Cinéma Militant ya da Milis Sinema: Farklı dillerde ortak mücadelenin filmleri

Fransa’daki protestolar, Hong Kong’daki eylemler, Güney Amerika’daki halk hareketleri ve Yakın Doğu’da gerçekleşen gösteriler 2019 yılını çoktan “direnişin yılı” olarak adlandırmaya yetti. Bu durum yaşı yetenlere nostalji yaşatarak 60’lı ve 70’li yılların kolektif dayanışma ruhunu da hatırlattı. Her şeye rağmen 2019 yılı hareketlerinin sanata yansıması yüzyıl ortası devrimci ruhun (ya da anti-devrimci cevabın) sanatla olan doğrudan ilişkisini yansıtmayı başaramadı

Cinéma Militant ya da Milis Sinema: Farklı dillerde ortak mücadelenin filmleri

2019 yılının kristalleştirdiği, daha öncesinde de Occupy eylemleri, Arap Baharı ve Türkiye’deki yansımaları olan Gezi Parkı protestolarıyla yanıp tutuşan kitlesel hareketler bir yandan uluslararası kolektivizmi yeniden güçlendirirken bir yandan da direnişin yeni mecralarını şekillendirdi. Sosyal medya ve akıllı telefonlar sayesinde “yurttaş gazeteciliği” kavramı ortaya çıkarken pek çok internet platformu da ana akım medyaya alternatif olarak direnişin sesi olarak ortaya çıktı. Günümüzde daha çok platformların üstlendiği bu görevi 50’li yıllarda (hatta daha da evvel) ve daha sonra sinema üstlenmişti. Sovyet avangardının kurgu ile ilgili ünlü teorileri ve pratikleri ışığında önce Fransa’da doğan bu sinema akımını, akademisyenler doğduğu yerin dilinde Cinéma Militant olarak adlandırdılar.[1]

İngilizceye Militant Cinema olarak çevrilen bu kavramı Türkçeye kazandırırken “militan sinema” demek kolaycı bir çözüm yolu olabilir. Milisliğin halk geleneğinin, söz gelimi Dadaloğlu gibi efsanevi simgelerden Kuvâ-yi Milliye’ye kadar uzanıp bir cumhuriyet kurduğunu düşünürsek “milis sinema” çevrisinin kültürel açıdan daha doğru olduğu düşünülebilir.

Agnès Varda’nın 1968 yapımı “Kara Panterler” (Black Panthers) filminden bir kare

Milis sinemanın anavatanına tekrar dönecek olunursa, ilk olarak René Vautier ile karşılaşmak olasıdır. Fransız Yeni Dalga’nın alevlendiği 50’li yıllara bakış Chris Marker ve Agnès Varda gibi yönetmenlerin Left Bank sinemasının yanında bir de Vautier’in temsil ettiği, Cinéma Militant’ın temelini oluşturacak olan anti-emperyalist belgeseller külliyatı göze çarpar.[2]

Genç bir yönetmen olarak gittiği, zamanın Fransız Batı Afrika’sı olarak anılan, Fransız sömürgesi Cezayir’de tanık olduğu barbarlığa isyan eden Vautier, Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne (Front de Libération Nationale -FLN) katılır ve FLN’nin film ünitesini kurar.[3] İlk Fransız anti-kolonyal (sömürgecilik karşıtı) filmi olarak anılan 1950 yapımı “Afrika 50” (Afrique 50) gibi belgesellere imza atan Vautier, beraberindekilerin girdiği silahlı çatışmaları kaydederek ilk defa milislerin gündelik hayatını detaylı olarak beyazperdeye yansıttı. Bu film çekimlerinden birinde elindeki kamerası karşıt güçlerin mermilerine hedef olan Vautier, kameranın merceğiyle kafasından yaralandı. Ancak bu da Vautier’i durdurmaya yetmedi.

“Afrika 50” belgeselinden bir kare

FLN üyesi ünlü filozof ve psikiyatr Frantz Fanon’la kısa süren bir işbirliği yapan Vautier, radikal psikiyatrinin uygulandığı, ailesi Fransız konsantrasyon kamplarında işkence gördükten sonra katledilen erkek çocuklarla ilgili bir dizi filme de imza attı. Ayrıca Vautier’in belgeselleri, Fransız sömürge otoritelerinin gerçekleştirdiği Sétif ve Guelma’daki katliamların (sadece soykırım dememek için katliam kelimesini kullanmak doğru olur) günümüzdeki tek görsel-işitsel hafızası konumundadır. Tek silahı elindeki kamerası olan Vautier, belgeselleriyle Fransız sinemasını Cezayir sinemasına dönüştürüp Fransız salonlarında gizli olarak sergiledi. Tüm engellemelere rağmen onun bu çabaları Cezayir halkının bağımsızlık savaşını Fransa’nın içlerine kadar taşıyarak ülkede 60’lı yıllarda altın çağını yaşayan kolektif bir bilincin de şekillenmesine yardımcı oldu.

