Güvenlik soruşturmalarına karşı mücadele: Direnmeden olmuyor

Güvenlik soruşturması, tüm işe alım süreçlerinin belirleyeni olmuş durumda. Bu uygulama, rejimin dışladığı Kürtlerin, Alevilerin, solcuların, sosyalistlerin fişlenerek kamudan tasfiye edilmesinin ötesinde, temel bir yurttaşlık hakkının yok sayılmasıdır

Güvenlik soruşturmalarına karşı mücadele: Direnmeden olmuyor

AKP iktidarının 15 Temmuz darbe girişimi sonrası “FETÖ ile mücadele” bahanesiyle meşrulaştırmaya çalıştığı, aslında AKP’ye muhalif olan herkesi kamudan tasfiye etmeyi amaçlayan “güvenlik soruşturması” uygulaması, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edildi.

AKP’de Resmi Gazete’de 29 Kasım’da yayımlanan AYM kararı sonrası, düzenlemeyi torba yasa teklifi içerisine ekleyip yasalaştırmak üzere Meclis’e taşıdı. Ancak kamuoyunun tepkisini çeken teklif bir süre sonra geri çekildi. Yılbaşı sonrası belli düzenlemelerle yeniden karşımıza getirilmesi bekleniyor. Yani muhalefet de gündeminde tutmaya devam etmeli.

Güvenlik soruşturması AKP’nin darbe girişimini fırsata çevirme hamlelerinden biri olarak karşımıza çıktı. OHAL KHK’leri ile binlerce insanın tek gecede ihraç edilmesinin yanında, kamuda çalışmak için yapılan yeni başvurularda da AKP muhaliflerini eleyecek bir filtre olarak “güvenlik soruşturması” uygulaması başlatıldı. Uygulama AKP faşizminin, rejimi yerleştirmeye yönelik uzun vadeli hamlelerinden biri olarak görülebilir. AYM kararına rağmen yasalaştırılmaya çalışılan uygulamanın rejimin devamlılığı açısından özel bir önemi olmalı.

Güvenlik soruşturması, sadece devlet memuru atamalarında değil kamudan özel sektöre uzanan tüm çalışma hayatında işe alımların temel bir belirleyeni olmuş durumda. Bu uygulama, rejimin dışladığı Kürtlerin, Alevilerin, solcuların, sosyalistlerin fişlenerek kamudan tasfiye edilmesinin ötesinde, temel bir yurttaşlık hakkının yok sayılmasıdır. Herhangi bir yerde işe girmeden önce güvenlik soruşturmasından geçilmesi gerekliliği sadece AKP’ye muhalif olanların çalışma hakkının engellendiği/engelleneceği anlamına gelmiyor. AKP’nin emeği bir bütün olarak karşısına alan saldırılarına muhalefet edecek, emek mücadelesi verecek olan potansiyelin daha baştan bastırılması anlamına geliyor. Bu nedenle de emeğin sermaye ve onun iktidarı karşısındaki mücadelesinde “güvenlik soruşturması” kritik bir noktada duruyor.

İlk tepkiler

Güvenlik soruşturmasına karşı ilk mücadele gündemlerimiz nasıl oluştu? Neler yaptık?

2016’da KHK ile devlet memurluğu atamalarında “güvenlik soruşturması” ve “arşiv araştırması” şartı getirildi. Güvenlik soruşturmaları genç hekimlerin atama süreçlerinde gündemlerine girdi çünkü mecburi hizmet atamalarında ilk kez hekimler atan(a)mıyordu. Atamalarda yaşanan güvenlik soruşturması engeli karşısında hekimler arasında özel bir iletişim gelişti. Sosyal medya ve whatsapp grupları kuruldu. Fakültelerinde Türk Tabipleri Birliği Tıp Öğrencileri Kolu (TTB TÖK) faaliyeti yürüten genç hekimler tabip odalarına başvurarak konuyu Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) gündemine taşıdı. Whatsapp aracılığı ile oluşturulan iletişim ağında bilgi ve deneyim paylaşımı yapılıyor, bir yandan da nasıl mücadele edileceği konuşuluyor, sesimizi duyurmak ve başkente taşımak için yapılabilecekler tartışılıyordu.

