Victor Hugo’nun gözüyle Fransız İhtilali

‘93 İhtilali’nde Hugo, ihtilalin diyalektiğini de ustalıkla ortaya koyuyor: “İhtilalin yarattığı, aynı zamanda koruyucusu olan Convention medeniyeti de geliştirmeye çalışıyordu. Bu kurum hem insanları yakan bir fırın hem de medeniyete hizmet eden bir demirci ocağıydı. İçinde dehşet ve korku kaynayan bir fıçıda medeniyet de mayalanıyordu”

Victor Hugo’nun gözüyle Fransız İhtilali

93 İhtilali, Victor Hugo’nun çok bilinen bir romanı değil. 1831’de kaleme aldığı Norte Dame’ın Kamburu ve 1862’de yazdığı başyapıtı Sefiller’le 19. yüzyıl Fransız edebiyatının en iyileri ve dünya edebiyatının klasikleri arasına giren Hugo, bu yapıtında 1793 İhtilali’ni, sağlam bir tarihsel arka plana dayanan iç içe geçmiş çok esaslı birkaç hikâye ile anlatıyor.

Klasiklerin kaderlerindeki talihsiz bir yanı, popüler kültürün birer parçası haline dönüştürülmüş olmalarıdır, diye düşünüyorum. Don Kişot, Üç Silahşor (biz eskiler Üç Silahşorlar diye öğrenmiş sevmiştik), Savaş ve Barış, Vadim O Kadar Yeşildi ki, mesela Charles Dickens’ın romanları ve daha niceleri… tabii Notre Dame’ın Kamburu ve Sefiller… Hepsini ya sinemada izlemiş ya özetini ya da çizgi romanını okumuş, hikâyesini bir şekilde öğrenmişizdir. Hepsini biliriz! Bu yüzden, bu dev yapıtları çoğumuz okumamışızdır. Oysa edebiyat -hele ki klasikler- yakın tarihi anlamamız, dahası onun içine girebilmemiz için bize olağanüstü etkili ve zevkli bir alan açıyor. 93 İhtilali de işte böyle bir roman, bir tarih ve fikir romanı. Müthiş etkileyici ve merak uyandırıcı.

1793… 1789 Fransız İhtilali’nin üzerinden henüz birkaç yıl geçmiştir, aslında ihtilal sürmektedir demek daha doğru… Halk, Kral baskısının merkezi olarak gördükleri Bastille hapishanesini ele geçirerek mahkûmları serbest bırakmış, Kurucu Meclis atanmış, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi yayımlanmıştır. Üç Cehennem Tanrısı!.. ellerinde eldivenleriyle alabildiğince şık, soğuk bakışlı Robespierre, düğmeleri kopmuş yeleğiyle iri yarı Danton ve cüceye benzeyen Marat henüz Fransa’nın geleceğini avuçlarında tutuyor gibidir. Kral 16. Louis idam edilmiş, Cumhuriyetçilerle Kralcılar yani Mavilerle Beyazlar arasında iç savaş sürmektedir. Mavilerin kendi aralarındaki kanlı hesaplaşma da yakındır. İhtilale damgasını vuran, yurttaş hakları kadar giyotin olacaktır.

‘93 İhtilali’nde Hugo, ihtilalin diyalektiğini de ustalıkla ortaya koyuyor: “İhtilalin yarattığı, aynı zamanda koruyucusu olan Convention medeniyeti de geliştirmeye çalışıyordu. Bu kurum hem insanları yakan bir fırın hem de medeniyete hizmet eden bir demirci ocağıydı. İçinde dehşet ve korku kaynayan bir fıçıda medeniyet de mayalanıyordu.”

Romanın finalinde, iki Cumhuriyetçinin, papazla mahkûmun diyaloğu Cumhuriyet’in kendisiyle erken bir yüzleşmesi gibi. Hugo, kurguladığı bu final diyaloğunda kendisinden yıllar sonra tarihin akışına yön verecek yepyeni fikirlerin bir taslağını da ortaya koyuyor. Şaşırtıcı biçimde. Ve bugüne, barışın, devletin, kadın meselesinin… kısaca hayatın yeniden şekilleneceği yarının dünyasını, insanlığın ütopyasını tartışıyor.

Düşündürüyor: Her şeyin zamanı gelecek!

Ve uyarıyor: “Ütopiyi zorlarsanız onu öldürürsünüz. Bir yumurtadan daha savunmasız bir şey yoktur.”