İsmail Amca’yı uğurladık, anısı sokağımızda, kalplerimizde yaşayacak…

Çok para kazandım diye gururlanmadı, çok güzel insanlar tanıdım diye mutlu oldu. Herkesten saygı gördü ama sanırım kendisi insanlara çok saygı duyduğu için bunu fazlasıyla hak etti

İsmail Amca’yı uğurladık, anısı sokağımızda, kalplerimizde yaşayacak…

Bazı insanlar bazı mekanlarla özdeşleşir ve böyle insanlar aramızdan ayrıldığı zaman sanki tarihin bir dönemi kapanır. İstanbul Halkevi’nin karşı komşusu, Şahin Lokantası’nın sahibi İsmail Amca geçtiğimiz cumartesi günü aramızdan ayrıldı. Ailesi ve yüzlerce dostuyla pazar günü O’nu uğurladık. Bence İsmail Amca’nın aramızdan ayrılmasıyla Beyoğlu Asmalımescid Mahallesi’nin ama özellikle bizim sokağın, Orhan Adli Apaydın’ın bir dönemi kapandı.  Mahallenin, sokağın 50 yıllık sakini; geçen zamanın, insanların ve olayların şahidi olan İsmail Amca kısa tarihe birinci dereceden kaynaktı dersem yanlış olmaz. Orhan Adli Apaydın isminin sokağa nasıl verildiğini, Demirel dönemini, Denizleri, darbe dönemlerini, baro başkanlarını, eski Beyoğlu’nu ondan dinlemek her zaman güzel ve ilginçti.

İsmail Amca’ya lokantanın sahibi dediğime bakmayın, burası bildiğiniz işletmelerden değil. İlişkiler de bildiğiniz patron-işçi ilişkisi değil. Zaten yıllardır başta eşi olmak üzere ailenin çoğu burada çalışıyor. Nazmi ve Mehmet işin başında, diğer çalışanlar da aileden olmuşlar. İsmail amca epey zamandır gündelik koşuşturmayla uğraşmıyordu. Lokantanın ve sokağın manevi sahibi olarak orada bulunması hepimize yetiyordu, iyi geliyordu. Her gün muntazam, tıkır tıkır işleyen bir düzenle sabahın ilk ışıklarıyla işe güce başlanır, akşam 5-6’da dükkân kapanır.

Neyse, ben her gün yüzlerce avukatın, baro çalışanlarının, kamu çalışanının, çevre esnafın, sanatçının, işçinin yemek yediği lokantanın yemeklerinin ne kadar güzel olduğunu falan anlatmayacağım. Ya da buranın onlarca defa yazılı, görsel basına çıktığından, ödülller aldığından, belgesellere konu olduğundan da bahsetmeyeceğim. Lokantanın yemeklerini sadece bizim gibi emekçi insanların yemediği, memleketin büyük burjuvalarından Şakir Eczacıbaşı’nın zamanında buradan yemek aldırttığından da bahsetmeme gerek yok.

“Para kazanmak için her yol mubah değildir”

Ben, tanıdığım İsmail Amca’dan bahsetmek istiyorum. 15 yıldır hemen hemen her gün gördüğüm, sık sık çayını içtiğim, sohbet ettiğim İsmail Amca’dan. İsmail Amca 14 yaşında Dersim’den İstanbul’a gelmiş. Önce Büyükparmakkapı Sokak’ta Temiroğlu Baklavacısı’nın yanında çalışmış, burası daha sonra kapanmış. Burada çok şey öğrendiğini anlatırdı. 1967 yılında Şahin Lokantası’nı açmış, ilk zamanlar Bolu Mengenli bir aşçıyla kısa süre çalışmış, bu usta bir süre sonra vefat etmiş. Ondan çok şey öğrenmiş. Hatta bu ustanın ustası Atatürk’e aşçılık yapmış. İsmail Amca için bu önemli bir ayrıntıydı. Sonra yıllar yılları kovalamış, İsmail Amca insanları doyurmuş, bu arada çok insan tanımış, çok dost edinmiş. Hileye hurdaya hiç bulaşmamış, hile yapandan hiç hazzetmemiş. Başarılı olmanın birinci şartına dürüstlüğü koymuş. Hayatı boyunca “para kazanmak için her yol mubah değildir” ilkesiyle yaşamış. Pişirdiğini, lokantada pişeni kendisi beğenmezse asla başkasının önüne koymamış. Bu arada çok insan da yetiştirmiş. Lokantada çalışıp daha sonra, İsviçre’ye, İngiltere’ye, Almanya’ya, ABD’ye gidip oralarda lokanta açanlar varmış. Sadece İsmail amca değil bu süre zarfında lokantanın diğer çalışanları da burayla özdeşleşmiş. Aşçı Ali Abi, garson Ali abiler (lokantada 4 Ali çalışır) Sefa, Özkan… İsmail Amca “Bunca yıldır bu lokantanın hiçbir çalışanı yanlış bir şey yapmadı. Bizde para, pul ortada durur. Kimse alacağından fazlasına göz dikmedi. Ben şimdiye kadar kimseyi işten çıkarmadım, çıkanlar kendi isteğiyle çıktı, hiçbiriyle küsmedik” diye anlatırdı. Yarım yüzyıldan fazla esnaflık yapıp tek bir kişiyi işten atmamış olmakla, hiçbir çalışanının kalbini kırmamasıyla gurur duyardı.

