan nedir?

Kimin “süper kahraman”ları?

“Süper kahraman” filmleri izlemeye doyamadığımız, “ağır mesajlar” iletmeyen, aksiyonu bol ve kendini hem sevdiren hem de akıcı bir şekilde izleten filmler olageldi. Marvel ve DC şirketinin atakları, arka arkaya çekilen filmler, büyük bir izleyici kitlesinin yaratılmasına ve filmlerin dünya geneline yayılmasına yol açtı.

Böyle bir durumda şu soruyu sorabiliriz: Süper kahraman filmlerinin konusu, içeriği ya da “düşmanı” nasıl belirlenmektedir? Öyle ya, milyonlarca liralık bütçelere sahip olan bu filmlerin mesaj iletmediği, sadece seyircinin görsel zevkine hitap etmek için ortaya çıktığını söylenemez. Bu filmlerde düşmanı düşman, kahramanı da kahraman yapan nedir? Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle süper kahramanların ortaya çıktığı koşullara bakmamız gerekir. Hangi ihtiyaçtan doğdukları bugün hangi ihtiyacı karşıladıklarına dair bize bir ipucu sunabilir.

Öncesinde başarısız bir iki girişim olsa da en ünlü süper kahramanlardan biri olan Süpermen (Superman) 1938 yıllarında ortaya çıkmıştır. Çıkışında Amerika’nın içinde bulunduğu durum çok belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Süpermen, 1929 krizinin ağır bunalımı, muazzam derecede artan işsizlik, hızla savaşa doğru sürükleniş ve toplumsal yozlaşmanın had safhada olduğu bir durumda ortaya çıkmıştır. Bu çöküş ortamından büyük oranda etkilenen Amerikan halkına umut verecek bir simgeye ihtiyaç vardır. Bu nedenle Süpermen’in ilk düşmanları da çöküşün yarattığı toplumsal çürümenin görünümleri olan hırsızlar, dolandırıcılar, yan kesiciler, banka soyguncuları vs’dir. Süpermen’den birkaç yıl sonra Batman ortaya çıkar. “Çöküşü engellemek” ve çöküşün yarattığı sonuçlarla uğraşmak Batman’in de görevidir. Bunun için Süpermen ile düşmanları ortaktır. Yalnız ortada bir fark vardır: Batman’in süper gücü yoktur ama parası vardır. O zengin bir Amerikalıdır. Ve Batman ile verilen mesaj çok nettir: “Kötülerle savaşmanız için süper güçlere sahip olmanı gerekmez. Her Amerikalı burjuva bunu yapabilir.” Birkaç yıl sonra savaşın patlak vermesiyle “düşman” değişimi kendini dayatır. Savaş tüm dünyaya yayılmakta ve Amerikalı askerlerin Nazilerle savaşmasını sağlayacak bir moral gücüne, simgeye ihtiyacı vardır. “Captain America” böyle bir atmosferde doğmuştur. Bir ilk sonuç çıkarmak gerekirse Süper kahramanlar, Amerika’nın “egemen ideolojisi” kendi yarattığı toplumsal, ekonomik ve siyasal yıkımları yine kendisinin çözmeye çalıştığı bir süreçte, yıkımın somut görünümü ve sonuçlarını “düşmanlaştırmış” ve bu savaşta halkın desteğini alma ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Peki günümüzde bu filmler neyi temsil etmektedir?

