Gerçek gazeteci, termik santralları nasıl haber yapar? – Melis Alphan (Artı Gerçek)

Gazetecinin görevi, termik santrallara filtrenin maliyetini saçmasapan bir korku senaryosu eşliğinde vermek değil, santralların çevre ve halk sağlığı üzerindeki etkilerini haberleştirmektir

Gerçek gazeteci, termik santralları nasıl haber yapar? – Melis Alphan (Artı Gerçek)

Meclis’te kabul edilen torba yasanın 50. Maddesi ile baca filtresi olmayan, yani çevre yatırımlarını yapmayan 15 termik santrala gerekli mevzuata uymaları için tanınan süre 2.5 yıl daha uzatıldı. Yani bu santrallar filtresiz çalışmayı sürdürebilecekler.

Bu başlı başına feci bir durum. Ama daha feci olan, bu gelişmeyi bir haber kanalının nasıl ele aldığı. Zira geçtiğimiz günlerde CNN Türk’ün konuyu işleyiş şekli kamuoyunda infiale neden oldu. Bu kanal, 5 dakikalık haberinin 2 dakikalık kısmını, bir termik santralın filtre takılması için çalışmaya verdiği 10 günlük aranın maliyetini hesaplamaya ayırdı.

Haberin ilgili kısmında sunucu şunları söyledi: “Tek bir santralın 10 gün durması demek, 32 bin kişinin enerjisiz kalması demek. 15 termik santral birleşirse, 10 günde 500 bin kişi mağdur olacak. 15 termik santral aynı zamanda filtreleme işlemine girerse 750 bin konut ışıksız kalacak. Yatağan’daki santralı 10-12 gün durdurduğunuzda, 12 bin metro seferinin iptal edileceği bir enerji kaybı yaşanacak ve 8900 makine de çalışamayacak. Sanayiye de vuracak.”

Sunucu her ne kadar haberi, “Mutlaka filtre takılmalı” diye bitirse de haberin ciddi bir kısmını oluşturan bu bölüm tam bir ‘kötü gazetecilik’ örneği.

Gazetecilik gereği yapılması gereken, bu santrallara çevre yatırımlarının maliyetini saçmasapan bir korku senaryosu eşliğinde vermek değil, santralların çevre, biyoçeşitlilik, halk sağlığı ve toplum üzerindeki etkilerini ve görünmeyen maliyetini haberleştirmektir.

Sosyal medyadaki infialin ardından CNN Türk’ün sunucusu üste çıkmaya çalışmasaydı, “Demek ki eline bu haberi tutuşturmuşlar, o da okumuş” deyip geçecektik belki. Ama ertesi gün aynı sunucunun “Sözde meslektaşlarımız sosyal medyada haberin 1-2 dakikasının kesilip servis edilmesiyle linç kampanyası başlattılar. Artık gerçeği okuyacak ve olayın gerçekten perde arkasına bakacak kadar bile tahammülümüz yok birbirimize” demesiyle gerçek gazeteciliğin ne olduğunu anlatmak gereği oluştu.

Öncelikle, gazetecinin görevi havayı, suyu, toprağı zehirleyen şirketlerin çıkarlarını gözetmek değil, santral kaynaklı kirlilik nedeniyle toplumun mağduriyetini ortaya koymaktır.

Gazeteci “Şu kadar ev elektriksiz kalacak, şu kadar metro seferi gerçekleştirilemeyecek” diye gerçekliği sorgulanan bilgileri haberleştirmek yerine, resmi söylemlerin ardına bakmakla, araştırmakla, gerçeğe ulaşmakla ve bu gerçeği kamuoyu ile paylaşmakla yükümlüdür.

Bu olayda perde arkasında haberleştirilecek konu ise açıkça termik santralların ‘görünmeyen’ maliyetleridir. Başkalarına gazetecilik dersi vermek için ise önce gazeteciliğin gereğini yerine getirmek ve gerçeklerin peşinde olmak gerekir.

Kömürün ‘gizli’ maliyeti

2017’de araştırmacı ve ekonomist Dr. Bengi Akbulut, Ekoloji Kolektifi tarafından yayımlanan ‘Termik Santrallerin Maliyeti – Alternatif Bir Değerlendirme’ adlı çalışmasında, o dönem yapılması gündemde olan 5 termik santral projesinin çevre ve ekosistem üzerinde yaratacağı ‘görünmeyen’ maliyetlerini hesapladı.

Bu çalışmada yer alan bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.

Termik santrallar kömürle çalıştığı için önce kömürün gizli maliyetine bakmak gerek.

Kömür madenciliği, toprak kalitesini bozup su kaynaklarını kirlettiği için, doğayı ve insan sağlığını olumsuz etkiler. Civardaki tarım ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetlere zarar verir, geçim kaynaklarını tahrip eder. En riskli iş kollarından biri olan madencilik, ölümlere ve ciddi hastalıklara yol açar.

Denizaşırı kömür taşımacılığı, deniz trafiğini artırır; deniz trafiği su yaşamını olumsuz etkiler. Karayoluyla yapılan kömür taşımacılığı ölümlü kazalara yol açabilir.