“Bugün bizden olsun”

İstanbul Halkevi, Orhan Adli Apaydın Sokağı’na 90’ların sonunda taşındı. Benim Halkevi maceramın başlaması 2005 başına denk geliyor. Bizim arkadaşların kapı komşuluğu İsmail Amca ve lokantadaki herkesle ilk zamanlarda kurulmuş, öyle devam etmiş. İsmail Amca benim tanıdığımda sokağın en saygı duyulan, en sevilen insanıydı ve hep öyle kaldı. İstanbul’da artık mumla arasanız bulamayacağınız naiflikte ama bir o kadar da babacan bir adamdan bahsediyorum. Kahvede ya da çay ocağında onunla çay içtiyseniz çay parasını ödemeyi teklif etme hakkınızın olmadığını zamanla tecrübe ederek öğrenirsiniz. Ama diyelim ki O’nunla değil de başka arkadaşlarınızla çay içiyorsunuz, kasaya gittiğinde anlarsınız ki İsmail Amca size çaktırmadan çayları ödemiş. Diyelim ki toplantımız var, il dışından arkadaşlarımız gelmiş, yemek yemişiz, “bugün bizden olsun” der. Biz O’nu severdik, O da bizi severdi; bu yüzden belki kendimizi her zaman biraz torpilli hissettik. Ama şunun da bilinmesi lazım, parası olmayan biri yemek yemek istemişse İsmail amca onu geri çevirmezdi.

Bunca yıldır birkaç defa kızgın olduğuna şahit olduğum oldu. Ama O’nu tarif ederken esas söylenebilecek özelliği kimseden selamını esirgemeyen güler yüzüdür.

Bilenler bilir bizim gibi kurumlarda bazen bir şeylere para çıkışmaz. Ama biz hiç dara düşmezdik, ihtiyacımız kadar olan parayı lokantanın kasasından rica eder, sonra yerine koyardık. Bu yüzden “komşuluk önemli” sözüne ben özellikle de son 15 yıldır hiç klişe olarak bakmadım.

“Sen daha iyi bilirsin ama…”

İsmail Amca işini iyi yapmanın haklı gururunu hep taşıdı. Kimsenin gözüne sokmak için değil, emeğinin değerine önce kendisi sahip çıktığından, dişiyle, tırnağıyla var ettiğinin kıymetini bildiğinden. Çok para kazandım diye gururlanmadı, çok güzel insanlar tanıdım diye mutlu oldu. Herkesten saygı gördü ama sanırım kendisi insanlara çok saygı duyduğu için bunu fazlasıyla hak etti. Evet, kimse onun karşısında aşçılıkla ilgili ahkam kesemezdi, yemeklerine de laf söyleyemezdi. Ama O da asla insanların ondan daha fazla bildiğini düşündüğü konularda ahkam kesmezdi. Bir tartalım, kaçımız bir başkasına karşı samimiyetle “sen daha iyi bilirsin ama” diye söze başlayabiliyor. İsmail amca öyle derdi. Hayat tecrübesi kendisinin yarısı kadar etmeyecek bir gencin bir konuyu ondan daha iyi bilebileceğine inanırdı.

Hiç unutmuyorum, epey zaman oldu lokantanın dışındaki sokağa, 3-4 masa koymuşlar. “Oo İsmail amca, işleri büyüttün” diye takıldım. “Yok, ondan değil. İnsanlar özellikle öğle vakti ayakta kalıyorlar, ayakta kalmasınlar diye böyle yapalım dedik” dedi. İyi de olmuştu, fakat Beyoğlu Belediyesi masalara, sandalyelere savaş açınca masalar kalktı. Sonra serbestledi ama bu defa da İsmail Amca tenezzül etmedi.

“Bir ihtiyacınız olursa biliyorsunuz, buradayız”

Yine seneler önce bizim binamızın alt katına bir arkadaşımız lokanta açtı. Önce İsmail Amca bu işe acaba bozulur mu diye endişelendik. Sonra lokantanın ilk açıldığı günlerde geldi, yemeğini yedi, bahşişini bıraktı, samimiyetinden hiçbirimizin şüphe duymayacağımız “hayırlı olsun” dileğini diledi. “Bir ihtiyacınız olursa biliyorsunuz, buradayız” dedi.

Dedim ya insanlara saygı duyardı, İsmail Amca mücadele edenlere de saygı duyardı. Yaşadıklarımıza, memleketimize yapılan zulme öfkelenirdi. Güzel, huzurlu bir memleket isterdi. Bana Cahit Sıtkı’nın, “Memleket isterim/ Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;/ Kardeş kavgasına bir nihayet olsun” dizeleri İsmail Amca’nın hislerinin tercümesi gibi geliyor.

O bizim her yaştan arkadaşımızın dostudur. Biliyorum bizler gibi yüzlerce insan böyle düşünüyor. Gösterişsiz, sade yaşayan, alçak gönüllü kalender ve çelebi bir abimiz, İsmail Amca artık aramızda değil. Onu saygıyla, sevgiyle, yüzümüzde gülümsemeyle anmaya devam edeceğiz. Uğurlar olsun İsmail Amca…

* Nuri Günay: Halkevleri Eş Genel Başkanı