Doğu Akdeniz krizi ve “Libya” ile anlaşma

Saray-AKP iktidarı, Libya iç savaşının kaybeden tarafıyla meşruluğu tartışmalı bir mutabakat imzalayarak Doğu Akdeniz’de “oyun” bozamıyor, tersine oyuna dahil olmaya çalışıyor. Bunun bir karşılığı var ama maliyeti de var

Doğu Akdeniz krizi ve “Libya” ile anlaşma

AKP, Doğu Akdeniz krizinde herkesin tahmin ettiği hamlesini büyük bir gürültü eşliğinde yaptı. Libya’daki iç savaşın İhvancı (Müslüman Kardeşler) tarafı olan “Ulusal Mutabakat Hükümeti”nin başkanı Fayiz es-Serrac 27 Kasım’da İstanbul’a geldi, Tayyip Erdoğan ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği” ve “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” mutabakat muhtıralarını imzaladı.

AKP medyasına bakarsanız bu anlaşmalar ile “Oyunu/tezgâhı bozduk”, “Sevr niteliğindeki Sevilla haritasını parçaladık” ve “Akdeniz’de oyun şimdi başlıyor”…

Peki “oyun” neydi? AKP’nin, bu anlaşmaları yaptığı Trablus merkezli İhvancı hükümet ne kadar meşru? Bu hamleyle AKP ne elde etmiş oldu?

Krizin arka planı

Doğu Akdeniz’de Kıbrıs merkezli şekillenen bir kriz söz konusu. Adanın açıklarında keşfedilen doğalgaz rezervlerinin çıkartılması konusunda yaşanan bu kriz, 2011’den bu yana artarak devam ediyor.

Coğrafi açıdan bölgeye sınırı olan ülkelerin karşı karşıya geldiği bu krizde; bir tarafta Türkiye ve Kuzey Kıbrıs, diğer tarafta Yunanistan ve Güney Kıbrıs yer alıyor.

Krizin taraflarından Güney Kıbrıs ve Yunanistan; Amerikan, İtalyan ve Fransız çok uluslu petrol-doğalgaz şirketlerine bölgede alan açarak hem bu ülkelerin hem de Avrupa Birliği’nin desteğini arkasına aldı. Bu iki ülke ayrıca İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır’la birlikte bu yılın ocak ayında “Doğu Akdeniz Gaz Forumu”nu kurarak üretim-tüketim-pazarlama sürecinde işbirliğine gitti. Lübnan ve Suriye ise İsrail’in yer aldığı bu foruma katılmadı, ancak Türkiye’yle de herhangi bir işbirliği zemini ufukta görülmüyor.

AKP iktidarı ise bölgeye sondaj gemileri (Fatih ve Yavuz) göndererek fiili durum oluşturmanın ötesine geçemedi ve bu hamlelerle de Türkiye’nin yalnızlığını iyice pekiştirdi. Üstelik Erdoğan’ın yakın müttefiki Emir Temim’in Katar’ı dahi bu krizde Güney Kıbrıs’tan yana tavır takındı. 2017’de Güney Kıbrıs’la anlaşan Exxon Mobil-Katar Petrolleri konsorsiyumu, 15 Kasım 2018’den bu yana bölgede sondaj çalışmaları yürütüyor.

AKP, Libya’da kiminle anlaştı?

Libya, siyasi ve askeri olarak ikiye bölünmüş durumda. AKP’nin anlaştığı Trablus merkezli İhvancı hükümet, ülkenin batısında sınırlı bir alana hâkim. Halife Hafter’in başında olduğu Libya Ulusal Ordusu destekli Tobruk Meclisi ise ülkenin petrol yatakları ve limanları dahil büyük çoğunluğunu kontrol ediyor.

Hafter güçleri ABD ve Rusya’nın yanı sıra Fransa, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır tarafından desteklenirken, İhvancı hükümetin ise AKP ve Katar’dan başka açıktan destek veren dostu yok. Üstelik AKP iktidarı, Hafter güçlerinin ilerleyişi sonrası mayıs ayından itibaren İhvancı hükümete askeri ve lojistik destek sunarak Türkiye’yi Libya iç savaşının bir tarafı haline getirdi. Hafter güçleri de Türkiye’yi “düşman ülke” olarak ilan etti.

Bugün ise Tayyip Erdoğan, İhvancı hükümetin Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanındığı tezinden hareketle, buradan bir davet gelmesi durumunda Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme hakkı olduğunu savunuyor.

Erdoğan’ın es geçtiği iki nokta var.

2015’te taraflar arasında Fas’ın Suheyrat kentinde bir anlaşma imzalanmış, BM de anlaşma gereği kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin yanı sıra Tobruk’taki Libya Temsilciler Meclisi’ni de “ülkenin meşru meclisi” olarak tanımıştı. Ve uluslararası anlaşmaları onaylama yetkisi de bu mecliste. Dolayısıyla Erdoğan ile Es-Serrac’ın imzaladığı anlaşma Hafter’in meclisinden geçmediği için geçerli de sayılmıyor.

İkinci nokta ise hâlihazırda devam eden savaştaki son durum. Trablus’un yerleşim alanlarına kadar ilerleyen Hafter güçleri, kısa süre içinde kenti ele geçireceklerini öne sürüyorlar.

Anlaşmayla “oyun” bozuldu mu?

AKP iktidarı, bu anlaşmayla Yunanistan ile Kıbrıs ve Mısır arasında bir kalkan oluşturduğunu ve münhasır ekonomik bölgesinin batı sınırını belirlediğini savunuyor. Buna karşılık Atina ve Kahire mutabakatın uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtirken Güney Kıbrıs da Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmaya hazırlanıyor.

Ayrıca her iki tarafın da deniz sınırlarını alabildiğine geniş tutarak yayımladığı haritalar baz alındığında krizi sonlandıracak gerçekçi bir çözüm bulmak iyice zorlaşıyor.

Yunanistan; Avrupa Birliği’nin, kıtanın deniz yetki alanlarına ilişkin İspanya’daki Sevilla Üniversitesi’ne hazırlattığı bir çalışmayı referans alıyor ki “Sevilla haritası” adı da buradan geliyor. Buna göre, Girit-Kerpe-Rodos adalarından Meis (Kastellorizo) adasına kadar olan hat esas alınıp Türkiye’nin kıta sahanlığı Antalya Körfezi’yle sınırlanıyor.

Türkiye ise Libya ve Mısır ile orta hattı esas alarak deniz sınırlarını belirliyor, Girit-Kerpe-Rodos adalarının 6 mil olan karasuları sınırına kadar uzanıp Meis adasını da yok sayıyor.

Ancak AKP iktidarının Doğu Akdeniz hamleleri, “oyun kuruculuk” ile değil, köşeye sıkışmasıyla açıklanabilir. Türkiye karşısında Yunanistan-Güney Kıbrıs’ın elini güçlendiren de bu.

Erdoğan “Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ciddi anlamda rahatsız oldular. Biz bu adımı atınca bunların oyunları bozuldu” sözleriyle iç kamuoyuna seslenmeyi sürdürürken, tersine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da son hamle ile Türkiye’nin “oyunbozan” olmadığını ve oyuna dahil olma talebini açıkça dillendirmiş oldu: “Rum kesimi hariç bölgedeki tüm ülkelerle, buna Mısır da d��hil buna Lübnan da dâhil hepsiyle biz, zaten Suriye’nin şu an böyle bir derdi yok bu tür anlaşmaları ikili ve çok taraflı yapabiliriz. Çünkü biz bölgede işbirliğinden yanayız.”

Bunun bir karşılığı var ama maliyeti de var.