Kuşkusuz bu filmler bugün neoliberalizm tarafından şekillenmektedir. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ilan edilen “Yeni Dünya Düzeni” büyük bir iştahla sömürünün, katliamların ve savaşın egemen olduğu bir düzen anlayışına denk gelmektedir. Kesintisiz savaşların, yoksullaştırmanın ve proleterleştirmenin büyük bir hızla sınırlarına kadar zorlandığı bu süreç, doğal olarak kendi karşıtını da yaratmaya başlamıştır. Öncesinde Chiapas yerlilerinin ve irili ufaklı pek çok ayaklanmanın yaşanmasına rağmen 1999 yılında Seattle’de yaşanan küreselleşme karşıtı eylem yeni bir dönemin fitilini de ateşlemiştir. “Yeni Dünya Düzeni” hızla sorgulanmaya başlanmış, küresel sermayenin temsilci örgütü “Dünya Ticaret Örgütü” hedef tahtasına oturtulmuştur. Tüm dünya küreselleşme karşıtı eylemlere sahne olmuştur. Ardından Amerika’nın Irak’ı işgali, eylemleri hızlıca “savaş karşıtı” bir atmosfere büründürmüştür. Toplumsal eşitsizliğin arttığı, adaletsizliğin yükseldiği ve çürümenin her geçen gün yaygınlaştığı bir dünyada “süper kahramanlar” yine görev başına çağrılmıştır.

Süper kahramanın yeni görevi

Süper kahraman filmlerinin yeniden içeriklenmeye başladığı filmin 2005 yılında çekilen “Batman Başlıyor” filmi olduğu söylenebilir. Çıkış noktası bildiktir. Ailesi bir soyguncu tarafından öldürülen Bruce Wayne, kendi yolunu ve yaşam amacını aramaktadır. Bu arayış onu Ra’s Al Ghul adında gizli bir örgütün yöneticiyle tanıştırır. Gölgeler Birliği adı verilen bu topluluk Bruce Wayne’i eğitir. Ancak bu birliğin başka bir amacı vardır. Yozlaşmış ve çürümekte olan bir topluma büyük bir ders vermek için bir şehri yok etmek isterler. Filmde Bruce Wayne’in şehri olan Gotham seçilir. Ancak Wayne henüz eğitimin tamamladıktan sonra bu planı öğrenir ve Gölgeler Birliği’ni durdurmaya çalışır. Daha sonra ise Gotham’a dönerek Batman’e dönüşür ve toplumsal çürüme ve yıkımla mücadelenin simgesi olmayı amaçlar. Böylece Batman’in çıkışındaki “Kötülerle savaşmanız için süper olmanız gerekmez. Her Amerikalı (ama parası yetenler tabii) bunu yapabilir” mesajı tekrar verilir. Ancak bu sefer mesaj aynı olsa da dünya aynı dünya değildir.

Süper kahraman filmlerinin olmazsa olmaz ikiliği “iyi-kötü çatışması” filmde kendini yeniden dayatır. Ancak geleneksel olandan biraz farklı olarak. Buradaki felsefi tartışma şu ikilemde yaşanır; Ra’s Al Ghul, Gotham’ın artık dönüşü olmayan bir yerde olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini savunur. Bruce Wayne ise bunu kabul etmekle birlikte Gotham’ın yine de bir şansı hak ettiğini düşünür. Bruce Wayne’in bu “kabulü” basitçe bir geçiştirme cümlesi değildir. Devasa servetiyle mensubu olduğu sınıfın yarattığı adaletsiz, çürümüş ve eşitsiz düzeni kabulleniştir. Ancak yine de çözümün “dışarıdan” değil, içeriden gelmesi gerektiğini savunacaktır. Yani sistem kötüdür ancak bunu düzeltecek olan yine burjuva siyasal, ekonomik ve toplumsal düzenidir. 1930’lardaki mesaja kıyasla 2000’lerdeki mesaj çok daha karmaşıktır: “Bizim sistemimiz sorunlar doğuran, toplumsal yıkımlara ve çürümelere yol açan bir sistemdir. Ancak yine de çözüm bizden doğru gelecektir. Olası ‘dış müdahalelere’ ve fikirlere kulak asmayınız!” Bu mesaj ilk filmde fazlasıyla yedirilmiştir. İkinci ve üçüncü filmler ise bu zemine yaslanmaktadır.

