HDP’nin düzenlediği Ekonomi Konferansı Ankara’da gerçekleşti

HDP Emek, Ekonomi, Tarım ve Sosyal Politikalar Komisyonu dün Ankara Ticaret Merkezi'nde “Ekonomi Konferansı” düzenledi

HDP’nin düzenlediği Ekonomi Konferansı Ankara’da gerçekleşti

HDP Emek, Ekonomi, Tarım ve Sosyal Politikalar Komisyonu dün (8 Aralık) Ankara Ticaret Merkezi’nde “Ekonomi Konferansı” düzenledi.

Konferansın “Ekonomik Kriz ve Bütçe” konulu birinci oturumun yürütücülüğünü akademisyen Necla Kurul yaptı.

Oturumda ilk olarak konuşan ekonomi profesörü Korkut Boratav, “Ekonomik Krizin Aşamaları” konulu sunum yaptı. Boratav, “Türkiye 2018’in ikinci yarısında bugün yaşadığımız krize sürüklendi. Bu kriz dört aşamada seyrediyor. Şu anda 4’üncü aşamaya girmiş durumdayız. Güven bunalımı, döviz krizi, ekonomik kriz ve toplumsal bunalım” dedi.

Boratav: “Güven bunalımı, döviz krizi, ekonomik kriz ve toplumsal bunalım”

AKP hükümetinin geçmiş dönemde uluslararası sermaye ile bazı dönemlerde ilişkileri sıkı tuttuğunu belirten Boratav, “Bu işlerin simge örneklerinden biri Ali Babacan idi. Sonra da Mehmet Şimşek üstlendi. Bunlar sağduyunun temsilcileri olarak pürüzleri giderme işini üstlendi” dedi.

2018 yılında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Enflasyonun sebebi yüksek faizdir” açıklamalarına işaret eden Boratav, “Finans kapital ile kavgaya başladı. ‘Faiz enflasyonun nedenidir’ dedi. Arkasından ‘Merkez Bankası niçin özerk olmalı, eğer önümüzdeki seçimde gelirsem MB özerkliğini dikkate almayabilirim’ dedi. Arkasından Türkiye’den dışarıya sermaye kaçıran iş çevrelerini ihanet ile suçladı. Bunların hepsi finans kapitalin temel kurallarının ihlalidir” diye konuştu.

Altınörs: “Türkiye uçuyor ama uçurumdan aşağı doğru bu uçuş”

Ekonomist Alp Altınörs, referandum döneminde “Başkanlık sistemi geldiğinde ekonomi uçacak” denildiğini hatırlattı. “Türkiye uçuyor ama uçurumdan aşağı doğru bu uçuş” diyen Altınörs, 2020 bütçesinin varsayımlarının yüzde 5 büyümeye göre olduğunu hatırlattı.

Altınörs, “Bizlerin krizi 2018 ortasında başlamadı, çok daha öncesinde başladı. Ekonominin büyüdüğü iddia edilen ülkelerde de bizler krizdeyiz. İşte Şili, ‘iyi kapitalizmin’ örneklerinden biriydi. Şili’de işçiler, gençler neler yaşamız bugün halk isyanıyla görüyoruz. Ulaşım fiyatlarına yapılan artış büyük bir toplumsal patlamaya sebep olabildi, çünkü artık bardak dolmuştu” dedi.

Enflasyon ve GSYİH verileri üzerinden iyimserlik pompalandığını oysa yapısal verilerde ciddi bir düzelme olmadığını söyleyen Altınörs, “Yatırımlarda artış yok, düşüş var. Buna rağmen bize ekonominin çok iyiye gittiği söylenebiliyor” dedi.

Türkiye tarihinin en yüksek işsizlik oranlarından birisiyle karşı karşıya olunduğunu ifade eden Altınörs, işsizlik hesaplamasının hileli olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “İşsizlik oranının artmasının sebebi iş arayanların artmasıdır” sözlerini hatırlatan Altınörs, “Son 4 haftada iş arama araçlarına başvurmamışsanız işsiz değilsiniz. 2014 yılı öncesinde bu süre son 3 aydı” diye konuştu.

Akman: “Krizin sebebi savaş harcamaları”

“Bir Saadet İnciri Ekonomisi ve Kriz; Türkiye Örneği” başlıklı sunum yapan gazeteci Cüneyt Akman, Türkiye’de krizin söylenmeyen bir sebebinin de “savaş harcamaları” olduğunu kaydetti. Akman, şunları ifade etti: “Bu meşhur ekonomi kalanlarında on saat konuşuyorlar ama bunu söylemiyor. Bir mermi kaç para diyorlar. Ben oturdum buldum. Fırtına obüsü, lazer güdümlü bomba kaç para buldum. Bir F 16 ne kadar benzin yakıyor buldum. Lazer güdümlü bombanın lazer kiti 28 bin 500 dolarcık, bombası hariç. Obüsün her biri birisi bin dolar. İki milyon dolar ile 800 bin dolar F-16 sortisi maliyeti. Defalarca yaptılar. ÖSO’cular TL değil de dolar diye greve gitmişler. O bölgeye Devletin yapılmak istenen inşaatın tahmini 23,6 milyar dolar. Benim bulduğumu 50 milyar dolar. Savunma Sanayine 11 milyar dolar devlet sipariş verdi ve sürekli artıyor. Demek ki çok daha fazla. Bunları konuşmadan kriz konuşulmaz.”