Kömür madenciliği ve kömür yakıtlı enerji üretimine verilen teşvik ve destekler kamu bütçesinden, yani bizlerin ödediği vergilerle karşılanır. Kömürlü santrallara verilen kredi garantileri bu projelerin risklerini yine kamuya yükler. Kömür yakıtlı enerji üretimi gaz salımları ve katı atıkları nedeniyle doğaya ve insan sağlığına zarar verir. Kömürlü santrallar gıda ve su kaynaklarını zehirleme riski taşır; civardaki turizm, tarım ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetleri, geçim ve istihdam kaynaklarını olumsuz etkiler.

Akbulut’un çalışmasında incelediği 5 termik santral projesinin hayata geçmesi halinde, “bu santrallar ekosisteme verdikleri zararlar dolayısıyla yılda en az 504 bin 194 TL maliyet yaratırken, aralarından sadece üç tanesi toplam 3153 yaşam yılı ve 66 bin 506 iş günü kaybına denk olumsuz sağlık etkilerine neden olacak. Öte yandan bu 5 santralın kamusal teşvik ve destekler nedeniyle kamu üzerindeki yükleri yılda 725 milyon 371 bin 845 TL civarında. Enerji üretiminde tükettikleri enerji açısından maliyetleri ise 459 milyon 666 bin TL seviyesinde.”

Akbulut’un çalışmasında yer verdiği, 2011 tarihli Harvard Üniversitesi raporuna göre, ABD’de kömür madenciliği, taşıması, işlemesi ve yakılması aşamasında oluşan maliyetler yıllık 175 ila 500 milyar dolar arasında. Gizli maliyetleri kömürün fiyatını en az 2-3 katına çıkarıyor.

ExternalE Avrupa Araştırma Ağı’nın 2009 tarihli raporuna göre, kömürlü termik santralların insan sağlığı, tahıl ve kereste üretimi, bina sağlamlığı ve eğlence-dinlence faaliyetlerine verdiği zararların 2005 yılında ABD ekonomisinde yarattığı ek maliyet yaklaşık 62 milyar dolar.

İnsan sağlığına etkiyle bağlantılı ekonomik maliyetler

Gelelim, termik santralların insan sağlığı üzerindeki etkilerine ve bunun maliyetine…

Mevcut ÇED raporlarında termik santral projelerinin insan sağlığı üzerindeki etkileri ve bu etkilerle bağlantılı ekonomik maliyetler tamamen gözardı ediliyor. Oysa termik santrallardan yayılan kirleticiler insanların ortalama yaşam sürelerinde düşüşlere, solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastane kabullerinde artışa ve kronik kalp yetmezliği, kanser, kronik bronşit ve astım krizi vakalarında artışa neden oluyor. Santralların kül, cüruf ve tortu gibi atıklarının ve kömür tozunun da insan sağlığı üzerinde ciddi etkileri var.

Zira bu atıklar yoğun biçimde arsenik, cıva, krom, kadmiyum gibi toksinler içeriyor. Ayrıca, kömür yakımı sonucu ortaya çıkan uçucu kül gibi atıklar, yeraltı sularına karışarak bu yolla su kaynaklarını kirletiyor.

“İnsan yaşamı ve sağlığına ekonomik bir değer biçmenin etik olarak tartışmalı olduğu açıktır, ancak çalışmalar sağlık üzerindeki olumsuz etkilerin ve bağlantılı iş günü kayıpları ve emek verimliliği kayıplarının ekonomik açıdan da ciddi maliyetler getirdiğinin altını çizmek açısından önem taşımaktadır” diyen Akbulut, bu sağlık bu faturasını ödemenin aslen bireylere, ulusal sağlık bütçelerine ve verimlilikte azalmalar dolayısıyla bölge ve ülke ekonomilerine düştüğünü belirtiyor.

Nitekim, HEAL’in 2015 tarihli ‘Ödenmeyen Sağlık Faturası: Türkiye’de Kömürlü Termik Santraller Bizi Nasıl Hasta Ediyor?’ adlı çalışmasına göre, Türkiye’de işletmede olan kömürlü termik santrallardan kaynaklanan salımlar, çevre kirliliğine bağlı hastalık yüküne ciddi katkıda bulunuyor. Elektrik üretimi için kömür kullanımının Türkiye’ye sağlık maliyeti her yıl en az 2876 erken ölüm, yetişkinlerde 3823 civarında yeni kronik bronşit vakası, 4311 hastaneye kabul ve 637 bin 643 kayıp iş günü oluyor. Kömürün sağlık üzerindeki etkilerinin ekonomik maliyetinin yıllık 2,9 ila 3,6 milyar avro arasında olduğu tahmin ediliyor.

Bütün bu maliyetlere ek olarak, kömürlü termik santralların sera gazı emisyonlarına katkısı, en büyük küresel sorun olan iklim krizinin kısa, orta ve uzun vadede yol açacağı yıkım ve maliyetleri de gündeme getiriyor.

Gazeteci olduğunu iddia edenler, kötü gazetecilik üzerinden başkalarına gazetecilik dersi vermeye kalkmak ve santrallara filtre takmanın şirketlere maliyetini hesaplamak yerine, kömürlü termik santralların görünmeyen maliyetine odaklanan haberler yapmaya koyulmalı. Yapamıyorlarsa da en azından ayıplarıyla yüzleşmeliler.

Kaynak: Artı Gerçek