Batman’in ikinci ve üçüncü filmi ilk filmden bariz bir şekilde farklılık gösterir. Bu gösterinin sebepleri arasında pek çok şey sayılabilir ama en önemli sonuç şudur: Filmin kötü karakterleri Batman karakterinin önüne geçmiş ve daha fazla sevilmiştir. Özellikle Joker ve kısmen Bane Batman’i fazlasıyla gölgede bırakmıştır. Ve her ikisinin de burjuva toplum karşıtlığı bir şekilde sistem karşıtı hareketlerle buluşma noktasını sağlamıştır.

Kötünün benimsenişi

İkinci filmden devam edelim. Joker karakteri bugün hala tişörtlerini, posterlerini, afişlerini gördüğümüz bir karakterdir. Joker de en az Batman kadar eski bir karakter olmasına rağmen Dark Knight filminde simgelenen Joker’in neden dünya çapında bir ikon haline geldiğine biraz bakmak gerekir. Joker, filmde toplumsal çürümenin ve yozlaşmanın yarattığı anarşist-nihilist bir simge halindedir. Geleneksel iyi-kötü çatışmasının “kötü tarafı” değil aksine kendini bu “iyi-kötü” saflaşmasını parçalamaya adayan, burjuva toplumun ne kadar kırılgan olduğunu ve mensuplarının da nasıl zayıf bir ahlaki dünya görüşüne sahip olduğunu ortaya çıkarmaya adayan bir karakterdir. Bir insanın kendi seviyesine gelmesinin (çıkış felsefesi) “kötü bir gün” ile olacağını düşünür. Filmdeki cümleleriyle “delilik yer çekimi gibidir, sadece onu biraz itmen gerekir.” Bunun için sistemi en zayıf halkasından vurmaya çalışır. Meseleyi iyi-kötü çatışmasından çıkarır ve adalet sisteminin en önemli temsilcisi ve “Beyaz Şövalye” olarak adlandırılan Harvey Dent’i kendi deyimiyle “kendi seviyesine” indirir. Bu hamlesiyle Joker sistemin dayattığı ahlakın ve kuralların ne kadar parçalanabilir ve zayıf olduğunu gösterir. Bu nedenle filmde yumruk yumruğa kavgayı Batman kazansa da tartışmayı Joker kazanır.

Üçüncü film ikincisindeki tartışmayı atlayarak ilk filmle bağlantılı hale geliyor. Ra’s Al Ghul’un inancını devam ettirecek kızı ve Bane vardır. Bunlar Gotham’ın kaderinin yok edilmek olduğunu düşünür. Ancak bunu açıktan söylemezler. Hatta Bane bütün Gotham halkına seslendiği bir konuşmada Gotham’a özgürlüklerini geri vereceklerini, sistemin yozlaşmış olduğunu ve kendi kendilerini yönetmeleri gerektiğini söyler. Sonradan Robin olacak karakter ile Jim Gordon’ın “sistem” üzerine tartışmaları yine bir özeleştiri tadındadır. Robin, genç bir polis memuru olarak yapılanları sorgular ve Jim Gordon ise yapmak zorunda olduklarını sistemin bir prangaya dönüştüğünü ama yine de yapmak zorunda olduklarını anlatır. Burada da mesaj açıktır. “Bizim sistemimizin çürümüşlüğü ortadadır. Ancak size ‘özgürlüğünüzü vadedenler’, kendi kendinizi yönetmenizi söyleyenler aslında sizi yok etmek istemektedir. Tüm yozluğuna rağmen bu sistem kendini yenileyebilir.” 