Hayat hikâyesi sansür engeliyle boğuşmakla geçen ve çektiği anti-kolonyal belgeseller yüzünden hapis yatmak zorunda kalan Vautier’e bir darbeyi de Cezayir vurdu. Bağımsızlık savaşının ardından sosyalist bir devletin ortaya çıkacağı hayalini kuran yönetmen ve arkadaşlarının yeni rejimin yönetime geçmesiyle beraber ülkeye girişleri yasaklandı. Çaresiz Brittany’e dönen Vautier, mücadeleye buradan devam etti. Başka bir yönetmenin filminin sansür engeline takılmasıyla açlık grevine giden Vautier, ülkede filmlerin siyasi içeriği yüzünden sansüre uğramamasının önünü açan adımlara ön ayak oldu.

Dönemin başkan adaylarından birinin Cezayir’deki soykırımda parmağı olduğunu vurguladığı bir belgesel yapan Vautier, en sonunda Fransız hükümeti destekli fiziksel saldırılarla da yüzleşti. Kimliği belirlenemeyen bir komando evine girip tüm arşivini yerle bir etti. Kendi karakteristik milis taktiğine uygun olarak Vautier bununla ilgili bir belgesel yaptı. 2015 yılında hayata gözlerini yuman milis yönetmenin belgeseli Fransa Millî Kütüphanesi’nde (Bibliothèque Nationale) kaderine terk edilmiş durumdadır. Her şeye rağmen Vautier’nin mücadelesi 60’lı yıllar Fransa’sında ortaya çıkacak milis sinema kolektiflerine ön ayak oluşturdu.

René Vautier

Fransa’da “68 Mayıs’ı” tüm kudretiyle devrim mücadelesi verirken bir grup fabrika işçisi Besançon’da çalıştıkları fabrikayı işgal ettiler ama bu işgal için sundukları sebep işgalden çok daha ilginçti. Dönemin diğer işçileriyle paylaştıkları ortak sorunlardan öte, Besançon işçileri kültür üretimine katkıda bulunamadıklarından ve sadece kültür tüketicileri olarak kodlandıklarından yakınıyorlardı. Çalıştıkları fabrikadaki kütüphanenin kapatılması bardağı taşıran son damlaydı. Olup biteni kayda almak üzere davet edilen, dönemin Fransız sinemasının radikal isimlerinden Chris Marker’ın Besançon’a varışıyla birlikte tarihin en ilginç milis sinema gruplarından birinin de doğumu hızlanmış oldu: Medvedkin Grubu.

Medvedkin Grubu

Grup adını erken Sovyet sinemanın önemli isimlerinden olan Aleksander Medvedkin’den aldı. Özellikle Medvedkin’in “sine-tren”[4] (ciné-train) deneylerinden etkilenen Marker, halk sinemasının yine halkın içinden ve halkın sorunlarına odaklanarak yaratılabileceğine inanıyordu.[5] Bu sebeple fabrikadaki işçilerin bir belgeselini yapmaya ve dolayısıyla da sorunlarını daha geniş kitlelere iletebilmeyi hedefledi. Çekimlerin sonunda yaptıkları belgeseli işçilere izletene Marker ve ekibi büyük bir sürprizle karşılaştı. Bu gün Avrupa sinemasının dehalarından biri olarak görülen Marker’ın belgeseli Besançonlu işçiler tarafından takdir görmemişti. Dahası işçilerin şikayet ettikleri en önemli meselelerden biri filmdeki kadın işçilerin temsili meselesi olmuştu. İşçiler, Marker’ın kadın işçileri birer yoldaş değil de sadece bir figüran olarak betimlemesinden rahatsız olmuşlardı.

Bu fikirler ışığında yolan çıkan bir grup Besançon işçisi, kendileri bir belgesel çekmek istediler. Daha önce hiç sette bulunmamış almamış bu ekibin eğitimini ise Marker ve ekibinin üstlenmesi gerekecekti. Medvedkin Grubu aylar süren eğitim ve pratiğin ardından kendi mücadelelerini bizzat kendileri resmetmeyi başarmışlardı. Grubun, 1969 yapımı “Mücadele Sınıfı” (Classe de Lutte) adlı kısa belgeseli bir radikal amatör sinema örneği olarak yerini aldı.