İlk temaslar 2017’nin kış aylarında başladı, 2018 mart ayında “Genç Hekimler Ankara’da Eğitim ve Çalışma Hakları İçin Buluşuyor” başlığı altında bir çalıştay düzenlendi. 3 Mart’ta yapılan çalıştay sonrası 14 Mart Tıp Bayramı’nda güvenlik soruşturması nedeniyle ataması yapılmayan bir meslektaşımla birlikte Sağlık Bakanlığı önünde limon satarak, çalışma hakkımızın engellenmesini protesto ettik. Bu eylem ataması yapılmayan genç hekimler arasında bir ilgi yaratmayı başardı. Kurduğumuz temaslarla güvenlik soruşturmasının, iktidara sınırsız keyfilik tanıyan bir fişleme uygulaması olduğunu gösteren deneyimleri birbirimizle paylaştık. Her kurumda aynı durumda olanlar için farklı uygulamalar olduğunu gördük. Bu keyfilik, güvenlik soruşturmasından mülakatlara, atamalarda bir norm haline geliyordu.

Madde 5 ve sağlık örgütlerinin mücadelesi

Hukuki süreçler devam ediyor, bir yandan da her yeni Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurası’nda uzunca süreler bekleniyor, böylece pek çoğumuzun çalışma hakkı engelleniyordu. (Uzun bekleyişler ve çalışma hakkının engellenmesi hala devam ediyor.)AKP, Kasım 2018’de “Sağlıkta Şiddet Yasası” adı altında bir yasa teklifi hazırladı. İçinde “Madde 5” olarak bilinen ve güvenlik soruşturması nedeniyle ataması yapılmayan ya da KHK ile ihraç edilen hekimlerin özelde de çalışma hakkını engelleyen bir düzenleme yer alıyordu. Zaten hukuksuzca kamudan tasfiye edilmiş, çalışma hakkı keyfi bir şekilde engellenen hekimlere “Artık özel sektörde de doktorluk yapamazsın” deniliyordu. Sağlıkta Şiddet Yasası çıksın diye birçok ilde nöbet eylemleri yapılmıştı, yasanın içerisine “Madde 5” gibi bir ucube yerleştirilince de zaten hareketli halde bulunan sağlık emekçileri TTB’nin çağrısıyla Ankara’da buluştu. Bu buluşmada genç hekimlerin iradesi önemli bir rol oynadı. O gün gerçekleştirilen bir forumla, yasa tasarısı Meclis komisyonunda görüşülürken, Meclis içerisinde komisyon görüşmelerine katılmanın yanında sokakta da sesimizi duyurmaya karar verdik.

Komisyon görüşmeleri devam ederken Sağlıkta Şiddet Yasası çıksın diye nöbetlerin tutulduğu Kuğulu Park’a sloganlarımızla yürüdük ve parkta bir forum düzenledik. Forum sonucunda TTB ve SES’in daha geniş çağrısı ile bir hafta sonra Ankara’da buluşma kararı aldık. Eylem günü buluştuğumuzda heyecanlıydık. “Kuğulu Park’a nereden nasıl girelim?”, “Müdahale olursa ne yapalım?”, “Bu eylemi yapma kararlılığımızı gösterelim” gibi ön tartışmaların ardından Kuğulu Park’a iki ayrı koldan yürüyerek, sloganlarımızla girdik. OHAL’den sonra Ankara’da yapılan en kalabalık ve coşkulu eylemdi.

Eylemden iki gün sonra yasanın getirildiği gün KHK ile ihraç edilen bir meslektaşımla birlikte Meclis önüne giderek “Çalışma hakkımız engellenemez”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” yazılı dövizlerimizle yasayı protesto ettik. Emeklerimizi yok sayan, yurttaşlık hakkımızı engelleyen, bizleri sivil ölümle cezalandırmaya çalışan bir yasa görüşülürken Meclis önünde sesimizi duyurmak, kendimize ve geleceğimize karşı sorumluluğumuzdu. Gözaltına alınıp bırakıldık. Aynı günün akşamı Ankara’nın sokaklarında Madde 5 karşı bildirilerimizi dağıttık, Kuğulu Park’ta nöbet eylemi gerçekleştirdik.

Sağlık emekçilerinin omuz omuza yürüttüğü ve muhalefet milletvekillerinin sokaktaki bu sesi içeriye taşıdığı tüm bu mücadeleler, AKP’nin Madde 5 konusunda geri adım attığı kısmi bir kazanımla sonuçlandı.