Her ne kadar bu filmler yeni döneme göre şekillense de “verilmeye çalışılan” mesajlar “alıcılar” tarafından yeterince “anlaşılmamış” (ya da fazlasıyla anlaşılmış) ve ters tepmiş görünmektedir. Çünkü her iki karakter de “kötü” olarak sunulsa da burjuva toplumuna karşı ��yıkıcı” tutumları sahiplenilmektedir. Ve bugün şunları rahatlıkla söyleyebiliriz: Sistem kendini devam ettirdikçe, Joker, tartışmasında haklı çıkmaya devam edecektir. Bane’in tartışması ise Joker’in tartışmasına göre daha zayıf olsa da özellikle 2008 krizinden sonra tüm dünyada yaşanan neoliberalizm karşıtı isyanlarda ve özellikle Amerika’da eylemlerin bir simgesi haline gelmesi onu da kalıcı bir hale getirmiş ve getirmeye devam edecektir. Eylemlerde maskesinin takılması, maketlerinin yapılması ve taşınmasının sebebi budur. Sonuç olarak bu filmlerde (özellikle ikinci ve üçüncü filmde) neoliberalizmin yarattığı “düşman” (üçüncü filmdeki söylemlerde gördüğümüz kadarıyla bariz bir tehdit unsuru haline geldiği düşünülen anti kapitalist isyanlar ve başka bir dünya mümkün fikridir) izleyici kitlesi tarafından sahiplenilmiştir. Çünkü filmlerin “kötü” karakterleri burjuva toplumuna yönelik bir eleştiri ve yıkıcılık sunmaktadır. Filmlerin tartışmaları ve mesajları çok nettir. Ve 2008 sonrasının isyancı atmosferinde herkes gerekli “mesajı” almıştır.

Süper kahramanlar dünya dışı güçlere karşı

Hemen sonrasında alelacele başka bir konseptle Batman filmi yeniden çekilmiştir. Sırf bu sebeple bile ilk filmlerdeki mesajların geri teptiği söylenebilir. 2016 yılında çekilen Batman ve Süpermen başka bir geçişi temsil etmektedir. Bu filmlerde iki tane önemli değişiklik vardır. Birincisi oyuncular ikinci olarak da “düşmanlar” değişmiştir. Bu sefer düşman ilk üç filmde olduğu gibi “içeriden” değil, dünya dışından gelmektedir. Önceki üçlemenin mesaj verme açısından başarısızlığı giderilmeye çalışılmaktadır. Burjuva toplumsal düzenini tehdit eden “iç düşmanlar” sahiplenildiği için, bu sefer dünya dışı düşmanlara karşı burjuva sınıfın önderliğinde ve onu temsil eden süper kahramanlar etrafında “tek vücut” olma mesajı saklıdır.

Dünya dışı varlıklara karşı burjuva sınıfın önderliğinde “dünyanın birliğini” savunan filmler son yıllarda fazlasıyla artmıştır. Marvel evreninde Captain America ile başlayan bu yeni süreç neredeyse tüm kahramanların birleştiği Avengers filmleriyle devam etmektedir. Özellikle Captain America’da “alternatif” bir tarih yazımı bile mevcuttur. Nazilerin arkasında “esrarengiz” bir güç ya da örgüt arayan ve Nazilere değil de ona karşı savaşan bir Captain America vardır. Bu filmle beraber komplocu bir bakış açısı da üretilir. Birbirinin devamı olan filmlerle ve serilerde “dünyanın güvenliği” ve dış tehdide karşı mücadele başat konumdadır. Filmler ilerledikçe daha güçlü dünya dışı güçler gelmektedir. Tehdit büyüdükçe sistemin yetkileri artmakta ve kahramanların imtiyazları çoğalmaktadır. Çünkü onlar “dünyayı kurtarmaktadır.” Yukarıda sözünü ettiğimiz Batman filmlerinde bariz ve açıktan verilmeye çalışılan ama geri tepen mesaj, Captain America ve Avengers filmlerinde süzülerek, sırıtmadan ve usulca dünyamıza girmektedir. Mesaj artık çok daha basittir: “Dünyamız tehdit ve saldırı altında ve biz dünyayı kurtarıyoruz. Bu sefer “dış güçlere” karşı savaşıyoruz. Bu savaşta yalnız olmamaya, desteklenmeye ve bizim yönetmemize ihtiyaç var.” Böyle bir mesajın altında ne sistem sorgulanması yapılabilir ne de toplumsal çürüme ve çöküş dile getirilebilir.