Konukman: “Bütçenin hukuki dayanağı yok”

Ekonomist Aziz Konukman ise, “Bütçe Hakkı” başlıklı sunum yaptı. Bütçe hakkının Magna Carta’dan itibaren kazanıldığını belirten Konukman, “Bütçeyi özel bütçeden ayıran bir özellik var. Kamu bütçenin farkı giderlerin önceliği ilkesi. Önce vatandaşın talepleri sorulur. Önce kaynak sorulmaz. Kamunun görevi şu bunu makul düzeylere getirerek finansmanları sağlar. Bunun da devlet yapar. Vergi Daireleri önünde şu yazar: ‘Ödediğiniz her vergi yol su olarak döner.’ Bir yaşlı bana ‘Nah ödeniyor’ dedi. Tabi ben ilkeyi hatırlatmıştım, öyle oluyor demedim! Ödediğimiz vergiler bize cop olarak döndü. İşkenceci polis bizim vergi havuzundan ödeniyor. Biz mi karar veriyoruz, sorun burada. Bütçe hakkı buradan geliyor. Bu süreçlerde benim olmam lazım. Hadi burada olmadım bütçenin denetim bölümünde, hazırlık bölümünde olmam lazım” ifadelerini kullandı.

Durmuş: “Kriz kamuya yıkıldı”

Ekonomi profesörü Mustafa Durmuş ise, “Kamu Maliyesi Krizi, Bütçe Hakkı ve 2020 Bütçesi” başlıklı sunum yaptı.  Kriz sürecinin döviz krizi olarak başladığını belirten Durmuş, şöyle konuştu: “Özellikle dış borçların 450 milyar TL olması bunun belirleyicisiydi. Onu süreç içinde aşabildiler ama sonrasında resesyon olarak devam etti. Bütün bunların en son gelip oturduğu krizin yükünün devlet maliyesi kamu maliyesi üzerine yıkıldı. Bunlardan bir tanesi bütçe açığı. Aslında ön görülen 80 milyar TL’lik bir bütçe açığının harcandığını görüyorsunuz. Asıl yapısal krizin nedenlerini yakalamak mümkün. Bütçe hala açık veriyor mu, vermiyor mu? Faiz dışı açık ilk 6 aylık sürede yüzde 230 oranda arttı Yani bu şu demektir, kamu harcamalarında artış var ve vergi gelirlerinde düşüş var.”

Durmuş, “Savaş harcamalarında çok ciddi bir artış söz konusu. Bu artış bütçenin faiz dışı açığını artıran en önemli faktörlerinden biri. İkinci enerji ve alt yapıtı sektöründeki şirketlerin kurtarmak için yapılan artışlar. İç güvenlik harcamalardaki artış. Bütçenin röntgenini çektiğimizde ödeneklerin kimlere dağıldığını görüyorsunuz. Bunlar bütçe üzerinde yük oluşturuyor ve ekonomik krizin tetiklenmesine yol açıyor, aynı zamanda otoriterleşmeye” ifadelerini kullandı.

Bu noktada savaş harcamalarına işaret eden Durmuş, 2020 bütçesinde ayrılan kaynak 145 milyar TL ayrıldı. Yüzde 13,4 e denk düşüyor. Buzdağının görünen kısmı. Görünmeyen kısmı 250 milyar TL civarında. Yüzde 22,7 ekonomiden kaynak ayrılıyor. Bu kaynak ekonomik krizlerin sürekli var oluşunu canlı tutacaktır. Rejimin nereye doğru gittiğini de somut şekilde ortaya çıkartacaktır” dedi.

Konferansın “Neo-liberalizm Çökerken Seçenekler” konulu ikinci oturumun yürütücülüğünü ise HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay yaptı.

Sarıtaş: “Sistem dışı düşünmeliyiz”

Akademisyen Serap Sarıtaş, “Sosyal Güvenlik Hakkı” başlıklı sunum yaptı. Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından sermayeden yana bakanların SGK primlerinin çok yüksek olduğu ve o yüzden emeklilikte gelirlerin düştüğünü argümanı sunduğunu belirten Sarıtaş, nedenselliğin hiçbir zaman sosyal güvenlik alanları etkilememesi gerektiğini söyledi.

Somel: “Uluslararası sermaye tehdit ediyor”

Ardından iktisatçı Cem Somel, “Alternatifi İnşa Süreci” başlık sunum yaptı. Somel, bugün sınıf mücadelesinin ülke sınırları dahilinde yürütülemeyeceğini, emekçilerin karşısında ülkeler arasında faaliyet gösteren uluslararası sermaye grupları olduğunu söyledi.