Peki Medvekin Grubu’nun “imkânsız”ı başarması, “halkın elindeki kamera”yı icat etmesi nasıl teorize edilebilir? Bu durum işçinin kendi sınıfsal normların sıyrılıp “işçilikle” bağını koparmasına, yönetmeninde film yapımıyla bağını koparmasını anlatır. Toplumsal norm ya da rollerle olan bu ayrıklığın karşılığında hem işçi sınıfı kültür üretimine doğrudan etki etmiş hem de yönetmen işçi sınıfının sorunlarına doğrudan inme olanağı bulmuştur. Bu durum Medvedkin Grubu’nun çağdaşı olan Dziga Vertov Grubu’nda tam tersidir. Grup yıllar sonra Jean-Luc Godard’ın radikal yılları olarak anılacaktı.

Dziga Vertov Grubu’nun son eseri, 1972 yapımı “Jane’ye Mektup” (Lettre à Jane) filminin esin kaynağı olan fotoğraf

Bir diğer anahtar Sovyet sinemacıdan (Dziga Vertov’dan) ilham alan Jean-Luc Godard, Dziga Vertov Grubu’nu kurduğunda aklında Marker’ınkine benzer bir hayal vardı: işçi sınıfının sorunlarını sinema ile geniş kitlelere duyurmak. Lakin Dziga Vertov Grubu’nun metodu Medvedkin Grubu’nun amatörizminden radikal olarak farklıydı.

Dziga Vertov grubunun milis sinemaya yaklaşımı yazar-yönetmen yöntemi olarak adlandırılabilir.[6] Eğer halk kendi kendisini temsil ederse sadece dominant ideolojilerin sinema perdesinde yansıtılacağına inanan Jean-Luc Godard ve Dziga Vertov Grubu, kendilerini halkın sorunlarının bir yorumlayıcısı olarak gördüler. Dolayısıyla da filmlerini halkın gerçek sineması olarak yorumladılar. Dziga Vertov Grubu ve Medvedkin Grubu arasındaki bu çatışma, milis sinemanın da en temel çatışmalarından birini şekillendirdi: yönetmen amatörizm karşıtlığı.

Fransız Cinéma Militant’ın filmleri fabrikalarda ve okullarda bir tartışma ortamı içerisinde sergilemesi, ana akım dağıtım sistemi dışında yeni dağıtım ağları kurması ve sinemanın devrimci potansiyelini ortaya çıkarması Güney Amerika’yı ve Üçüncü Sinema’yı da doğrudan etkiledi.

Aynı yıllarda, milis sinemanın amatör ruhu ve Üçüncü Sinema’nın devrimci potansiyeli Türkiye’de de yansımalar buldu. Bunun en temel örneği de Genç Sinema Grubu oldu. Genç sinemanın avangart estetiği ve devrimci dağıtım ağları Türkiye’de siyasi belgesel ve aktivist videonun da temellerini atmış oldu.

Dipnotlar:

[1] Grant, Paul Douglas. Cinéma Militant: Political Filmmaking and May 1968. New York: Columbia University Press, 2016.

[2] Gerhardt, Christina, and Sara Saljoughi. “Looking Back: Global Cinema and the Legacy of New Waves around 1968.” In 1968 and Global Cinema, edited by Christina Gerhardt and Sara Saljoughi, 1-17. Detroit: Wayne State University Press, 2018.

[3] Stark, Trevor. “‘Cinema in the Hands of the People’: Chris Marker, the Medvedkin Group, and the Potential of Militant Film,” October 138 (Winter 2012): 117-150.

[4] “Sine-tren” (Rusça “Soyuzkino”); en basit tabirle, Medvedkin’in bir tren vagonunu sinema salonuna dönüştürüp Rusya kırsalını gezdirmesi anlamına geliyor.

[5] Croombs, Matthew. “In the Wake of Militant Cinema: Challenges for Film Studies.” Discourse: Journal for Theoretical Studies in Media and Culture (forthcoming).

[6] Third Text’in özel “militant imaj” sayısı bu konuda son derece aydınlatıcı bir kaynak. Bakınız, Eshun, Kodwo and Ros Gray. “The Militant Image: A Ciné‐Geography: Editors’ Introduction.” Third Text 25, 1 (January 2011): 1-12.