Burada verilen mesaj çok daha uyanık ve bulanık bir mesajdır. Sanırım Batman filmlerinden yeterli ders çıkarılmıştır. “İç düşmana” karşı savaşın ve sistemin meşrulaştırılması hayli zor hale gelmiştir. Batman filmlerinde tartışma çok net olduğu için taraf seçmek ve Batman’in değil de Joker ve Bane’in büyüsüne kapılmak daha kolay olmuştur. Ancak düşmanın dışsallaştırıldığı ve verilen mesajın bulanık hale geldiği bir durumda “kötü” tarafı seçmek ve arkasında durmak da neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Kim Thor, Hulk, Captain America ve daha niceleri varken evrenin yarısını soykırımcı bir şekilde yok etmek isteyen ve tek ahlaki gerekçe olarak da “kaynak yetersizliğini” gösteren Thanos’un tarafını tutar?

Kesintisiz savaşın kahramanları

Marvel serisiyle birlikte “savaş içinde dünya” yani “kesintisiz savaş” fikri yayılmaktadır. Sürekli her yerde savaş vardır ve düşman her yerdedir. Savaş içerisinde kayıplar olsa da savaşa devam edilmelidir. “Captain America iç savaş” filminin ana fikri ve felsefi tartışması neredeyse bundan ibarettir. Her kahramanlık gösterisinden sonra insanların öldüğünü gören ekip ikiye ayrılır. Bir kısmı buna artık devam etmemeleri gerektiğini, diğer kısmı ise bunun savaş olduğunu, müdahale etmediklerinde çok daha fazla insanın hayatını kaybedeceğini ve ne olursa olsun mücadele etmeleri gerektiğini düşünür. Tartışma ne kadar dokunaklıdır değil mi? Düşman da içeride sistemin yarattığı çürümeden kaynaklı değil, dışarıdan istemsizce gelmektedir nasıl olsa. Ve “en iyilerin” dünyayı sınırsız yetkiyle koruması fikri aklımıza yer edinir. Bu o kadar kullanışlı bir argümandır ki adeta Mona Lisa tablosu gibidir. Nasıl görmek istediğin ve nasıl kullanmak istediğin sürekli güncel ihtiyaçlar sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Süper kahraman filmleri dünyanın içinde bulunduğu çalkantılı, krizli bir ortamda yeniden içeriklenmiş/içeriklenmektedir.[1] Batman üçlemesiyle başlayan bu süreç, verilen mesajların ikili karakteri[2] yüzünden kesintiye uğramış ve değişim ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu filmlerin popüler olması, tüm dünyada milyonlarca kez izlenmeleri belki de dünyanın en büyük “ideolojik” bombardımanı ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Bu filmler, süper kahramanların ortaya çıktığı ve amaçlarının “mevcut sistemi” korumaya çalıştığı bir durumdan, “mevcut sistemin” dünyayı dış tehditlere karşı korumaya çalıştığı ve süper kahramanları da bunun parçası haline getirdiği bir yere doğru evrilmektedir. Ve böylesi bir “savaş durumunda” mevcut sistemin sorgulanamazlığı ön kabul haline getirilmeye çalışılmaktadır. Filmler tüm dünyada küresel sistemin açıktan sorgulanmasını bulanıklaştıran küresel ve katılımcısının pasif kaldığı bir gösteriye dönüştürmeye uğraşmaktadır.

Joker’in açtığı perde

Tüm bu bombardımanın ortasında yeni çekilen Joker filmi gerçekten gündeme bomba gibi düşmüştür. Bu seferki film daha önceki Batman serilerinde olduğundan çok daha sınıfsal bir metin barındırmaktadır. Aynı zamanda bu sefer burjuva toplumunun koruyucusu Batman de filmde yoktur.

Joker’in ortaya çıkışını fazlasıyla ayrıntılı bir şekilde anlatan filmin yeni bir dönemin anlatısının başlangıcı olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz. Daha yalın bir ifadeyle içerdiği sınıfsallığı devam ettirici bir etkiye sahip olup olmayacağını. 2016 yılında DC evreninde ortaya çıkan “dış düşman” konsepti 2019 yılının sonlarına doğru yerine çok daha radikal bir sistem eleştirisine bırakmış görünüyor. “İç düşmanın” varlığı ve sisteme neden düşman olduğu fazlasıyla meşru bir şekilde resmediliyor.

