kadın hareketinden ne öğrenelim? – ayşe düzkan (Yeni Yaşam)

bilinip duyurulmayan ama etkili faaliyetler yürüttüler ve toplumsal etkileri geniş oldu. o yüzden bir eylem çağrısı yaptıklarında, hayatında bir feministle bile tanışmamış olan kadınlar bu çağrıya karşılık verdi; güvenle, coşkuyla, kararlılıkla!

kadın hareketinden ne öğrenelim? – ayşe düzkan (Yeni Yaşam)

biliyorsunuz, solun kadın hareketine ilgisi, akıl vermekle hayranlık duymak arasında bir hatta salınımlarla ilerliyor. işin salınım kısmını yabana atmayın. mesela “yazıklar olsun, kadınlar dışında herkes sokağı boş bıraktı!” diyen biri oluyor. aynı insan bir başka sefer, “feministlerin, erkek şiddetiyle kapitalizm arasındaki bağı görmesi gerek” diye, daha önce hiç duymamış olduğumuza kanaat getirdiği bir fikri bizimle paylaşma alicenaplığını gösterebiliyor. olsun, az veren gönülden, çok öğreten akıldan…

ama bence bu salınıma mahkum değiliz. solun kadın kurtuluş hareketinden öğrenebileceği şeyler de var. bu ay, biraz da 25 kasım eylemlerinin verdiği ilhamla bununla ilgili önerilerimi yazmak istiyorum.

şunu baştan söylemeliyim. kadın kurtuluş hareketinin önemli bir avantajı var. kadınların ezilmişliğinden söz ediyor ve kadınlardan oluşuyor; tarih boyunca bunun için epeyce mücadele vermek gerekmiş olsa da.

tabii özellikle türkiye’de kadın hareketinin yola başka bir avantajla daha çıktığını görmek gerek. bu esas olarak tarihsel koşulların değil, kendi tercihimizin bir sonucuydu ve kabaca ifade edersek, bize aktarılan gelenekleri kullanmak yerine kendi yolumuzu, sözümüzü, üslubumuzu kafa göz yararak da olsa aramak, oluşturmak anlamına geliyordu. bugün kadın eylemleri pankartlarından sloganlarına kadar titiz bir farklılık taşıyorsa bunda o arayışın payı vardır. şunu da hatırlatıp devam edeyim; bu arayıştan sol da yararlandı. örneğin politik şenlik fikri ve deneyimi ilk kez feministler tarafından, dayağa karşı şenlik’te hayata geçirildi.

ikinci önemli nokta şu: geleceğe dönük bir perspektifi olmasına rağmen, kadın kuruluş hareketi, ta en başından beri somut meselelere odaklandı ve bunları tespit ederken bir hareket olarak kendisinin değil, geniş kadın kitlelerinin ihtiyaçlarını temel aldı. eylemlerini, kampanyalarını tekil, anlaşılır hedeflerle sınırladı. yani, her dönemde ortak bir payda olabilecek erkek-egemenliğinin tamamını hedef almak yerine, örneğin ilk mitingi dayağa karşı örgütledi, sonraki büyük kampanyalar hep somut meselelerle -örneğin taciz- ilgili oldu. simgeler dolaysız, akılda kalabilecek türdeydi; aradan yirmi yıl geçmesine rağmen mor iğne’yi ve ne anlama geldiğini hatırlıyor, hatırlamasak da şıp diye anlıyoruz, değil mi?

hiçbir döneminde, radikallikten, “aşırılık”tan çekinmedi. “ne iffetli ne iffetsiz biz kadınız” sloganının kullanıldığı mitingde kadınlar alınlarına “iffetsiz” yazan bantlar taktıklarında yıl 1989’du.

teorinin değerini bildi ama teoriyi politikanın yerine geçirmedi. akademiyi ayrı tutuyorum, feminizm içi tartışmalarda ilkelere tabii ki başvuruldu ama yazarlar, alıntılar çok az çevrede mutlak referanslar olarak görüldü.

ve en önemlisi şu bence. feministler hiçbir zaman ertelemeci olmadı! kadınlara, şiddet başta olmak üzere bütün sorunların çözüleceği kendi iktidarlarını vaat etmedi. sığınak, danışma merkezi kurdu, erkek şiddetini engelleyecek, hiç olmadı sınırlayacak yasa önerileri hazırladı. bunlarla hem yarını bugünden kurdu hem de kadınları çaresiz bırakmadı. kısa vadeli hedefler için ilkelerinden vazgeçmedi ama o ilkelerin elini kolunu bağlamasına da izin vermedi. bu noktada, böyle bir çalışmanın anarşizm, sosyalizm, komünizm için ortak bir tanım olarak kullanacağım sol’un geleneğinde de olduğunu hatırlatmak istiyorum. sol sadece, kendi iktidarında sınıfların ortadan kalkacağını vaat etmez, aynı zamanda daha iyi yaşam ve çalışma koşulları için örneğin sendikaları örgütler, örgütlemeli.

feministler de zaman zaman, özellikle kendi aralarındaki ilişkilerde gruplarının güçlenmesini bir hedef olarak önlerine koysalar da, hareketin gücünü ispatlamaktan çok etki alanını genişletmeyi öncelediler. bilinip duyurulmayan ama etkili faaliyetler yürüttüler ve toplumsal etkileri geniş oldu. o yüzden bir eylem çağrısı yaptıklarında, hayatında bir feministle bile tanışmamış olan kadınlar bu çağrıya karşılık verdi; güvenle, coşkuyla, kararlılıkla!

ve en önemlisi, kadın özgürlüğü fikri toplumun dokusunu değiştirdi, geriye döndürülmesi zor bir süreç, gerçek bir “tehlike” oluşturdu. bir “solcu” olarak, bütün bunlardan öğrenecek çok şey olduğuna inanıyorum.

Kaynak: Yeni Yaşam