Somel, servetten alınacak vergilerin emekçilerin refahını sağlayabileceğini belirterek, “Ama firmalar devletleri tehdit ediyorlar. Faaliyetlerini ülke dışına taşımakla tehdit ediliyorlar. Asgari ücret yapılırken, firmaların faaliyetlerini ülke dışına taşımaları tehdidi etkindir. Şu anda Türkiye’de Çin’e Hindistan’daki ücretlere gösterilerek tehdit edildiğini düşünebiliriz. Şirketler bu şantajla, işçilerin çalışma ve ücret şartlarında taviz vermeye zorlamaktadır. Bu şantaj bütün ülkelerde küresel sermayelerin ulus sınırlara hapsolmuş işçilere kullandığı etkili bir silahtır” ifadelerini kullandı. Somel, bu tehditlere imkan verilen politikalar değiştirilmedikçe emekçilerin refahının artmayacağını belirtti.

Somel, “Emekçilere çıkış yolu olarak iktisadi büyüme, İnovasyon, teknolojik atılım, rekabet gücünü artırmayı çıkartanlar ister sağcı olsun ister solcu olsun son kertede sosyal eşitliği ayyuka çıkartacak ve yeryüzünde canlıları tasfiye edece bir süreci telkin etmektedir” dedi.

Büyükkarabacak: “Metasızlaştırmayı savunmalıyız”

Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Temsilcisi, ihraç edilen öğretmen Mert Büyükkarabacak, AKP döneminde, 2002 yılından 2019 yılına gelindiğinde en zengin yüzde 10’nun toplam servetten aldığı gelirin yüzde 67’den yüzde 81’e çıktığını belirtti.

Asgari ücretlere değinen Büyükkarabacak, “2018 krizinde Euro bazında asgari ücrette net düşüş var. Net asgari ücret endeksine bakıldığında Türkiye’de 2008’den beri hiç gelir elde edilmedi. Büyümenin savunulmasının emekçiler nezdinde ne anlama geldiğini görüyoruz. Bu büyüme emekçileri büyütmüyor” dedi.

Dünyanın birçok yerinde isyanlar var farklı sebeplerle. İsyanlara rağmen nasıl devam ediyor neo-liberal politikalar. Küresel ölçekte bu kadar yıpranan, ipliği pazara çıkan bir sermaye birikim rejimi nasıl ayakta kalabiliyor. Bizim yetersizliğimiz çok önemli bir rol oynuyor. Alternatif ekonomi politikası geliştirememesinden kaynaklı.

Sistem dışı düşünmenin önemine dikkat çeken Büyükkarabacak, “Neo-liberalizm her şeyi metalaştırarak gelişti. Toplumun kendini savunma stratejisi olarak metasızlaştırmayı savunmak gerekli. Eğitim, sağlık, su, elektrik bir hak olmalı. Emeğin kendisini yeniden üretmesi için gerekli tüm metaların meta olmaktan çıkmasını sağlayan bir program oluşturulmalı” diye konuştu.

Moray: “Demokratik topluluklar ekonomisi”

Kadın, Emek, Doğa, Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Kooperatifi’nden (KED) Veysel Moray, sonra olarak “Geçmişten Geleceği Örmek; Topluluklar Ekonomisi, Kooperatifçilik ve Komün” başlıklı sunum yaptı. Moray, göç, açlık, işsizlik, evsizlik, sağlıksızlığın insanları yaşanılmaz bir duruma getirmesinde alternatifi yakalamak için iyi bir sıçrayışı sağladığını belirtti.

Krize karşı demokratik topluluklar ekonomisi öneresi yaptıklarını belirten Moray, “Her hangi bir grup değil, topluluğun kendisinindir. Bu toplulukta herkes yaşama dahil olmakla yükümlüdür” dedi.

Ekonomi adı altında yürütülen faaliyetler sadece maddi gerçeği değinmeyeceğini belirten Moray, “Aynı zamanda salt maddi çıkarlar üzerinde alınması temel sorunları ortaya çıkartıyor. Maddi tüketim değildir. Ekonomi, bir bütün toplum ve topluluk sorunu, zihniyet ve ahlak politikasını olduğunu, bilimi de içine alan bir yaşam tarzı olduğudur. Komünal yaşamı esas alır. Bireyler arasında semiyotik ilişki esastır. Bir birini tamamlama, birbirini bir sonraki aşamaya taşımaktır. İhtiyaç belirleme noktasında da bu ilişki esas alınmaktadır” ifadelerini kullandı.

Moray, “Toplumsal bir ekonomide kadının oynadığı başat rolü esas alıyoruz. Öngördüğümüz ekonomi modelini pratik sahada çalışmasını yürütürken kadının rolünü esas alıyoruz. Kadın ekseninde, özgünlüğünde ekonomi modeli ve çevre bilincini esas alıyoruz” diye konuştu.

Ekonomiyi denetleyecek olan toplumun kendisi olduğun ifade eden Moray, “Toplumun tüm kesimleri yetenekleri kapsamında katılır. Paylaşım ve kullanım bu temelde gerçekleşir. Dayanışmacı yaşam kültürünü esas alır. Şeyh Bedreddin, komün yaşamın bu topraklardaki örnekleridir. Komünal ekonomi ya da yaşam modeline çözüm üretebileceğine işaret eder” dedi.

Sendika.Org, Mezopotamya Haber Ajansı