Mücadele etmek, kazanmak, kaybetmek…

Eylem sürecinde yürütülen tartışmalarda AKP’nin bu yasayı kesinlikle geçireceği, yapacağımız hiçbir şeyin bu maddeyi durduramayacağı, eylemlerimizin sonucunda ciddi bedeller ödeyebileceğimize dair çokça konuşulmuştu. Ancak, sonuçta sağlık emekçilerinin mücadelesi AKP’ye geri adım attırmayı başardı. Mücadele etmeseydik ciddi bedeller ödeyeceğimizi de görmüş olduk. Benzer bir eğilimi “Güvenlik Soruşturması Yasa Tasarı Teklifi” konusunda da yaşadık. Tepkiler sonucu AKP yine teklifini geri çekti. AKP yenilmez ve yıkılmaz değil, geri adım attırıyor olmanın kazanımını ileriye taşıyacak irade bizim elimizde.

Güvenlik soruşturması teklifine karşı mücadele süreci

AYM’nin güvenlik soruşturması uygulamasını iptal etmesinin ardından, uygulama nedeniyle hak kaybı yaşayan arkadaşlarımızın ne yapması gerektiği, bundan sonra neler olacağını konuşmak üzere İstanbul Tabip Odası’nda bir araya geldik. TTB ve SES’e taleplerimizi ve sorunlarımızı ilettik. Uzun zamandır bir araya gelmemiştik ancak daha önce kurduğumuz iletişim ağlarımız bu gündemle hızla aktifleşmişti. SES ve TTB’nin çağrısıyla eş zamanlı olarak il sağlık müdürlüklerinde, emek ve meslek örgütlerimizin il birimlerinde açıklamalar yaparak yetkilileri AYM kararının gereğini uygulamaya çağırdık.

Sağlık emekçileri AYM kararının iptalini ve güvenlik soruşturmaları nedeniyle yaşanan hak kayıplarının telafisini talep ederken, AKP güvenlik soruşturmasını yasalaştırmak üzere teklifini hazırlamıştı.

AKP’nin devlet memurluğu atamasında güvenlik soruşturması şartı arayan yasa teklifini 21 Aralık cumartesi günü MHP ile birlikte alelacele Meclis’ten geçirmesi bekleniyordu. Kısa sürede DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla illerde PTT’den milletvekillerine faks çekme ile başlayıp basın açıklamaları ile devam eden eylemler düzenlendi. Meclisteki muhalefet vekillerinin de sahip çıkmasıyla AKP’liler üzerinde bir baskı oluşturulabildi. Tıpkı Madde 5’te olduğu gibi AKP yine geri adım attı.

Yukarıda özetlenen mücadele sürecinde, güvenlik soruşturması ağırlıkla sağlık emekçilerinin gündemi olarak kaldı. Ancak sorun, yalnızca sağlıkçıların değil emeğiyle geçinen herkesin sorunu. Kamudan özel sektöre, çalışma hayatını ilgilendiren bir düzenleme yalnızca ataması yapılmayan genç hekimlerin, sağlık emekçilerinin sorunu olarak kalamaz. Güvenlik soruşturmaları devam ederse çalışma rejiminin, onun da ötesinde yurttaşlık rejiminin temel taşlarından biri haline geleceği ortada. Son eylemlerin sağlık örgütleri ile sınırlı kalmayıp, DİSK, KESK, TMMOB, TTB çağrısı ile yapılması önemli ancak yeterli değil. Bu emek örgütlerinin de boyunu aşan bir sınıf mücadelesi gündemi.

Yılbaşından sonra AKP güvenlik soruşturması uygulamasını detaylandırılmış şekilde içeren yeni bir yasa tasarısını karşımıza getirecek. Planlarını uygulayabilirlerse, KHK’ler ile yaratılan baskı ve emek örgütlerinde yaşanan geri çekilme, güvenlik soruşturmaları ile sistematik hale getirilip emekçilerin üzerindeki baskı artırılacak. Güvenlik soruşturması uygulamasının bir daha gündeme gelmemek üzere ortadan kaldırılması, emekçilerin bütçeden özlük haklarına, asgari ücretten çalışma koşullarına kadar etkin mücadeleler yürütebilmelerinin de önkoşulu olarak görülmeli.

Yalnızca sosyalistler değil AKP’nin baskılarına karşı hayır diyen herkes çalışma ve yurttaşlık hakkı için güvenlik soruşturmasına karşı mücadelede yan yana olmalı, hazırlıklarına şimdiden başlamalı.