Film hakkında fazlasıyla ayrıntılı tartışmalar yapıldı. Ancak ekstra olarak şunları söylemekte fayda var. Joker bugün dünyanın içinde bulunduğu isyancı dalganın simgelerinden biri olarak kabul edilmeye başladı. Birçok yerde maskeleri takılmakta, eylemlerde simgeleri taşınmaktadır. Joker’in filmde kapitalizme karşı sunduğu yıkıcı etki, halihazırda kapitalizmin içerisinde bulunduğu siyasal, toplumsal ve ekonomik krize karşı isyan eden milyonlarca insanın yıkıcılığına barut olma özelliği sağlamaktadır. Joker filmde yıkıcılığını olumlu bir yaratıcılıkla süslemese de resmettiği yıkıcılık zaten fazlasıyla radikal bir önerme sunmaktadır.

2008 krizi sonrasında ortaya çıkan isyan dalgası Heath Ledger’lı Joker’le, Bane ile özdeşlik kurdu. Onların yıkıcı etkilerini paylaştı. 2014-2015’lerden itibaren isyancı dalganın geri çekilmesi yerini sağın ve faşizmin yükselişine bıraktı. Burjuva toplumunu korumak ve burjuva sınıfı önderliğinde düşmana karşı savaşama mesajı ise sağın ve faşizmin yükselişinin gölgesinde yeni filmlerle yedirilmeye çalışıldı. Ancak üç senelik bir aranın ardından çok daha radikal bir yıkıcılık sağlayan yeni bir Joker filmi ortaya çıktı. Buradan ulaşabileceğimiz en önemli sonuç şudur: Kapitalizmin krizi saklanabilecek, ötelenebilecek bir durumda değildir. Her geçen gün bu kriz giderek daha derinleşmektedir. Dünya son isyancı dalganın geri çekilmesinden yaklaşık üç yıl sonra yeni bir isyancı dalgayla karşı karşıyadır. Ve işte Joker ortaya çıkardığı radikal yıkıcılıkla sistemin artık işleyemez hale geldiğini sunmakta ama yerine ne konacağını ise biz seyircilere bırakmaktadır.

Dipnotlar:

[1] Kuşkusuz filmlerin milyarlarca liralık hasılatları, muazzam gelirleri her gün yenisinin çekilmesine yol açmaktadır. Ancak bununla birlikte ideolojik etkileri de hayli önemlidir.

[2] Burada verilen mesajların eksikliğinden ziyade belki de filmlerdeki mesajların “ikili karakterinden” söz edebiliriz. John Berger’in değişiyle her sanat eseri bir “görme biçimi” ile algılanıyorsa Batman filmlerinde ikili bir görme biçimi vardır. İki tarafında (filmde iyi ve kötü karakterler) tartışması ve mesajı gayet açıktır. Bundan dolayı da dünyanın da içinde bulunduğu durumdan kaynaklı olarak (kriz ve neoliberalizm karşıtı isyanlar) “kötülerin” mesajı ve ikonları daha çok rağbet görmüştür. Diğer filmlerde ise tek bir mesaj vardır. Düşmanın dışsallaştırılması çok kullanışlıdır. Çünkü nereden geldiği ve ne için geldiği belli değildir. Herhangi bir tartışmaya ve açıklamaya ihtiyaç yoktur. Sadece gelmiştir ve onun karşısında savunmak ve birlik olmak gerekir. Ancak bir iç düşman yaratıyorsan onun neden düşman haline geldiğini ve onu iç düşman haline getiren özellikleri ve tartışmaları metine eklemen gerekir. Bundan dolayı Batman üçlemesinden sonra hem Marvel evreninde hem de daha sonra Batman filmlerinde de düşmanlar değişmiştir.